“Hayallerini Ören Kadınlar” Hikayelerini Anlattı

Feminist Pedagoji Konferansı’nın ilk gününde kadınlar, feminist arşiv ve hikaye anlatıcılığı pratikleri üzerine konuştu, arşivleri neden ve nasıl oluşturduklarını anlattılar.

Feminist Pedagoji Konferansı’nın birinci oturumu 18 Ekim Perşembe, İstanbul’daki SALT Galata’da gerçekleşti.

İstanbul Kadın Müzesi ile Sabancı Üniversitesi Toplumsal Cinsiyet ve Kadın Çalışmaları Merkezi’nin (Su Gender) birlikte düzenlediği konferansın konusu, “Feminist Pedagoji: Müzeler, Hafıza Mekânları ve Hatırlama Pratikleri”.

“Sınırları aşma pratiği olarak feminist arşiv hikaye anlatıcılığı” oturumu da, moderatör ve hikaye anlatıcısı Senem Donatan’ın şu sözleriyle başladı:

“Hikayeler mekanların duvarları arasında saklanırmış, bugün hayallerini ören kadınların hikayelerine tanık olacağız.”

Oturumlarda şu isimler söz aldı: İran kadın hakları hareketinin önde gelen isimlerinden ve akademisyen Mansoureh Shojahee, Bahçeşehir Üniversitesinde Çizgi Film ve Animasyon Bölümü Kurucu Başkanı ve Animasyonun Kadınları’nın kurucusu Nazlı Eda  Noyan, Güney Kore’de Goyang kentindeki Ulusal Kadın Sergisi’nden (The National Women’s Exhibition Hall) Kye-Hyeong Ki, The Women and Memory Forum Proje Yöneticisi Maissan Hassan, Kadın Eserleri Kütüphanesi ve Bilgi Merkezi Vakfı’nın kurucu üyesi, akademisyen, arkeolog ve etnobotanikçi Füsun Ertuğ, Torino’daki feminist arşiv Archivio delle donne in Piemonte’den (ArDP) Elena Petricola, Mor Çatı gönüllüleri Ülfet Taylı ve akademisyen Berna Ekal, İskoçya’daki Glasgow Kadın Kütüphanesi’nden (Glasgow Women’s Library) Morag Smith, Kürtçe araştırmacı ve arşivci Zeyneb Yaş.

“Doğu ve batıdaki kadınların direnişinde ortak bir zemin var”

İlk olarak konuşan Mansoureh Shojahee, İran’dan başlayarak Avrupa’da diasporaya kadar uzanan hikayesini şu sözlerle ifade etti:

“İran’dan geliyorum, ama yedi sene önce Uluslararası Kadın Müzesi’nin kollarında Avrupa’da doğdum.”

Shojahee, kadın tarihinin ağırlıklı olarak batıdaki kadınlar mercekli olduğunu, ancak doğudaki kadınların hikayelerine de ışık tutulduğunda bütün kadınların ortak bir zemin üzerinde direndiğinin görüleceğini belirtti.

İran Kadın Müzesinin kurulması sırasında otoritelerin iznini alamadıklarını ve müzenin kurulması istenen şehre kadınların seyahat etmesini belediyenin izin vermediğini aktardı ve sordu: “Ortadoğu’nun en eski kadın hakları hareketinin evsahibi İran’da neden bunlar oluyor?”

“Mezunların yüzde 60’ı kadın, yüzde 20’si karar verici pozisyonda”

Nazlı Eda Noyan, “Filmimin seçildiği bir yarışmada diğer seçilen filmlerden 10 filmin beşinin yönetmeni kadındı, ancak 17 jüri üyesinin sadece üçte biri kadındı. Kadınlar karar verecek pozisyonlara yükselecek kadar yetkili değil mi?” düşüncesiyle yola çıkarak Animasyonun Kadınları kolektifini kurduğunu söyledi.

“Türkiye animasyon tarihinde erkekler çoğunlukta. Ayda Seyhan ve Merasim Er gibi Türkiye’de animasyonun ilk kadınları erkek bir ortakla çalışmışlar hep” diyen Noyan, ABD’de animasyon bölümü mezunlarının yüzde 60’ının kadın olduğunu ancak sadece yüzde 20’sinin karar verecek yönetici pozisyonunda bulunduğunu belirtti.

“Farklı coğrafyalardaki kadınların evrensel direnişi”

Maissan Hassan, kendi arşivlerinin sadece akademisyenlere hitap etmesinden ziyade daha geniş kitlelere ulaşması için arşivlerini müzeleştirmeye karar verdiklerini belirtti.

Müzelerinin seyyar müze olarak Mısır’ın çeşitli kentlerinden Danimarka’ya kadar sergilenmiş olduğunu söyledi.

Sergide Filistin, Mısır, Lübnan ve Danimarka gibi farklı coğrafyalardan kadınların hikayelerinin bulunduğunu ve amaçlarının kadınların sadece bireysel hikayelerini anlatmak olmadığını, hikayeler arasında evrensensel bir direnişin anlatılması olduğunu vurguladı.

Sempati ve öfke arasında: “Rahatlatıcı kadınlar” sergisi

Kye-Hyeong Ki, “Sempati ve öfke arasında: Kore’de ‘rahatlatıcı kadınlar’ sergisi” konulu konuşmasına İkinci Dünya Savaşı’nda Japonya ordusunun seks köleliğine maruz bıraktığı kadınların inkar edilen hikayelerinden bahsetti.

Kye-Hyeong Ki, sergideki amaçlarını şu sözlerle ifade etti: “Bu kadınların çoğu ya hastalık ya da ileri yaş nedeniyle öldü, sadece yirmi yedisi şu an hayatta. Amacımız İkinci Dünya Savaşı’nda Japonya ordusunun seks kölesi olarak çalıştırdığı bu kadınların hikayelerini anlatmak. Unutulmamalarını sağlamak istiyoruz ki bir daha böyle bir şey olmasın.”

Sergi kapsamında ortaokul ve lise çağındaki gençlerle çalıştıklarını ve onların bu konudaki resimlerini sergilediklerini belirten Ki, gelecek nesillerin tarihi bir konuya duyarlı olmalarının, toplumsal cinsiyet eşitliğine ulaşmak açısından önemli olduğunu belirtti:

“Tarihin sadece yazılı biçimde öğrenilmesi, tarihin bütün bir şekilde aktarılmasını sağlayamaz. Bu yüzden bu sergi önemli.”

“Savaşta yapılanlarla ilgili tarihi yeniden yazmalıyız”

Ki’nin konuşmasının ardından bir sonraki oturumun konuşmacısı Füsun Ertuğ da şöyle devam etti:

“Savaş erkeklerin gözlerinde o kadar kutsal bir durum ki ona leke sürülmesini istemiyorlar; sadece kahramanlık öykülerinin anlatılmasını istiyorlar. O yüzden savaştaki kadınlara karşı yapılan zulümlerin çoğu belgelenmiyor; sözlü tarihe bağımlı kalıyoruz. Tarihi yeniden yazmalıyız.”

* Fotoğraf: House of Sharing

“Kadınların tarihini nasıl gelecek nesillere aktarabiliriz?

Elena Petricola da arşiv oluşturmanın kadınların arka planda bırakılan tarihini aydınlatmakla beraber, sordukları sorulara cevap bulmaktan ziyade daha fazla soruların gün yüzüne çıkmasını sağladığını söyledi:

“Kadınların tarihini nasıl gelecek nesillere aktarabiliriz? Bu arşive neden ihtiyaç duyuyoruz?”

Petricola, arşiv oluşturmanın sadece tarihi belgelemek değil, tarihi öznel bir şekilde yansıtarak arşivin aktivistlikle ilişkili olduğunu belirtti.

“Kadın dayanışma örgütlenmesinin arşivini oluşturmak”

Mor Çatı gönüllüleri Ülfet Taylı ve akademisyen Berna Ekal, Mor Çatı’nın “Feminist Dayanışma ile 25 Yıl” kitap çalışmasından bahsetti.

Amaçlarının, kadın dayanışma örgütlenmesinin arşivini oluşturarak kadın dayanışmasını toplumsal hafızaya kazandırmak olduğunu ifade ettiler.

“Kadın dayanışma örgütlenmesi sadece cinsiyetçi yapıların eleştirisi değildir, kadınlar arası bir dayanışmadır” diyen Taylı, bu dayanışmanın içindeki iletişimin — “anlaşmaların ve anlaşamama” durumlarının — şimdiye kadar sözlü anlatıda kaldığını ve Mor Çatı’nın çalışmasının bunu belgelemekteki önemini belirtti.

Çalışmayı resimleştirme kararı hakkında da Ekal şunları söyledi: “Fotoğraf kullandığımızda belirli bir kadın grubunu temsil etmiş oluyoruz. Çizgi kullandığımızda daha fazla kadına hitap edebiliyoruz; bütün kadınların kahramanlaştırılması söz konusu oluyor. Çizim, sanatsal bir anlatım yolu olduğu için duyguları da daha evrensel, herkesin kendisiyle bağdaştırabileceği bir şekilde aktarmamızı sağlıyor.”

“Amacımız o kadınları yaşatmak”

Füsun Ertuğ, Türkiye’de kadın arşivlerinin derlendiği başka bir yerin olmadığını ve Cumhuriyet öncesi kadın arşivini barındırdıklarını söyledi.

“Kadın tarihini yazmak için yeterli belgeye sahibiz” diyen Ertuğ, çoğunlukla kadın akademisyen ve yazarlardan oluşan arşive, Süreyya Ağaoğlu gibi birçok kadının kendi arşivlerini bağışladığını belirtti.

“Bu arşivler bir puzzle gibi birbirlerini tamamlayacak” diyen Ertuğ, Sabiha Sertel’in oyun kartlarını bulundurduklarını ve amaçlarının “o kadınları yaşatmak” olduğunu vurguladı.

Ertuğ, “Bu zor koşullarda kadın araştırmacılar olarak maddi ve manevi açıdan ve arşiv kaynağı olarak birbirlerine destek olmalıyız; her zamankinden güçlü olmamız gerekiyor” ifadelerini kullandı.

“Sadece kadınların değil, LGBTİ+’ın da arşivi”

Morag Smith, kadın müzelerinin ve arşivlerinin daha çok maddi ve manevi desteğe ihtiyacı olduğunu belirtti.

Smith, “Kadınların tarihinin, dünya tarihinden silinmemesi için çalışıyoruz, hepimiz gönüllüyüz” dedi ve bir feminist arşivin sadece kadın mercekli olarak algılanmaması gerektiğini, LGBTİ+’ın da arşivi olduğunu söyledi.

Kadınların politik aktivistliğini de belgelediklerini belirten Smith, İskoçya’nın 2014’teki bağımsızlık referandumunda ilk defa politik aktivistliğe dahil olan kadınların, siyasi görüşlerini kayda almadan hikayelerini belgelediklerini belirtti.

“Görünür kılınmasını isterim”

Zeyneb Yaş, 2018 Nobel Barış Ödülü verilen Nadia Murad’ı selamlayarak konuşmasına başladı.

“Bizde her şey ritimle ve ahenkle aktarılır, söz esastır. Esas alınan toplumsal hafıza unsuru insandır, en çok da kadındır. Toplumun belleği ve arşiv görevini görür kadınlar” diyen Yaş, arşivleştirmenin iğneyle kuyu kazmaktan daha zor olduğunu ve kendi araştırmaları ve arşivi hakkında “Bağışlamaktan öte değerlendirilmesini ve görünür kılınmasını isterim” sözlerini kullandı. “Korunmasını istediğim Kürt halkı hakkındaki arşivleri, Türkiye’deki müzelerden alıp koruma altına almaya çalışırken birçok kez ölümle yüz yüze kaldım” diye de ekledi.

Kaynak : Bianet

İlginizi çekebilir