Özel havayolu şirketlerinde bir süredir yaygın işten çıkarmalar yaşanıyor. Özellikle nitelikli ve deneyimli personelin işine son verilerek, daha düşük ücretli gençler istihdam ediliyor. Bu durum uçuş konforu ve güvenliğini riske atıyor. Kabin amirlerinden Fatma Yenilmez ve Nurcan Şen, havayolu şirketlerindeki ağır çalışma koşullarını ve yeni şirket politikalarıyla ortaya çıkan tehlikeleri anlattı.

Son dönemde bazı hava yolu şirketlerinde verimsizlik gerekçe gösterilerek ya da gerekçesiz bir şekilde işten çıkarmalar yaşanıyor. 15 Temmuz sonrası hükümetin işverenlere sunduğu ortamdan yararlanan şirketler, tazminatlı-tazminatsız, toplu ya da küçük gruplar halinde nitelikli bir çok elemanı işten çıkardı. Türkiye’de, Türk Havayolları’ndan sonra en büyük uçak filosuna sahip olan özel bir hava yolu şirketi de deneyimli kabin amirlerinin şirketle ilişiğini keserek, daha düşük ücretle çalışan gençleri bünyesine katıyor. Deneyimli çalışanların çıkarılması her sektörde hizmet kalitesinin düşüşüne sebep olsa da havacılıkta bunun bedeli uçuş güvenliğini etkileyen aksaklıklarla ödeniyor. Dolayısıyla konu havayolu şirketleri ile çalışanlar arasında yaşanan bir konu olmaktan çıkıp, uçuş emniyetini, yolcu güvenliğini, yani kamuyu ilgilendiren bir soruna dönüşmüş halde.

Dava süreci devam ettiğinden röportajda adı geçen yetkililerini ve firma adını gizli tutmayı uygun gördüğümüz havayolu şirketi tarafından hiçbir gerekçe gösterilmeden işlerine son verilen kabin amirlerinden Fatma Yenilmez ve Nurcan Şen bu süreçte yaşadıklarını Gazete Duvar’dan Nuray Pehlivan’a anlattı.

YOLCU OLARAK DA GÖREVLİ OLARAK DA UÇAKTA YOKUM!

Kısaca kendinizi tanıtır mısınız? Şirketteki işinizden hangi gerekçe ile atıldınız?

Fatma Yenilmez: 2007 yılından beri bu şirkette çalışıyorum. Başka bir firmadan kabin amiri olarak geldiğim halde daha önceki tecrübelerim hiçe sayılarak tamamen sıfırdan başladım göreve. Emekliliğime 6 ay kala hiçbir gerekçe gösterilmeden, uçuştayken işten çıkarıldım. Yatı görevini takiben bir uçuşum vardı ancak sisteme girdiğimde kodlama yapamadım. Sonra ismimin sistemden silinmiş olduğunu gördüm. Şirketin hiçbir yerinde ismim görünmüyordu ama o uçuşun atanmış amiri bendim. Kontrol masasına kodlama yapamadığımı söyleyerek durumu ilettim, ekip tahsise gidip sordum… Sisteme giriş yapar yapmaz birbirlerine bakıp sonra bana dönüp bu uçuşun atanmış amiri sizsiniz dediler. Ama sonrası görünmüyordu. Zaten bunu beden dillerinden okuyabiliyorsunuz. ”Evet, ama biletim yok yolcu değilim, ismim sistemde yok amir değilim” dedim. Hangi vasıfla bu uçağa bineceğim diyerek sesimi yükselttim. Oldu ki başıma bir şey geldi, ayağım kaydı, merdivenlerden düştüm ama ben uçakta yokum! Yolcu olarak da, görevli olarak da uçakta yokum. İnsan olarak yokum. Ne biletim var ne de görevli olduğuma dair bir belge… Aziz Nesin’in Yaşar Ne Yaşar Ne Yaşamaz hikâyesindeki gibi…

HEM KIDEMİM DÜŞÜRÜLDÜ HEM MAAŞIM

Nurcan Şen: Meslek hayatıma 1995 senesinde başladım, 20 yılı geçkin bu süre içerisinde Türkiye ve dünyanın önde gelen havayolu şirketlerinde görev yaptım. 2008 yılında kabin amiri olarak işe başladım. Sonra üstün performanslı olarak değerlendirip beni ekip koçu olarak atadılar. Bir gün şirkete çağrıldım. Kabin hizmetleri müdürümüz, koçluk sistemi pozisyonu kapatılıp danışmanlık şeklinde daha az kişiyle yürütüleceği gerekçesiyle yeni sözleşme imzalattı. Böylelikle hem kıdemim düşürüldü hem maaşım… Bu arada koçluk sistemi kaldırılmadığı gibi, pozisyona yeni elemanlar alındı. Aradan 3 ay geçti ve bana yeni bir sözleşme daha imzalamam gerektiği konusunda bir SMS gönderildi. Yaşadığım bu olayları anlatan bir mail hazırlayarak yöneticilerime bu durumu bildirdim ancak hiçbir yöneticiden mailime cevap gelmedi. Kayseri uçuşumun dönüşünde diğer Kabin Hizmetleri Müdürü elinde imzalatmak istediği sözleşmeyle ekip bekleme odasında beni karşıladı. Tüm ekiplerin ortasında bana sözleşmeyi gösterdi ve imzalamam konusunda baskı yaptı. ‘Bu sözleşmeyi imzala yoksa işsiz kalırsın, bu zamanda iş bulamazsın’ dedi ve bir yerleri aramakla tehdit ederek arada bir telefonunu gösterip üzerimde baskı kurdu. Herkesin ortasında sözleşmeyi imzalatmak için her yolu denedi ama buna rağmen imzalamadım. Ertesi gün uçuşum vardı. Uçuşumu görev değişikliği ile aldılar ve yerine GMA kodlu bir görev atadılar. Bu kodu hepimiz biliriz. Bu, şirkete çağrıldığımız haberini verir; mutlaka bir olay vardır, orada sorguya çekeceklerdir, hesap soracaklardır… Nitekim şirkete gittiğimde de böyle oldu. Kabin Hizmetleri Direktörü ve İnsan Kaynakları Uzmanı, sorguya çekmek için beni bekliyordu. Kabin hizmetleri direktörü neden böyle bir mail gönderdiğimi sordu ve ‘Başımıza ne işler açtın, zor duruma düştük, Üstlerimize bu durumu açıklayamadık. Sen ne istiyorsun’ gibi sorular yöneltti. O da sözleşmeyi imzalama konusunda baskı yaptı. O sözleşme haklarımın elimden alınması ve ücretsiz izne çıkarılmam demekti. Bir ara beni düşünmem için yalnız bıraktılar. Kendi belirledikleri kabin ekiplerine bu sözleşmeyi imzalatıp beni unutmuşlar ve imzalatmadan ücretsiz izne çıkarıp programıma yansıtmışlar. O zaman imzam olmadan yaptıkları keyfi uygulama başlarına dert açtığı için beni zorladıklarını anladım. Tüm bu olanlardan sonra Kabin Hizmetleri Direktörümüz hiçbir açıklama yapmadan iş akdimin feshedildiğini söyledi. Yayınlanan uçuş programım yarıda kesildi. Sorgusuz sualsiz ve haksızca işime son verdiler. Şimdi işe iade davası açtım. Dava sürecim devam ediyor.

Yakın bir dönemde THY’de de sendikal faaliyetler nedeniyle işten atmalar yaşandığı basına yansımıştı. Çalıştığınız şirkette bu anlamda bir baskı var mı?

Nurcan Şen: Ben sendika oluşumunda bulunmamıştım. Fakat katılan arkadaşlarımızın çıkartıldığı kulaktan kulağa yayıldı. Sonra herkes korktu tabii. Kendi aramızda konuşuyorduk ama üye olmaya cesaret edemiyorduk. İşten atılma korkusu vardı. Özel şirketlerde ne yazık ki böyle bir durum var. Örneğin; 15 Temmuz darbe girişimi sonrasında oluşan kriz bahane edilerek kalabalık bir grup otele davet edildi. Şirketin küçülmeye gittiği ve kriz nedeniyle işten çıkartıldıkları söylendi. O sırada atılanların yerine grup grup eleman aldılar. Bir sınıfta ortalama 25 kişi vardı. Sanırım o dönem 3 ya da 4 sınıf alındı. Sonra da eleman alımı hep devam etti. Bu arada koçluk sistemi kapatılmadığı gibi bir süre sonra yerimize yeni kişiler atanarak devam etti. Bu arada uçak filosu yenilendi. Boeinglerden vazgeçilip Airbuslar alındı. Kriz döneminde böyle yeni eleman alınacak ve uçak yenilenecekse eğer eldeki eleman neden işten çıkartıldı? Çalıştığımız şirkette sendikalı olmak dışında özellikle havacılıkta uzmanlaşmış orta yaş, tecrübeli personelin üzerinde baskı kurulmaya başlandı. Bu yaşta çıkarılanların tek bildikleri iş havacılık ve dolayısıyla başka sektörlerde de iş bulamıyorlar. Sendikalar özellikle bu yaş aralığını koruyacak sözleşmeler yapmalı işverenle. Belli bir yaş üstü insanlar tecrübelerinin en üst düzeyde olduğu dönemde işten çıkarılıyor. Çünkü bu yaşta maaşlar yükseliyor ve şirket için artık bir külfet haline geliyor bu. 40 yaşında işten çıkarılan bir insan emeklilikte yaşa da takıldığı için sigortasını doldursa bile emekli maaşı alamıyor. Sosyal haklarından faydalanamıyor. İnsan başına gelince anlıyor. Hepimiz mahkemelerde hak arıyoruz. Şu süreçte sendika gibi bizi koruyucu bir güç olması iyi olurdu. Şimdi çil yavrusu gibi dağıtıldık.

Fatma Yenilmez: Direktör, işyeri hekimimizden tırnaklarımı çekmesini ve beni bu şekilde uçuşlara dahil etmesini istedi. Ancak bu isteği hekim tarafından reddedildi. Doktor periyodik muayenenin yenilenmesi gerek diyerek beni kabin hizmetlerine yönlendirdi. Kabin Hizmetleri Direktörü de böyle bir şeyin gereksiz olduğunu, hastaneye gitmeme gerek olmadığını söyledi ve bu şekilde raporluyken uçurulmuş oldum.

Fatma Yenilmez: Sendika için hepimiz bir adım gerideydik. Üye olan arkadaşlarımızın akıbetini görünce zaten mümkün olmadı. Şu andaki Hava-İş üye olunacak bir durumda değil, THY patronlarının yönettiği bir sendika gibi… Hava-Sen ise bizim zamanımızda henüz kurulmamıştı. Haklarımızı koruyacak bir platformumuz ve sözleşmemiz yok maalesef. Bizim en büyük dezavantajımız bu. Sendika en azından bilir kişi olarak bize fayda sağlayabilecek danışmanlar, avukatlar sağlayabilirdi. Ama ne yazık ki sendikalı olmak zaten işten çıkarılma sebeplerinden bir tanesiydi. Bu şirkette bırakın sendika olmamasını, her konuda psikolojik baskı vardı. Mobbing denince sürekli yapılan zorlamalar akla geliyor, burada içten içe bir mobbing söz konusu ama bunu kanıtlayacak belgeler yok. Mesela bize herhangi bir uçakta bir olay ya da kaza olduğunda hiçbir şekilde açıklama yapmamamız gerektiği öğretilir. Bizim mesleğimizin ana kurallarından birisidir bu. ”Kol kırılır yen içinde kalır” mantığıyla her zaman susturulduk. Mesela hasta olunca mutlaka rapor alın denir ama rapor aldığınızda bu sicilinize işlenir; performans notunuz düşürülür… O yüzden 39 derece ateşle uçuşa gidersiniz. Aman işten çıkarılmayayım diye… Ben bir iş kazasının devamında aldığım raporun arkasından işten atıldım mesela.

KABİN HİZMETLERİ DİREKTÖRÜ, TIRNAKLARIMIN ÇEKİLEREK UÇUŞA DAHİL EDİLMEMİ İSTEDİ

Sizin iş akdinizin feshedilmesi bu yüzden mi?

Evet, benim iş akdimin feshinin de bu yüzden olduğunu düşünüyorum. Parmaklarımı kokpit kapısına sıkıştırdım. 3,5 ay süren bir rapor sürecim oldu. İki tırnağım tamamen dipten düştü ama şirketin menfaatini düşünerek iş kazası tutanağı tutmadık. Çok sancılı bir süreçti. Sonrasında tırnaklarımın yerinden çıkması, delinmeye başlamasıyla benim de düşünemediğim uzun bir sürece girdik. İkinci ayın sonunda hastane tarafından tekrar rapor öngörülünce bu rapora Kabin Hizmetleri Direktörümüz itiraz etti. İşyeri hekimimizden tırnaklarımı çekmesini ve beni bu şekilde uçuşlara dahil etmesini istedi. Ancak bu isteği hekim tarafından reddedildi. Bu yapılan bence de çok canice ve bencilceydi. Oysaki doktorlar uçmama izin vermiyorlarsa yerde çalışabilirim diye kendim teklifte bulunmuştum ama bu teklifim de kabul edilmedi. Doktor periyodik muayenenin yenilenmesi gerek diyerek beni kabin hizmetlerine yönlendirdi. Kabin Hizmetleri Direktörü de böyle bir şeyin gereksiz olduğunu, hastaneye gitmeme gerek olmadığını söyledi ve bu şekilde raporluyken uçurulmuş oldum. Olayda yönetici hatası vardı ama ihale bana kaldı! Raporluyken uçmak yalnızca benim suçummuş gibi davranıldı.

ÖNCE EMNİYET DEĞİL ÖNCE ‘SATIŞ’!

Sivil Havacılık çalışanları olarak bir karşılaştırma yaptığınızda çalışma koşullarınız nasıl? Avrupa ya da Türkiye’deki diğer firmalarla kıyasladığınızda sizin şirketiniz bunun neresinde?

Fatma Yenilmez: Çalıştığımız şirket bunun çok gerisinde. Kurumsal bir şirket ama neye göre kime göre! Daha önce çalıştığım havayolu şirketlerinde bizlere öğretilen “önce emniyet” olgusunun burada yerini “önce satış”a bırakıyor olması yapılan işin kalitesini düşürüyor. Performans adı altında yapmakla yükümlü olmadığınız işleri yapmak durumunda kalıyorsunuz. Normalde temizliği profesyonel ekip yapar. Hosteslerin görevinde uçuş esnasındaki zorunlu haller dışında uçağı temizlemek yoktur. Yolcu kusmuştur mesela ya da emniyeti etkileyecek bir unsur vardır havada, o zaman tabii ki yaparsınız. Ama bu şirkette ekstra iş yükü bir yana; uçağın yerde kalış süresi bile giderek kısaltıldı ve diğer firmalar yerde 1 saat beklerken bize boarding, deboarding ve temizleme işlerini tamamlamak için 20 dakika verilmeye başlandı. Hem yolcu boşaltacaksınız hem temizlik yapacaksınız hem de güvenlik kontrolü yaparak tekrar yolcu alacak ve kapı kapatacaksınız! Bunları 20 dakikada yetiştirmek mümkün değil. Bu şekilde zamandan tasarruf ederek daha çok uçak kaldırıyorlar. Diğer şirketler bu işlerin hepsini 1 saate yayıyor. Çünkü bu saydığımız işler eksiksiz şekilde ancak bu kadar sürede yapılabilir. Bizim ülkemizde hostes olduğunuz zaman yalnızca garson olarak algılanıyorsunuz. Ya da temizlik görevlisi olarak bakılıyorsunuz. Ama görünüşünüz manken gibi olacak. Fiziğiniz düzgünse hiçbir kritere uymanıza gerek yok! Oysaki Amerikan Airlines, Lufthansa, Emirates gibi firmalarla uçtuğunuzda karşınıza 50-60 yaşlarında hostes teyzeler çıkar. Houston’da nehire inen uçakta hiçbir yolcunun yaralanmadan, suya düşüp kaybolmadan tahliye edilmesi tesadüf değildi. Kabin Amiri 60 yaş üzeriydi ve tüm kabin görevlilerinin yaş ortalaması 50’nin üstündeydi. Yani havacılıkta aslında tecrübe çok değerlidir. Türkiye genelinde de hostes algısı böyle ama bizim şirketimiz özelinde sön dönemde genç ve dinamik bir ekip kurma adı altında 45 yaş üzeri personele bir takım yaptırımlar uygulanmaya başladı. Bir dönem hepimizin en büyük endişesi bu olmuştu. 45 yaş üzeri çalışanları işten çıkaracaklar diye düşünmeye başlamıştık. Daha önce tecrübeli adı altında bize uygun görevler verilirken son gelen yönetimle birlikte elimizden tamamen her şey alındı. Bir önceki yönetim bize ‘Sizin tecrübeniz var, tecrübeli olduğunuz için sizi şu gruba atıyoruz” derken daha sonraki yönetim sürecinde eksiklerimiz olduğu sık sık tekrarlanmaya başlandı. Son yönetimle birlikte çalışma koşulları giderek ağırlaştığı gibi artılarımız eksiye çevrilmeye başlandı.

AŞIRI VE AĞIR ÇALIŞMA KOŞULLARI HATALARA NEDEN OLUYOR

Nurcan Şen: Ben çok farklı firmalarda çalıştım. Normalde çalışanlar görev süresi dolar dolmaz ayrılır, istirahate çekilirler. Çalışma koşullarının ağırlığı uçuş ekibini geçtim yolcuya bile yansıyor… Uçuş emniyeti açısından büyük tehlikelere, hatta kazalara sebep oluyor. En son Trabzon kazası oldu mesela, ben o sırada şirketten çıkarılmıştım. Acelecilik, yorgunluk… Hepsi birleşince bu koşullarda uçuş emniyetine aykırı bir dizi durum oluşur. O kaza için pilotaj hatası denildi. Şirkette çalışan arkadaşlarımızdan o pilotların işten çıkarıldığını sonradan öğrendik. 2015 senesinde uçuş saatlerini aşarak uçtuğumuz için uçuş isletme başkanımız sivil havacılıktan ceza aldı ve görevinden ayrıldı. Verilen talimatları yerine getiremediğinizde, uçamam dediğinizde bir telefon trafiği başlıyor ve baskıya uğruyorsunuz. Bu gibi durumlarda sivil havacılık mensupları denetlemeye geldiğinde o uçağın içinde bile olmamalısınız. İstirahatte olmanız gerekiyor. Benim de böyle uçuşlarım oldu. Fakat uçuşu yapmayıp ekibimle otele geçtim ve olayı raporladım. Süreniz dolduysa hiçbir yere gidemezsiniz. Bizde bir söz vardır; ‘havacılık kuralları kan ile yazılmıştır’ diye. Kurallara uymanız gerekiyor. Kim ne derse desin, gidemezsiniz.

SATIŞLARIN ARTIRILMASI İÇİN MOBBİNGE UĞRUYORUZ

Bütün bu baskılar neden?

Nurcan Şen: Her şey kazanç sağlamak için. Uçaklar ne kadar çok havada kalırsa şirket o kadar çok kazanç sağlar. Uçaklar yerde durdukça şirketin kazancı azalır. Bizim en büyük sorunumuz zaman. Çalıştığımız şirkette yerde kalış süresi 20 dakikaya düşürüldü. Türkiye’de diğer firmaların hiçbirinde bu yok. Biz tüm firmalardan sonra gelip hepsinden önce gidiyorduk. Hatta bunu 20 dakikadan daha az bir sürede gerçekleştirirseniz, o size daha çok performans olarak yazılıyor. Satışların arttırılması için mobbinge uğruyoruz. Satışı artırabilmek için sürekli bir yarış halinde olmanız bekleniyor. Yani sizin orada bulunma amacınız güvenlik ama güvenliğin göz ardı edilerek satışın ön plana çıkarılması daha fazla gündemdedir hep. Şöyle anlatayım; yanlış hatırlamıyorsam bir Edremit uçuşuydu… Uçağın havada kalış süresi 27 dk sürüyor. Bu süre zarfında, önceden yolcular tarafından online olarak satın alınmış olan 60 adet ikram dağıtılacaktı. O sırada diğer yolculardan satışa neden başlamadınız diye şikayetler başladı. Süre zaten kısıtlı, biz 19 dakikada bu 60 yolcunun servisini ancak bitirebildik! Bizim şirketimizde uçak içinde yer değişikliği de serbest olduğu için önceden sipariş vermiş olan yolcuları bulmak ayrıca işi zorlaştırıyor tabii. Dolayısı ile diğer yolculara servis yapamadan indik ve sonuç olarak bir dolu şikâyet… Buna benzer çok uçuşlarım oldu.

UÇMADIM AMA SATIŞ EKSİĞİM VAR!

Satışı hızlandırmak için sizin iş kavramınıza bir yük daha bindiriliyor…

Fatma Yenilmez: Evet, satışa odaklanmak zorundasınız. Performans notu adı altında bir sistem oluşturuldu ve performans değerlendirmenizde maalesef bu da var. Yani sizin satışınız ne kadar iyiyse o kadar iyi bir memur, iyi bir amir olduğunuz lanse edilmeye başlandı. Ki ben tüm brifinglerde şunu söylerdim; çok iyi satış yapabilirsiniz ama bu sizin çok iyi memur olduğunuz anlamına gelmez. Satış yapmakla hostes olmak mukayesesi söz konusu dahi olmamalı. Tüm dünyada hostes terimi yalnızca uçakta bulunan görevli kimse olarak kullanılır. Siz hostesseniz uçaktaki itfaiyecisinizdir, sağlık memurusunuzdur. Can kurtarmak için yolcuyu tahliye etmek için oradasınızdır. 90 Saniyede tahliye gerçekleştirmeyi başarabilen, kalabalığın kontrolünü yapabilen insanlar olmalısınız. Asıl başarı budur. Ücretsiz ikramda bulunduğumuz zamanlar böyle bir yaptırım yoktu. Yolcuyu oyalamaktır ikram. Yani yolcuyu bulunduğu ortamdan biraz daha uzaklaştırıp rahat ettirmektir ikram. Ama ikramı siz gözlerine sokarak ”hadi iki sandviç, bir kahve daha vereyim size” demek bana hiçbir zaman etik gelmedi. Zaten tam da bu yüzden orada değiliz işte biz. Satış yapmayan, satışları yüksek olmayan amirler olduğumuz için… Bunun dayatılması bile çok onur kırıcı. Mukayese edildiğinizi, sürekli bir yarış içinde olduğunuzu düşünüyorsunuz. Kim öne geçecek, finish noktasına kim önce varacak… Her gün listeler yayınlanıyor. Birçoğumuz biz satış elemanı değiliz diyorduk. Satışı fazla yapan gözde bir eleman oluyor haliyle. Satışların daha fazla yapılması için çeşitli taktikler uygulanırdı mesela. Yemek kokularını kahve kokularını duyurarak iştah açmanız beklenir. Bu yüzden 3’er aylık performans notlarınız alınarak size yazıyla geri dönüş yapılır; “Başarınızın devamını sağlayın ya da satışlarınızı artırın” şeklinde. Ben iş kazası geçirdikten sonra raporlu olduğum 3 aylık dönemde doğal olarak hiç satış yapmadım. Bordromda cafe açığı şeklinde maaşımdan kesintiler yapıldığını gördüm.Yani ben, bu 3 aylık dönemde uçmadım, ama satış eksiğim var! O tarihte bırakın uçakta olmayı Sabiha Gökçen’in önünden geçmiyorum. Miktar önemli değil, ama 1500 kişiden 1’er lira kesilse; varın siz düşünün gerisini… Bir iş kazası geçirdim, raporluyum ve cafe ürünü satamadığım için maaşım kesiliyor. İşte bunların hepsini mahkemeye sundum.

İŞTEN ÇIKARILMA SEBEBİNİN NE OLDUĞUNU HİÇ ÖĞRENEMEDİM

Son olarak eklemek istediğiniz bir şey var mı?

Fatma Yenilmez: Vardiyalı çalışan iş kollarında erken emeklilik söz konusudur, yıpranma payı vardır. Bizde yıpranırsınız ama yanınıza kar kalır. Ben hamileliğimi 4,5 aylıkken öğrendim çünkü doktora gidecek vaktim yoktu. Kendi kendime bir sıkıntı farkedip doktora gitmem gerektiğini söylerken tam 4,5 ay geçti. Evde kadınsınız, ama çalışırken de kadınsınız. Bayramı, yılbaşı tatili olmadan çalışan insanlarız biz. Maalesef biz insanları sevdiklerine ulaştırabilmek için kendi sevdiklerimizi arkada bırakıyoruz. En azından bizden sonrakiler için bir şeyler değil, çok şeyler yapılmalı artık.

Nurcan Şen: Bizler yönetim değişikliği ile apar topar işten çıkarıldık. Ben işten çıkarılma sebebimin ne olduğunu hiç bir zaman öğrenemedim. Yıllarca severek yaptığım mesleğimden sebepsizce koparılıp atıldım adeta. Hakkımı aramak ve benim başıma gelenlerin tekrarlanmaması için hukuk mücadelesi başlattım, sonuna kadar da arkasındayım. Umarım hak yerini bulur ve sorumlular cezalandırılır.

Not: Söyleşide geçen iddialarla ilgili konuşmak üzere ilgili hava yolu şirketini defalarca telefonla aramamıza rağmen herhangi bir yetkili açıklama yapmaya yanaşmadı. Sorularımızı e- posta yoluyla ilettik. Ancak dönüş olmadı…

Kaynak: Gazete DUVAR

  • Hakkımızda
  • Künye

 

Başka Bir Denizli… Başka Bir Ülke… Başka Bir Dünya… MÜMKÜN…