İklim krizi: Harekete geçilmezse yeni bir kitlesel yok oluş yaşanacak

Şayet küresel ısınma önlenmezse, kutuplarda yaşayan deniz türleri gittikçe artan bir baskıyla karşı karşıya kalacak.

İklim krizi: Harekete geçilmezse yeni bir kitlesel yok oluş yaşanacak

Riley Black

Denizlerde hâlihazırda değişimler gerçekleşiyor. Dünya’daki okyanuslar yüz yıl öncesine kıyasla daha sıcak, deniz seviyeleri yükseliyor ve okyanus suları eskisinden daha asitli; bunların hepsi insanların neden olduğu iklim değişikliği yüzünden oluyor. Küresel sıcaklıkların önümüzdeki yıllar içerisinde daha da yükselmesi bekleniyor ve araştırmacıların, bu değişimlerin Dünya’daki ve özellikle de denizlerdeki yaşama nasıl etki edeceğini merak etmelerine neden oluyor. Öte yandan, okyanuslar -en az beş tane kitlesel yok oluş dahil olmak üzere- geçmişte de büyük krizler yaşamıştı ve derin geçmişimizdeki bu olaylar yakın geleceğimizde neler olabileceğinin sınırlarını belirlemeye yardım edebilir.

Princeton Üniversitesi oşinografları Justin Penn ve Curtis Deutsch, hangi eğilimlerin beklenebileceğini daha doğru anlamak amacıyla yaşanan küresel ısınmanın sonuçlarını öngörebilmek için geçmişteki kitlesel yok oluşun boyutlarını tahmin etmek doğrultusunda kullanılan bilimsel bir model uyguladılar. Science dergisinde yayınlanan yeni araştırmaları, fosil yakıt emisyonlarını düşürmezsek önümüzdeki 300 yıl içinde Dünya okyanuslarının kitlesel bir yok oluş yönünde ilerleyeceği hususunda uyarıda bulunuyor. Bu muhtemel felaketin denizlerde eşit olmayan neticeleri ortaya çıkacak. Hem küresel iklimin hem de okyanusların ısısı artarken, sonuçlar bir bölgeden diğerine farklılıklar gösterecek. Kuzey ve Güney kutup okyanuslarındaki canlıların vereceği tepki, tropik bölgelerdeki türlerden farklı olacak.

250 MİLYON ÖNCE DE YAŞANMIŞTI

Gelmiş geçmiş bütün zamanların en feci kitlesel yok oluşu hakkında sürdürülen çalışmalar, yeni araştırmanın ilk adımını oluşturdu. Günümüzden yaklaşık 250 milyon yıl önce, Permiyen Dönemi’nin sonunda, akıl almaz büyüklükteki volkanik püskürmeler ve bunun ardından yaşanan ekolojik değişimler, bilinen deniz türlerinin neredeyse yüzde 95’ini ortadan kaldıran kitlesel bir yok oluşa yol açtı. Penn ve meslektaşları, bu zaman zarfında gerçekleşen iklim değişikliğinin ve diğer etkenlerin okyanus oksijen seviyelerinde yol açtığı düşüşlerin pek çok deniz türü açsından yaşam için elverişli habitatları yok ettiğini ortaya çıkardı. Penn, “Bugün de okyanuslarda aynı çevresel değişimler gerçekleşiyor” diyor ve ekliyor: “Bu sebeple, gelecekte benzer bir mekanizmadan kaynaklanabilecek muhtemel yok oluşların boyutlarını ölçmek istedik.”

Penn ve Deutsch, küresel ısınmanın en düşük tahminlerde kalmasından, önümüzdeki üç yüz yıl boyunca ısınmanın 32 Fahrenhayt derece artmasına neden olabilecek yüksek emisyon içeren senaryolara varıncaya kadar çeşitli senaryoların sonuçlarını inceledi.

Araştırmacılar, en kötü senaryolar dahilinde okyanuslarda yaşanacak yok oluşların, canlılar daha sıcak ve büyük ihtimalle oksijeni tükenmiş durumdaki sularda elverişli yaşam alanları bulmaya çabalarken, Dünya’da daha önce yaşanan beş kitlesel yok oluş esnasında gerçekleşen ölümlerin bir benzerinin görülebileceğini keşfettiler. Hint-Pasifik Okyanusu’nun tropik denizlerinde olduğu üzere, özellikle de deniz suyu burada yaşamını sürdüren çeşitli canlıları hayatta tutmak için gereken oksijenden yoksun olabileceği için, sudaki oksijen seviyelerinin zaten düşük olduğu ekosistemler bu durumdan ciddi bir şekilde etkilenecek. Sular soğuğa adapte olmuş türler açısından çok sıcak hale geldiğinde, Kutup denizleri de ölüm olasılığıyla yüzleşecek. Penn, “Tropikal türler zaten bu tür ortamlara adapte olmuş durumda” diyor: “Buna karşın, kutupta yaşayan türlerin sığınabileceği hiçbir yer olmayacak.”

HER ŞEY PAMUK İPLİĞİNE BAĞLI

Okyanus yaşamının geleceğine ilişkin bu uyarı, iklim değişikliğinin okyanus yaşamını nasıl etkileyebileceği hususunda daha önceki öngörülerden farklı nitelikte. Araştırmaya dahil olmayan ve Museum für Naturkunde’de (Doğa Bilimleri Müzesi) paleontolog olarak görev yapan David Lazarus, “Biyologlarca yürütülen çok daha eski araştırmalar, canlılar arasındaki büyük mesafelerin ve deniz sistemlerindeki devasa hareketsizliğin, iklim değişikliğinin tür tükenmesi düzeyinde yıkımlara yol açma ihtimalinin düşük olduğu anlamına geldiğini varsayıyor, hatta açıkça belirtiyordu” diyor. Okyanuslar devasa büyüklükte ve çeşitli türler barındıran ekosistemler olsa bile, küresel ısınmayla ilgili en kötü senaryolar bu habitatların kaldıramayacağı kadar büyük olacak.

Lazarus, araştırmanın, aşırı avlanma ve kirlilik gibi okyanus biyoçeşitliliğini olumsuz etkileyen başka etkenleri dikkate almaması da dahil olmak üzere, bazı sınırlamaları olduğunu dile getiriyor. Bununla birlikte, araştırmacılar pek çok farklı okyanus canlısının bünyesel gereksinimleriyle ilgili daha fazla bilgiye gereksinim duyuyorlar. Ayrıca, araştırma, birçok deniz türünün kolayca farklı bir bölgeye göç edemeyeceğini ve okyanus sıcaklığındaki değişimlerin birçok türün hayatta kalmasını çok daha güç bir hale getireceğini tartışmasız biçimde ortaya koyuyor. Uzun vadeli düşünmeye fazlasıyla ihtiyaç var. Lazarus, şu anda yaptığımız tercihlerin çok daha uzun zaman dilimlerinde sonuçlar yaratacağından haberdarken, “Pek çok iklim değişikliği etki araştırması 2100’de sona eriyor” diyor.

Birkaç yüz yılı içeren bir geleceğe bakan yeni araştırma, okyanuslarımız için bu muhtemel neticelerden bir kısmını engellemenin tam zamanı olduğunun altını çiziyor. Küresel iklimin 2100 yılına kadar yaklaşık 3.6 Fahrenhayt derece daha ısınması bekleniyor. Eğer emisyonlar azaltılabilir ve ısınma bu minimum seviyede tutulabilirse, bu tür kitlesel yok oluş senaryolarından kaçınılabilir. Penn, “Gelecekte yaşanabilecek bir soy tükenişinin büyüklüğünün, yaydığımız nihai karbondioksit miktarına bağlı olduğunu gördük” diyor. Araştırmanın iki muhtemel senaryoyu özetlediğini belirtiyor. Fosil yakıt salımlarının sürmesi ve tamamen ortadan kaldırılmaması, nihayetinde Dünya’nın daha önce yaşadığı en kötü biyolojik krizlerin koşullarını yeniden yaratacak. Bununla birlikte, eğer emisyon eğilimleri tersine çevrilebilirse, okyanuslardaki ekosistemlerin ve biyoçeşitliliğin geleceği bağlamında daha büyük umutlar söz konusu olabilir. Penn, neticede “Karar vermek bize kalmış” diyor.


Yazının orijinali Smithsonian Mag sitesinden alınmıştır. (Çeviren: Tarkan Tufan)

Kaynak: DUVAR

İlginizi çekebilir