HDP Eş Genel Başkanı Sancar: İttifak görüşmelerimiz var

HDP Eş Genel Başkanı Mithat Sancar, ittifak tartışmalarından tarikat yurtlarına, Anayasa Mahkemesi’nde görülen HDP’ye yönelik kapatma davasına ve Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın, Selahattin Demirtaş’a ilişkin açıklamalarına kadar gündemdeki konuları değerlendirdi.

HDP lideri, Diken’in Ankara muhabiri Altan Sancar’a konuştu…

Cemaat yurdunda kalan üniversite öğrencisi Enes Kara’nın hayatını kaybetmesini ve cemaat yurtlarının kapatılması tartışmalarını değerlendiren Sancar, “Vakıf, cemaat gibi kuruluşların öğrenci yurdu işletmesini doğru bulmuyoruz” dedi.

AKP’nin tarikat ve cemaatler üzerinden bürokraside kadro edindiğini belirten Sancar’a göre iktidar partisi, ‘FETÖ’ sonrasında da farklı tarikat ve cemaatler ile ilişkilerini sürdürmeye devam etti.

HDP’li Semra Güzel’in öldürülen bir PKK’lıyla çektirdiği fotoğraflara değinen Sancar, “AKP iktidarının teşvikiyle on binlerce insan PKK üyesi yakınların görme imkânını elde etmişlerdi” dedi.

Sancar, ayrıca HDP olarak TİP, SOL Parti, TKP, TÖP, Halkevleri ve SMF ile ittifak görüşmeleri gerçekleştirdiklerini açıkladı.

Sıcak bir konuyla başlayacağım. Üniversite öğrencisi Enes Kara’nın hayata veda etmesinin ardından ortaya konan sorunlar ve sorular var. Tarikat ve cemaat yurtları meselesi tartışılırken, bir diğer yandan da muhalefete çekingen davranıldığı gerekçesiyle eleştiriler söz konusu. Bu konuda sizin düşünceleriniz nelerdir?

Enes Kara kardeşimizin bu şekilde hayata veda etmesi bizleri derinden sarstı. Gerçekten çok acı duydum. Sadece ben değil, sanırım vicdanlı her insan aynı duyguları paylaştı. Bu ortamı yaratan çok çeşitli faktörler olduğunu söylemeliyim. Bunların üzerine gitmek lazım. Bu konuda sessiz kaldığımız yönündeki eleştirileri ise doğrusu biraz abartılı buluyorum. Çünkü HDP olarak başından beri bu konularla ilgili çalışmalar yürütüyoruz ve bu meseleleri her fırsatta ve platformda gündeme getiriyoruz.

‘Gelecekten umudunu kaybeden gençlik var’

Derin ve kanayan bir yarayla karşı karşıya olduğumuzu açıkça söyleyelim. Tarikat ve cemaat yurtları/evleri meselesi yeni bir mesele değil. 1980 askeri darbesinden sonra başlayan süreçte izlenen bilinçli politikaların, AKP iktidarı döneminde daha da derinleşmesinin söz konusu olduğu bir alan. Özellikle Gülen Cemaati’nin bu alanda ne kadar yaygın, sistemli ve bilinçli bir politika izlediği de biliniyor. Başka cemaat ve tarikatlar da gençleri kendilerine bağlamak için yurt ve barınma imkânlarını kullanıp istismar ettiler.

Enes Kara gelecekten umutsuz olduğunu açıkça belirtiyor. Yaşadığı cemaat evinde de baskıyla karşı karşıya kaldığını söylüyor. Gelecekten umudunu kaybetmiş bir gençlik olduğunu üzülerek kabul etmek zorundayız. İktidar bloğu, gençlerin umutlarını yok eden bir düzen kurdu. Pek çok gencin yurt dışında öğrenim veya iş arayışında olduğunu da biliyoruz. Fakat buradaki sorunun üç boyutta ele alınması gerektiğini düşünüyorum. Bu aynı zamanda çözüm yollarını da içeriyor.

Nedir o çözüm yolları?

Sözünü ettiğim üç boyut üç başlıkta ele alınabilir: Ekonomik, politik ve ideolojik. Üniversite öğrencilerinin barınma sorunu olduğu ortada ve bir süredir “Barınamıyoruz” sloganıyla bir hareket başlattılar. Bildiğiniz üzere bu iktidar “Barınamıyoruz” diyen o gençleri de ‘terörist’ilan etmişti…

Resmi verilerle konuşmak bu meselenin vahametini ortaya koyuyor. 1990’lı yıllarda Türkiye’de 63 üniversite vardı. 2000’li yıllarda ise bu sayı 73’e çıkıyor. Bu dönemde öğrenci sayısı da 2 milyon dolaylarında. Daha sonra uluslararası standartları karşılamayan, üniversite kavramının gerekliliklerine uymayan pek çok yükseköğretim kurumu açıldı.

İktidarın ‘Her kente bir üniversite’ politikasından bahsediyorsunuz sanırım.

Evet. Evrensel ilkelerden uzak bu politika neticesinde 2021 yılında üniversite sayısı 209’a, öğrenci sayısı 9 milyona yükseldi. Buna karşın Milli Eğitim Bakanlığı’nın verilerine göre 2016’danbu yana devlet yurtlarında artış yaşanmamış. Yani öğrenci sayısı bu kadar büyük bir oranda artarken, kamunun yönettiği yurt sayısında artış yok; tam tersine azalma var. 2019-2020 eğitim öğretim yılında devlete bağlı yurt sayısı 793. 2021’de bu sayı 773’e düşüyor. Öğrenci sayısı hızla artarken kamuya bağlı yurtların sayısı azalıyor… Üniversite öğrencilerinin sadece yüzde 10’a yakını yurtlarda barınma imkânı bulabiliyor. 2021’e gelindiğinde ise kamuya bağlı yurtlarda barınan öğrencilerin oranı yüzde 8’e geriliyor.

Bilinçli bir politika olduğunu mu söylüyorsunuz?

Elbette ki bilinçli bir politika .Ekonomik, politik ve ideolojik boyutları birbirine bağlı olarak değerlendirmek lazım. Öğrencilerin yüzde 8’i kamuya bağlı yurtlarda kalıyor.

‘İnanç özgürlüğünü tartışmıyoruz’

Geri kalanlar ne yapıyor?

Ev kiralarının durumu ortada, son gelişmelerle birlikte gittikçe de artıyor. Öğrencilerin büyük bir kısmı alt gelir gruplarına mensup ailelerden. Böylesi bir durumda ailelerin ve öğrencilerin karşısına bir imkân olarak cemaat ve tarikat yurtları çıkıyor. Öğrenciler bu yurtlarda çok cüzi rakamlara barınabiliyor; hatta kimisinde ücretsiz kalabiliyorlar. Bu imkânların sunulmasıyla çok sayıda aile çocuklarını bu yurtlara yönlendiriyor. Şüphesiz bunu kendi siyasi veya inancı gereği tercih eden aileler de vardır. İnsanların inanç özgürlüğünü tartışma konusu haline getirmiyoruz. İnancın, ekonomik ve politik boyutlara sahip bir zemine nasıl yerleştirildiğini anlatmaya çalışıyoruz

Peki, AKP neden yapıyor bunu? Bir de ‘FETÖ nedeniyle bir felaket yaşandı’ diyen AKP…

Bu felaketi durmaksızın hatırlatan, bunun üzerinden büyük bir propaganda yürüten, hatta ülkeyi dizayn etmek için türlü yöntemler kullanan bir iktidar var. Buna rağmen tarikat ve cemaatlerle politik zeminde ilişkiyi devam ettiriyor. İnancın politik bir araç olarak kullanılması konusunda herhangi bir değişiklik görmüyoruz. Cemaat ve tarikat yurtlarının kayıtlı olup olmaması, denetlenip denetlenmemesi tabii ki bir sorundur. Fakat esas sorun, bu yurtlara ihtiyaç duyulmasına yol açan şartlardır. Öğrencilerin hatırı sayılır bir kısmının yokluklar ve mecburiyetler neticesinde bu yurtlara yerleştiklerine dair pek çok veri bulunuyor. Tahminen 2 milyona yakın öğrenci bu yurtlarda ve evlerde kalıyor.

Kapatma ya da kamulaştırma tartışılıyor. Siz ne dersiniz?

Bize göre öğrencilerin barınma hakkı tartışmasız bir haktır ve devletin bu hakkı karşılama yükümlülüğü vardır. Biz bütün öğrencilerin ihtiyacını karşılayacak kamu yurtları kurulması taraftarıyız. Bunun yanı sıra özel yurtlar da mevcut. Bu yurtlar ayrı bir ticaret ve kâr alanı olarak işliyor. Özel, ticari, dernek, vakıf, cemaat gibi kuruluşların öğrenci yurdu işletmesini doğru bulmuyoruz. Barınma hakkı, anayasasında sosyal devlet ilkesine yer vermiş bir devletin yükümlülüğüdür. Biz de parti olarak ihtiyaç duyan öğrencilerin taleplerini karşılayacak kamuya bağlı yurtlar oluşturulmasını savunuyoruz.

AKP’nin bu gruplar üzerinden kendisine yakın bürokratlar yetiştirme arzusu olduğu iddiası da var bir yandan…

Elbette! AKP’nin kendine yakın cemaatler ve tarikatlarla devleti şekillendirme isteği söz konusu. Bu zaten herkesin bildiği bir sır. Pek çok kamu kurumunda, pek çok bakanlıkta kadrolar belli cemaatlere ve tarikatlara tahsis ediliyor. Bunları Gülen Cemaati döneminden de biliyoruz. Bu politika bugün de sürdürülüyor. O gün o politika ülkeye nasıl zarar verdiyse bugün de öyle zarar veriyor. İnancın özgürlüğü bizim savunduğumuz bir ilkedir fakat inançların politik olarak istismar edilmesine, devletin dizaynı için araç olarak kullanılmasına kesinlikle karşı çıkıyoruz. İşin politika ve ideolojik boyutunu da buradan değerlendirmek gerekiyor.

‘Bürokrasideki refleks’

Hazır siz sözü bürokrasiye getirmişken, kamu hukuku alanında çalışmalarınız da malum. Bürokraside ciddi bir çözülme olduğu, muhalefet partilerine bilgi ve belge aktığı iddiaları söz konusu. Size gelen duyumlar var mı?

Uzun süren otoriter yönetimlerin sonuna yaklaşıldığında, bürokraside kendini güvence altına alma arayışı bir refleks olarak devreye giriyor. Türkiye bu konuda zengin bir tecrübeye sahip. Sadece Türkiye’de değil, başka otoriter ülkelerde de buna benzer durumları gözleyebiliyorsunuz. Türkiye’de geçmişte de bunun örneklerine rastladık.

Kamuoyu yoklamaları ve sokağın gerçeği ortada. İktidar güç kaybediyor. 2019 yerel seçimleri bunun sandıkta tescil edildiği bir dönüm noktasıydı. O günden bugüne, iktidarın politik olarak çöküşü de sürüyor. Bu gerçeği gören çok sayıda bürokratın, iktidar değiştiğinde sorumluluktan kurtulmak için arayışa girmeleri yabancısı olduğumuz bir davranış değildir. O nedenle son zamanlarda kamunun içinden bilgilerin, muhalefet partilerine ve gazetecilere sızması bir tesadüf olamaz. Bunun için, muhalefet partilerinin veya basının özel bir çalışma yapmaları da gerekmiyor. Bu durum, esas olarak bürokrasideki bir refleksin yansımasıdır. İktidarın değişme ihtimalini görüyorlar ve bu iktidar dönemindeki günahlara, suçlara, adaletsizliklere, hukuksuzluklara ortak edilmekten korktukları için sorumlu tutulmamak adına kendilerini güvence altına almak istiyorlar.

Sıcak bir diğer tartışma konusuyla devam edelim: HDP Diyarbakır Milletvekili Semra Güzel’in fotoğrafları kamuoyuna yansıdı ve büyük tartışma uyandı. Dokunulmazlık için de süreç hızlı biçimde işliyor. Sizin değerlendirmeniz nedir?

Semra Güzel arkadaşımız konuyla ilgili ayrıntılı bir açıklama yaptı. Bu açıklamanın insani, siyasi boyutları var. Bu fotoğraflar 2014 yılında çekilmiştir; ki o dönemde çözüm süreci devam etmektedir. Süreç devam ederken bizatihi AKP iktidarının teşvikiyle binlerce, on binlerce insan PKK üyesi çocuklarını, yakınlarını, sevdiklerini görme imkanını elde etmişlerdi. Bunun altyapısını da yolunu da hazırlayan taraflardan en önemlisi iktidarın kendisiydi. Aileler için görüşme çadırlarının kurulduğu bir dönemden söz ediyoruz. Bunun Kandil çevresinde de yapıldığını herkes basit bir araştırmayla ortaya çıkarabilir. Sadece Kandil’de değil, Türkiye’de de aynısı yapıldı. Böyle bir döneme ait fotoğrafların, üstelik hikâyesi gayet insani ve samimi bir şekilde anlatılmışken, HDP’ye karşı bir operasyon malzemesi yapılması açık bir riyakârlıktır.

‘Çirkin yöntem sonuç vermez’

Politik olarak zaten bunun kabul edilebilir bir yanı yoktur. Etik olarak da son derece seviyesiz bir yaklaşımdır. Bizim amacımız çatışma dönemlerinden canı yanan, kayıplar yaşayan bütün insanların yaralarını saracak bir barışı inşa etmektir.

İktidar bloğunun Meclis’te çoğunluğu var, ama dokunulmazlıkların kaldırılması meselesi kolay bir iş değil. Yani “Gelin dokunulmazlıkları kaldıralım” dediklerinde karşılarında çok güçlü ve demokratik bir siyasi savunma hattı görecekler. Bu tür seviyesiz, çirkin yöntemlerle HDP’yi etkisizleştirme girişimleri sonuç vermez.

İktidar, HDP üzerinden toplumsal ve siyasal muhalefeti bölerek, toplumu kutuplaştırarak varlığını sürdürme hesabı yapıyor. Bizim de hedefimiz bu hesabı boşa çıkarmaktır ve bunu yapabilecek gücümüz olduğuna da inanıyoruz.

Peki fotoğrafın ortaya çıkış ve yayılış tarihi ve biçimiyle kapatma davası arasında bir ilişki kurmak mümkün mü?

İktidar bloğu içinde veya iktidar bloğuna yakın kesimlerin birbirleriyle bir çekişmesi olduğunu düşünüyoruz. Bu fotoğrafların servis edildiği mecraya bakarsanız ne dediğimi daha iyi anlarsınız. Bu fotoğraflar 2014’te çekilmiş ve 2017’den beri de dosyadalar. Beş yıl sonra siz bunları servis ediyorsanız belli ki özel bir hesabınız vardır. O güne kadar yargısal hiçbir süreç işletilmemiş; üstelik Semra Güzel, adaylık için başvuru yapmış, aday olmuş ve seçilmiş. O zamana kadar bunların hepsi, ilgili devlet birimlerinin elinde var. Bu iddialar, kapatma davasına delil teşkil edebilecek değerde değildir, bir delil dahi sayılamayacak derecede çürüktür. Kaldı ki kapatma davasının tamamı böylesi mesnetsiz ‘deliller’le doludur. Semra Güzel arkadaşımıza yönelik bu kumpasla bir kamuoyu algısı yaratmaya çalışıyorlar. Bunun karşılık bulmadığını da söyleyebilirim.

AKP içindeki blok ve güç mücadelesi konusunda biraz daha ayrıntı isteyeceğim sizden...

Bu konularda spekülasyonlara girmeyi sevmeyen bir tarzım var. Yani şunun bir hesabı var, bunun diğeriyle şöylesi bir planı var gibi… Adres belirterek bu tür değerlendirmeler yapmayı doğru bulmuyorum. Ancak kamuoyuna yansıyan ve belli başlı veriler üzerinden de bir analiz yapabiliriz. Bu verilere baktığımızda uzun süreye yayılan, giderek otoriterleşen ve son dönemi çok bariz bir otoriterlikle geçmiş iktidarlarda bu tür çekişmelerin yaşanabileceğini söyleyebiliriz

Nitekim iktidar bloğuna dahil klikler içerisinde birbirine ayar verme ya da bu çözülmenin yönünü belirleme girişimlerinde bulunan odaklar olabilir. Durumu en genel hatlarıyla bu şekilde görmek sanırım doğru olacaktır.

‘Vicdanına kulak verip sistemin dışına çıkan kaç kişi var?’

Sorular biraz bu tarzda geliyor aslında. AKP içinden veya eski AKP’lilerden size ulaşıp da “Kürt meselesi konusu böyle gitmez” diyen, irtibat kuran kimseler oluyor mu?

Bu tür görüşler doğrudan doğruya iletiliyor dersem başka bir spekülasyon alanı açmış olurum. Zaten kamuoyuna da yansıyan açıklamalar var. Önceden AKP’de çok kritik görevler almış kişilerin söyleşileri, açıklamaları ve yazıları mevcut. Bunun AKP içerisinde şu anda aktif olan milletvekili ve yöneticilerde bir karşılığının olmadığını düşünmek gerçekçi olmaz. Hatta şöyle söylemeliyim: Şüphesiz vardır. Bu gidişattan rahatsız olan AKP’li yönetici veya milletvekilleri elbette bulunuyor. Ancak iktidarın yarattığı sistem, herkesi birbirine rant ve suçla bağlayan bir mantığa dayanıyor. Vicdanının sesine kulak verip bu sistemin dışına çıkmayı göze alacak kaç kişi var? Ya da böyle kişiler olacak mı? Bunu iki şey belirleyecektir: Bir, AKP’deki çözülmenin hızı. İki, toplumsal muhalefetin inandırıcı ve güçlü bir çekim merkezi oluşturması. Eğer muhalefet güçlü bir alternatif ve güçlü bir çekim merkezi yaratabilirse çözülmenin hızlanacağını öngörüyorum.

‘Büyük kesimi cezbedecek alternatif yok’

Anket sonuçları bize gösteriyor ki AKP tabanında bir çözülme var, ancak bu çözülme muhalefete yönelmiyor. Burada bir güvensizlik mi var? Muhalefet yeteri kadar ikna edici olamıyor mu?

Bu soruyu biz de dahil muhalefet partilerinin tümünün kendilerine sorması gerekiyor. Ciddi bir kitlenin AKP’den kopmakta olduğu ya da kopmak istediği anlaşılıyor. Fakat bu kitlenin büyük bir kesimini cezbedecek bir alternatif ortaya konmadığı araştırmalarla sabit. Bununla yüzleşmemiz gerekiyor. Çünkü bu kadar uzun yıllar sürmüş bir iktidara oy veren seçmenin başka bir seçeneğe yönelmesi için alternatiflerin güçlü ve güven verici olması gerekiyor. Bu durumu elbette sorguluyor ve tartışıyoruz. Eksiklerimizin ne olduğuna da bakıyoruz ve bu eksikleri gidermek için çalışıyoruz. Bunları deklarasyonumuzda da belirttik. Biz bütün toplum kesimleriyle bir müzakere, diyalog yürütme amacındayız. Bu, yüzleşmeye de kapıyı sonuna kadar açan bir politikadır. Dolayısıyla biz bu toplum kesimleriyle eleştirel ve yüzleşmeye açık bir zeminde sistematik bir biçimde buluşabilirsek, çekim merkezi olma konusunda ciddi mesafe kat edebiliriz.

Ama HDP ne yaparsa yapsın sizi tercih etmeyecek kesimler de olacaktır…

Her şeye rağmen bizi tercih etmeyecek bir seçmen kitlesi olduğunun farkındayız elbette. Bu tutum farklı nedenlerle ortaya çıkabilir. AKP’den kopan seçmenin bir kısmı, daha güvenceli bir orta sınıflaşma statüsünün peşinde olabilir. HDP’nin böyle bir vaade sahip olmadığını düşünebilir veya tamamen ideolojik ve siyasi argümanlarla HDP’ye oy vermek istemeyen bir kitle de söz konusudur. Bunların hepsi doğru. O zaman diğer muhalefet partilerinin de bütün bu faktörleri gözeten bir sorgulama yapmaları gerekiyor.

HDP’nin çözme hedefinde olduğu tek sorun Kürt sorunu mu? Yani böyle bir algı zaman zaman konuşuluyor, katılıyor musunuz?

Doğru değil tabii ki. Türkiye’nin bütün sorunlarına ayrıntılı çözüm önerileri getiren, bütünlüklü program oluşturan belki de tek partiyiz. Örneğin kadın meclisimiz özerk bir yapıya sahiptir. Yani kendi alanını kurarak, kendi organlarını, kendi temsilcilerini ve sözcülerini oluşturarak çalışmaktadır. Kadın sorununun yanı sıra toplumsal cinsiyet meselesinde en etkili çalışmayı yapan parti biziz. Ekoloji komisyonumuz bütün ekoloji çevreleriyle birlikte çalışma yürütüyor. Ekonomik komisyonumuz Türkiye’nin dört bir yanını dolaşarak çalışmalar yürütüyor; iş ve aş buluşmalarıyla kısa, orta ve uzun vadeli çözüm önerilerimizi halklarımızla paylaştı.

‘Kürt sorununda anahtar rolündeyiz’

Bütçeyle ilgili çalışmalara bakarsanız yine o bütünlüklü yaklaşımı görürsünüz. Bütçe görüşmelerinin komisyon aşamasında da genel kurul aşamasında da yine Türkiye’nin bütün sorunlarını kapsayan bir yaklaşımı ortaya koyduk. Evet, Kürt sorunu Türkiye’nin en kilit sorunudur ve biz bu kilidin açılmasında anahtar rolü oynayacağımızı söylüyoruz. Pek çok sorunun temelinde Kürt sorununun yattığı bir gerçektir. Türkiye’nin yaşadığı ekonomik çöküşün nedenleri arasında savaş politikaları çok önemli bir yer tutuyor. Biz o kilidi açıp Türkiye’nin bütün sorunlarını çözmek için çalışma yürütme iddiasındayız. Yetersiz kaldığımız yerler vardır fakat HDP, Türkiye’nin bütün sorunlarının farkında olan bir partidir ve bütün sorunlara temel ilkeleri çerçevesinde çözüm öneren bir programa sahiptir

‘Meclis seçimi için millet ittifakında yokuz’

HDP, Millet İttifakı’nda olacak mı?

Parlamento seçimleri için böyle bir ittifakta yer almamızın gereği de faydası da isabeti de yok. Yani bizim ilkelerimiz ve hedeflerimiz çerçevesinde böyle bir ittifakta yer almayı doğru bulmuyoruz. Bunu da çeşitli vesilelerle defalarca açıkladık.

Başka bir ittifak arayışınız var mı?

Bizim bir ittifak arayışımız var. En geniş adıyla bu ittifakı ‘Demokrasi İttifakı’ şeklinde adlandırıyoruz. Biz demokrasi ittifakı hedefimizi kongremizden önce toplanan konferans sürecinde de ve hemen sonrasında gerçekleşen kongremizde de karara bağlamıştık.

Görüşme yapıyor musunuz?

Demokrasi İttifakı hedefimizi çok geniş kesimleri kapsayacak şekilde tanımlıyoruz. Bu ittifak, sadece belli bir çevreyle sınırlı olmayacaktır. Demokrasi ittifakında biz elbette sol sosyalist güçlerle birlikte yürümek istiyoruz. Ama bu ittifakı iki ayak üzerine kurmanın doğru olacağını söylüyoruz. Bu ittifakın temel sütunu mücadele ortaklığı olmalı. Yani seçim ittifakına boğulmuş ve mahpus edilmiş bir tartışmanın, bugünkü ağır sorunlara çözüm üretemeyeceği kanısındayız. Bütün demokrasi güçleriyle birlikte ortak mücadele zeminini yaratmak istiyoruz. Bunun içinde sol sosyalist partilerin özel bir yeri var. Biz zaten bir bileşen partisiyiz. Yani partinin kurucu özneleri arasında sol sosyalist partiler var. HDP’nin kimliği de geniş anlamda bu çerçevededir.

Biz ittifakı en geniş çevrelere yaymak istiyoruz. Bütün mağdurları, bütün ezilenleri ötekileştirenleri kapsayacak bir ittifak olmasını istiyoruz. Yani sadece sol sosyalist güçlerle sınırlı bir ittifak değildir bizim kastettiğimiz.

Bütün çevrelerle görüşmelerimiz devam ediyor. Sol sosyalist partilerle de özel görüşme yapmak üzere görevlendirdiğimiz bir heyetimiz var. Süreç devam ediyor. Eğer bu süreç olgunluk kazanarak hızlanırsa önümüzdeki günlerde bu güçlerle bir ortak toplantı yapmayı da gündemimizde tutuyoruz.

Bunlar hangi partiler?

Şu an altı parti ve iki oluşum var. Bunlar; Emek Partisi (EMEP), Türkiye İşçi Partisi (TİP), SOL Parti, Türkiye Komünist Partisi (TKP), Toplumsal Özgürlük Partisi (TÖP), Halkevleri ve Sosyalist Meclisler Federasyonu’dur (SMF). Bu güçlerle sistemli görüşmeler yürütüyoruz. Hiçbir partiyi dışarıda bırakan bir yaklaşıma veya ön yargıya sahip değiliz.

Görüşmelerden umutlu gibi gördüm sizi…

Diyalog eğer iyi bir zemine oturursa, ülkenin, toplumun, halkın ihtiyaçlarını görerek ilerlerse iyimser olmamak için bir sebep yok.

Peki cumhurbaşkanlığı seçimine gelirsek…

Mesele aday meselesine indirgenirse bu çok kısır bir tartışmaya dönüşür ve bu kadar ağır şartlarda, bu kadar ağır tahribatların yaşandığı bir dönemde hayal kırıklıklarına yol açabilir. O nedenle şu aday mı ya da “Şöyle şöyle olursa desteklemeyiz”, “Şöyle şöyle olursa destekleriz” tartışmasına girmiyoruz. Bizim belirlediğimiz bir çerçeve var ve bunu kamuoyuyla ve muhalefet partileriyle defalarca paylaştık. Biz diyoruz ki bu ülkede seçime kadar olan süreçte birlikte nasıl çalışabileceğimizi konuşmalıyız. Seçim güvenliğinden kaos planlarını boşa çıkarmaya kadar, çok çeşitli manevralarla toplumu kutuplaştıran, derin gerilimler yaratan ve korku iklimini hakim kılan anlayışa karşı ortak irade oluşturalım.

Biz demokrasi ittifakında ortak mücadele kavramını öne çıkarıyoruz. Diğer muhalefet partileriyle görüşmelerde ise ortak irade kavramına vurgu yapıyoruz. Ülke çok ağır şartlar altında ve seçime kadar pek çok başka sorunlar yaşanması ihtimalini herhalde kimse göz ardı edemez.

Kaos konusunda uyarılarınız sıklaştı. Biraz açmanızı rica ediyorum...

Kaosu ve korkuyu yaygınlaştırmak isteyenler var. İktidarın bütünü için söyleyebileceğim en önemli şeylerden biri, korku, kaygı ve endişe iklimini hakim kılarak kendi seçmenini, kopmuş ve kopma niyetinde olanları da kapsayacak şekilde konsolide etmek. Yani bir kaos, korku ve kaygı ortamı yaratıp “Ben gidersem herkes daha çok zarar görür ya da bu ülke batar” gibi bir algı yaratmak istiyorlar. Bunu geçmişte çeşitli örneklerde de yaşadık. Bu iklimin yayılması için her yönteme başvurabileceklerini söyleyebiliriz. Çünkü bu iktidar açısından hukukun yanı sıra etik ve ahlaki sınırlar da çoktan ortadan kalktı. Buna dikkat etmek lazım ve burada bütün siyasal ve toplumsal muhalefetin sürekli uyanık olması, ortak mücadele ve ortak irade hedeflerini çok ciddiye alması lazım.

Sizin il ve ilçe binalarınıza yönelik saldırılar oldu. Deniz Poyraz katledildi. Kendi tedbirlerinizi de almaya başladınız mı?

Bizim alabileceğimiz tedbirler bellidir. İlçe binalarımıza giriş çıkışlarda arkadaşlarımızın daha dikkatli olmasını söylüyoruz. Güvenlik konusunda mütevazı imkânlarımıza rağmen daha dikkatli davranılması gerektiğini ifade ediyoruz. Ancak ülkenin ve bu ülkede yaşayan her ferdin güvenliğini sağlamak esas olarak iktidarın görevidir. Şayet iktidar bu görevi yerine getirmiyorsa, güvenliğe tehdit oluşturan bir yaklaşıma sahipse en büyük savunma en geniş toplumsal dayanışmadır. Yani demokratik ve toplumsal dayanışmayı yaygınlaştırmak en büyük tedbirdir.

‘Ret çıkarsa demokrasi için çok önemli’

Kapatma davasına ilişkin tersten bir soru sormak istiyorum. Sizin lehinize, yani olumlu bir karar çıkarsa, AYM “Davayı reddediyorum” derse siyaset açısından dengeler değişir mi?

Anayasa Mahkemesi’nden ne tür bir karar çıkacağını tahmin etmek kolay değil. Ama ben her fırsatta Anayasa Mahkemesi’nde vicdanıyla, evrensel hukuk ölçütlerine göre hareket edecek üyelerin çoğunlukta olduğu inancımı korumak istediğimi vurguluyorum. Bu davanın hukuki gerekçelerle kapatma kararına bağlanması bana göre mümkün değildir. Verilecek karar eğer kapatma olursa, baskıyla, sindirmeyle ve tehditle çıkarılmış siyasi bir karar olacaktır. Nitekim iktidarın küçük ortağı, Anayasa Mahkemesi’ne sistemli bir şekilde tehditler yöneltiyor. Unutulmasın diye de tehditlerini belli aralıklarla yineliyor. Ben buna rağmen Anayasa Mahkemesi üyelerinin kendi mesleki onurlarına ve vicdanlarına bağlı kalacakları inancımı koruyorum.

Eğer Anayasa Mahkemesi’nden kapatma talebinin reddi kararı çıkarsa Türkiye demokrasisi için çok önemli bir aşamanın önü açılmış olacaktır. Bu, Türkiye’de demokrasi için, barış için gerçekten hayati bir önem taşıyacaktır. Barışa ve demokrasiye giden yolda, Anayasa Mahkemesi tarihe geçecek ve gelecek nesillerin takdirle karşılayacağı bir tutum takınmış olacaktır.

Böylesi bir karar muhalefetin işini kolaylaştırır mı?

“HDP, terörle iltisaklıdır” tartışması büyük ölçüde geride kalmıştır. İktidar partisi, kontrol ettiği medyanın bütün çabasına rağmen istediği karşılığı alamıyor. Böylesi bir karar muhalefetin işini kolaylaştırır mı diye bakmak yerine, böyle bir gelişmenin Türkiye’de barışın ve demokrasisinin önünü çok ciddi biçimde açacağı üzerine yoğunlaşmak gerekiyor.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, ”Edirne’deki İmralı’ya hesap verecek” diye bir cümle kurdu. Buna bir cevabınız olacak mı?

Doğrusu bir cumhurbaşkanının, isterse AKP genel başkanı sıfatıyla konuşsun, böyle bir iddiayı dile getirmesi başlı başına çok hazindir. Muhtemelen HDP içinde bir tartışma yaratma, bulanıklık ortaya çıkarma gibi bir niyete sahip. Zaten bu iktidarın politikası karşısındaki bütün güçleri parçalayarak kendini ayakta tutmak, varlığını sürdürmektir. Bu söylenenlerin HDP’de bir karşılığı olmaz. Biz HDP olarak ne yaptığımızı kamuoyunun gözü önünde ortaya koyuyoruz. Ben bu sözlere cevap vermeyi bile gereksiz buluyorum. Geçmişte de HDP içinde tartışmalar veya ayrılıklar yaratmaya yönelik çeşitli manevralar yapıldı. Bundan sonra da yapılacaktır Ama gördüğünüz gibi HDP bütün farklılıklarıyla, temel ilkelerinin etrafında sımsıkı kenetlenmiş bir yapıdır ve dimdik ayaktadır. Seçmeni de bu yapıya sahip çıkma konusunda son derece kararlıdır.

Kaynak: DİKEN – ALTAN SANCAR

İlginizi çekebilir