Halkların Devrim Marşları

Mezopotamya Kültür Merkezi (MKM), BEKSAV, Gölge Kültür Sanat Merkezi (GKSM) bünyesindeki sanatçıların yanı sıra başka sanatçıların katılımıyla hazırlanan “Halkların Devrim Marşları” albümünde çokça bilinen 5 marş ile birlikte “Yekîtî” ve “Rojava” adıyla iki yeni marş seslendirilmiş.

Mezopotamya Kültür Merkezi (MKM), BEKSAV, Gölge Kültür Sanat Merkezi (GKSM)’nin bir araya gelerek oluşturmuş olduğu Sanat Komünü, daha başka sanatçıların katılımıyla, “Halkların Devrim Marşları” adıyla bir marş albümü yayınladı. Kürtçe’nin Kurmanci ve Kirmanckî, Türkçe ve Ermenice okunan 7 marştan oluşan albüm Kom Müzik etiketiyle yayınlandı.

Albümde dünya devrim tarihine mal olmuş 5 çok bilinen marşın yanı sıra, iki yeni marş da yer alıyor. Newroz kutlamalarında seslendirmek amacıyla Kürt şair ve yazar Tengezar Marînî’nin yazmış olduğu “Cejna Zayinê” (Doğuş Bayramı) şiiri, düzenlemesi yeniden yapılmış ve albüme “Yekîtî” (Birlik) ve “Rojava” adıyla iki ayrı marş olarak alınmış.

Aranjarlögünü ve müzik direktörlüğünü MKM sanat biriminden Nurhak Kılagöz yapmış albümün. Kılagöz, albümün hazırlık aşamasından, seçilen marşlara ve albümün içeriğine kadar pek çok konuda Bianet’ten Ferid Demirel’in sorularını cevaplandırdı.

– Halkların Devrim Şarkıları’nı, düzenlemesini sizin yaptığınız Rojava ile ilgili iki marş karşılıyor dinleyiciyi. Böyle bir giriş yapmanızın özel bir nedeni olsa gerek? Bu iki marşın hikayesi nedir?

2016 yılında Mezopotamya Kültür Merkezi (MKM) müzik birimiyle birlikte Newroz’a dair bir çalışma yapma kararını aldık ve Tengezar Marînî’nin sözlerini yazdığı şiiri, müzik biriminin de katkılarıyla bestelemiştim. Bu iki müzik, Newroz şiirinin bölümlerinden iki tanesini oluşturmaktaydı. Daha sonra albüm projesiyle de yeniden düzenleyip albüme dahil etme kararını aldık. Böylesi bir arşiv çalışmasına yeni bir marş daha kazandırmanın kıymetli olduğunu düşünüyorum. Tarih boyunca halkların iktidarlara karşı direnişi ve bu direnişin yarattığı kültür sanatın hep öncelikli konusu olmuştur. Rojava’da da hakların direnişinin yarattığı kültür yaratımlarımızın öncelikle konusu olup albümde de yerini almıştır.

Devrim marşları dendiğinde zihinlerde oluşan resimden farklı bir resim çıkıyor karşımıza Halkların Devrim Marşları’nı dinlerken. Evet yine coşku, heyecan var marşlarda ama bu çalışmayı özgün kılan özellikler neler?

Halkların eşitlik, özgürlük taleplerinin en çok artttığı, örgütlendiği, sokağa taştığı, kurumlarının yaratıldığı bir çağda, halkların devrim marşlarını, halkların zenginliğiyle çok dilli ve çok sesli icra etmek olabilir.

– Çok bilinen ve benimsenen marşlar bunlar. Bu açıdan bakıldığında bu marşları yeniden düzenleyip orkestra müziğine uygun bir şekilde seslendirmenin riskli olduğunu düşündünüz mü?

Orkestraya düzenlemekten önce, yeniden kayıt altına alma fikri oldukça riskliydi benim için. Tüm bu müzikler on yıllardır, birçok orkestra, grup ve şarkıcı tarafından bambaşka ve çok güzel düzenlemelerle kayıt altına alınmışken, bir kez daha ele almak zordu.

– Albüme aldığınız marşlara baktığımızda sayısı az olmakla birlikte geniş bir coğrafi bölgeyi kapsadığını görüyoruz. Ortak noktaları nedir bu seçtiğiniz marşların? Daha fazla marş olmamasının özel bir sebebi var mı?

En önemli ortak noktaları halkların direniş kültürlerini konu almış olmalarıdır bence. Daha fazla marş olmamasının özel bir sebebi yok aslında, bazı müziklerin sözlerinin ”milliyetçi” bir söylemi olduğundan ötürü dahil edemedik. Bir de daha iyi işleyebileceğimizi düşündüğümüz müzikleri seçmeyi tercih ettik. Sayıdan çok yaratmak istediğimiz etkiye ne kadar daha yaklaşabilirim(z) fikri daha öncelikliydi.

– Gördüğümüz kadarıyla çok geniş katılımlı bir çalışma olmuş? Nasıl bir araya bu kadar isim?

Bu çalışmayı kurumsal olarak Mezopotamya Kültür Merkezi öncülüğünde BEKSAV ve Gölge Kültür Merkezi’nin katılımlarıyla,bireysel olarak da çok değerli arkadaşlarımızın özverili emekleriyle dinleyiciyle buluşturabildik.

Gülseven Medar, Meral Tekçi, Nuray Balık, Ruken Yılmaz, Buket Şİmşek, Zelal Gökçe, Nursel Dinler, Ronahi Aksoy, Hivda Gökel, Kevork Mikaelyan, Serhat Kural, Sinan Gökçe, Onur Yanardağ, Haluk Tolga İlhan, Ziya Karagül, Sevak Baruyr, Herman Derderyan marşlarımızı seslendiren arkadaşlar. Her bir arkadaşımın emeğine ne desem az kalır.

Bir kez daha sizin aracılığınızla da tüm arkadaşlara teşekkürlerimi iletmek istiyorum.

– Bize biraz albümün ön hazırlık sürecinden de bahsedebilir misiniz? Neler yaşadınız? Yaşadığınız zorluklar neydi bu çalışmayı hazırlarken?

En öncelikli zorluk, hazır bir koronun olmayışıydı. Bir yandan koro partilerini yazarken bir yandan da kim okuyacak bu partileri diye kara kara düşünüyordum hep. İstanbul gibi bir şehirde onca koşuşturmanın içinde insanları bir araya getirebilmek, ortak bir çalışma programı çıkarabilmek en zorlayıcı yanıydı.

Eserleri Kurmanci, Kirmancki, Türkçe ve Ermenice icra ettiğimizden, dil sorunu, eserlerin doğru çevirisini yapmak, doğru bir telaffuzla icra etmek öncelikli hazırlıklarımızdandı ve oldukça da meşakkatliydi. Öte yandan müziklerin künyelerine ulaşmak da öncelikli olarak hazırlığını yaptığımız bir işti.

– Dil ve marş eşleştirmesini neye göre yaptınız? Yani hangi marşın hangi dilde söyleneceğini belirlerken önceliğiniz ne oldu?

Öncelikle daha çok dil de ısrarımızın esas sebebi, dili bir iletişim aracı olarak görmenin ötesinde, tarihsel toplumun tüm yaratımlarını bugüne aktaran en önemli yetenek görüyor olmaktır. Marşların dil eşleşmesini yaparken çok özel bir sebebin olmamasıyla birlikte, fonetik duyumu önemsedik. Daha önce bazı marşları Kürtçe ve Türkçe okuma deneyimimizin olduğundan tercih etmek kolay oldu. Enternasyonel’i de Ermenice okumayı pozitif ayrımcılıkla tercih ettiğimizi belirtmek isterim.

– Albüm çalışması bittikten sonra dönüp geriye baktığınızda albüme ilişkin nasıl bir değerlendirme yapıyorsunuz? Şunu da yapmam gerekirdi dediğiniz bir şey var mı?

Bu albüm projesi benim bir albüm yaratımına dair ilk tecrübemdi. Müzikleri kayıt ederkenki süreçten sonuna kadar her adımda önemli dersler çıkardığımı söyleyebilirim. Kayıtlardan sonra müziklerin temposundan tonuna, orkestrasyonu na kadar ‘’aa keşke şöyle yapsaymışım’’ değerlendirmelerimin çokça var olduğunu belirtmeliyim.

– Bu albümün devamı gelecek mi? Var mı buna benzer yeni projeler.

Umarım devamı getirilir. Fakat ne olura dair bir fikrim de yok. Marşlar dışında da yeni projeleri hayata geçirme planlarımız var.

Nurhak Kılagöz kimdir?
2012 yılında Kocaeli Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi müzik bölümünden üflemeli çalgılar bölümünden mezun oldu. Okul yıllarından itibaren hocasının katkısıyla müzik yapmaya devam etti. Okul hayatından sonra ilk olarak ‘’Mezopotamya Dans’’ın Leyle Bedirxan’a atfen yaptıkları projenin müziklerini yazarak başladı, sonrasında Almanya’da Wisbaden operasının tiyatro topluluğunun mültecilerle ilgili bir oyunun müziklerini yazdı. Aynı zaman da farklı müzik projelerinde yer alıp müzik öğretmenliği yapıyor ve Mezopotamya Kültür Merkezinde de sanatsal çalışmalarıma devam ediyor.

Kaynak: Bianet

İlginizi çekebilir