Hrant’ın Agos’u 25 yaşında

Hrant Dink Agos’un kurucusu ve genel yayın yönetmeniydi. Öldürülmesiyle Agos ve Dink iç içe geçmiş bir hikayeye dönüştü. Gazete 25 yaşına girdi. Peki Hrant için Agos, Agos için Hrant neydi?

Leyla Kasım Ünal

“Çözüm bir tane. Geleni bağrımıza basacağız, ekmeğimizi, işimizi – kültürümüzü onunla bölüşeceğiz, bu işi böyle götüreceğiz, başka hiçbir yolu yok.” Bu barış ve kardeşlik mesajı Hrant Dink’e aitti. Bu yol onun yoluydu ve 25. yıl önce Agos Gazetesi’yle başlamıştı. Ancak yarım kaldı. Geride göz göre göre işlenen bir cinayet ve vicdanları küstüren bir mahkeme kararı kaldı. Peki Hrant’ın Agos’u serüveni nasıl başladı… Agos Gazetesi kurucu üyelerinden ve Hran Dink’in en yakın dostları Harutyun Şeşetyan, Luiz Bakar ve Agos Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Yetvart Danzikyan’ın anlattıklarıyla okuyalım.

Agos Gazetesi kurucularından Luiz Bakar: Agos Gazetesi’ni kurma fikir Hrant’tan çıktı diye bilirim. Sürekli toplantılar yapılıyordu, yazılar geliyor, yazılar gidiyordu. Yer bulalım, yer bulalım! Dedik ve nihayet yer bulduk. Vallahi çok heyecanlıydık. İnanmıyorduk böyle bir şey olabileceğine. Paskalyada bu gazete çıksın dedik. Sonra nasıl olur dedik, daha ortada hiçbir şey yok. O zaman ben döndüm ve Hrant’a dedim ki oğlum biz hepimiz çekilsek. Ben tek başıma bu gazeteyi, bu tarihte çıkarırım diyor musun dedim. ‘Evet; ben hepiniz gitseniz, çekilseniz, yok deseniz, erken deseniz de ben bu gazeteyi, o belirlediğiniz tarihte çıkaracağım’ dedi. Tabi bunu deyince herkes bir daha heyecanlandı ve gazeteyi yetiştirdik. Sıfır sayısı çıktı.

‘ÇARŞAMBA GECELERİ SABAHA KADAR GAZETENİN BAŞINDAYDI’

Luiz Bakar: Hrant gazetenin her şeyiydi. Herkesin kendi işi vardı, ben avukattım, Anna gazeteciydi ve bir de tanıtım firması vardı. Ancak Hırant bunu meslek olarak, ana iş olarak seçti. Sabah 07:00’den gece yarılarına kadar çalışırdı. Hatta Çarşamba geceleri sabaha kadar gazetenin başındaydı. Bir gazetenin nasıl çıkarılacağı ile ilgili Türk arkadaşlarımız da bize çok yardımcı oldular.

‘SABİHA GÖKÇEN’İN ERMENİ KIZI OLDUĞU YAZISIYLA HEDEF GÖSTERİLMEYE BAŞLANDI’

Luiz Bakar: Hrant’ın Sabiha Gökçe’nin Ermeni kökenli olduğuna dair bir yazı yazdı. Ondan sonra Vilayete (Valilik) çağrıldı. Herkesin bildiği bir şeydi. Kulağı çekildi, dikkat et denildi. O zaman başladı, ondan sonra yazılarını cımbızlamaya başladılar. Sonra, ‘orada bunu dedi, burada bunu dedi’ diyerek hedef göstermeye başladılar. Dink bir yazısında, ‘Türk”ten boşalacak o zehirli kanın yerini dolduracak temiz kan, Ermeni’nin Ermenistan’la kuracağı asil damarda mevcuttur’ diye bir cümle kaleme aldı. Çok yanlış yorumladılar. Hrant demek istedi ki özellikle diasporadaki Ermeniler’de bir Türk düşmanlığı gibi bir şey var. Türkten korkuyorlar istemiyorlar. ‘Bu korkuyu ve nefreti damarlarınızdan atın ve dostlukla yaklaşın’ dedi. Bunu demek istedi, tamamen başka türlü tasvir edip hedef gösterildi. Tehditlere rağmen çizgisini devam ettirdi, söylediği şeyleri yapmaya devam etti.

‘ÖLDÜRÜLDÜĞÜNÜ DUYUNCA KENDİMİ KAYBETTİM’

Luiz Bakar: Öldürüldüğünü duyunca ne hissedebilirim. Kendimi kaybettim ve dedim ki keşke bu gazete keşke hiç çıkmamış olsaydı. Hrant, Agos Gazetesi’nin ruhuydu. O ruhu yok oldu. Başka türlü söyleyemeyeceğim. Kesinlikle aklımızdan geçmezdi yani. Hiç böyle bir şey düşünmezdik hatta sonradan nasıl olduğunu da anlayamadım ben çünkü olması için hiçbir sebep yoktu. Hrant’ın ölümü ve ardından tedirginlik devam etti. Agos Gazetesi’nin giriş çıkışlar kontrol altına alındı. Sonra Ermeni cemaatinde de büyük bir huzursuzluk yaşandı. Hrant hangi amaç için öldürüldü, öldürülmesi hangi amaca hizmet etti, ne oldu, neticede kim, ne kazandı? Onu hiçbir zaman anlayamadık. Dava zaten herkesin gözü önünde cereyan etti. Hak yerini bulur diye bekliyorum. O zaman çok önemli bir iş yapıyoruz hissiyle yapardık. İstanbul’a Bartholomeos’un davetiyle Ermeni kilisesinin baş patriği geldi. Yani çok nadir olan bir şeydir bu. Hrant’la arabada tüm gün onu kovalıyorduk. En son otelde bulduk ve yanına giderek röportaj yaptık.

‘KAFASINA KOYDUĞUNU YAPARDI’

Luiz Bakar: Hrant kendi yazısını yazardı o zaman ‘Şapparik’ köşesi vardı. O yazıyı yazdı mı, bize okurdu. Orası öyle olmuş burası böyle bir şeyler söylerdik ama o kendi kafasına koyduğunu yapardı. Hrant bir yazı yazdığında hemen bize okurdu. Sıra yorumlara gelince bizi dinler gibi yapardı ama o kendi kafasını koyduğunu yazardı.

‘DEĞİŞİK BİR İNSANDI, HER GÜN RASTLAYACAĞIMIZ BİRİ GİBİ DEĞİLDİ’

Hrant nasıl diyeyim, (Luiz Bakar bu an da uzaklara dalıp, gülümsüyor) değişik bir insandı. Her gün rastlayacağımız biri gibi değildi. Konuşurken çok etkileyiciydi. Mesela çocukluğunu anlatırdı bize ve başlardık ağlamaya. Yani konuştuğu zaman, en ufak bir şeyi anlattığında bile etrafındakileri etkileyebiliyordu.  Çok parlak bir zekası vardı. Çok okumuş olduğu için geniş bir kültürü vardı ve öğrenmeye açık bir insandı, yenilikleri öğrenmek isterdi. Kafası açık bir insandı. Hani ‘artık ben geldim, oldum bitti’ demiyordu. Sürekli yeni bir şey yapmaya, öğrenmeye hazır bir insandı.

‘KİM İSTER BÖYLE ACI OLAYLARIN YAŞANMASINI’

Hrant, değiştirebileceğini değiştirdi zaten faydalı bir şeyler yapmaya çalışırdı. Kendine koyduğu amaç ne ise aynı amaçta devam ederdi. Kim ister böyle acı olayların yaşanmasını, isteriz ki toplumlar arası sevgi bağı oluşsun, insanlar birbirlerini anlasınlar, anlamak için gayret sarf etsinler. Gerçekleri görmek istesinler ve gerçekleri görsünler. Anlatabildim mi? Yani olaylarla ya da olgularla ilgili böyle üstü kapalı, ‘oldu mu olmadı mı?’ denilmemeli. Gerçekler var, bu gerçekleri herkes anlamak istesin, bilmek istesin, öğrenmek istesin. Komşusunu tanısın insanlar. Başka nasıl bir mesajım olabilir ki.

Agos Gazetesi o dönem sadece 8 sayfa çıkartılıyordu. İmkanlar kısıtlıydı. Ancak Hrant Dink vazgeçmedi. Gazete gün geçtikçe tanınıyordu. Öyle ki sadece Türkiyeli Ermenilerin değil diğer azınlıkların da sesi olmaya başlamıştı. Dink sorgulayıcıydı, olayları araştırıyordu ve bunları hiç çekinmeden dile getiriyordu. İşte her şey bu noktada başladı.

Agos Gazetesi kurucularından Harutyun Şeşetyan: “Hrant, Anna, Luiz haftanın 5 günü gazetedeydik. Öğren toplanıp, akşama kadar kalıyorduk.  Kimseden para almadık. Kendi paralarımızla döndürdük.  Daha sonra tanınmaya başlayınca ilanlarla bir şekilde dönmeye başladı gazete.  Tabi bu sırada herkesin bir işi gücü vardı. Anna’nın bir şirketi vardı. Luiz avukattı ve ben de bir yerde çalışıyorum. Hrant aile şirketindeydi fakat işini bıraktı. En çok emeği, vakti o verdi.

‘HRANT, YETİMHANEDE, ÇOK ZOR ŞARTLARDA BÜYÜMÜŞ VE İNSANLARI ANLIYORDU, DOKUNABİLİYORDU’

Harutyun Şeşetyan: “Bir insan en fazla 8-9 saat mesai yapar. Ancak Hrant, 21.00 – 22.00’ye kadar gazetedeydi. Hrant ailesine, eşine, çocuklarına çok bağlıydı. Nasıl söyleyeyim tam bir aile babasıydı fakat ondan bile fedakârlık yapıyordu.  Çünkü bir tek iş gazete ile ilgili değildi. Konferanslar,  sunumlar oluyordu, sürekli bir faaliyet vardı. Agos Gazetesi bir STK (Sivil Toplum Kuruluşu) gibi işliyordu. Hrant sadece gazeteye değil, bir de bunlara çok emek veriyordu. Peki neden mi? Çünkü Anadolu’da, çok zor koşullarda yetişmiş, yetimhanede büyümüş bir insandı. Dolayısıyla insanların, toplumların, halkların çektikleri çileleri (sadece Ermeniler için demiyorum dünyadaki herkesin çektiği çileleri) bilen biriydi. Anlayabiliyordu ve dokunabiliyordu. İdealleri olan bir insandı ve ideallerinden birisi dünyadaki herkesin mutlu mesut özgürce yaşayabilmesiydi. Biri de buradaki Ermeni toplumunun, Türk toplumuyla ve dünyayla, mutlu mesut bir hayat sürmesiydi. Yaşanmış kötü günlerin ortaya konması,  helalleşmesi ve herkesin mutlu mesut olduğu bir yerde yaşayabileceği bir ortamdı onun hayali.

‘TÜRKİYE 110 YILDIR BU İŞİ ÇÖZEMEDİ, YAPTIĞIN KÖTÜ BİR ŞEYİ KABUL EDERSİN, HELALLEŞİRSİN VE BİTER GİDER’

Harutyun Şeşetyan: “Agos Gazetesi artık belli bir yer edindi ve odak oldu. Dünyada da gazete olmak dışında ses getiren bir sivil toplum örgütüne dönüştü. Hrant’ın söylemleri Türk toplumunda karşılık bulmaya başladı ve karşılık bulmaya başlayınca ve doğru olduğu da ortaya çıkınca belli kesimler bundan çok rahatsız oldu. Kim bunlar? Toplumlar arasındaki düşmanlıktan beslenen kesimler, her zaman vardılar. Barışa giden ortamı görünce rahatsız oldular. 1915’te insanlar beraber, mutlu mesut köylerde yaşıyorlardı. Ne oldu işte birileri kaşıdı bunu ve ciddi problemler yaşandı. Türkiye 110 yıldır hala bu işi çözemedi. Çözemediği için de ciddi problemlerle karşılaşıyor. Bir türlü barış gelmiyor, yaptığın kötü bir şeyi kabul edersin ve ondan sonra biter gider; helalleşirsin. AGOS bu yönde ciddi adımlar attı ve başarılı da oldu. Bunu doğru bulmayan ve kendi konumlarını etkileyeceğini düşündükleri için bundan rahatsız oldular.  Bunun üzerine de Hrant Dink’e yönelik tehditler başladı.

‘BELKİ ‘HRANT’I ÖLDÜRÜRSEK ÇOK SES GETİRİR VE ÜLKE KARIŞIR’ DİYORLARDI’

Harutyun Şeşetyan: “Hrant Dink’e yönelik tehditler, hepimizin bildiği, devletin içine çöreklenmiş kontra gerillalar, belli fraksiyonlar, kendini devletten üstün tutanlar barış ortamını,  iyiye giden ortamı bozmak için ellerinden geleni yaptılar. Belki de ülkeyi karıştırmanın bir yoluydu bu. Belki de, ‘Hrant’ı öldürürsek çok ses getirir ve ülke karışır.’ Diyorlardı. Belki ülkeyi karıştırmak istiyorlardı, belki darbe yapmak istiyorlardı. Bilmiyoruz ki ne olduğunu. Türkiye’de hangi darbenin aslında daha önce neden olduğunu biliniyor ki ya da hangi siyasal – kültüler cinayetin niye işlendiğini biliyoruz ki bunu da bilelim. Maalesef yani! Bunca yıllık emeğin sonucu bu olmamalıydı. Bugün geldiğimiz noktaya baktığımızda iyi ki Agos çıktı, iyi ki var ama eğer Hrant’ın hayatına mal olacaksa; belki hiç yapmasak daha mı iyi olurdu diye düşünüyor insan. Çünkü bir insan hayatı bile çok şeyden daha kıymetli.

‘BEN ÇOK TEHDİT ALIYORUM BAŞIMA BİR İŞ GELEBİLİR’

Harutyun Şeşetyan: “Ülkücü kesimden tehditler başladı. ‘Geliyoruz, kapıdayız’. Klasik sokak kabadayısı tehditleriydi. Hrant bir keresinde vilayete çağrıldı ve o zaman hakikaten tedirgin olmuştu. Çünkü ülkeyi kim yönetiyor belli değildi. İktidar mı yönetiyor yoksa devletin içine çöreklenmişler mi? Ne olduğunu bilmediğimiz için korkuyorduk. Ama yine de böyle bir şey olacağına ihtimal vermiyordu. Bana bir keresinde şunu söyledi, ‘Ben çok tehdit alıyorum. Başıma bir iş gelebilir.’ Bende sürekli gazeteye gidiyordum. Hani ‘istiyorsan gelme’ diye dedi. Ben de yok dedim bu işe birlikte başladık. Nereye kadar gidecekse beraber gitsin. Ben de böyle bir şey olacağına ihtimal vermiyordum. Arkadaşlarından yurtdışına git diyenler, önerenler de oldu ‘yok bana bir şey olmaz burası benim memleketim’ dedi. Ama öyle değilmiş, oldu yani.

‘HRANT SORGULAYICI, ÇÖZÜM ODAKLIYDI, ŞİMDİ AGOS DAHA LİGHT’

Harutyun Şeşetyan: “Hrant öldürülünce yerine Etyen Mahçupyan geldi ve gazete ilk baştaki çizgisinden çıktı. Çünkü etyemin çevresi farklıydı. Cemaatin içinde karşılığı yoktu cemaati iyi tanımıyordu. Ermenilere uzak, özgürlükçü, demokrat tarafa daha yakın bir gazete oldu Agos. Her yayın yönetmeni değiştiğinde çizgi de değişiyor. Şimdi Yetvart Danzikyan var. Elinden geldiğince Hrant’ın çizgisine dönmeye çalışsa da cemaati ne kadar tanıyorsa, ne kadar içindeyse o kadar cemaatten haber oluyor. Hrant daha sorgulayıcıydı. Bizim cemaatin içinde sorunlar yok mu? İşte Hrant onları sorgulayıcı, çözüm odaklıydı. Çözüme ulaşalım diyordu. Şimdi AGOS Hrant dönemine göre daha light, yani hafif.

‘HİÇBİR ZAMAN TATMİN OLMAYACAĞIM, KİMİN ÖLDÜRDÜĞÜ BELLİ DEĞİL’

Harutyun Şeşetyan: “Hrant’ın Agos’ta başardığı en önemli şeylerden biri şuydu, iki toplum arasında çok zedelenen ilişkileri, bir araya getirebilmek. Ama şimdi bu yok. Hiçbir zaman ben tatmin olmayacağım. Kimin öldürdüğü belli değil. Ne olduğu belli değil. Hukukun her zaman hayatta karşılığı olmadığını gördük. Binlerce insan ceza alsa ne olur. Hrant’ın çocukları için babaları yok.”

‘FİKİRLERİNİN KARŞILIK BULMASINDAN RAHATSIZ OLANLAR YAZILARINI BAHANE ETMİŞLERİDİ’

Harutyun Şeşetyan: “Muştan biri arıyor, ‘Abi ben öğrendim anneannem Ermeniymiş’ deyip  Hrant’ı arıyor. Biri, ‘Kilise buldum abi. Ne yapacağım?’ deyip Hrant’ı arıyor.  Marko Paşa gibi oldu. Her gün birileri arıyordu. Başı ağrıyan ona gelir. Çocuğun okulu için ona sorar. Agos Hrant sayesinde öyle bir yer oldu. Canla başla çalışıyordu. Bazen saat 4 olurdu, ‘Ben bir şey yemedim’ derdi. Birileri eline bir sandviç tutuşturdu, öyle bütün gün geçerdi. Bence yazıları falan bahane, bu durumdan rahatsız olunan şey Hrant’ın sivrilmesiydi. Fikirlerinden, fikirlerinin karşılık bulmasından, barış aramasından rahatsız olanlar yazılarını bahane etmişlerdi. Hrant’ın dediği özetle şuydu: Burada 1800’lerin ortasından 1900’lerin ortasına kadar ciddi sorunlar yaşlandı. Ermeniler ezildi, öldürüldü ama biz bu işi kendi aramızda, bu topraklarda yaşayan halklarla kendi aramızda çözmeliyiz.”

Hrant Dink’in 19 Ocak 2007’de öldürülmesine ilişkin 76 sanığın yargılandığı davada karar 26 Mart’ta açıklandı. Eski İstanbul İstihbarat Şube Müdürü Ali Fuat Yılmazer ve Eski Emniyet Genel Müdürlüğü İstihbarat Daire Başkanı Ramazan Akyürek’e ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası verildi. Fethullah Gülen, Zekeriya Öz, Ekrem Dumanlı ve Adem Yavuz Arslan dahil 13 firari sanığın dosyaları ayrıldı. Ancan Dink ailesine ve eski çalışma arkadaşlarına göre gerçek suçlular yargılanması ve Dink ailesi karara itiraz edecek.

Agos Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Yetvart Danzikyan:  “Agos Gazetesi Ermeni toplumu tarihinde önemli bir gazete haline geldi. Biz aslında hiç böyle olmasını istememiştik. Agos’un Ermeni toplumunun sorunlarını yansıtan bir gazete olması niyetindeydik ama Hrant Dink ve onun öldürülmesiyle iç içe geçen bir hikaye oldu.  Agos’la – Hrant Dinkin çok iç içe geçtiği bir dönem geçirdik ve hala da yaşıyoruz. Dink’in konuşmalarıyla, yazılarıyla, sözleşişleriyle Ermeni toplumunun varlığını  çok büyük oranda gündeme getirmişti. Dink’in yaşadığı dönemde, katıldığı tartışma programındaki yaptığı konuşmalar Türkiye’de Ermeni toplumunun gündeme gelmesini sağladı  ve çok trajik bir şekilde, kalleşçe bir cinayetle öldürülmesinden sonra bu ilgi daha da arttı. Çünkü insanlar Hrant Dink’in hayatının hikayesi özelinde; Türkiye’deki Ermeni toplumunun yaşadığı sıkıntıların sıkıştırılmış diyebileceğim bir halini gördüler.”

‘SANKİ DİNK BÜTÜN ERMENİLERİN HAYATININ KOMPAKT BİR ÖZETİYDİ’

Yetvart Danzikyan: “Sanki Dink’in hayatı, bütün Ermeni toplumunun belki de 100 yıllık hayatının kompakt özeti gibiydi. Dolayısıyla dink cinayetine bakan herkes son  esasında türkiye ermeni toplumunun 90 100 yılda yaşadığı acıların sıkıntıların dertlerin farkına varmaya başladı. En büyük hayali, Agos Gazetesi’nin kurumsallaşması ve Türkiye’deki Ermeni gençleri için kendilerini ifade edebilecekleri, yazı yazmayı, haber yapmayı, dosya haber hazırlamayı icra edebilecekleri bir alan, bir mecra haline getirmekti. Hrant Dink ile hep bunları konuşurduk. Tüm varlığını Ermeni toplumunun içinde yaşadığı ve onun sorunlarını var etmeye adamıştı. Agos kurulmadan önce de böyleydi. Dolayısıyla Agos kurulduğu zaman da bütün varlığıyla Agos’un hem harekete geçiren motor hem de onu sürükleyen motor oldu. Hem de onun kaptanı oldu

‘HRANT DİNK ERMENİ OLDUĞU İÇİN ÖLDÜRÜLDÜ, BU IRKÇI BİR CİNAYETTİ’

Yetvart Danzikyan: “Hayatını Ermeni toplumuna adamış biriydi ve Ermeni olduğu için öldürüldü. Bu ırkçı bir cinayetti. Gözünü budaktan sakınmayan, doğru bildiğini her zaman söyleyen, bunun için de bedel ödemeyi göze alan biriydi. Devletin sevmediği, milliyetçi kesimin haz etmediği bir kişilik haline geldi. Halbu ki yaptığı tek şey doğruları söylemekti Doğruları söylemekten hiç vazgeçmedi ancak biliyor ki doğruları söyleyenleri sevmezler. ve Hrant Dink’te doğruları söylediği için hedef gösterildi diyebiliriz. Ama daha çıplak gerçek Hrant Dink Ermeni olduğu için öldürüldü. Bu ırkçı bir cinayetti. Dink’i hedef haline getirenler, tehdit edenler, korumayanlar yargılanmadılar. Dolayısıyla devletin bildiği ama hiçbir şekilde bir şey yapmadığı, ölümünü, öldürülmesini seyrettiği bir cinayetten bahsediyoruz. Dolayısıyla çıkan karar hiçbirimizi memnun ve tatmin etmedi.

Hrant Dink’in 1999-2007 yılları arasında yönettiği Agos Gazetesi’nin İstanbul Şişli’deki Sebat Apartmanı’ndaki Ofisi ‘23,5 Hrant Dink Hafıza Mekanı’na dönüştürülmüştü.

Kaynak: ARTI GERÇEK

İlginizi çekebilir