Türkiye’deki kadınların mücadelesi, yaklaşan seçimler düşünüldüğünde İran ve Türkiye arasında benzerlikler var mı? Farklılıklar ne anlama geliyor? Dahası İran’da yükselen ve tüm dünyaya umut veren İranlı kadınların protestolarına dair Türkiye’deki siyasilerden neden ses çıkmıyor?

Orta Doğu Teknik Üniversitesi (ODTÜ) Bölge Çalışmaları Öğretim Üyesi ve Ortadoğu Araştırmaları Ana Bilim Dalı Başkanı Dr. Derya Göçer, “İran örneği kadın mücadelesinin kapsayıcı, ulus içi farklılıkları aşabilen doğasını gösterdi” diye söze başlıyor, Türkiye’deki kadın hareketini işaret ediyor:

“Kadın mücadelesinin bu alanlardaki mücadeleyle nasıl iç içe geçebileceği de 2023’te İran ve Türkiye açısından takip edilebilecek bir konu.”

Bugün 17 Ocak 2022. Bundan tam 4 ay önce İran’da “ahlak polisleri” 22 yaşındaki Jîna Mahsa Amini’yi gözaltına aldı ve öldürdü.

O günden bu yana İran’ın baskıcı rejimine karşı alanlara çıkan kadınlar ve erkekler, İran’ı direniş alanına çevirdi.

Polislerin kullandığı güç nedeniyle onlarca kişi yaralanırken, HRANA’nın verilerine göre, 15 Ocak itibariyle aralarında 71 çocuğun da olduğu 524 protestocu yaşamını yitirdi.

Basına yansıyan bilgilere göre en az 4 kişi idam edildi. İran, idam cezasının en fazla uygulandığı ikinci ülke.

Türkiye’deki kadınların mücadelesi, yaklaşan seçimler düşünüldüğünde İran ve Türkiye arasında benzerlikler var mı? Farklılıklar ne anlama geliyor? Dahası İran’da yükselen ve tüm dünyaya umut veren İranlı kadınların protestolarına dair Türkiye’deki siyasilerden neden ses çıkmıyor?

Dr. Derya Göçer yanıtladı.

İran’da kadınlar 4 aydır mücadele ediyor. Sokaklardalar. Siz kadınların bu kadar kararlı bir şekilde mücadele edeceğini tahmin ediyor muydunuz?

İran’da kadınlar farklı şekillerde 1979 kışından beri mücadele ediyorlar. 8 Mart 1979  günü çok kitlesel bir şekilde Tahran’da yürümüşler ve Humeyni’nin İran’a gelir gelmez ortaya koyduğu başörtüsü konusuna itiraz etmişlerdi.

O günün görüntülerine ve röportajlarına baktığımızda bugün, 2022/23’teki gündemlerinin benzerliğini görüyoruz. İran’da kadınların direnişi, rejimin baskıcılığı kadar eski. Sonrasında farklı mekanizmalar kullanarak direnmeye devam ettiler.

Sivil toplum kuruluşları kurdular, meslek örgütleri kurdular, bazen diaspora ile dayanışma gösterdiler. Sosyal medya ile Beyaz Çarşamba protestoları örgütlediler, başörtüsüz fotoğraflarını sosyal medyada paylaştılar. Onlara açılan her alanı kullandılar, eğitime katıldılar, işgücüne katıldılar, çok kısıtlarla da olsa siyasete katıldılar.

Karşılarında ise cinsiyet eşitsizliğini hukuki bir araca ve rejimin değişmez bir parçasında dönüştürmüş bir siyasi elit grubu var. Anayasa ve tüm hukuki yapı içinde kadınlara çeşitli engeller gömülü. Aslında başörtüsü zorunluluğu bu eşitsizliklerin sadece bir kısmı. Fakat bedensel bir müdahale olduğundan çok somut bir mücadele alanı.

Kadınların yıllardır kararlı bir şekilde mücadele ettiğini görüyorum. Ancak bu mücadelenin a) rejimi hızla doğrudan hedef almasını, b) sokaklarda olmasını ve c) ulusal ölçekte, etnik ve mezhebi farklılıkları kapsayacak şekilde olmasını sosyal bilimciler olarak öngörmedik.

2022’de başlayan protestoların devrim sonrası İran’ın tüm diğer kalkışmalarından farkı özellikle ulusal ölçeğidir.

“Hükümetin programı mercek altında”

Peki protestoların siyasi elitler açısından anlamı ne? Ve direniş arttıkça ne yöne evrildi?

Protestonun elitler için birçok anlamı var. En öne çıkan konu protestoların nasıl bastırılacağı üzerine bir strateji belirlenmesi noktasında kendi içlerindeki ayrımlar oldu.

İran’da siyaset kabaca muhafazakârlar ve reformistler diye ayrılsa da, özellikle 2009’da Ahmedinejad’ın tekrar seçildiği seçimlerde oyların çalındığı iddiasıyla ortaya çıkan ve kitleselleşen reformist taleplerin bastırılması ile reformistler gittikçe sistemin kenarına itildiler. Son seçimlerde hem reformist hem de bazı muhafazakâr adayların seçime katılması onaylanmadı.

Seçimlere katılım da rekor düzeyde düşüktü, yüzde 80’lerden 40’lara düştü. Reformist birçok lider ev hapsinde. Fakat muhafazakar elit de kendi içinde ayrılıyor ve işte 2022 protestoları ile bu ayrım biz dışarıdan gözleyenlere bile görünür oldu.

Örneğin Meclis Sözcüsü Ghalibaf, biz özür dilense iyi olurdu dedi. Rejimin kurumlarında hala kendine yer bulabilen reformistlerden Muhammet Sadr, bu protestoların ekonomik kriz ile birleşmelerinin çok tehlikeli olacağını ifade etti.

Elit içi tartışmalara dair en somut olarak görebildiğimiz ise Reisi hükümetine gerek gazetelerde gerekse milletvekillerinin ifadelerinde daha çok yüklenildiği ve hükümetin performansının mercek altına alındığıdır.

Ocak’ın ilk haftalarından bir gelişme elit içi tartışmanın geldiği yeri gösteriyor. Eski Savunma Bakanı yardımcısı Ali Rıza Ekberi, İngiltere için istihbarat toplamakla yargılandı. Ekberi, Ulusal Güvenlik Konseyi Başkanı Şehmani’yle ilişkilendiren bir isim.

Bu yargılamanın protestolara kısmi ama kökten reformlarla cevap verilmesi gerektiğini ifade eden muhafazakâr elit üyelerine bir mesaj olduğu, pozisyonlarının tehlikede olduğu hissini vermeyi amaçladığı konuşuluyor.

14 Ocak 2023’te Ekberi idam edildi. Aynı zamanda İngiltere vatandaşı olduğundan bu yargılama ve idam İran-İngiltere ilişkilerini de daha da gerdi.

“Hamaney çelişkili”

İran’ın dini lideri Hamaney’in “kötü tesettürlüler de bizim kızlarımızdır” açıklaması ne anlama geliyor?

Burada Hamaney’in çelişkili konuşmaları olduğunu görmemiz gerekir. Bu konuşmayı ben dünyanın birçok yerinde isyan eden gençlere paternal/ebeveyn gibi bir yaklaşımla konuşmayı deneyen  liderlerin konuşmalarına benzettim.

Sokaktaki gençlere, ‘‘sizler de bizim evladımızsınız, sadece biraz kafanız karışık, biz sizi dışlamıyoruz, kapsamaya çalışıyoruz’’ gibi bir yaklaşım olduğunu düşünüyorum.

Arif Keskin bir söyleşisinde Hamaney böyle demezse İran’da gençlerin çoğunu ötekileştirmiş ve devrime bağlı olmadıklarını kabul etmiş olur, bu da onu daha fazla zorlar diye bir açıklama yapıyor. O açıklamaya da katılıyorum.

Sonuçta otoriter rejimler rıza inşa etmek zorundalar, sadece baskı mekanizmalarıyla bir rejim ayakta kalamaz.

Herkesin değil ama anlamlı bir çoğunluğun rızasını aldıklarını iddia edebilecek bir durumda olmalılar.

Bence Hamaney’in nadir rıza inşası anlarından biri bu oldu. Ancak somut politikalar için çok anlamlı olmadı zira sonrasında yaptığı Emniyet Genel Müdürü, Kültür Devrimi Konseyi üyeliği gibi atamalarda toplumun şu anki talepleriyle taban tabana zıt isimleri seçti.

Bu da bu tür konuşmaların İranlı kadınların günlük hayatları, güvenlikleri ve iyilik halleri açısından çok anlamlı olmadığını düşündürtüyor.

“İran’da sistem baskı kurmak için manevra yapıyor”

Kadınlar açısından daha baskıcı bir dönem mi geliyor sizce?

Eğer muhafazakar elit kendi arasında protestolara şiddet ve idam dışında nasıl bir siyasi cevap verileceğine dair ortak bir stratejiye varamazsa, Hamaney’in güvenlikçi ve baskıcı, tavizsiz yaklaşımı en azından kendisi ölene kadar devam edecektir. Bu da daha baskıcı olmasa da baskının aynı şekilde devam edeceği bir hayat demektir.

Kadınların özgürleşmesine ve toplumsal cinsiyet eşitliğine dair programı olan, yeni bir İran kurgusu olan bir önderlik toplumsal hareketin içinden çıkmadıkça, mevcut sistemin içindeki manevralar kadınlar üzerindeki baskıları kaldırmaya yetmeyecektir.

“Yasak kalktı diye bir durum yok”

İran’daki kadınların başörtüsüz görüntüleri çok yayılıyor. Siyaseten olmasa da sokakta başörtüsü yasağı kalktı gibi, siz ne düşünüyorsunuz bu konuda?

Bu görüntülerin nerelerden olduğuna baktığımızda nispeten üst orta sınıf ve merkez İran’dan geldiğini görüyoruz. AVM’lerde, bazen sokakta ve metroda.

Ünlü oyuncu Alidusti’nin protestolara verdiği destek nedeniyle tutuklanmasından 2 hafta sonra yüksek bir kefaletle serbest bırakıldığında hapishane önündeki başörtüsüz fotoğrafı özellikle dikkatimi çekti.

Uluslararası medyada dolaşacak bir görüntüydü ve hapisten yeni çıkmış bu kadının cesareti gerçekten ilham vericiydi.

Ancak hala daha kadınların başörtüsüzlüğü onlar için bir cesaret konusu. Yasak kalktı ve rahat ettiler gibi bir durum olduğunu düşünmüyorum.

Çok yüksek bedel ödeyerek (ölümler, tutuklanmalar, gözaltında taciz, tecavüz, işkence, kaçırılma) edindikleri ve devamı riskli bir kazanım olduğunu düşünüyorum.

Başörtüsüz gezmek hala İran’da aslında rejime bir itiraz ve protesto. Her protestonun büyük kitlesel yürüyüşler olmasına gerek yok. Kadınların günlük hayatı birçok yaratıcı direniş anına sahne oluyor.

Yeni yasa tasarısında İrşad devriyesinin kaldırılacağı iddiası var. Siz bu tasarıyı sorunları çözen bir tasarı olarak görüyor musunuz? Çözer mi İran’ın yaralarına ilaç olur mu?

Yeni yasa başörtüsü ve genel giyim denetleme konusunu daha sivil kurumlara bırakmayı öneriyor. Ancak hala daha yüksek bedellerden söz ediliyor.

Para cezası, seyahat engeli, ehliyetin alınması, banka hesaplarının dondurulması gibi. İran’ın yaralarının sistemsel olduğunu, böyle bir yasayla değişmeyeceğini protestocuların sloganlarında görüyoruz. ‘‘Diktatöre Ölüm’’, ‘‘Devrim Muhafızları ve Besic, siz bizim İŞİD’imizsiniz’’ gibi sloganlar bayağı açıklayıcı.

İran’da 2021’de 314 kişi idam edildi

Birleşmiş Milletler (BM) İnsan Hakları Yüksek Komiseri Volker Türk, İran’da Jîna Mahsa Amini’nin hayatını kaybetmesiyle başlayan protestolarla bağlantılı olarak verilen idam cezaları hakkında açıklama yaptı. Bu cezaları eleştirdi. Şimdiye kadar bildiğimiz kadarıyla 4 protestocu idam edildi. En az 109 protestocunun da idam cezası ile karşı karşıya olduğu söyleniyor. İdam cezaları toplumda daha büyük bir nefrete neden olmuyor mu?

İdam cezaları İran için maalesef yeni bir yöntem değil. 1979 İran devriminde Şah’ın gitmesinin ardından geniş bir devrimci koalisyon vardı.

Humeyni ve ekibi bugün protestolara karşı kullanılan yöntemleri kullanarak bu koalisyon içindeki siyasi mücadeleyi kazandı ve İran İslam Cumhuriyeti’nin kurdu. İdamlar, işkence altında alınan ve kaydedip yayınlanan itiraflar, kaçırılmalar, faili meçhuller o dönemde vardı. Sonraki 43 yıl boyunca da olmaya devam etti. İran dünyada en çok idam yöntemini kullanan ülkeler arasında 2. sırada. 2021 yılında 314 kişi idam edilmiş.

2022 Aralık ayı ve 2023 Ocak ayında gerçekleşen dört idam ise İran toplumuna dört gencin yasını bıraktı.

Bu vakalarda ve ölüm cezası verilen ve infaz bekleme durumuna düşen diğer vakalarda mahkemeler çok hızlı, avukatlara erişim yok, adaletsizlik çok belirgin.

İdamların benim görebildiğim üç sonucu oldu.

1) Öfke ve yas ve toplumsal travma derinleşti, büyüdü. İdamların hemen arkasından genelde yüksek katılımlı ve ulusal ölçekte yaygın protestolar oldu. 2) Sonrasında Ekim, Kasım ve Aralık başına göre protestolar azaldı, katılım da düştü. 3) Uluslararası toplum daha büyük tepki göstermeye başladı.

Protestoların azalmasında elbette başka etkenler var, kışın bastırması; genel olarak ayların ardından gelen yorgunluk, kullanılan maddi ve manevi kaynakların tükenmesi; protestocuların bir olgunlaşma evresine geçiş yapmakta zorlanmaları, sokağa çıkma çağrıları yapan mahalle komitelerinin iç koordinasyonu gibi.

“İran ve Türkiye ilişkileri hem
rekabet hem işbirliği içeriyor”

Orta Doğu Teknik Üniversitesi, Sosyal Bilimler Fakültesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Derya Göçer Saha Araştırmaları ve Orta Doğu Çalışmaları Bölüm Başkanı.

Çalışma alanları Orta Doğu’da devrimler, sosyal hareketler ve uluslararası ilişkiler.

İran’da yanıbaşımızda bu kadar hareketlilik varken, Türkiye’den siyasetçilerden iktidar partisinden özellikle bir ses çıkmamasını neye bağlıyorsunuz?

Öncelikle Türkiye genel olarak bazı özel durumlar dışında başka ülkelerdeki iç siyasete dair çok proaktif konuşan bir diplomatik geleneğe sahip değil. İran ve Türkiye çok zorlu zamanlarda hem rekabet hem işbirliğini devam ettiren ülkeler.

Bu da aslında mevcut Türkiye yönetimini de önceleyen bir gelenek. Bir dış politika konusu olarak Türkiye’nin Suriye’de yapmaya çalıştığı yeni hamleleri İran’ın düşük düzeyde de olsa işbirliğini gerektirebilir.

Son ayların konularından Esad’la normalleşme, ya da kara operasyonu, bu hamlelerin hepsinde İran da bir paydaş.

Son olarak Türkiye’de toplumsal olarak en canlı konulardan biri kadına karşı şiddet konusu. Her 8 Mart’ta yoğun kolluk kuvvetleri baskısına rağmen kadınlar sokağa çıkıyor.

İstanbul Sözleşmesi’nden çekinilmesi kadınlar için çok önemli bir mücadele alanı da yarattı. Formel siyaset kadın eşitliğinin ve mücadelesinin önünü tıkadıkça, sokakta, gündelik hayatta bu mücadelenin güçlü olarak gelmesini de aslında bir ölçüde kışkırtmış oluyor. Seçim gündeminde kadın mücadelesi daha da kritik bir yere gelebilir.

Türkiye’de iktidar aile değerleri ve milliyetçilik üzerinden bir kampanya yürütecek gibi gözüküyor. Bu durumda komşudaki kadınların isyanları hakkında sessiz kalmak aynı zamanda bir iç politika tercihi.

Fakat muhalefet de çok daha aktif bir biçimde Türkiye’de kadınların yaşadığı eşitsizlikleri ve şiddeti gündeme getirebilir. İran örneği kadın mücadelesinin kapsayıcı, ulus içi farklılıkları aşabilen doğasını gösterdi.

Enflasyon, kur krizi, işsizlik gibi İran’la aynı değilse de benzer bazı koşullara da sahibiz. İran ekonomisi yaptırımlarla çok darbe aldı ama aynı zamanda yönetim sorunları, yolsuzluk ve askeri harcamalar da halkı daha da sıkıştırdı.

Kadın mücadelesinin bu alanlardaki mücadeleyle nasıl iç içe geçebileceği de 2023’te İran ve Türkiye açısından takip edilebilecek bir konu.

“İran büyük bir toplumsal travma geçiriyor”

Son olarak eklemek istedikleriniz nelerdir?

Öncelikle bu protestoların İran için dönüm noktası olduğunu vurgulamak isterim. İran büyük bir toplumsal travma geçiriyor ancak aynı zamanda diğer toplumlara ve kendi geleceğine bir miras bırakıyor.

Toplumsal hafızalarında yeni bir dönem olacak.  İran, rejim devrilmese de, artık aynı İran olmayacak. 2023 yılında bu protestolar artan enflasyon, enerji krizi, işsizlik ve yolsuzluk konularıyla birleşmesi halinde, farklı sınıfların koalisyonuna dönüşmesi ve kitleselleşerek güçlenmesi söz konusu olabilir.

Fakat şiddet ve baskılar arttıkça, ekonomik krizin derinleşmesiyle insanların örgütlenme kaynakları da azaldıkça tam aksine bir süreliğine sessizleşebilir.

Bu sessizliğin kalıcı olmayacağını ve İran’da meşruiyeti çok sarsılmış rejimin mutlaka yeni toplumsal hareketlenmelerle karşı karşıya kalacağını düşünüyorum. Bu konuda daha küresel bir analiz için Cihan Tuğal’ın 2022 bilançosu yazısına bakabilirsiniz.

Ortadoğu gibi genelde büyük güçler ve bölgesel rejimlerin belirlediğine inandığımız bir coğrafyada, halkların seslerinin tüm yapısal kısıtlara rağmen çıkabildiğini görmemiz ve buradan bazı ilhamlar almamız önemli diye düşünüyorum.

Ortadoğu’da devrimler ve toplumsal hareketler çalışan bir akademisyen olarak derslerimde öğrencilerimle birlikte İran’dan Tunus’a tabandan gelen hareketlerin, çeşitli toplumsal koalisyonların etkilerine bakmaya çalışıyorum.

Bazen seçimde oy kullanarak, bazen 8 Mart’ta yürüyerek, bazen sadece dijital aktivizm ile, biz de bu zor ama güzel coğrafyada kaderlerimize etki edebiliyoruz.

Her türlü baskı altında gene de kendi bedensel, hukuksal, toplumsal özgürlükleri için ses çıkaran İranlı kadınlar ve onları mücadelesini destekleyen İranlı erkekler, bize yenilgi duygusu hissettiğimizde ilham olsunlar isterim.

Elitlerin kurduğu cephe karşısında başka bir cephe, koalisyon, birliktelik üretmeye çalışıyorlar.

Ne olmuştu?

Doğu Kürdistan’ın Sakız kentinden başkent Tahran’a akrabalarını ziyarete gelen 22 yaşındaki Jîna Mahsa Amini, erkek kardeşinin kullandığı aracı durduran ahlâk polisince gözaltına alındı. Kardeşine, nasihat edilip serbest bırakılacağı söylenerek götürülen kadının, gözaltına alındıktan iki saat sonra komaya girdiği ve kaldırıldığı hastanede öldüğü ortaya çıktı.

İran devlet televizyonu Amini’nin dövüldüğü iddialarını yalanlayarak, polisin kadını “nasihat etmek ve eğitmek” üzere karakola götürdüğünü ve orada kalp krizi geçirdiğini söyledi. Amini’nin akrabaları, kadının herhangi bir kalp rahatsızlığı olmadığını açıkladı.

Devlet televizyonu bir polis karakolunda Amini olduğu söylenen bir kadının oturduğu koltuktan bir yetkiliyle konuşmak üzere kalktıktan sonra yere düştüğünü gösteren güvenlik kamerası kayıtları yayınladı. Ancak, görüntülerden kadının Amini olduğu doğrulanamadı.

Amini’nin dövülerek öldürüldüğü yolunda sosyal medyada yayılan iddialarını reddeden Tahran emniyeti ise konuyla ilgili açıklamasında, “Ayrıntılı araştırmalara göre, Amini’nin araca alınması sonrasında ve tutulduğu karakolda fiziksel bir temas olduğunu” reddetti. Ancak, İran’ın yarı resmi Fars haber ajansı, Amini’nin ahlâk polisince dövülmesi nedeniyle komaya girdiğini duyurdu.

 

Kaynak: Bianet – Evrim Kepenek

 

 

  • Hakkımızda
  • Künye

 

Başka Bir Denizli… Başka Bir Ülke… Başka Bir Dünya… MÜMKÜN…