İran’da LGBTİ+ ve kadın, Türkiye’de mülteci olmak

12 yaşında zorunlu evlilik yapmış kuzeniyle ve 13 yaşında anne olmuş. ailesi tarafından ikna olundu, İran’a geri gönderildi. Boğazı kesildi, kesik başı yaşadığı sokaklarda dolaştırıldı.

Ölüye Saygı ve Adalet İnisiyatifi, Ocak 2021’den bu yana toplanıyor. 10 Nisan 2021’de başlayan panellerin yedincisi Ölü Bedenlere Yönelik Şiddetin Toplumsal Cinsiyetini Konuşmak” idi. 

“Ölü Bedenlere Yönelik Şiddetin Toplumsal Cinsiyetini Konuşmak” paneli 26 Şubat 2022’de gerçekleşti. Mekiye Ormancı moderatörlüğündeki programda Kayuş Çalıkman Gavrilof, Fatoş Hacıvelikızı, Meral Danış Beştaş, Aysel Avesta ve Esmail Fattahi katıldılar. Bu dizimizde paneldeki konuşmaların çözümlerini yayımlıyoruz, panelleri kayıttan da izlemek mümkün. 

“Türkiye’de ölülere yönelik şiddet”, “Farklı İnançlar cenazelere ve mezarlıklara saldırıları konuşuyor”, “Hukukçular Ölüye Saygı ve Adaleti Konuşuyor” , “Basında Ölülere Yönelik Şiddetin Yeri”  ve “Adli Tıp Kurumu Çerçevesinde Ölülere Saygı ve Adalet” , “Yas, Hafıza ve Politika” başlıklı panelleri de buradan okuyup, izleyebilirsiniz.

Özellikle de konuşmacı arkadaşlarımızdan duyduğum hikâyeler yani kendi deneyimim olmuş, kendim de aynılarını yaşamışım gibi. Kadın bedenlerine şiddet erkek egemenlikten kaynaklanan sınırlara bağlı olmuyor. İran’da da aynısını yaşıyoruz, Türkiye’de de aynısını yaşıyoruz.

Kadına yönelik şiddet bu düzenden kaynaklı her bir yerde vardır. Fazla Türkçeye hâkim olmadığım için ben çok politik bir konuya girmeyeceğim sadece örnekler vererek mültecilere yapılan ve İran’da olan kadınlara yapılanlarla, cinsiyetleri için, kadın oldukları için gördüğümüz örneklerle bu konuyu açıklamaya çalışacağım.

Her bir mezar taşı altında tam bir tarih yatıyor. Ölü bedene saygıyı dinler ve düşünceler insani bir görev olarak görüyor. Kadın bedeni bu düzende politik bir aracı olarak, devlet tarafından, devlet ideolojisine bağlı olan gruplar tarafından ve aile taraflarından uygulanıyor ve defalarca buna şahit oluyoruz.

Bir örnek söyleyeyim. Geçtiğimiz haftalarda basında bir haber yayımlandı, 17 yaşında bir kadın Türkiye’de yaşıyordu. 12 yaşında zorunlu evlilik yapmış kuzeniyle ve 13 yaşında anne olmuş. Şu anda bir çocuğu var ve ailesi  tarafından ikna olundu ve yeniden İran’a gönderildi. İran’a geri gönderildikten sonra öldürüldü, boğazı kesildi, kesik başı yaşadığı sokaklarda dolaştırıldı.

Bir onur yürüyüşü gibi, bir gövde göstergesi gibi, bir kadının simgesi gibi, kendisini namusunu korumak için, yaşadığı mahallelerde sokaklarda namussuz damgası yemesin diye sokaklarda dolaştırdı. Bu sadece ailenin cinsiyet ve namus düşüncesinden kaynaklanmıyor.

Yasalarda da bunu görüyorum. 12 yaş bir kız çocuğu için oyuncaklarıyla oynama zamanıdır, bunun eğitim alma zamanıdır. Mahkeme kararıyla yetişkinlik kararı verilmiş ve bu kız çocuğu da evlilik yapmak zorunda kalmış. Şiddetten kaçmak için Türkiye’ye gelmiş, burada da sömürülmeye, cinsel tacizlere maruz kalmış ve son olarak da vahşice katledildi.

İkinci örnek Gendom adında bir trans kadından bahsedeceğim. Bu da geçtiğimiz aylarda İstanbul’da kendi evinde ölü halde bulundu. İstanbul’da tekstilde çalışıyordu. İstanbul’da patron tarafından söylenmiş, bu belalar sizin yüzünüzden bizim başımıza geliyor, denmiş.

Burada olan sıkıntılar siz geldiğinizden sonra başlamış denmiş ve bu insan işten atıldı. İşten atıldıktan sonra kendi evinde ölü halde bulundu ve belli değil yani öldürülmüş mü yani baskılardan dolayı kendisi mi intihar etmiş. Ailesi tarafından, sadece trans olduğu için suçlandığından, cenazesine sahip çıkan olmadı ve maalesef burada kimsesizler mezarlığına defnedildi.

Diğer konu da biz İstanbul Sözleşmesi’nden çıkılmasını protesto eden eyleme katıldığımız için dört kişi gözaltına alındık ve hakkımızda sınır dışı kararı çıktı. Bunun çıkma sebebi, kendi kız kardeşinin cenazesine yapılan şiddet uygulamasından oldu. Kız kardeşi Kürt, kendi ailesi Kürt zaten.

İran’da protestolarda gözaltına alınıp sorgulama aşamalarında tacize maruz kalıyor, işkencelere maruz kalıyor ve çıktıktan sonra hala direnişine, mücadelesine devam ediyor. Ve mahkemenin kararı çıktıktan sonra da, uygulamadan önce bir şekilde kaybediliyor. Ailesi aylarca hastanelerde, cezaevlerinde peşinden gittikten sonra son olarak ölü bedenini buluyorlar. Tanınmaması için, teşhis edilmemesi için yüzünü bile yakmışlar. Vücudunda morluklar var ve ailenin çabasıyla teşhis edildi.

Bu kadın Kürt olduğu için, kadın olduğu için, direndiği için bu şiddet uygulanmış. Ve hala da ailesine medyaya bu konuyu konuşmaması için baskı yapıyorlar. Mezarlığına gitmeye hala izin vermiyorlar, cenaze töreni bunun için yapılmadı. Neden? Çünkü rejime karşı, İran’da olan hükümete karşı büyük protestolara dönüşebilirdi.

Ailesi istediği mezarlıkta bile defnedemediler. İran istihbaratı gizli bir şekilde onu götürdü, kendi istediği mezarlıkta defnetti ve sonunda yeri söylediler. Bu hikâyeyi sadece örnek olarak söyledim, Kürt kadınlarına İran’da hala defalarca bu yapılıyor ve şimdi de devam ediyor. İran’da Kürt aileler, kızlarını, yıllar önce zorla kaybedilmiş çocuklarını arıyorlar ve hala da çocuklarının kemiğini bile bulamıyorlar, mezarlarını bulamıyorlar. Aileler bunu sorunca da maalesef büyük işkencelere maruz kalıyorlar.

Eskiye döndüğümüz zaman, İran İslam devleti olduktan sonra, 1998’den sonra, kültür devrimi diye bir süreç başlatıldı İran’da. Feminist kadınları, solcuları, LGBTİ+  olanları ve bütün muhalefeti İran’da olan hükümet, kendini ideolojik açıdan daha da güçlendirmek için ortadan kaybetmeye çalıştı, ortadan kaldırdı.

İran’da toplu mezarlar var Khavaran adında ve “Khavaran Anneleri” diye bir grup var. 30 seneden fazlardır ailelerinin, çocuklarının, eşlerinin cenazelerini, mezarlarını bulmak için uluslararası düzeyde mücadele ediyorlar. Onlar Türkiye’de olan Cumartesi Anneleri gibi ay sonları, yani her ayın ilk cuması, bu toplu mezarlarda toplanıyorlar ve eylemlerinde pek çok kez şiddete maruz kalmışlardır ve kendileri gözaltına alınmıştır.

İran’da başka bir konu da var. İnanışa göre bir kadın eğer mezara defnedildiği zaman bakire olursa bu kadın cennete gider. Ne kadar günahı olsa da günahları affedilecek ve cennete gidecek. Ondan dolayı da, bu kültür devrimi döneminde, kadınları idam ettikten sonra, bu düşünceden ötürü, bunlar cennete gitmesinler diye ölü bedenlerine bile tecavüz olmuş, cinsel taciz etmişler ki bunlar cennete gitmesin.

Tacizden ve gömüldükten sonra ailesine diyorlar ki sizin namusunuzu temizledik, kirli bir lekeyi aileden sildik biz ve ailelerin de mutlu olmasını istiyorlar. Ailelerine verdikleri şey sadece bir tane valiz veya özel bir eşyaları oluyordu. Keza İran’a geri gönderilen ve kesilmiş başı sokaklarda dolaştırılan kadını da anlattım.

Ailesi, bu katili, bu vahşi cinayeti affederse hiçbir şekilde ceza almayacak. Ailesinde de öyle cinsiyet düşüncesi var ki yani bu ailenin namusu temizlenmiş, o yüzden de bu katil hiçbir şekilde ceza almayacak ve karşımıza yüzlerce böyle cinayet çıkıyor. Yüzlerce böyle örnek var ki hala görebiliyoruz.

Savaşlarda, ülkeler arası savaşlarda da, kadının ölü bedeni bile bir fetih simgesi gibi, bir kaza simgesi gibi hala kullanılıyor. İran-Irak savaşında öldürülmüş kadınların çıplak vücutları elektrik direklerine asılmış ve bunu bir gösterge olarak, kazanım göstergesi olarak yapmışlar.

Hala da savaşlarda kadın bedeni, yani böyle bir amaçla da hala kullanılıyor. Bunu diyebilirim ki bu mücadele ortak bir mücadeledir, kadın aktivistlerin arasında büyük bir dayanışma mücadelesidir ve birlikte daha güçlü bir şekilde bu şiddete karşı mücadele edip kazanabiliriz.

* 26 Şubat 2022’de webinar olarak gerçekleşen “”Ölü Bedenlere Yönelik Şiddetin Toplumsal Cinsiyetini Konuşmak” paneli  kayıtlarını Leyla İşbilir yazıya döktü, Ölüye Saygı ve Adalet İnisiyatifi yayına hazır hale getirdi. Metindeki arabaşlıklamayı bianet yaptı. Manşet görseli ve metin görsellerini Korcan Uğur düzenledi. Ölüye Saygı ve Adalet İnisiyatifi’ne çalışmayı bianet’te yayımlama imkanı verdikleri için teşekkür ediyoruz. e-posta: [email protected] 

Kaynak: Bianet – Esmail Fattahi

İlginizi çekebilir