İHD: Ceza İnfaz Kanunu, Tecrit İçinde Tecrit Yaratıyor

İHD Cezaevi Komisyonu’nun düzenlediği toplantıda, tecrit koşullarının mahkumlar üzerindeki etkilerine dikkat çekildi ve Ceza İnfaz Kanunu’nun 16. ve 25. maddelerinin kaldırılması yönündeki talepler sıralandı.

İnsan Hakları Derneği’nin (İHD) İstanbul Şubesi Cezaevi Komisyonu‘nun düzenlediği “Tecrit İçinde Tecrit” başlıklı toplantıda, Ceza İnfaz Kanunu’nun (CİK) 16. ve 25. maddelerinin ağırlaştırılmış müebbet hükümlüler ile hasta hükümlülerin yaşam koşullarını nasıl etkilediği anlatıldı.

Avukat Fazıl Ahmet Tamer, Avukat Gülizar Tuncer, Toplum ve Hukuk Araştırmaları Vakfı’ndan (TOHAVVeysi Ülgen, İHD İstanbul Şube Sekreteri Ümit Efe modaratörlüğünde söz aldı.

Konuşmacılar, 2002’de değişen kanunla idam cezasının kaldırılmasının ardından getirilen ağırlaştırılmış müebbet cezasının koşullarına dikkat çekti. 2005’teki yasa değişiklikleriyle, ağırlaştırılmış müebbet mahkumların havalandırma süresi bir saate düşürüldü, diğer mahkumlarla sohbet haklarına son verildi, aile dışında üç kişiyle görüş izni kaldırıldı. Bu hükümlüler, 23 saat, sekiz metrekarede yaşamaya mahkum edildi.

Efe, Adli Tıp Kurumu’nun bilirkişi olarak görülmesinin sakıncalarına değindi ve CİK’nun 16. maddesinin, hasta mahkumların ceza ertelemesini imkansız kıldığını söyledi. Bu maddeyle, sadece Adli Tıp Kurumu’ndan alınan ya da kurumun onayladığı bir raporlar “ceza ertelemesi” yapılabiliyor. Efe, raporlardaki gecikmeler ve engellemeler nedeniyle yüzlerce ağır hasta mahkumun cezaevinde tedavi edilemez şekilde beklediğini açıkladı.

“Mazgal arasından muayene”

Ülgen de, mahkumların çoğunda, tecrit koşulları nedeniye kanser gibi ağır hastalıklar veya travma sonrası stres bozukluğu oluştuğunu söyledi. Psikiyatrik muayenenin bile mazgal aralıklarından, mahkum hücreden çıkarılmadan yapıldığının altı çizildi.

Konuşmacılar, Adli Tıp Kurumu’nun bilirkişi statüsünden vazgeçilmesi gerektiğini ve aralarında hukukçuların da bulunduğu hastanelerin verdiği raporların dikkate alınması gerektiğini ifade etti. cezaevlerinde yaklaşık 200 ağır hasta mahkum olduğu açıklandı.

Efe; Osman Kezder, Abdullah Akçay, Basri Vardar, Güler Zere‘nin bu uygulamaya birer örnek olduğunu, mahkumların ancak ölmek için dışarı çıkarıldığını, tedavilerinin yapılmadığını söyledi. “Üçlü protokol” sebebiyle de zorla hastaneye gidebilen mahkumların ancak yanlarında bir görevliyle ve kelepçeleri çıkarılmadan muayene edilmek zorunda bırakıldığını belirtti.

Tamer de “Muayene sırasında hastanın doktorlar yalnız kalması gerekiyor” dedi ve  Adli Tıp Kurumu’nun bağımsız olmadığını, Cumhurbaşkanlığı Denetleme Kurulu’nun da kabul ettiğini altını çizdi.

Tuncer, Birleşmiş Milletler’in de (BM) kabul ettiği “İstanbul Protokolü”nün uygulanmadığını ekledi ve hükümlülere verilen disiplin cezalarının, hükümlülerin yasayla belirlenen tahliyelerini de geciktiğini ifade etti.

Tuncer, yapılacakların sınırlı olduğunu, infaz hakimliklerine ya da mahkemelere yapılan başvuruların çoğunlukla sonuçsuz kaldığını söyledi. Tuncer, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin de (AİHM) siyasi kararlardan ve devlet politikalarından bağımsız olmadığını dile getirdi ve “Bu mahkemeler sonuçlanana dek ceza süresi zaten dolmuş oluyor” diye konuştu.

Tuncer, “Adli suçlular, ağırlaştırılmış müebbet aldıklarında 30 yıl, örgütlü suçlarda 36 yıl yatıyorlar. Siyasi suçlular, hayatının sonuna dek cezaevinde kalıyor, şartlı salıverilme hakları yasayla engelli” dedi.

Toplantıda, CİK’nun getirdiği hak ihlallerinin ortadan kaldırılması için şu talepler sıralandı:

* Ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası hükümlüsünü tek kişilik hücrede tecrit altında tutan,

* Sadece birinci dereceden akrabalarını görüşmeci kabul eden,

* Görüşme periyodunu 15 günle sınırlayan,

* Havalandırmayı günde bir saatle sınırlayan,

* Ölümcül hastalıkta dahi tahliyeye izin vermeyen,

* Cezaevi içi görüşleri engelleyen,

16. ve 25. maddeler kaldırılmalıdır. (AS)

Kaynak: Bianet- Ayça Söylemez

İlginizi çekebilir