Halkevleri “halkçı-demokratik yerel yönetim programı”nı deklare etti

Halkevleri “Faşizm ve Ekonomik Kriz Koşullarında Halkçı Demokratik Yerel Yönetim Olanakları Çalıştayı”nın ardından “halkçı-demokratik yerel yönetim programı”nı açıkladı.

Halkevleri bugün Ankara Barosu Eğitim Merkezi’nde Türkiye’nin dört bir yanından gelen katılımcılarla beraber “Faşizm ve Ekonomik Kriz Koşullarında Halkçı Demokratik Yerel Yönetim Olanakları Çalıştayı” düzenledi. Çalıştay’ın ilk oturumunda panel, ikinci oturumunda ise yerel pratiklerin aktarımı ve mücadele imkanları üzerine değerlendirmeler yapıldı.

“Kaybettirmek önemli ancak seçim sonrası mücadele belirleyici”

Çalıştay’ın sonunda ise “halkçı-demokratik yerel yönetim programı”nı deklare edildi. Deklarasyon metnini Halkevleri Eş Genel Başkanı Dilşat Aktaş okudu. Aktaş, iktidarın seçimler sırasında ve sonrasında kendi lehine hamleler yapacağına dikkat çekere buna ilişkin bir mücadele programının oluşturulması gerektiğine vurgu yaptı. Aktaş, “Yerel yönetimlerde mevziler kazanmak, AKP’ye kaybettirmek önemlidir ancak seçim sonrası mücadele her açıdan belirleyici olacaktır” dedi.

Aktaş, Tayyip Erdoğan’ın temsili demokrasinin tüm kurumlarını, halkın yönetime katılım kanallarını tamamen ortadan kaldırdığı bir sistem kurduğunu belirterek “Halkın doğrudan söz, yetki, karar sahibi olduğu yerel yönetim modelleri ortaya konmalı ve savunulmalıdır. Ancak bu şekilde ‘demokratik bir yerel yönetim anlayışı’ açığa çıkarılabilir ve rejimin yere yönetimlere saldırı karşısında halkla birlikte direnilebilir” ifadelerini kullandı.

Halkçı-demokratik yerel yönetim programının ilkeleri

“AKP ile hizmet yarışı olarak sunulacak bir seçim kampanyasının inandırıcı olması da güven vermesi de mümkün değildir” diyen Aktaş “İnandırıcılık ve güvenilirlik ancak halkın ortak sorunlarına çözüm öneren politikalar ortaya konarak sağlanabilir” diyerek sözlerine devam etti ve “halkçı-demokratik yerel yönetim programı”nın ilkelerini açıkladı. Deklarasyon metninde yer alan ilkeler şöyle:

Halkçı-demokratik yerel yönetim anlayışı en başta neoliberalizmi ve onun değişik versiyonlarını reddeden bir anlayıştır.

Kentleri sermayeye yatırım ve kâr alanı haline getiren sadece bu amaçla bir dizi altyapı yatırımı, mega projeler dayatan anlayışa karşı belediyelerin doğrudan halkın asıl ihtiyaçlarını gözettiği bir anlayışla çalışır. Üretici belediyecilik anlayışını temel alır, kamusal hizmetleri ve ürünleri doğrudan kendisi üretir, ticari amaç gütmez, ihtiyacı olan kent ve yapı malzemelerini üreten üretim birimleri kurar.

Konut ihtiyacını banka ve inşaat sermayesi başta olmak üzere sermayenin yüksek yatırım ve kâr alanı haline getiren yönteme karşı halkın barınma hakkını esas alan, başta konut kooperatifçiliğinin desteklenmesi ve organize edilmesi olmak üzere piyasa dışı çözümler üretir. Kira fiyatlarını kontrol altında tutar.

Kentlerin planlanmasını (kentsel dönüşüm) rant için değil, insanca yaşanacak, doğayla ve kültürel ve tarihsel varlıklarla uyumlu, nüfus değişimine ve imkanı olmayanların hak kaybına yol açmayacak şekilde kamu eliyle yürütülür.

Kültürel varlıkları ve doğayı korur, gönüllü kuruluşların ve kitle örgütlerinin kültürel, sanatsal, sosyal çalışmalarını destekler, ortak çalışmalar yürütür.

Sağlıklı ve ucuz gıdaya halkın erişimi için fiyat ve sağlık denetimleri yapar, üretici ile tüketici arasındaki kopukluğu gideren kooperatif, doğrudan satış, tanzim satış gibi modeller organize eder. Kooperatifleri destekler.

Tarımsal arazileri korur ve üretimini organize eder, böylece gıda ve tarım tekelleri karşısında küçük üreticileri destekler.

Taşeronlaştırma sistemine son verip hizmet üretimini kendi bünyesinde daha nitelikli ve ucuz olmasını sağlarken, sermayeye giden kârı işçilerin gelirinin arttırılmasında değerlendirir. İstihdam olanaklarını yaratmakta kullanır.

Ulaşım, ısınma, barınma, ekmek, su vb. temel yaşamsal hizmetleri yoksulları gözeten çapraz fiyatlandırma ve destekleme yöntemiyle ya da ücretsiz olarak halka ulaştırır ve kâr amacı gütmez.

Kentler büyük nüfusların kaynaştığı, barış içinde bir arada yaşadığı mekanlar olmalıdır. Halkçı-demokratik yerel yönetimler kentin düzenlenişinde bunu göz önünde bulundurarak eşitlikçi kültürel politikalar geliştirip etnik, dinsel ve cinsiyet temelli ayrımcılığa karşı mücadele eder.

Kentlerin betonlaşmasına karşı, kentlilerin yeniden doğayla buluşabileceği planlamalar yapar, sokak hayvanlarının kent yaşamının insanlarla birlikte bir parçası olduğu bilinciyle düzenlemeler yapar.

Bir zamanların “özgürlük” mekanı olarak tanımlanan kentler artık asosyal, “hasta edici”, insani, estetik değerleri yitmiş durumdadır. Meydanlar, koruluklar, parklar, kentlilerin ortak kullanım alanları çoğaltılarak kentte ortak yaşam, dayanışma ve siyasal özgürlük bilincinin yaratılması için çalışır.

Kentlerin spor, sanat, kültür, imar vb. her türlü planlamasında kadınlar, engelliler, yaşlılar, çocuklar ve gençler için özel planlamalar yapılır. Kadınların bakmakla sorumlu tutulduğu çocuk, hasta, yaşlı bakımının ve ev işlerinin toplumsallaştırılması için kreş, bakım evleri, yemekhaneler, erkek şiddeti karşısında kadınların güvenle hayata atılabileceği sığınma evleri, kadınların ve çocukların önleyici sağlık hizmetlerine erişmesini kolaylaştırmak için yaygın önleyici sağlık hizmeti veren birimler açar.

Kentlerde oluşan kentsel rantın, vergilendirme gibi çeşitli yöntemlerle tekrar topluma kazandırılmasını sağlar. Haksız zenginleşmeye neden olan spekülasyonlara ve rantiyeye izin vermez, kentsel topraklar üzerinde spekülasyonlara ve rantiyeye izin vermez, kentsel topraklar üzerinde spekülasyona son vermek amacıyla tedbirler alır.

Halkı yönetimlerden dışlayan, bırakın kararlarda söz sahibi olmayı katılımı dahi engelleyen neoliberal sistem iflas etmiştir. Halkçı demokratik yerel yönetim anlayışında sokaklardan, mahalle ve kent düzeyine ulaşan meclisler kurulup yerel yönetimin bir parçası haline getirilerek halkın söz yetki karar sahibi olduğu bir işleyişle belediyeler ve kentler yönetilir. Halkla ve kentin örgütlü güçleriyle birlikte çalışan ve hesap veren-şeffaf bir belediyecilik uygulanır. Örgütlü bir toplum yapısı oluşturmaya çalışılır.

Kadınların yerel yönetimlerde etkin olmasını, eşit temsilini esas alır, bu konudaki piyasacı-ticari kriterleri reddeder. Uzun yıllara dayalı ayrımcı politikaların yarattığı negatif sonuçları giderecek programlar planlamak, hayata geçirmek amacıyla ayrıca kadın meclisleri örgütlenir.

Engellilerin gerek yerel yönetimlerde temsili, gerekse de ayrıca engelli hakları meclisi olarak örgütlenmesini esas alır.

Basının tekelleşmesine ve iktidarın sesi haline dönüşmesine karşı halkın haber alma hakkını esas alan alternatif medya çalışmaları yürütür ve bağımsız medya çalışmalarını destekler.

Halkın muhtarları sarayın mahalledeki sesi değil halkın taleplerini, halkla birlikte her yerde savunan ve onun için harekete geçen muhtarlardır. Halkçı-demokratik yerel yönetimlerin mahalli birimi gibi çalışırlar.

“AKP’nin halk düşmanı yüzünün ortaya çıkartılması gerekir”

Aktaş, Halkevcilerin deklare edilen programı bulundukları her yerde kitlelere ve adaylara anlatacağını, ittifaklar kurulması ve ortaklaşılan yerlerde bu programın hayata geçirilmesi için çalışacağını kaydetti. AKP’nin yalnızca “sayısal skor”larla yenilemeyeceğini kaydeden Aktaş, “Asıl olarak söylemlerinin yenilgiye uğratılması, halk düşmanı yüzünün açığa çıkartılması gerekir ki bu da ancak neoliberalizmi reddeden halkçı-demokratik bir programın ortaya konması ve uygulanması için mücadele edilmesi ile mümkündür” dedi.

Aktaş son olarak şunları söyledi:

Faşizm ve kriz koşullarında günün görevi olarak önümüze koyduğumuz bu programı hiç tartışmasız krize ve faşizme karşı mücadele görevleri ile iç içe sürdürmemiz gerekmektedir. Halkevleri örgütünün önemli bir geleneği var; yaptığı toplantılarda, çalıştaylarda aldığı kararları büyük bir titizlik ve kararlılıkla hayata geçirmek için seferber olurlar. Bu çalıştayın da sonuçlarını aynı titizlik ve kararlılıkla hayata geçireceğimizden eminim.

 

 

Kaynak :Sendika.org

İlginizi çekebilir