Irkçılığa daha derinden bir bakış-3: Fanon: Sömürgecilikle hesaplaşmanın yolları

Fanon’a göre köle, Efendi’nin yerini almamalı; sistemi tamamen sona erdiren olmalıdır. Kendisine beyaz gibi bakmaktan kurtulması gerekmektedir siyahın. Anti-kolonyal tavrın da kendine dönüş ve özsavunma içermesi esastır

Cengizhan Kaptan

Hegel’in diyalektiğinde Efendi köleye muhtaç ve köle de tanınma arzusunun yerine gelmesi açısından efendiye muhtaç iken Fanon bunu olumsuzlar ve Efendi’nin oturduğu tahta oturacak bir kölenin kurtuluşa eremeyeceğini yazar. Ancak kölelerin olmadığı yerde Efendi’nin olamayacağını söyler. Hegel’in diyalektik sürecini yine Hegel’den yola çıkarak belirtirsek diyalektiğin son bulduğu ana, yani asıl kurtuluşa uzanır Fanon: bu kurtuluş köleliğin sona ermesi, sınıfların ve sömürünün tamamen ortadan kaldırılması ile mümkündür.

Yazı serisinin ilk bölümünde bazı sosyal bilimlerin ırkçılığı nasıl ele aldığını işledim. Ortaya çıkan sonuçlardan birisi de akademide sosyal bilimlerin ırkçılık sorununa göreceli anlamda daha geç bir süreçte eğilmeye başladıklarını, bunun akademinin kendi iç dinamikleri dışında toplumsal ve anti-kolonyal mücadelelerin baskısı sonucunda oluşan bir krizden kaynaklandığını ve alanda hâlâ bir çok bariyerin mevcut olduğu noktasıydı.

“Irkçılığı belki de ilk kez psikolojik ve psikanalitik açıdan ortaya koyan ve ona bu anlamda çok özel bir yer sağlayan çalışmaları gerçekleştiren isim Frantz Fanon’dur” dersem sanırım mübalağa etmemiş olurum. Kendisi Martinikli olan, bir Fransız sömürgesinde Fransız gibi yetişmenin ana görev olduğu kültürü ile yoğrulan Fanon, üniversite eğitimi için gittiği Fransa’da ırkçılığın yapısallaştırılmış ve içselleştirilmiş yanlarını görme, kavrama aşamalarından sonra bunlara karşı mücadele yollarının nasıl gerçekleştirileceğine dair anıtsal eserler çıkarmıştır ortaya; çok genç bir yaşta (36) yaşamının sonlanmasına rağmen özellikle “Kara Deri Beyaz Maskeler” ve “Yeryüzünün Lanetlileri” adlı eserleri hâlâ anti-kolonyal (anti-sömürgeci) hareketlerin başlıca ilham kaynaklarındandır.

Fanon’u Fanon yapan özellikler

Psikiyatri eğitimi alan Fanon psikanalitik düşünceye ‘öteki’nin bakış açısından önemli katkılar sağlamıştır. Özellikle Siyah Deri, Kara Maskeler ve Yeryüzünün Lanetlileri’nde psikanalitik kuramların (ve aynı zamanda Marksist ve varoluşçu kuramların da) Fanon özgülünde anti-sömürgecilik ve ırkçılık karşıtı bir biçimde nasıl ele alındığını görürüz.

Ömrünün ilk yıllarını geçirdiği Martinik’te sömürge dili Fransızca olduğu için Fransızca bilgisi ve aksanı yetersiz kalırsa ‘Fransızca konuşmayı dahi bilmiyor’ denileceği düşüncesi, ‘r’ harflerinin yutulacağı ve bir beyaz gibi konuşamama olasılığının verdiği sıkıntı psikolojik etkenleri ile birlikte ifade eder Fanon. İyi Fransızca bilen, kendini iyi ifade eden sıradan bir beyaz Fransa’da ‘Adeta kitap gibi konuşuyor’ diye nitelendirilirken Martinik’deki bir siyahın ‘Bir beyaz adam gibi konuşuyor’ şeklinde nitelendirildiğini belirtir. Fransa özenilen, yaşamak istenilen, gidilip yaşayanlar tarafından ‘hava atma’ vesilesi olan, “taşı toprağı altın” memleket olarak işlenir bir siyahın beynine. Fanon, ABD’deki bir araştırma merkezinin evli çiftlerdeki biyokimyasal değişiklikleri ölçmesinden yola çıkarak örneğin ve bunun yerine Fransa’ya gitmeden bir ay önceki ve Fransa’da bir ay kaldıktan sonraki bir siyahın psişik durumunun test edilmesini önerir insanbilimcilere. Artık kurumların, ekonominin beyaz egemenliği merkezinde dönmesinin yanında aynı zamanda gündelik hayatın normlarının da bu egemenlik tarafından belirlendiğine doğru evrilir düşünceleri. Buradaki önemli husus, siyahların da bu egemenliği gayet içselleştirmiş olmaları ve bu belirlenen egemen normlara katlanmalarına karşı Fanon’un duyduğu gerçeklikle yüzleşme öfkesidir.

İçselleştirilmiş beyazlık

Özellikle Freud, Jung, Adler ve bir ölçüde de Lacan’ın psikanalitik çözümlerini hem bilen hem de bunların beyazlara uygulanabilen, beyazlara yönelik özellikler içerdiklerini yazdıklarıyla hissettiren Fanon, Adler psikolojisine yakın duruyor gibi görünse de Freud, Jung ve Lacan’ın önermelerine de değinmiştir. Sözgelimi insan topluluklarına ait ‘kolektif bilinçdışı’ kavramını geliştiren Jung’un kavramını ‘Avrupa kolektif bilinçdışı’ olarak betimlerken, ortalama bir Avrupalının bilinçaltında kolonyal bir yapı bulunduğunu ortaya koymuştur aynı zamanda. Lacan’ın ayna evresinin siyahlara uygulanmasında, kendisinin bir “nesne” olduğunu ortaya koyarak daha zengin ve siyahlara yönelik bir noktaya taşımıştır psikanalitik tanımlamayı. Kendisini nesne olarak tanımlamasının, siyah olduğu için ayna değil bir kamera evresi olduğunu ve bu kameranın da beyaz gözlerle kendini gördüğüne dair psikanalitik araştırmalara ilham kaynağı olmuştur (Khanna, 2004; Oliver, 2004). Siyahın kendisini beyaz kamera bakışı ile görmesi, siyahın kendinde yerleşik, içselleştirilmiş beyazlık ile bir türlü kopmayan bağı aslen önemli bir kırılmanın göstergesidir ve beyazın yaşadığı yabancılaşmaya ek olarak siyahın ikinci bir yabancılaşmaya maruz kaldığını ortaya koymaktadır. Kendisine beyaz gibi bakmaktan kurtulması da gerekmektedir siyahın.

Hegel ile hesaplaşma

Fanon için, siyah olmanın ne demek olduğunu kavramak gerekli bir aşama olsa da yetersizdir. Her geçen gün daha net bir şekilde siyah olmanın farkına vardığı kadar mevcut sistemin bunu durmadan ve yeniden ürettiğinin de farkına varmasıyla birlikte sorunun ana kaynağı olan Avrupa-merkezci kolonyal anlayışa karşı mücadele edecektir. Hegel’in meşhur ve hakkında tonlarca sayfa yazılmış olan Efendi-köle diyalektiği ile de hesaplaşır Yeryüzünün Lanetlileri’nde. Fanon’a göre köle yani siyah, Efendi’nin yerini almamalıdır; sistemi tamamen sona erdiren olmalıdır. Efendi-köleyi sömürenler-sömürülenler olarak işleyen Fanon’un Efendi’nin sadece toprakları değil zihinleri de işgal ettiğini söylemesi kültürel işgal ve soykırımın bu kadar açıkça ele alınması açısından tarihsel bir dönüm noktası olmuş ve işgal altında olan, sömürülen ulusların direnişlerinde derin bir rol oynamıştır bu tespitler. Bu noktada Hegel’in felsefi sisteminde başlıca önemli hususlardan biri olan ‘Tanınma’ (Almancası Anerkennung) konusu önem kazanmaktadır. Hegel, Efendi’nin köle tarafından tanındığını ancak kölenin tanınmak için kıyasıya çaba harcadığını söyler ve karşılıklı tanınmanın gerçekleşmesi için iki tarafın da bir ölüm-kalım savaşına girdiklerinden bahseder. Oysa Fanon, Efendi olan beyazın adeta tanrılaştığını belirtirken siyahın ise beyaz olmayı asıl amaç olarak gördüğünü belirterek bu aşağılık durumdan bu şekilde kurtulmanın mümkün olamayacağını söyler. Hegel’in diyalektiğinde efendi köleye muhtaç ve köle de tanınma arzusunun yerine gelmesi açısından Efendi’ye muhtaç iken Fanon bunu olumsuzlar ve Efendi’nin oturduğu tahta oturacak bir kölenin kurtuluşa eremeyeceğini yazar. Ancak kölelerin olmadığı yerde Efendi’nin olamayacağını söyler. Hegel’in diyalektik sürecini yine Hegel’den yola çıkarak belirtirsek diyalektiğin son bulduğu ana yani asıl kurtuluşa uzanır Fanon: bu kurtuluş köleliğin sona ermesi, sınıfların ve sömürünün tamamen ortadan kaldırılması ile mümkündür.
Günümüzde de Fanon’un bu sınırların, bariyerlerin kaldırılması konusunda ilham kaynaklarından birisi olması bu nedenlerle anlaşılabilir. Anti-kolonyal kimliğin ortaya konulması, bu kimliğe karşı yapılan amansız saldırılar, ırkçılığın-ayrımcılığın-mülteci düşmanlığının körüklenerek yükseldiği bu zamanlarda Fanon’un ulusal kimlik ötesinde toplumsal ve politik bir kimlik oluşturma doğrultusunda kolonyal her türlü yapıya karşı mücadeleye manevi katkısının temelleri halen mevcuttur. Kadın mücadelesinde de öyle, ulusların kolonyal tahakküme karşı mücadelesinde de. Başka bir deyişle Yeryüzünün Lanetlileri olan sömürülenler, kadınlar, işçiler, köylüler, yerli halklar, sömürgeleştirilen veya ilhak edilen ulusların mensupları ezenleri ve sömürenleri artık daha da çok rahatsız etmekteler. Kadın haklarına, Kürtlerin mücadelesine dayatılan şiddet bu mücadelelerin her zamankinden daha da güçlü bir hale geldiğini ve egemenleri oldukça fazla rahatsız ettiğini göstermektedir.

Direniş ve politik bilinç

Kabul etmeliyiz ki kadınlar da Kürtler de ayrımcılık ve kolonyalizmi egemen güçler ve onların kurumlarından ve akademilerinden çok daha iyi analiz ettiler. Bilimsel bir araştırmanın popülasyonu olmak yerine barbarlığın doğrudan hedefiydiler çünkü. Bilimin gelişmesine, teorik çerçevelerin yeniden oluşturulmasına asıl katkı bu insanların direniş tarihinin o kurumlara yansıması ve oralarda etüd edilmesidir bir bakıma. Günümüzdeki toplumu ister Bauman’ın tabiri ile akışkan ister Bookchin’in tabiri ile atomlaşmış toplum olarak nitelendirelim: bu dağınıklık, bezginlik, parçalanmışlık durumundan kurtuluşun ana damarı politik bir bilinç ile bir arada olabilmektir. Bu bir arada olabilmek de her ezilen grubun kendi nesnel durumu tarafından belirlenmekle birlikte ezilen, sömürülen uluslarda ulusal, toplumsal ve politik kimlik ile mümkün hale gelebilir. Kolonyalizmi sömürgeci ve soykırımcı olarak değerlendiren ve bunu kültürel alanı da kapsayacak şekilde tanımlayan Fanon’a göre anti-kolonyal tavrın da kendine dönüş ve özsavunma içermesi esastır. Fanon’un duruşu yeryüzünün lanetlilerine bu öze dönüşün kendi tarih ve bilinçlerini kendi elleriyle oluşturma sancısı ve çağrısıdır. Siyah Deri Beyaz Maskeler’de “yaraya kendi elleriyle dokunmak” şeklinde ifade eder bunu.

‘Aslolan ulusal özgürlük’

Fanon hakkında dile getirilmesi gerekli önemli hususlardan birisi de kültürel perspektif ile sınırlı ulusalcılığa karşı mesafeli davranmasıdır. Aslında feyiz aldığı Cesaire ve Songher gibi siyah önderlerin olumsuzlandığı yeni bir sentez oluşturma sürecidir Fanon’un o dönemde yaşadığı. Ulusalcılığın bir politik doktrin ya da program olmadığını dile getirir Yeryüzünün Lanetlileri’nde. Bir ülkenin gerilikten, belirsizliklerden kurtulması için ulusal bilincin politik ve toplumsal bilince hızlıca yönlendirilmesi gerektiğini belirtir. Burada Fanon’un Marksist yanının hâkim olduğunu ve burjuvazinin gerici özelliğine değindiğini belirtmek isterim. Ancak Hegelci diyalektiği gayet iyi bildiği belli olan Fanon’un bunu bir reddetmeden ziyade bir süreç olarak dile getirdiğini anlamak da faydalı. Zira, ulusalcılıktan politik ve toplumsallığa adım atmaktan yani bir süreçten bahsediyor. Burada Hegel’in Fenomenolojisi’nde bahsettiği bir durumdan, tarihin doğrular-yanlışlar şeklinde değil, olanların üzerine konularak ilerleyen bir süreç olduğunu ve toplum ve insanın da tarihinin bu şekilde ilerlediğini söylemek faydalı olsa gerek. Haliyle, Fanon sömürgecilikten kurtuluşa giden yolda ulusalcılığı reddediyor olmaktan ziyade bu adımın hızlıca politik ve toplumsal bir yöne evrilmesinin önemini belirtiyor gibidir.

Kültürel kimlik konusuna oldukça eleştirel yaklaşan Fanon, aslolanın ulusal özgürlük olduğunu ve bu ulusal özgürlük sayesinde global özgürlüğe katkı sağlanabileceğini açıkça dile getirmektedir. Sadece kültürel odaklı çalışma ve araştırma yapan siyaset ve kurumların ulusal özgürlük mücadelesini baltalayacak karakterini çok önceden tespit etmiş olduğunu söyleyebilirim.

Fanon’un önemini çok saydığım, geçen yıl kaybettiğimiz Immanuel Wallerstein’dan bir alıntı ile bitirmek istiyorum. Wallerstein kendi websitesinde şöyle yazmıştı: “… Yorum hattımı değiştiren üç isim Frantz Fanon, Fernand Braudel ve Ilya Prigogine oldu. … Fanon benim için modern dünya-sistemi dışında kalan kişilerin sesi, vizyonu ve sadece adalet değil entelektüel değerlendirme iddiasına sahip olduğu konusundaki ısrarlarının keskin sonucunu temsil ediyordu.” Wallerstein’ın Fanon ile 1960’da tanışması sonrasında yaşamının uzun yıllarını Afrika üzerine çalışmaya vermesi tesadüf olmasa gerek.

Anti-kolonyal mücadelenin tarihsel figürlerinden Fanon’un kapitalist moderniteye karşı tutumunu, kapitalist moderniteye karşı geliştirilen bu tutumun yeni bir Efendi yaratmak değil, Efendiliği ve köleliği tamamen ortadan kaldırmaktan geçtiğini önemle vurguladığını belirtelim. Böylelikle bu bölümü de noktalamış oluyoruz. Bir sonraki bölümde Beyazlık ve kolonyalist beyaz ırkçılığından esinlenerek Türkiye’deki Kürt sorununu da ele alan Türklük Sözleşmesi adlı eseri inceleyerek devam edeceğim.

Kaynaklar

Alessandrini, A. C. (2005). Frantz Fanon: Critical perspectives. New York, NY: Taylor & Francis.
Bulhan, H. A. (1985). Frantz Fanon and the psychology of oppression. New York, NY: Plenum Press.
Caute, D. (1970). Frantz Fanon. New York, NY: The Viking Press.
Fanon, F. (2007). Yeryüzünün Lanetlileri. İstanbul: Versus Kitap.
Fanon, F. (2008). Black skin white masks. London: Pluto Press.
Khanna, R. (2004). Dark Continents: Psychoanalysis and Colonialism. Durham: Duke University Press.
Hook, D. (2004). Critical psychology. Lansdowne, South Africa: Juta Academic Publishing, 114-137.
Oliver, K. (2004). The Colonization of Psychic Space. Minneapolis: University of Minnesota Press.
Wallerstein, I. (2009). Reading Fanon in the 21st century. New Left Review, 57, 117-125.

YARIN: Irkçılığa ve ona eklemlenmiş milliyetçiliğe karşı mücadele

Kaynak: Yeni Yaşam

İlginizi çekebilir