HDP’yi savunmak – Özgür Müftüoğlu

Türkiye, 12 Eylül faşizmiyle uygulamaya konan ve o zamandan bu yana ülkeyi talan eden, yaşanmaz hale getiren neoliberal politikalara sadık siyasi partiler tarafından yönetilegelmiştir.

Neoliberal politikalarla kamu işletmeleri, kamu hizmetleri, kamu arazileri özelleştirilmiş ya da kapısına kilit vurularak tasfiye edilmiş; ülke, sermaye için cazip bir yatırım alanı haline gelsin diye eğitimden, sağlığa, sosyal güvenliğe kadar tüm kamu hizmetleri kâr alanı haline getirilmiş; emekçilerin üretim sürecinde sahip olduğu en temel haklar dahi ortadan kaldırılmıştır. Ormanlar, dereler, denizler, madenler yani yer üstünde ve yer altında ne varsa yine sermayenin talanına açılmış; iktidar koltuğundakiler de bu talandan payını almış; yollu, yolsuz yöntemlerle yedi sülalelerini ve yandaşlarını ihya etmiştir. Kısacası 40 yıldır uygulanan politikalarla işsizlik, yoksulluk, güvencesizlik artmış; tahrip edilen doğanın intikamı ise kuraklık, heyelan, sel, fırtına… olarak kendini göstermiştir.

Peki nasıl olmuş da halkı yoksullaştıran, işsizleştiren, güvencesizleştiren, geleceksizleştiren; doğayı, yaşamı talan eden politikaları savunan partiler 40 yıl boyunca iktidarda kalmayı başarmıştır?

Bu sorunun yanıtını HDP’li siyasetçileri tutsak edip, yerlerine kayyum atayıp, atamakla da yetinmeyip partiyi kapatmayı diline dolayıp bunun yollarını bulmak için devlet bürokrasisini seferber edenlerin niyetinde görmek mümkündür! Anımsarsanız, Kürtlere yönelik baskıyı sistematik hale getiren politikalar neoliberalizmin uygulamaya konmasıyla aynı döneme denk gelir. 12 Eylül faşizmi bir taraftan bu politikalara engel olacağını düşündüğü işçi sınıfını baskı altına alırken diğer taraftan Kürt halkına yönelik baskıları arttırmış; Kürtleri düşmanlaştırmaya yönelik dil, “devletin dili” halini almıştır. Böylece neoliberal politikalarla işsizleşen, yoksullaşan, hayvanını besleyemez, toprağını işleyemez hale gelen halk “terör, bölücülük” gibi söylemlerle milliyetçileştirilerek akabinde en önemli sorunun o olduğu zannıyla kendi sorunlarını dillendiremez, haklarını savunamaz hale getirilmiştir.

Geçen 40 yılda pek çok kez olduğu gibi neoliberal politikaların ekonomiyi çıkmaza sürüklediği, ülkeyi yönetilemez hale getirdiği koşullarda Kürtleri düşmanlaştıran dil bugün yine öne çıkmış, çıkarılmıştır. Kürtler ve onlarla birlikte egemen düzenin karşısında olanları bir çatı altında toplayan HDP’yi siyaset sahnesinin dışına itme arzusu, iktidarda akıllara ziyan bir histeri halini almıştır.

Cumhur İttifakı’nın iktidarını sürdürebilmesi için HDP’yi siyaset sahnesinden çıkartmaktan başka çaresi kalmadığı ayan beyan ortadadır. Zira HDP sadece Kürt halkının değil Türkiye’nin bütününde demokrasinin, hukukun, insan haklarının parlamentodaki biricik temsilcisidir ve bunların var olduğu koşullarda Cumhur İttifakı varlığını sürdüremez.

Parlamentodaki diğer muhalefet partileri zaman zaman bu değerleri savunduklarını iddia etse de konu Kürtler olup, “milliyetçi duygular” kaşındığında haktan, hukuktan, demokrasiden, insan haklarından bir çırpıda vazgeçebildiklerini defalarca gösterdikleri için iktidar da bunu bilmenin arsız halleriyle ekonomide, dış politikada vs. sıkışınca Kürtlere düşmanlığı körükleyip HDP dışındaki muhalefetin desteğini koşulsuz biçimde arkalarına almakta ve toplumdan aldığı destek ne kadar azalırsa azalsın iktidarını koruyabilmektedir. Tüm bunların gösterdiği odur ki HDP, tüm baskılara rağmen Türkiye’de ezilen, ayrımcılığa uğrayan, sömürülen büyük çoğunluğun haklarının temsilcisi; demokrasinin, hukukun, insan haklarının teminatıdır. Bugün neoliberal politikaların sonucu olan “işçinin, esnafın, köylünün, üniversite öğrencisinin, emeklinin, küçük üreticinin karşı karşıya kaldığı haksızlık, hukuksuzluk”la HDP’ye yönelik baskılar paraleldir. HDP’nin sesinin kesilmesi Türkiye’de kırıntıları kalan demokrasinin ve insan haklarının da tamamen ortan kalkması anlamına gelecektir. Dolayısıyla bugün HDP’yi savunmak, Kürtlerin siyasal haklarını savunmanın ötesinde günde 14-16 saat çalışıp hakkını alamayan emekçinin; kayyum rektöre karşı direnen öğrencinin; pandemi nedeniyle lokantasına, kafesine kilit vurmak zorunda kalan ve tek kuruş destek alamayan esnafın; bir yıllık emeği mazot parasına yetmeyen çiftçinin; madenlerle toprağı zehirlenen köylünün; erkek şiddetinden korunamayan kadının; nefret duygularıyla evi işaretlenen Alevi’nin ve irili ufaklı her türlü ayrımcılığın hedefi olan milyonların haklarını da savunmaktır!

Çare bellidir: Demokrasiye, hukuka, insan haklarına sahip çıkan herkesin, ırmağın doğru tarafında durup geleceği barışla şekillendirmek isteyen herkesin, emeğin sömürüsüne, doğanın talanına, eril şiddete karşı olan herkesin HDP’ye yönelik baskıları boşa çıkartmak için vakit kaybetmeden bir araya gelmesi, mücadeleleri ortaklaştırmadır.

Kaynak: Yeni Yaşam

İlginizi çekebilir