HDP İzmir Milletvekili adayı Prof. Dr. Nurettin TURGAY: “İnsan kanı üzerine seccade serip namaza durulmaz”

HDP, Erdoğan’ın ‘gavur’ dediği İzmir’de sosyalist kadın adayın ardından İlahiyatçı Nurettin Turgay’ı aday gösterdi. Prof. Dr. Turgay, İzmir’i, adaylığını ve İslam’ı anlattı.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, İzmir ile pek barışık değil. 16 yıllık iktidarı boyunca İzmir’de belediyeyi kazanamaması, istediği oranda milletvekili çıkaramaması Erdoğan’ı hep rahatsız etti. Bu nedenle zaman zaman İzmir’e karşı hakarete varan ifadeler de kullandı.

Liberal ve sol kimliği ile bilinen İzmir’de HDP’nin adayları birbirinden renkli. İzmir 1. Bölge’de sosyalist kimliği ile öne çıkan önceki eş başkan Serpil Kemalbay ile komünist bir  Afrotürk olduğunu söyleyen Yalçın Yanık da aday. İzmir 1. Bölge’de ilk ve üçüncü sıraya yerleşen iki adayın arasına ise İlahiyatçı Profesör Nurettin Turgay yerleşmiş.

Kızıltepeli bir Kürt olan Nurettin Turgay ile İzmir adaylığını, diğer partilerin dine bakışları ile kendisini HDP’ye götüren nedenleri ve bugün topluma yaşatılan İslam ile bir tefsir profesörü olarak kendisinin yorumladığı Kuran’ın anlattığı İslam’ı sorduk.

“RAB EZİDİ’NİN DE, ALEVİ’NİN DE, ATEİSTİN DE RAB’İDİR”

– HDP, birbirinden farklı siyasal kimliklere, inanç gruplarına, aidiyetlere ait insanların yer aldığı bir parti. İlahiyatçı kimliğinizle siz de HDP’de yer aldınız. Sizi HDP’de aday olmaya iten temel etken neydi? Neden HDP?

Ben ilkokula gitmeden önce medreseye gittim. Dini kültürle büyüdüm. İmam hatipe gittim, ilahiyat okudum. Kırk beş seneyi aşan bir süre dini kimlikli kurumlarda hizmet ettim. Bunun on dört senesi Diyanet’te, gerisi ise İlahiyat Fakültesi’nde geçti. Tefsir profesörüyüm. Kuran üzerine çok çalıştım.

Kur’an, “Elhamdülillah-i Rab’il Alemin Er Rahmani Rahim” sözleriyle başlıyor. Yani, Allah’a şükrediyorum, ona hamd ediyorum, deniliyor, ilk sözlerde. Benim inandığım Allah, “Rabbil Alemin”dir. Bütün yaratılanların, bütün insanların Rab’idir. Burada Allah ne kadar Müslümanların Rab’i ise, Müslüman olmayanların da Rab’idir. Allah Yahudi’nin de Ermeni’nin de Süryani’nin de komünistin de ateistin de sosyalistin de Rab’idir. Ezidi’nin, Alevi’nin de Rab’idir. Burada ayrım yok. Kadın erkek ayrımı da yok. Allah kadının da erkeğin de Rab’idir.

İnsan hakları açısından baktığınız zaman Allah bütün insanların malının, neslinin, namusunun, canının, inancının, aklının, fikir ve düşüncesinin korunmasını istiyor. Kuran’ın, bütün kutsal kitapların asıl hedefi, budur. Toplumsal barış, huzur, saadet, güven… Ben Kuran’dan bunu anladım. Kuran’ın son sözlerine bakıyorsunuz, Allah “Kul Euzi Bi Rab’il Nas, Melik’in Nas, İlahi Nas” diyerek sesleniyor. Yani “Allah’a sığının” diyor. Hangi Allah? Bütün insanların sahibi, bütün kâinatın sahibi olan Allan’a sığının diyor. Kuran, “Min el Cinneti we Nas” sözleriyle bitiyor. Nas, insanlar demektir. Allah hepsinin Rab’idir.

“ALLAH HAKTAN VE DOĞRUDAN YANADIR”

– Bu ölçüyü Kuran’da açıkça görebiliyor muyuz?

Kuran’ın ilk kelimesinden son kelimesine kadar baktığınızda bu ölçüyü görürsünüz. İslam nedir? “El sulh ul wel Emanu”, yani barış ve güvendir. İnsanlar arasında barışı sağlamak, güveni kurmak İslam’ın hedefidir.

Ama bugün İslam ile yönetildiği söylenen toplumlara baktığımızda maalesef bu âlemde yaşayan insanlar, kendi aralarında bu barışı, bu güveni, hak ve adaleti oturtmamışlardır. Bu devletleri tek tek tanıtmaya gerek yok. Bakın bir buçuk milyar Müslüman 3-5 milyon Yahudi’nin karşısında perişandır. Allah Müslümanların düşmanı mıdır? Değil elbette. Allah haktan yanadır, dürüstlükten yanadır, doğruluktan yanadır. Müslümanlar kendi aralarında bunu sağlamadıkları sürece bu perişanlıktan kurtulamazlar, kurtulmaları da mümkün değil.

“DİYANET’TE BİR DEĞİL BİNLERCE KEZ AYRIMCILIKLA KARŞILAŞTIM”

– Çalıştığınız yerlerde nasıl bir tablo ile karşı karşıya kaldınız?

Ben 14 yıl Diyanet İşleri Başkanlığı’nda çalıştım. Bu teşkilatta insanlar arasında ayrım yapıldığına bir değil, binlerce defa şahit oldum. Hak ve adalet yoktu bu teşkilatta. Adı İslam ile zikredilen böyle bir teşkilatın hak ve adaletten yoksun olmasını kim nasıl izah edebilir? Ben Kürt olduğum için birçok kere bu teşkilatta engellendim. Aynı uygulamayı İlahiyat Fakültesi’nde çalışırken de gördüm.

“İSLAM’I KULLANAN HAK VE ADALET YOKSUNU ÇOKÇA YAPILANMA VAR”

– Tüm bu haksızlıklar mı yolunuzu HDP’ye çevirmenize neden oldu? Kendine dindarım diyenlerin yönettiği partiler var.

Türkiye’de İslam’ı kullanan ancak hak ve adaletten uzak olan siyasal yapılanmalar çoktur. Ancak HDP farklıdır. Bugün bütün insanları kucaklayan, bağrına basan bir tek HDP var. Dediklerimi doğru bulan, birlikte iyi şeyler yapacağımızı söyleyen ve görüşlerime önem veren bir tek HDP oldu. Dini ve İslam’ı siyasete alet etmeden, hak ve adalet ile yürümek için en doğru siyasetin HDP’de yapılacağına inanıyorum.

Doğru, HDP’de farklı kimlikler, inanç grupları var. Zaten bu nedenle HDP’deyim. Ben, HDP’deki siyaset anlayışını, kapsayıcılığı, farklılıklara yaklaşımını, buna yönelik uygulamalarını Kuran’a daha yakın gördüğüm için buradayım.

Bu, bütün İslam aleminin toplumsal barışını sağlayacak yegane yoldur. Buna da canı gönülden inanıyorum.

“HANGİ PARTİ MEYDANLARDA FARKLILIKLARA AÇIKÇA SAHİP ÇIKTI?”

– Kendine dindar diyen diğer siyasi yapılarda, AKP’de, HÜDA-PAR’da, Saadet Partisi’nde sorun nedir? Bunlar da İslam alemine hizmet ettiklerini belirtiyorlar? Daha da ötesi, bunların her biri Kuran’a tabi olduklarını anlatıyorlar.

Ben Mardin Kızıltepe’nin bir köyünde, 15 yaşına kadar Kürtçe konuşarak büyüdüm. Türkçeyi 15 yaşımdan sonra öğrendim. Dedim ya, Allah, Rab’il alemindir. Allah ne kadar Türk ve Türkçenin Rab’i ise o kadar Kürt ve Kürtçenin de Rab’idir. Bunu, adını zikrettiğiniz siyasi oluşumlardan hangisi şimdiye kadar çıkıp meydanlarda açıkça, cesaretle söyleyebildi? Hangi biri Kürtlere yapılanın zulüm olduğunu, bu milletin mağdur edildiğini söyleyebildi? Ben görmedim. Bunu siyasi malzeme olarak kullanıyorlar.

AKP’nin kuruluşunda doğan bir çocuk bugün 18-19 yaşına gelmiştir. Bu çocukların yüzde 90’ı kendi kültürünü bilmiyor, kendi dilini konuşamıyor. Bugün Kürt evlerine gidin bakın, dedeler ve nineler Türkçe bilmiyor, torunlar Kürtçe konuşamıyor. Bir nesil kendi torunları ile konuşamıyor. Bu bir milletin katliamıdır. Bir milletin yok edilmesidir. Bir milletin dili yok edilirse, kendi de yok edilir. “Biz kardeşiz, Müslüman’ız, Kuran çizgisindeyiz” diyenler Kuran’ın ortaya koyduğu adaleti haykırıp söyleyemiyorlar. Dini siyasi bir malzeme olarak kullanıp halkı aldatıyorlar.

“KÜRTLER BUGÜN DE DİN ADI İLE ALDATILMAKTA”

– Bunlara ikna olan Kürtlere ne dersiniz?

Kürt milleti tarihin çeşitli dönemlerinde olduğu gibi bugün de din adı altında kandırılmakta, aldatılmakta, asimile edilmekte, yok edilmektedir. Ben bunu yapanların İslam’a inandıklarına inanmıyorum. Bakın bir insanın öldürülmesi bütün insanların öldürülmesidir. Bir insanın canının kurtarılması, bütün insanların canının kurtarılmasıdır. Kuran bunu söylüyor. İktidar, ‘şu kadar insan öldürdük’ diye övünüyor. İnsan kanı üzerine seccade serip namaza durmak Kuran’la bağdaşmaz. Böyle bir İslam anlayışı olmaz.

Bakın Kuran’da Belkis anlatılıyor. O bir Müslüman değil. Ancak Allah onu ibret alalım diye bize örnek olarak gösteriyor. O, kendi toplumunda barış, adalet ve huzuru sağlayan biridir. Bugün bize gerekli olan budur. İslam diye ortaya çıkanların İslam’la ilgili söylemlerinin gerçek olmadığı kanaatindeyim.

Ben onlarla birlikte çok koştum. Ancak iş Kürtlerin hakkına gelince ne yaptılar? Bizi kandırdılar ve hala kandırmaya devam ediyorlar.

“BAŞKALARININ DEĞERLERİNE HAKARET ETMEMİZ, İSLAM ADABINA UYMAZ”

– İlahiyatçı, dindar bir kimliğe sahipsiniz. Ancak İzmir gibi liberal, sol kimliği öne çıkan, belki de din ile diğer kentlere nazaran daha mesafeli bir yerden aday oldunuz. Hatta Erdoğan bu kenti bir dönem ‘gavur’ olarak tanımladı. Bunu nasıl yorumlarsınız?

Sayın Erdoğan İzmir için bir söz kullanmıştı. Ben o sözü tekrar etmek istemiyorum. Onun sözüne katılmam hiçbir şekilde mümkün değil. Peygamberimiz, “Ananıza babanıza küfretmeyin, büyük günahtır” demiş. Sormuşlar Resulallah’a, “İnsan anasına babasına küfreder mi?” Cevabı şu olmuş: Siz başkasının anasına babasına küfrederseniz, onlar da sizin ananıza babanıza küfreder. Ben, inanmayan birine ‘gavur, kafir’ diyerek hor görüp küçümsediğim zaman, o da beni hor görüp küçümser. İnsan olarak başkalarının maddi ve manevi değerlerine hakaret etmemiz, İslam adabına uymaz. Ben Hindistan’da ineğe tapanın ineğine küfredersem, hakaret edersem o da benim Allah’ıma küfreder, hakaret eder. Kuran’da Allah, “Siz başkalarının inançlarına, kutsallarına hakaret etmeyin, küfretmeyin ki onlar da sizin Allah’ınıza hakaret etmesin” diyor.

Allah her insana ve topluma hak tanımış. Allah herkesi sadece Ahiret’te sorguya çeker. Biz insanları inançları, kültürleri, dilleri nedeniyle sorgulayamayız. Bu hak Allah’a aittir. Biri inanmıyor ise inanmaz. Biz, İslam’ın inanç hürriyetini, hoşgörüsünü, en iyi biçimde anlatmalıyız.

“İNANÇLARIMIZ AYRI OLSA BİLE BİRLİKTE YÜRÜYEBİLİYORUZ”

Erdoğan’ın kutuplaştırıcı sözleri hoş değil. Ben 15 gündür İzmir’deyim. Bunları anlattığım zaman, İzmir’in dinden en uzak insanlarıyla bile sağlıklı bir iletişim kurabiliyorum. İnançlarımız farklı olsa bile aynı yolda birlikte yürüyebiliyoruz. Birbirimizi anlıyoruz çünkü.

Doğrusu beni İzmir’e aday etmeyi düşündüklerini ilk konuştuğumda tedirgin olmadım diyemem. Ancak kısa sürede anladım ki hiçbir şey dışarıdan anlatıldığı, iktidarın göstermek istediği gibi değilmiş. İnsan hakları açısından da anlattığımız İslam açısından da konuştuğumuzda hak veriyorlar. Çünkü kendine İslam’ın diyenlerin önemli bir kısmının, Türkiye’deki iktidarın farklılıklara tahammülü hiç olmadı. Gördükleri bunlardı ve haklı olarak tepki gösteriyorlardı.

“BARIŞI, HAK VE ADALET SAĞLAR”

– AKP ne yaptı peki? Kutuplaştırdı dediniz. Nasıl oldu bu?

AKP, 16 yıldır insanlar arasında toplumsal barışı sağlayabildi mi? İslam adına hareket ediyorlar. Toplumu ötekileştirdiler. Ben Kürtçe konuşuyorum, Kürdüm dediğim için dışlandım, bölücülükle suçlandım. Buradakiler de farklılıkları nedeniyle, düşüncelerinden dolayı dışlandılar.

İnsanlara güven vermek, hak ve adaletle sorunların çözüleceğine inanmak barışı sağlar. İzmir’de bunu anlatıyoruz ve gittiğimiz her yerde de olumlu tepkilerle karşılaşıyoruz.

“HERKESE ‘BENİM GİBİ OLACAKSIN’ DEMEK TERÖRDÜR”

Birinin inancına katılmayabiliriz, katılmayız. Elbette her inansın kendine göre inancı, kültürü vardır. Ancak diğerlerini dışlamamak lazım. Allah, “Ey insanlar sizi bir anadan ve bir babadan yarattık. Sonra sizi milletlere ve kavimlere ayırdık ki birbirinizi tanıyasınız” diyor. Tanımak nedir? Ben başkasını onun kültürü, inancı, dili ile tanıdığım zaman bir değeri vardır. Herkese, benim gibi olacaksın demek baskıdır. Terör’ün tarifi nedir? Başkasına şiddet uygulamak değil mi? Şiddet, sadece silahla mı olur? Sizin başkasını yok etmeye kalkmanız da terördür. Benim inandığım İslam’da, benim okuduğum Kuran’da bugüne kadar Türkiye’yi yönetenlerin yaptıkları, AKP’nin yaptıkları yoktur. Türk’e tanıdığınız hakkı eğer Kürde ya da başkasına tanımıyorsanız, bu Allah’a inanmamak, Kuran’ı tanımamaktır. Müslüman’ım diyen herkesin bu ölçüyle hareket etmesi gerekir. Tüm milletlere, tüm insanlara, tüm inançlara eşit bakmak, “Sirati Müstekim”dir.

“DİN EGEMENLİK ARACI OLARAK KULLANILMIŞ”

– Dini ve İslam’ı siz kendi inandığınız biçimiyle anlattığınızda, bu kez karşınıza, “O zaman IŞİD nedir?”, “AKP’nin yaptıkları İslam’ın neresindedir?” diye sormuyorlar mı? Farklılıklarla, dindar olmayanlarla kalıcı, ikna edici, barışa hizmet edecek, eşit ve demokratik ilişki geliştirmek için ne yapılmalı?

Eğer din, Kuran’ın belirlediği ölçüler içinde anlatılır ve egemenlik malzemesi olarak kullanılmaz ise durum değişir. Peygamber’den sonra baktığımızda din bir egemenlik aracı olarak kullanılmış. Müslümanlar arasında kan akmış. Bunlar insanın içini acıtıyor. Oysa Peygamber zamanına baktığınızda, örneğin Medine Vesikası’nı önünüze koyduğunuzda çok daha farklı bir durumla karşılaşırsınız. Peygamber farklı inanç mensuplarını ve farklı kimlikleri çağırmış ve kendilerini temsil etmesini sağlamıştır. Herkes kendini temsil etsin. Bu anlayış ile hareket edilseydi bunlar yaşanmazdı. Bu dinde reform demek değil. Dini doğru anlamak ve doğru uygulamak gerekir. Kuran’ı Allah yazmış ve onu korumaya devam ediyor. Biz Kuran’ı değiştiremeyiz.

– IŞİD selefi olduğunu ve Peygamber dönemini yaşadığını iddia ediyor.

IŞİD gibi yapılara bakın. Ya da İslam’ı kendi çıkarlarına alet eden diğer yapılara bakın. Bunlar kendi malından, mülkünden, düşüncesinden, inancından başka hangisine iyi niyetle bakıyor, saygı duyuyor. Bunlar kendilerine tanıdıkları hakkı başkalarına tanıyorlar mı? Oysa peygamber, kendinden olmayanlara hak tanıdığı, adaletle yaklaştığı için Peygamber oldu. Biri, kendinden başkasına hak tanımıyorsa İslam değil.

Peygamber efendimiz, “Kendi nefsinize istediğinizi, sevdiğiniz şeyleri diğer kardeşlerinize de istemediğiniz müddetçe iman etmiş olamazsınız” diyor. Kendin için ne istiyorsan başkaları için istemiyorsan, Müslüman olamazsın, diyor hadislerde. Başkalarının maddi ve manevi değerlerine dokunmamak, saygı duymak gerekir.

– Din bunlar için bir malzeme mi?

Dini malzeme olarak kullananlar var. Zaten oplumsal barışın sağlanamamasının nedeni de budur. Niye Müslümanlar, kendi inançlarının egemen olduğu yerlerden kaçıp Avrupa’ya sığınıyor? Sorduğunuzda, Avrupa’ya gidenler “Kendimi burada güven içinde hissediyorum” diyor. Oysa İslam güvendir. Demek ki burada uygulanan İslam değil. Eğer İslam olsaydı, insanlar kendilerini nehirlere, denizlere vurup ölmeyi göze alarak Müslüman olmayanların yönettikleri ülkelere kaçmazdı.

Kaynak: Artı Gerçek

İlginizi çekebilir