İktidarı yereller üzerinden kuşatacağız

Kürt sorunu elbette bir kimlik sorunudur, adı üstünde zaten. Bu çok açık. Anadilinde eğitimden, kültürel ve yönetimsel haklara kadar birçok hakkın ve statünün kazanılması mücadelesidir

Halkların Demokratik Partisi (HDP), 24 Haziran seçimlerinden sonra oluşan yeni dönemde mücadele hattını belirlemek üzere bir dizi toplantı gerçekleştirdi. Hafta sonu düzenlenen PM toplantısının ardından yeni görevlendirmeler de yapılarak Merkez Yürütme Kurulu belirlendi. HDP Sözcüsü Saruhan Oluç’la seçimin ardından ortaya çıkan tabloyu, HDP’nin yeni dönemde nasıl bir mücadele hattı belirlediğini ve yaklaşan yerel seçimler için hazırlıklarının neler olduğunu Yeni Yaşam’dan Çağdaş Kaplan’a anlattı.

Son toplantınızda yeni MYK’nizi ve yol haritanızı belirlediniz. Bu toplantılarda seçimin ardından ortaya çıkan siyasi tabloyu nasıl yorumladınız, adını ne olarak koydunuz?

‘Tek kişi rejimi’nin aslında faşizmin kurumsallaşmasıyla ilgili olduğunu anlatıyoruz uzun süredir. Bunu anlatırken de ‘mesele sadece baskı mekanizmalarıyla veya insan haklarının ve demokratik özgürlüklerin çiğnenmesi ile ilgili değil’ dedik. Köklü bir sistem ve rejim değişikliği yaşanıyor. Kuvvetler ayrılığını ortadan kaldıran ve kuvvetleri bir kişide birleştiren; denge-denetleme ve fren mekanizmalarını tamamen bertaraf eden; seçilmişleri değil atanmışları kamu yönetiminde yetkilendiren; yargı bağımsızlığını ve tarafsızlığını bertaraf eden, hukukun üstünlüğünü yok sayan ve keyfiliği esas alan bir durumla karşı karşıyayız. Bunlar yapısal değişiklikler. 24 Haziran sonrası ortaya çıkan durum ve atılan adımlar söylediklerimizin haklılığını gösterdi. Cumhurbaşkanlığı kararnameleriyle de görüldü ki tek tek tüm kurumlar Saray’a bağlanıyor ve tüm sistem bir kişi etrafında şekilleniyor. Şu anki durum bir tür seçimli otokrasi, yani seçimli hükümdarlıktır. Seçimi bir meşruiyet aracı olarak kullanan, ama tek kişi yönetimine dayanan bir rejim şekilleniyor. Yasamaya üstün olan, yargıyı denetleyen, kararname yetkisi çok güçlü, kalıcı OHAL’le yönetilen bir yapı. ‘Türk Tipi Başkanlık Sistemi’ otokrasiyi anayasallaştırma sürecidir aynı zamanda. Bu sistemin ne kadar ucube bir yapı olduğunu söylemekte sakınca yok.

Peki buna karşı nasıl muhalefet edilecek? Var olan sistem içerisinde Meclis’in rolü, sizin rolünüz ne olacak? Yol haritası toplantılarınızda bu konuda ne tür kararlar aldınız?

Kuvvetler ayrılığı ortada kalmayınca, yasamanın da kendi özerk durumu çok tartışmalı hale geliyor. Fakat ortaya çıkmış olan yapı Meclis’i tamamen bypass da edemiyor. Sistem açısından bir geçiş süreci yaşanıyor. Adım adım kurumsallaşma sürecinde çelişkili durumlar yaşanıyor. Erdoğan, bir taraftan seçimi kendi meşruiyetini sağlamak için bir araç olarak görüyor, ancak diğer yandan da seçilmiş olanların çok fazla yetkisinin ve işlevinin olmasını istemiyor. Meclis’te yapılması gereken, tüm bu kurumsallaşmayı ve sonuçlarını topluma anlatmak, bu yapının esas itibariyle demokrasiyle en ufak bir ilgisinin olmadığını konuşmaktır. Denge ve denetleme mekanizmalarının işlememesinin yaratacağı sonuçların görülmesini sağlamaktır. Meclis’teki görevlerden birisi bu olacak. Öte yandan Erdoğan’ın Anayasa değişikliği yapmaya ihtiyacı var. Yapılmış olan Anayasa değişiklikleri yeterli değil. Fakat AKP-MHP koalisyonunun ne Anayasa değişikliği ne de referandum için sayısı yetiyor. Bu da onlar için rahatsızlık veren bir durum. HDP’nin Meclis’e girmesini de bunun için istemiyorlardı. Ama hesapları tutmadı. Bizler de demokrasi ve özgürlükler açısından Meclis’teki duruşumuzu sergileyeceğiz. HDP sadece Meclis’te mücadele eden bir parti değil, öyle de olmamalı zaten. Şimdi toplumda yükselen demokratik muhalefetin taleplerinin ve sesinin Meclis’te eskisinden daha güçlü sözcüsü olmamız gerekiyor. Buna uygun mücadele taktikleri geliştirmek gerekiyor.

Meclis’te böyle bir mücadele planı var, peki sokaktaki mücadelenin tarzı ne olacak yeni dönemde?

Toplumsal muhalefetin mücadelesinde de yeni döneme uygun taktikler geliştirmek gerekiyor. Eskiden yapılanları tarz itibariyle, eylem ve etkinlikler itibariyle aynen tekrar etmek bu dönem için yeterli değildir. Demokratik muhalefetin, toplumsal muhalefetin çok daha geniş bir birleşik mücadeleye, ittifaklar zincirine ihtiyacı var. Bu sağlanırsa olumlu adımlar atılabilir. Sonuçta hiçbir sistem ilelebet kalıcı değildir. Bizim demokrasi mücadelemizin gücü belirleyici olacaktır. ‘Biz’ derken sadece HDP’yi ve bileşenlerini değil, geniş muhalefet alanını düşünmek gerekiyor. Hukukun üstünlüğü, kuvvetler ayrılığının sağlanması, dengedenetleme ve fren mekanizmalarının işlemesi, demokratik hak ve özgürlükleri elde etmek, yerel demokrasiyi geliştirmek için mücadeleyi sürdürmek gerekiyor. Tabii zorlu bir dönem, ama kurulmakta olan sistemin açıklarını bularak, oralardan mücadeleyi derinleştirmek gerekiyor. Var olan duruma itiraz eden herkes sivil itaatsizliğin bütün yönlerini hatırlamalı ve kullanmalı, bu anlayışı yaygınlaştırmalıdır.

‘Eskiyi tekrar etmek bu dönemi karşılamaz’ dediniz. Toplantılarınızda bunun için somut planlamalarınız, kararlarınız oldu mu? Hangi yeni yol ve yöntemleri deneyeceksiniz?

Bunları konuşuyoruz, tartışıyoruz. Özellikle etkinlikler ve eylemler sadece masa başında oluşturulacak şeyler değil. Bu konuda çeşitli öneriler şekillenmeye başladı. Adım adım bunları somutlaştırıp, ilerleyeceğiz. Sonbaharla birlikte yeni bir döneme girmiş olacağız. İşin ruhu açısından bakarsak, yeni dönemde mümkün olduğu kadar yaygın bir şekilde toplumsal muhalefeti örgütlemeyi önümüze koyuyoruz. Yerel muhalefet odaklarını güçlendirmemiz lazım. İktidar demokrasiyi yıkım sürecini örgütlüyor. Bizler ise buna itirazı ve demokratik yeniden yapım sürecini en küçük yerele kadar yaygınlaştırmayı hedefliyoruz. Olağanüstü merkezileşen, tek kişide toplanan iktidarı yereller üzerinden kuşatmak lazım her anlamda. Aslında bu sistemin en zayıf yanı olağanüstü merkezileşmesidir. Tüm gücün bir merkezde, bir kişide toplanması ilk bakışta çok güçlü bir durum gibi gelir, ama zaman içinde bunun yarattığı zaaflar o ‘güçlü’ merkezin çok hızlı yanlışlar yapmasına, toplumla karşı karşıya gelmesine ve tökezlemesine, dağılmasına yol açar. Bizler de güçlü merkez karşısında güçlü yereller oluşturma anlayışı üzerinden bir plan yapmalıyız. Yerel toplumsal muhalefet odaklarının güçlenmesi bu dönemin ruhunu yakalayan bir mücadele hattını geliştirir.

Yerellerden mücadeleyi büyütmek dediniz. Önümüzde yerel seçimler de var. Bu konuda toplantılarınızda neler konuşuldu?

Yerel seçim hazırlıklarımıza başladık. Birkaç eksende çalışmalarımızı sürdürüyoruz. Birincisi, seçimle ilgili teknik meseleler. Sandık sandık nerelerde eksiklerimiz olduğunu gördük. İkincisi, nerelerde hedeflediğimizin altına düştüğümüzü gördük. Bunların nedenlerini yerinde tespit etmeye ve anlamaya çalışıyoruz. Üçüncüsü, yerel demokrasi modelimizi çok daha net ve anlaşılır biçimde tarif etmemiz, uygulanabilirliğini göstermemiz gerekiyor. HDP’nin bu konudaki programı oldukça kapsamlıdır, ama bunu biraz daha geliştirmemiz gerekiyor. Yerel demokrasiyi mümkün olduğu kadar yaygın bir tartışma haline getirmeliyiz. Dördüncüsü, yerel yönetim ve belediyecilik derken, zaman zaman konunun hizmet yanını yeterince önemsemediğimiz dönemler oldu. Bu eksik bir yaklaşım. Burada bir ders aldık. Elbette yerel yönetim sadece belediye hizmetlerine indirgenemez, ama belediye hizmetleri de halkın katılımını ve memnuniyetini sağlaması, yerel yönetimi sahiplenmesi açısından çok önemlidir. Beşincisi, Kürt illerinde daha yaygın bir ulusal birlik hamlesini yerel seçimlerde sağlamak gerekiyor. Batıda ve metropollerde ise daha genel bir toplumsal muhalefet ortaklığını, birleşik mücadeleyi kurabilmek gerekiyor. Bunlar yapılabilirse, iktidarı sıkıştıracak ve yerellerden kuşatacak sonuçlar alınabilir.

Yani Türkiye metropollerinde diğer muhalefet partileriyle de ittifaklar olabilecek mi yerel seçimlerde?

Önemli olan doğru yerel yönetim politikalarıdır. Burada demokratik zeminde asgari noktalarda anlaşmak mümkün olabilir. Diğer önemli konu ise doğru adaylara sahip olmaktır. Yerel seçimlerde insanlar partiden çok adaya oy verirler. Doğru adaylar ve doğru politikalarla iyi ittifaklar yapılabilir ve bunun sonucunda da merkezi iktidarı zayıflatacak sonuçlar elde edilebilir. İktidar da elbette buna karşı önlemler alacaktır. İdari yapının değiştirilmesi ile ilgili çeşitli tartışmalar ve çalışmalar yaptıklarını biliyoruz. Yerel yönetimlerde de şu anda kurmuş oldukları merkezileşen sisteme benzer bir idari yapıyı kurmaya çalışacaklardır. Atanmışların, yani valilerin ve kaymakamların yetkilerini seçilmişlerden üstün kılabilirler. Yerelde de siyasi iradenin temsilini, yani demokrasi ve halkın katılımını en aza indirip, oralarda da küçük ve yerel otokratlar yaratmayı hedefleyeceklerdir. Bilelim ki, merkezde demokrasiyi çiğneyenler yerelde demokrasiyi ihya etmezler.

Ayhan Bilgen’in ‘Kürt sorunu boyut değiştirdi’ açıklamasına ilişkin görüşünüzü merak ediyorum. Bilgen, ‘Kürt sorununu artık sadece kimlik üzerinden tartışamayız’ diyor. Siz ne düşünüyorsunuz ve aynı fikirdeyseniz bunu biraz açar mısınız, nasıl tartışılmalı Kürt sorunu?

Kürt sorununa ilişkin bu içerikli bir tartışma yapmadık toplantılarda. Ayhan Bilgen’in söyledikleri tam olarak anlaşılmadı sanıyorum. Kürt sorunu elbette bir kimlik sorunudur, adı üstünde zaten. Bu çok açık. Anadilinde eğitimden, kültürel ve yönetimsel haklara kadar birçok hakkın ve statünün kazanılması mücadelesidir. Öte yandan Kürtlerin başka sorunları da var elbette. İşte Ayhan Bilgen’in dikkat çekmek istediği de budur. Örneğin batıya göçmüş olan veya illerinde yaşayan Kürtlerin iş, aş, barınma, eğitim, sağlık vb. gibi herkesin yaşadığı sorunları da var. Dolayısıyla kimlik mücadelesini sürdürürken, bu sosyal ve ekonomik sorunlarla ilgili de mücadele vermek gerekiyor. Yani bunları birbirinden ayırmadan, örtüştürerek mücadele etmek gerekiyor. Yoksa birini diğerinin yerine tercih etmek değildir olması gereken. Mücadelenin farklı alanlarını ve sorunlarını, taleplerini ortaklaştırmaktır esas üzerinde durulması gereken.

Kürt sorununun çözümündeki başat aktör PKK Lideri Öcalan’ın; avukatları, siyasi heyetler ve ailesi ile görüşmesinin önündeki engeller sürüyor. Tüm iletişim imkanları da tamamıyla kısıtlı. Bu konuyu ele aldınız mı toplantılarınızda?

Evet aldık. Birincisi, bu ağır tecrit insanlık dışı bir durumdur. İkincisi ise siyaset açısından bakıldığında da Türkiye’de demokratik çözümü, barışı bu kadar önemsemiş olan ve bunun gerçekleşmesi için her şeyini ortaya koymuş olan bir kişinin böyle bir ağır tecritte tutulması kabul edilebilir bir durum değil. Bunun sona ermesi için mücadelemiz sürecek. Hem uluslararası alanda hem de Türkiye’de girişimlerimizi ve mücadelemizi bu durumun ortadan kalkması için sürdüreceğiz.

Seçim sonuçlarının ortaya çıkardığı tablo kimi kesimlerde karamsarlığa yol açtı. Siz bu tablo karşısında nasıl bir pozisyon takınılması gerektiğini düşünüyorsunuz?

Bugün seçim sonuçları da göstermektedir ki, toplumun en az yarısı bu sistemi istememektedir. Bu sisteme karşı güçlü bir itiraz ve toplumsal muhalefet vardır. Bu durum iyi bir başlangıç noktasıdır. Yeniden mücadeleyi örmek, güçlendirmek, ortak mücadelenin taşlarını döşemek gerekir. Bu 16 Nisan referandumundan bu yana yaşadığımız bir süreçtir. Eğer bu konuda kararlı durulursa, asgari bir demokrasi zemininde ortak mücadelenin imkanları büyütülürse, bunun olumlu sonuçları da yakın zamanda görülür. En azından yerel seçimlerde bunun ilk sonuçlarını görürüz. Herkes kollarını sıvayıp üzerine düşeni yapmalıdır. AKP-MHP koalisyonunun iktidarda kalmak için gösterdiği enerjiyi, bizler katbekat aşabilecek, umudu büyütebilecek durumdayız. Yani enseyi karartacak bir durum yoktur.

Kaynak: Yeni Yaşam

İlginizi çekebilir