Hapishane ve hastalık – İrfan Tunççelik

Tüm dünyada herhangi bir zaman kesitinde hapishanelerde toplam 11 milyondan fazla insan bulunmakta ve her yıl 30 milyondan fazla insan hapishanelere girip çıkmaktadır.

İrfan TUNÇÇELİK*

Özgürlüğünden yoksun bırakılan bireylerin alıkonulduğu veya kapatıldığı toplu yaşam yerlerinden biri de hapishanelerdir. Yüzyıllardan beridir kapatılma mekanı olarak inşaa edilen hapishaneler, bedeni hedef alan, kişiyi itaatkar hale getirilmesini hedefleyen ve farklı ceza pratiklerini içerisinde barındıran alanlardır.

Hapishaneler, F tipleri, bina yapısı, uygulamaları ve koruyucu sağlıkta yaşanan sorunlardan kaynaklı olarak hastalık üretiyor.

Hapishanelerin, fiziksel özellikleri,  barınan kişi sayısı, görev yapan personelin sayısı ve niteliği, bu mekanlarda tutulan/alıkonulan tutukluların (tutuklu ve hükümlü) sağlık durumlarını ve sağlığa erişimini önemli ölçüde etkiler. Tutuklu sayısı, koğuş, tuvalet ve banyoların nicelik ve nitelikleri, yemekhane ve kantinlerde güvenli, yeterli besleyicilikte gıda sağlanması gibi olumsuzluklar hapishanelerde yaygındır. Bunun yanında, havalandırma kalitesi, ortam temizliği, bağışıklama, gebelik, kronik hasta, engelli ve yaşlı mahpusların izlemlerini de içerecek şekilde koruyucu sağlık hizmetlerin verilmesinde sorunlar yaşandığı bilinmektedir. Bu nedenlerle hapishane ortamları bulaşıcı hastalıklar yönünden ciddi riskler taşımaktadır.

Tüm dünyada herhangi bir zaman kesitinde hapishanelerde toplam 11 milyondan fazla insan bulunmakta ve her yıl 30 milyondan fazla insan hapishanelere girip çıkmaktadır.

Türkiye’de ise son açıklanan rakamlara göre, toplam 220 bin 230 kapasiteli 76’sı açık, toplam 355 hapishanede 282 bin 703 mahpus tutuluyor. Kapasite fazlası ise yüzde 28.

Bu mahpusların 199 bin 861 kişi hükümlü, 58 bin 799’u tutuklu. Mahpusların 200’ü LGBTİ, 7 bin 897’si yabancı, bin 453 kişi ise ağırlaştırılmış müebbet mahkumu.

Hapishanelerde 18 yaş altında 3 bin 19 çocuk tutulmakta. 10 bin 208 kadın mahpusun yanında annesi ile kalan çocuk sayısı ise 743.

Sağlığa erişim hakkına dair temel ilke ve düzenlemeler

Mahpuslara Müdahaleye Dair Birleşmiş Milletler Asgari Standartlar Kuralları (Nelson Mandela Kuralları  (Kural 24-27), Tıbbi Etik İlkeler (md. 1), Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi Avrupa Cezaevi Kuralları Hakkında (2006)2 nolu Tavsiye Kararı (md. 40.3) gereği cezaevindeki tutuklu ve hükümlüler, yasal statülerine bakılmaksızın, aynı kalite ve standartta, ülke genelinde mevcut, kapatılmamış olan kişilere sağlanan tıbbi bakıma eşit erişim hakkına sahiptir.

Dünya Tabipler Birliği Lizbon Hasta Hakları Bildirgesi’ne (1981) göre: Her insan ayrımcılık yapılmaksızın yeterli tıbbi bakım görme hakkına sahiptir.

Dünya Tabipler Birliği Tokyo Bildirgesi’ne göre: 4. Hekim, tıbbi açıdan sorumlu olduğu kişinin bakımıyla ilgili bir karar verirken klinik yönden bütünüyle bağımsız olmalıdır. Hekimin temel görevi, izlediği kişilerin sıkıntılarını azaltmaktır; kişisel, toplumsal ya da politik hiçbir güdü, bu yüce amaçtan daha üstün sayılmayacaktır.

Hapishane ve Hastalık

Genel olarak hapishanelerde kadın ve erkek hükümlülerde hipertansiyon, diyabet, astım, depresyon gibi ciddi, kronik fiziksel ve ruhsal hastalıkların daha sık görüldüğü

bildirilmiştir. Kanser, mide ülseri, romatizmal hastalıklar, göz hastalıkları, cilt hastalıkları, kalp ve damar hastalıkları, üst solunum yolu hastalıkları, boyun ve bel fıtığı, prostat, kansızlık, vücudun çeşitli yerlerinde iltihabik şişlikler, baş ağrıları, kulak-burun hastalıkları yaygın olarak görülmektedir.

Bunun yanında hapishanelerde Gonore, Viral Hepatit (A-B), Herpes, Bit, Mantar hastalıkları, Uyuz, Sifiliz, Tüberküloz, Alerjik Rinit, Horlama ve Uyku hastalıkları, İşitme, Algoloji gibi hastalıklar baş gösteriyor.

Açlık grevleri ve kalıcı hasarlar

Türkiye’de 1980, 1996, 2000, 2012, 2017, 2019 ve 2020’de   hapishanelerde bulunan tutuklular tarafından, tecrit ve işkencelerin sona ermesi, insani ve sosyal yaşam koşullarının düzenlenmesi ve benzeri taleplerle açlık grevleri ve ölüm oruçları protestoları yaygınlaştı. Yapılan açlık grevleri ve ölüm oruçlarından sonra tutuklularda kalıcı ve ciddi hasarlar oluştu. Çoğu zaman da ölümlerle sonuçlanan tahribatlar yarattı.

Protesto sırasında hekimler tarafından önerilen B1 vitamini alınmamışsa potansiyel olarak 40’ıncı günlerden sonra çok ciddi Wernicke-Korsakoff hastalığına neden olur.  Dolayısıyla hastalığın başlangıcından zihinsel karışıklık, göz hareketi bozuklukları ve ataksi, Wernicke ensefalopatisinin (Wernicke-Korsakoff sendromunun ilk, akut evresi) birincil belirtileridir.

Hapishane ve Hasta tutuklular

İnsan Hakları Derneği’nin (İHD) son verilerine göre hapishanelerde en az 604’ü ağır olmak üzere en az bin 605 hasta tutuklu bulunuyor.

Ağır hasta tutukluların, hastalıklarının son dönemlerine gelmelerine rağmen tahliye edilmemeleri cezaevlerinde trajik sonuçlara yok açmakta ve birçok ölüm meydana gelmektedir.

İHD Merkezi Hapishaneler Komisyonu’nun raporlarına yansıyan bilgilere göre, 2017 yılından bugüne kadar toplam 89 hasta tutuklu, ağır hastalık nedeniyle hapishanelerde yaşamını yitirdi. Kanser hastaları, kalp hastaları gibi riski yüksek ve cezaevinde kalması mümkün olamayan tutukluların tahliye edilmeleri 24 Ocak 2013 yılında İnfaz Yasası’nın “Hapis cezasının infazının hastalık nedeni ile ertelenmesi” başlığını taşıyan 16’ncı maddesinde yapılan değişiklik ile “Maruz kaldığı ağır bir hastalık veya engellilik nedeniyle ceza infaz kurumu koşullarında hayatını yalnız idame ettiremeyen ve toplum güvenliği bakımından tehlike oluşturmayacağı değerlendirilen mahkûmun cezasının infazı üçüncü fıkrada belirlenen usule göre iyileşinceye kadar geri bırakılabilir.” denilerek toplum güvenliği kıstasını getirerek hasta tutukluların tahliyelerine engel olunmuştur. Adli Tıp Kurumu tahliye kararlarını siyasi bir tutum izleyerek vermezken, tam teşekküllü hastanelerin vermiş oldukları raporlar da Adli Tıp Kurumu tarafından kabul görmüyor.

Hapishane ve Covid-19

Türkiye hapishanelerinde geçmişten günümüze var olan sorunlara bu yıl da Koronavirüs Pandemisi (COVID-19) eklendi.

Türkiye’de COVID-19 pandemisi nedeniyle alınan önlemler yetersiz kalırken, hapishanelerde tutukluların sağlık durumuna ait bilgiler, kaç kişiye test yapıldığı ve testlerin sonuçları paylaşılmadığı için pozitif vaka sayısı bilinmiyor. Hapishane gibi kapalı mekanlar ise bu tür salgın hastalıkları için kuluçka alanıdır. Fakat Adalet Bakanlığı, pandemi süreci boyunca en son 17 Haziran’da, Covid-19 nedeniyle altı hükümlünün hayatını kaybettiği, pozitif vaka sayısının 72 olduğu, Covid-19 pozitif tanısı konulup iyileşen tutuklu ve hükümlü sayısının da 374 olduğunu açıklamıştı.

İHD’nin bu ay yayınladığı rapora göre ise, temmuz-ağustos-eylül aylarında çeşitli cezaevlerinde 14 tutuklunun yaşamını yitirdiği bilgisi yer aldı.

Ceza İnfaz Sisteminde sivil toplum derneğinin danışma hattına gelen güncel şikayetler ve koronavirüs salgınından 15 Ekim güncel rapor tarihine kadar, 115 farklı hapishaneden başvuru yapıldı. Bu 115 kurumun 69’u kapalı ceza infaz kurumu, 46’sı açık ceza infaz kurumudur.

Gelen şikayetler arasında; hasta, yaşlı ve risk grubuna giren tutuklular için önlemler alınmadığı, temizlik malzemesinin dağıtılmadığı, tutukluların önlemlerini kendilerinin aldığı belirtilirken, bazı hapishanelerde doktorun revire gelmediği veya düzenli gelmediği, tutukluların revire çıksalar dahi tüm ilaçlara erişemedikleri ve tahlillerinin yapılmadığı kaydedildi.

Derneğe, bazı hapishanelerde hasta tutuklulara ilaçlarının zamanında verilmediği ve tutukluların test taleplerinin karşılanmadığı bilgileri aktarıldı.

*Gazeteci

Kaynak:

*Türk Tabipler Birliği (TTB)- Ceza ve Tutukevlerinde Sağlık Hizmetlerinin 

Standartları

*Adli Tıp Bülteni

*Ceza İnfaz Sisteminde Sivil Toplum Derneği (CİSST)

*İnsan Hakları Derneği (İHD)

Kaynak: Artı Gerçek

İlginizi çekebilir