Helalleşmeden barışmaya – Nilgün Toker

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) lideri Kemal Kılıçdaroğlu’nun 13 Kasım’da yaptığı helalleşme açıklaması tartışılmaya devam ediyor. Kılıçdaroğlu’nun helalleşme söyleminin kavramsal olarak neyi karşıladığını ve nasıl yankı bulduğunu Barış Akademisyeni, siyaset felsefecisi ve insan hakları savunucusu Prof. Dr. Nilgün Toker, bianet’e değerlendirdi.

Toker, Kılıçdaroğlu’nun yayınladığı mektupta sözünü ettiği “helalleşme”nin  barışma kavramını çağrıştırdığını, farklı dünya deneyimlerinde de ülkelerin kendi zeminlerine uygun kavramları seçtiklerini şöyle ifade ediyor:

Toplumsal barış

“Kılıçdaroğlu’nun öncesinde yayınladığı bir mutfak videosu var, ardından bir mektupla helalleşme çağrısı yapıyor. Mektupta helalleşmenin hangi kişi ve olayları kapsadığını açıkça belirtiyor. Aslında mektupta doğrudan “barışma” kavramını kullanıyor. Mutfak videosunda kullanmadığı bir terimi, mektupta kullanmış oluyor. Bu noktada CHP liderinin bunu niye söylediği sorusundan çok, o söz bize ne anlatıyor sorusuna yanıt aramanın önemli olduğunu düşünüyorum.

“Mektupta açıkça yazdığı kesimlerin farkındalığıyla yazılmış bir mektup. Aslında bir yanıyla helalleşmeyle, toplumsal barışı da kastediyor. Biraz daha ileri, kıymetli bir şey söylüyor.

Şili örneği

“Bu anlamda dünya deneyimlerine de bakmak gerekiyor. Şili’de de bir toplumsal barış süreci yaşanıyor. Pandemi koşullarında bir seçim yaptılar, yeni bir toplumsal barış anayasası için kurucu meclis kurdular. Kırk yıllık bir Pinochet Anayasası’yla yönetildiler. Çok büyük devlet suçları var. Bütün bunlarla hesaplaşma yapılmadan, üzeri de kapatılarak birtakım sembolik davalarla süreç yürütüldü Şili’de. Aynı zamanda Pinochet de yargılanmadı. Ancak daha sonrasında bütün partiler “Toplumsal Barış Paktı” üzerinde anlaştılar. Şili daha bize benzeyen bir yer. Sürekli dışlanan bir yerli halk var, devlet suçları ve insanlığa karşı işlenmiş suçlar var. Bu suçlarla birlikte devlet egemenliğini sürdüren bir iktidar mekanizması var. Bu Türkiye’de de böyle. Fakat Şili’de devam eden süreçte bir toplumsal barış kavramı kullanılıyor, doğrudan “toplumsal barış” kavramını seçiyorlar.

“Mesela Biden da Trump’a karşı politikasında; nefret suçları, ayrımcılıkla mücadele ve bir toplumsal uzlaşma, toplumsal adalet talebiyle geldi. Özetle toplumlar kendi zeminlerinde birtakım kavramlar seçiyorlar. Biden ayrımcılık diyor, adalet diyor, Şili toplumsal barış dedi ve barış kavramını kullandı.

“Sistem itirazı”

“Biz de çok uzun süredir sağ popülist diktatöryal rejimle yönetilen bir ülkeyiz ve kendi devlet ve yönetme geleneklerimizin de sağladığı uygun zeminle cemaatler arası hiyerarşi güçlendi. Böyle olunca da toplumun ortaklık ilkesi kayboldu. Toplumun ortaklık ilkesi kaybolunca neyin üzerine bir demokratik siyasetin tesis edileceği meselesi de ortaya çıkıyor. Bu noktada Kılıçdaroğlu’nun derdi, Şili ile Biden ile çok ortak.

“Aslında beklenmesi gereken bir açıklamaydı. Muhalefet epeydir Erdoğan üzerinden sistem itirazı yapmaya başladı. Sisteme itiraz yönelttiği anda yeni sistem üzerine kafa yorması gerekli. Bir süredir de bunu yapmaya çalışıyor. Devletin makbulleri ve makbul olmayanları var. Herkesi makbul vatandaş yapmanın yolunu aramak önemli. Bunun için de makbul olmayanların ilan edildiği gerçeğini görmek lazım. Kılıçdaroğlu da  “makul olmayanlarla helalleşmek lazım” dedi.

Neden helalleşme?

Nilgün Toker, helalleşmenin yüzleşme ve hesaplaşmadan farkı olduğunu, kavramın dinsel -ahlaki bir çağrışımının olduğunu ve bu söylemle Kılıçdaroğlu’nun topluma konuştuğunu şöyle anlatıyor:

“Helalleşmek gerçekten de bir hesaplaşma, yüzleşmeden daha çok size yapılanların ve yaşananların farkındayız diyen bir kapsamaya sahip. Kılıçdaroğlu her bir grup ayrı ayrı acılar çekti ve her birimizin acılarını gördüm demek istiyor. Seçtiği terimin “helalleşme” olması ilginç. Toplumsal barışın ve ortaklığın işaret ettiği fakat kavram olarak dinsel ve oldukça ahlaki. Helalleşmek, bir bağışlama talebidir. Cenaze törenlerinde de helal ediyorum denir. Bir anlamda günahsız gitmeyi sağlamaktır. Çünkü helalleşmek herkesin bir günah işlediğinin farkında olmaktır.

“Bence Kılıçdaroğlu dini, ahlaki ve toplumsal ahlaki alışkanlıklarla benzerlik kurarak tam da o cenaze törenlerindeki içeriği kastediyor. Hesaplaşma-yüzleşme başka bir şey, helalleşme başka bir şey. Tam o cenaze töreninde günahsız gitmeyi sağlamak için yapılan bir şey. Herkesin günah işleyebileceğinin farkındalığıyla ama öte dünyaya günahları affedilmiş olarak gitmeyi sağlamak kastediliyor. Günahlar işlendi ve yeni bir sayfa açacaksak hepimizin günahları olduğunu fark edelim. Yeni olana günahkar olduğumuzu bilerek ve bir daha yapmayacağımız şekilde başlayalım, diyor. Peki tüm bu yaşananların hesabı sorulmayacak mı, illa ki soran birileri olacak.

“Fakat Kılıçdaroğlu’nun söylediklerini hafife almamak lazım. Kendisi açıklamasında bir ayırım yapıyor: ‘Hukuki bir hesaplaşmadan bahsetmiyorum, onun yeri var zaten, işlenen suçların hesabı sorulmalı’ diyor. Kısacası helalleşme kavramıyla topluma konuşuyor. Suç ve günah arasında bir ayırım yapıyor aslında. Neden toplumsal barış demedi de, helalleşmeyi kullandı açısından da kıymetli bir tartışma. Sonuç itbariyle bir sosyal demokrat parti ve kentli de bir parti. Evrensel niteliklere ve evrensel kelimelere sahip.

“Barışın suçlaştırılması”

Türkiye’de barış kelimesinin oldukça suçlulaştırıldığını dile getiren Toker, Kılıçdaroğlu’nun başka bir kavram seçerek kendini yabancılaştırmamaya çalıştığını şöyle dile getiriyor:

“Türkiye barış kavramının ağır bir şekilde suçlulaştırıldığı bir ülke. Sadece devlet tarafından değil, toplumun önemli bir kesiminde barış kavramını duyulduğunda tek şey tahayyül ediliyor. Sadece Kürt meselesini ve Kürt meselesi üzerine bir irade olduğunu düşünüyorlar. Çünkü çok uzun bir süredir orda bir savaş var. Oradan bir çözümü talep edenler, her zaman bunu barış kavramı eşliğinde söylediler. Bu anlamda barış kelimesi, Kürt meselesine angajman anlamına geliyor ve suçlulaştırılmış bir kavram. Bence bu nedenle toplumun sinir uçlarına dokunabileceğini düşündüğü bir kavramı seçmedi.

“İkinci olarak da ahlaki bir terim üzerinden topluma konuşuyor. Böylece bir dönemi ancak bir cenaze töreni gibi bırakabilirsek yeniden başlayabiliriz demeye çalışıyor. Toplumun anladığı dilden konuşmaya çalışıyor. Tüm bunları barış kavramının suçlulaştırılmasından yola çıkarak yapıyor.

“Öte yandan bizim toplumsal geleneğimiz ve kültürümüzde ayrıca siyasal geleneğimiz ve kültürümüzde asla hesaplaşma ve yüzleşme yok. Asla barışmak diye de bir şey yok. Olmayan bir yere, bir kavram inşa ederek kendisini yabancılaştırmak istemedi Kılıçdaroğlu. Kültürün kendisine ait bir kavramla toplumla konuşmaya çalışıyor. Bir tür toplumla konuşmanın yolu olarak helalleşme söylemini seçtiğini düşünüyorum Tabii bir de muhalif partnerleriyle anlaşmanın bir yolu olarak bunu yaptı. Şimdi toplumsal barışı kullansa İyi Parti’nin ne diyeceğini tahmin edebiliyoruz.

“Suç ve sorumluluk”

“Bu kavramı seçmesini bu ülkenin sorunlarını anlamak açısından da kıymetli olduğunu düşünüyorum.Yeniden ortak olmak için tarihsel günahlarımızı fark etmek anlamını da çağrıştırıyor. Tarihsel günah, derken kastedilen de devletin günahları. Ancak helalleşme kavramıyla açılabilecek bir olanak var. Devletin işlediği suçlarla helalleşilemez ama devletin işlediği suçlara gözünü yummuş, rıza göstermiş, sessiz kalmış politik sorumluluğunu yerine getirmemiş tüm yurttaşlar arasında suç ve sorumluluk paylaşımı yapıyor. Bence şu an Kılıçdaroğlu’nun yaptığı ayrım suçla değil, sorumlulukla ilintili.

“Bu ülkede devlet şiddeti ve toplumsal ayrımcılık nedeniyle acı çekenlerin, zarar görenlerin tüm bu yaşadıklarının farkında olduğumda ne kazanırım sorusunu sormak lazım. Yurttaş da budur. Kılıçdaroğlu’nun derdi ahlaki ve dinsel bir kavramla başlamış olabilir fakat bir yurttaşı yeniden mümkün kılmaya tekabül ediyor. Bunu da ancak toplumsal adalet ve eşitlikle tesis edebileceğinin farkındalığıyla söylüyor .Eşitliği mümkün kılacak ilke eşitsizliği görebimektir. Biz bu anlamda eşitsizliğin görülmesini mümkün kılarak ahlak alanından, siyaset alanına geçiş yapabiliriz. Bizim görevimiz bu helalleşme teriminin kapsadığı ahlak alanını, siyaset alanına zorlamamak. Siyaseten bunların nedenlerini görmediğimiz sürece devletten bu suçların tekrar edebileceğini, insanların yeniden acı çekebileceğini söylerek siyasi alana çekmemiz lazım.”

Toker yurttaş olarak bu tartışmaların alanını genişletip siyasal alana çekmenin önemli olduğunu ve Kılıçdaroğlu’nun da milletvekili dokunulmazlıklarının kaldırılmasındaki sorumluluğunu fark ederek bu tartışmaların seyrinin gelişeceğine dair şunları ekledi:

“Yurttaş olarak medyadan siyasete bu tartışmaların alanını siyasal alana çekebilmek çok önemli bir noktada duruyor. Bununla birlikte Kılıçdaroğlu’ndan beklenen dokunulmazlıkların kadırılmasında ve milletvekillerinin cezaevine girmesindeki suç ortaklığını ve sorumluluğunu itirafla, Demirtaş’ı ziyaret ederek bu tartışmaların seyrini geliştireceği gerçeğidir.”

Kaynak: Bianet – Atiye Eren

İlginizi çekebilir