HACI ÇEVİK’LE “KONYA’DA KÜRT MÜ VAR” KİTABI ÜZERİNE – İki kere öteki

Söyleşi: Adem Özgür
Kulu’ya bağlı Omeran köyü, 1889 (kaynak: @ixbaran)

Aile büyüklerim yüz yıl önce Maraş’taki topraklarını bırakarak Konya’ya göç etmek zorunda bırakıldı. Ailemin sürgün yollarında neler hissettiğini, nelere tanıklık ettiğini ve hangi acılarla karşılaştıklarını, ayrıca bir daha dönmek isteyip istemediklerini hep merak etmişimdir. Zihnimi kurcalayan bu sorulara yanıt aramak için Maraş’a, ailemin doğup büyüdüğü köye giderek orada günlerce kaldım. Fakat gerçekte nereli ya da nereye ait olduğum sorularına yanıt bulamadım. Kitabını okurken de senin hikâyeni merak ettim.

Hacı Çevik: Benim hikâyem de “nerelisin” sorusuyla doğrudan bağlantılı. Bu soru, iktidar mekanizmalarının tüm inkâr çabalarına rağmen, Türkiye’nin heterojen kimlik yapısının sorgulanmasıyla doğrudan ilişkilidir. Soruya verilen cevaplar iki kişi arasında kurulacak ilişki için bir yön tabelası işlevi görmektedir. Orta Anadolu coğrafyaları dışında üniversite eğitimime başladığım dönemlerde, bu soruya “kestirmeden” cevaplar verip karşımdaki kişinin toplumsal ve politik duruşum hakkındaki görüşlerini kendimce belirlemek isterdim. Bu nedenle Kürt Hareketi’nin “güçlü” olduğu düşünülen illerinden herhangi birisini söyleyerek cevap verirdim. Fakat politik olmanın –en azından benim anladığım biçimiyle– anlamının değiştiği dönemlerde, bu soruya Konya cevabını vermenin önemini fark ettim. Uzun yıllardır, ezberlenmiş bir önyargı olarak, sadece “Doğulu” olanların Kürt olduğuna dair bilgiyi yapıbozumuna uğratmak istedim. Bu nedenle hem Konyalı hem de Kürt olduğumu söylediğimde, kitabıma da ismini veren hayret dolu “Konya’da Kürt mü var?” sorusuyla karşılaşmalarım artmaya başladı. Bölgedeki Kürtlerin çoğunluğunun da bu soruyla karşılaştığını yaptığımız sohbetlerden biliyordum. Bu bağlamda Konya’da uzun yıllardır yaşayan Kürt topluluklarının kayda değer ekonomik, sosyal, kültürel ve politik yapılara sahip olduğunu vurgulamanın önemli olduğunu düşünüyorum. Konya’da bulunan Kürt topluluklarının görünürlüklerinin artması ve akademik bir araştırmanın konusu olmalarını arzu ederek çalışmalarıma başladım.

“Konya’da Kürt mü var?” sorusu günlük yaşamda sürekli karşılaştığımız bir soru. Şüphesiz Ankara, Kırşehir, Çorum, Yozgat veya Aksaray’daki Kürtler de bu sorularla karşılaşıyordur. Bu soruları Diyarbakırlı, Hakkarili ya da Mardinli Kürt de soruyor, Konya’da Kürtlerin varlığından bihaber Türk de. Bu sorudan yola çıkarak coğrafi tanımı nasıl belirleyebiliriz? Orta/İç Anadolu Kürtleri mi, Anadolu Kürtleri mi dememiz gerekiyor?

Hacı Çevik

Orta Anadolu coğrafyasında farklı kentlerde yerleşmiş önemli sayıdaki Kürt topluluklarının varlığına dair bilgisizlik, hem Orta Anadolu coğrafyası dışındaki Türkler hem de Kürdistan coğrafyalarında olan Kürtler arasında çok yaygın. Bu “bilmeme” hali çok boyutlu bir problemin varlığına işaret ediyor. Daha öncesinden başlamasına rağmen cumhuriyet tarihi boyunca bir “öteki” kimliği olarak Kürt kimliğinin tüm iktidar mekanizmaları tarafından dışlanması ve inkâr edilmesi, bu “bilmeme” halinin önemli nedenlerinden biri. Bu çerçevede Orta Anadolu Kürtlerini ve onların görünürlüklerini sahip oldukları Kürt kimliğinin “ağırlığı” bağlamında düşünmek gerekiyor. Bu nedenle, Orta Anadolu Kürtleriyle ilgili araştırmalarımı, iktidar mekanizmalarının “Kürt” kimliğine yaklaşımlarını ve politikalarını sürekli aklımın bir köşesinde tutarak gerçekleştirdim.

Orta Anadolu coğrafyalarındaki Kürt topluluklarının isimlendirilmesini daha geniş bir pencereden görmeye çalıştım. “Orta Anadolu” kavramını coğrafi bir tanımlama olarak kullandım. Siyasi otoriterlerin coğrafi bölgeleri çoğunlukla içinden geçilen dönemin siyasal ihtiyaçlarına göre farklı biçimlerde tanımladıklarını biliyoruz. Osmanlı Devleti döneminde “Anadoli” veya “Anadolu” tanımlaması, merkezi Amasya olan, Sivas ve Kastamonu’nun da dahil olduğu bir eyaleti tarif ederdi. Cumhuriyetin ilanıyla birlikte, kurucu iktidar dönemin ihtiyaçlarına uygun olarak ulus-devletin inşa edildiği tüm toprak parçasını Anadolu olarak tarif etmeye başladı. Orta Anadolu Kürtleriyle ilgili çalışmaları olan Rohat Alakom, günümüzün idari sınırları bakımından, kuzeyde Kastamonu-Sinop, güneyde Burdur-Isparta ile Adana-Kahramanmaraş illerinin köşe noktalarını oluşturduğu ve Anadolu coğrafyasının merkezini içine alan bir üçgeni andıran bölgenin “Orta Anadolu” olarak tanımlandığını belirtiyor. Benim Orta Anadolu tanımlamasını kullanmam da buradan kaynaklanıyor.

Bu kadar uzun yıllar bir arada yaşayan etnik gruplar arasındaki ilişkilerin daha yoğun olması beklenir. Fakat bölgedeki Kürt ve Türk gruplar arasındaki sosyal ve kültürel ilişkilenmeler beklenenin aksine daha seyrek.

Orta Anadolu Kürtlerinin yaşadığı coğrafyayı göz önüne aldığımızda, coğrafi olarak tanımlanan “İç Anadolu” bölgesinin dışına taştığını görüyoruz. Bu nedenle İç Anadolu tanımlamasının bölge Kürtlerinin bütününü dahil eden bir tanımlama olmadığını düşünüyorum. Diğer taraftan bölgenin muhtemelen tarımsal özelliklerinin benzerlikleri bağlamında bugünkü Konya’nın idari sınırlarının dışına taşan Konya Ovası Kürtleri tanımlamasının da kullanıldığına şahit oldum. Nitekim, tarihsel bir örnek olarak, cumhuriyet rejiminin önderi olarak görülen Mustafa Kemal, savaş koşullarının devam ettiği 1923 yılında, İzmit’te gazetecilerle yaptığı sohbet esnasında bu tanımlamayı kullanmıştır. Gazetecilerden birisi, “Milli Mücadele”ye destek olmalarını sağlamak için Mustafa Kemal tarafından Kürt aşiret liderlerine verilen özerklik sözüyle ilgili bir soru yöneltmiştir. Mustafa Kemal ise bu soruya verdiği cevapta, Kürtler için bir sınır çizmenin zorluğuna değinmiştir. Bu zorluğu şu şekilde ifade etmiştir: “Öyle ki Kürtler için bir sınır belirlemeye kalkışsak, örneğin Erzurum, Erzincan, Sivas ve Harput bölgelerinde, tabii Konya Çölü’ndeki Kürt aşiretlerini de unutmamamız gerekli, Türklüğü ve Türkiye’yi sona erdirmemiz gerekir.” Konya Çölü’ndeki Kürt aşiretleri, o dönem için özerklik sınırlarının belirlenmesini engelleyen bir topluluk olarak görülmüştür. Söylediğim gibi, coğrafi tanımlamalar, siyasi otoriterlerin ihtiyaçlarına göre belirleniyor. Bu nedenle, alışılagelmiş bir tanımlama olarak, Alakom’un yaptığı tanımdan hareketle Orta Anadolu Kürtleri kullanımının daha uygun olacağını düşündüm.

Konya’nın Kulu ilçesine bağlı Celikan (Yeşilyurt) köyü 

Orta Anadolu Kürt yerleşim yerleri Kürdistan’dan oldukça uzakta, muhafazakâr ve milliyetçi düşünce yapısının yoğun olduğu bir noktada. Hem coğrafi uzaklığa hem de baskılara rağmen buradaki Kürtlerin hâlâ “Kürdi” düşünceye sahip olduğunu görüyoruz. Diğer yandan Kürt kentlerinde Kürtçenin günlük kullanımının giderek azaldığını hesaba katarsak, Orta Anadolu’da Kürtçenin konuşuluyor olması kayda değer sayılabilir. Üstelik İsveç gibi Avrupa ülkelerine göç eden Kürtler de anadilinde konuşmaya –ve artık yazmaya– devam ediyor. Orta Anadolu Kürtleri diye bir topluluktan bahsetmemizde kendi dillerini koruyor olmaları ne kadar etkili?

Bana göre, 15. yüzyıla kadar götürülebilen bir “göç” hikâyesine rağmen veya bu sayede Kürt dilinin hâlâ tüm toplumsal alanlardaki yaygın kullanımı, Orta Anadolu Kürtlerinin en “direngen” özelliği. Orta Anadolu coğrafyalarında yaşayan Türk etnik kimliğine sahip insanların ağırlıklı olarak “devletçi” konumlanışları, cumhuriyet tarihi boyunca gözlenebilir bir gerçeklik. Bölgede yaygın olan Türk milliyetçiliği çeşitli dönemlerde azalmış olsa da bir sürekliliğe sahip. Yakın geçmişe kadar “saklanması” gereken bir öteki kimliğine sahip olan Kürt topluluklarının böylesi “devlet heyulasının” yakından hissedildiği bir coğrafyada Kürt dilini korumuş olması, üzerine düşünmemizi gerektiren bir boyutun varlığına işaret ediyor. Kürt dilinin varlığının devam ettirilmesi, ulusal düzeyde Kürt dili üzerindeki –hâlâ devam eden– baskıları da göz önüne aldığımızda “bilinçsiz” bir politikanın sonucunda gerçekleşmiş. Konya Kürtlerinin “Kürdi” tavrı devam ettirebilmelerinin en önemli nedenleri arasında köylerin varlığını tereddütsüz sayabilirim. Özellikle Kulu ve Cihanbeyli ilçe merkezlerinde mevcut olan heterojen yapı köylerde homojenleşiyor. Ekonomik, sosyal ve kültürel yaşamın ağırlıklı olarak köylerde devam ettiğini düşündüğümüzde, Kürdi tavrın devam ettirilmesinde köylerin “korunaklı kurumlar” olduğunu söylemek mümkün. Köyde devam eden yaşam içerisinde, ulusal ve bölgesel düzeydeki baskı politikalarından görece uzak kalındığını söyleyebilirim. Fakat yine de, görüşme yaptığım kişiler tarafından da ifade edildiği gibi, Kürdistan coğrafyalarında çok daha “ağır” biçimlerinin olduğunu bildiğimiz, köylerdeki öğretmenlerin çocuklara Kürtçe kullanımı konusunda yaptığı baskıları da not etmek gerekir. Buna rağmen, Kulu ve Cihanbeyli’nin etrafında kurulmuş yaklaşık kırk Kürt köyünde sosyal ve kültürel hayatın büyük oranda Kürtçe inşa edilmesi önemli bir gösterge.

Anayurtlarından coğrafi anlamda uzak olmalarına rağmen, “öteki” konumuna yerleştirilmiş olduklarından, Orta Anadolu’da yaşayan Kürt topluluklar etnik kimliklerinden uzaklaşmadılar, uzaklaşamadılar.

Kitabında Türklüğün hâkim olduğu çevrede yaşayan Kürtlerin dillerini ve kültürlerini belli ölçütlerde korumasına karşın Kürdistan’daki politik gelişmelerin buralarda karşılık bulmadığını ifade ediyorsun. Bu “kayıtsızlığı” nasıl değerlendiriyorsun? Orta Anadolu Kürtleri politik konularda neden ‘Türklük Sözleşmesi’nin dışına çıkamıyor mu?

2019’da Avrupa Parlamentosu seçimleri için Kulu’da da sandık kurulmuştu

Bu soruya verebilecek en kısa cevap “yaşadıkları bölge” olur. Diğer taraftan, burada bir kayıtsızlıktan çok “habersizlik” olduğunu düşünüyorum. Bu “habersizlik” halinin iki boyutu olduğunu söyleyebilirim: Birincisi Kürdistan coğrafyasına uzaklık, ikincisi Orta Anadolu coğrafyasının toplumsal ve politik yapısı. Yaptığım görüşmelerde yaşı daha ilerde olan katılımcıların tamamından edindiğim izlenim, Kürdistan coğrafyalarında “olan bitenlere” dair bilgi düzeylerinin düşük olduğuydu. Buradan hareketle, belli dönemlere kadar ulaşım ve iletişim imkânlarının kısıtlılığını da göz önüne aldığımızda, Türkiye’nin Kürt nüfusunun daha yoğun olduğu bölgelere olan coğrafi uzaklık, “olan bitenlerden” habersiz kalmalarına neden olmuş. Diğer taraftan, Orta Anadolu coğrafyasında yaşayan Türk etnik kimliğine sahip insanların milliyetçi eğilimlerinin yüksek oluşu, Orta Anadolu Kürtlerinin özellikle politik tavırlarını doğrudan etkiliyor. Kitap boyunca sıklıkla vurguladığım gibi, bölgedeki Türkler arasında yaygın olan Türk milliyetçiliği tüm toplumsal, kültürel ve politik hayatı belirleyen unsurların başında geliyor. Kürdistan coğrafyalarına dair “habersizlik” hali, 1980’li yılların sonlarından itibaren giderek azalmış. Bunun birçok nedeni var. Birinci ve en önemli nedeni, Kürt Siyasi Hareketi’nin legalleşme mücadelesi bağlamında Türkiye siyasetindeki artan görünürlüğü. Bölgenin Türk milliyetçisi eğiliminden etkilenerek kurulan politik duruş, legal siyasi hareketlerin varlığıyla görece daha geniş bir alanda varolma imkânı yakaladı. Diğer bir neden ise Avrupa ülkelerine yapılan göç. Kürt etnik kimliğini önceleyen yapılarla Avrupa ülkelerinde tanışma imkânı yakalayan Konya Kürtleri, oralarda öğrendikleri sayesinde daha fazla “haberdar” olmaya başladılar. Bu iki neden birbiriyle iç içe düşünülebilir. İletişim olanaklarının genişlemesi de doğal olarak haberdar olmanın artmasını sağlamıştır. Kürt etnik kimliğine yönelik baskı politikalarına dair “habersizlik” hali 1990’lı yılların başından itibaren geçmiş dönemlere nazaran azaldı. Bu tarihlerden sonra artan politikleşme aracılığıyla daha duyarlı bir kesimin oluştuğunu düşünüyorum.

Konya’nın Kulu ve Cihanbeyli bölgesindeki Kürtler, Avrupa ülkelerinde çeşitli Kürt siyasi örgütleriyle ilişkilenmişti. Daha önce kitlesel olarak Kürt etnik temelli siyasal konjonktüre dahil olmayan Orta Anadolulu Kürtlerin göçle birlikte siyasallaşma sürecine katılması önemli.

Kitabının ikinci bölümünü “ayrı ama iç içe” konusuna ayırmışsın. En az üç yüz yıllık bir göç serüvenine karşın Kürtlerin Orta Anadolu’daki yerleşim yerlerinde Türklerle ciddi ilişkiler kurmadıklarını, bundan her zaman sakındıklarını görüyoruz. Örneğin evlilik, alışveriş ve sosyal arkadaşlık örüntüleri daima kendi içerisinde. Bu durumu “bölgesel azınlık” diye kavramlaştırabilir miyiz?

Konya’da azınlıkta olan Kürt toplulukları, ağırlıklı olarak bölgenin baskın etnik kimliği olan Türk topluluklarıyla ilişki halinde. Kulu ve Cihanbeyli ilçe merkezleri tüm bürokratik ve ekonomik hayatın sürdüğü yerler. İlçe merkezleri etrafında kurulmuş Kürt köyleri var. Bu köylerden en uzak olanı bile ilçe merkezine en fazla otuz kilometre mesafededir. Köylerde yaşayan insanlar her türlü iş ve işlemleri için ilçe merkezlerine sıklıkla gider ve orada ekonomik ve sosyal hayatın içerisinde yer alır. İlçe merkezlerinde etnik gruplar arasındaki ilişkinin yoğun olduğunu belirtmek yanlış olmaz. Fakat etnik gruplar arası ilişkilenmeler özel olarak ele alınması gereken boyutlara sahip. Kulu ve Cihanbeyli’deki Kürt ve Türk toplulukları arasındaki ilişkilerde “görünmez duvarların” olduğunu düşünüyorum.

Nedir bu görünmez duvarlar?

Antropoloji kuramlarının bir kısmının öngördüğü biçimiyle, bu kadar uzun yıllar bir arada yaşayan etnik gruplar arasındaki ilişkilerin –özellikle evlilik ilişkilerinin– daha yoğun olması beklenir. Fakat yaklaşık üç yüz yıldır birlikte yaşama deneyimine sahip olan bölgedeki Kürt ve Türk gruplar arasındaki sosyal ve kültürel ilişkilenmeler beklenenin aksine daha seyrek. Diğer taraftan böylesi toplumlarda önemli bir yere sahip olan inanç alanını düşündüğümüzde, bölgede etnik grupların ortak dinsel/mezhepsel inanış ve pratiklere sahip olduklarını görüyoruz. Buna rağmen, Kulu ve Cihanbeyli’deki etnik gruplar arası ilişkilenmeler ekonomik boyutun ötesine çok geçememiş. Avrupa’ya göç eden Kürtlerin sermaye birikimleri, bölgedeki ekonomik hayatın büyük oranda Kürt göçmenlere bağlanmasına neden olmuş. Ekonomik ilişkilerin yoğunluğunun tersine sosyal, kültürel ve politik ilişkiler oldukça seyrek. Örneğin, iki etnik grup arası evlilik ilişkilerinin yakın dönemlere kadar bir-iki örnek dışında neredeyse hiç gerçekleşmemiş olması üzerine düşünmemiz gerekir. Etnik gruplar arası ilişkilerin seyrekliği, ekonomik bağımlılığa rağmen, grupların ilişkilenme biçimlerinde etnik farklılıkların bilincinde olduklarını gösteriyor. Etnik gruplar arasında var olan “görünmez duvarlar”, ulusal düzeyde bir “öteki” kimlik olarak kurulan Kürt kimliğinden doğrudan etkileniyor. Bu nedenle bölgedeki etnik gruplar arasındaki ilişkiler Kürt sorunundan bağımsız ele alınamaz. Diğer taraftan, yaklaşık üç yüz yılı aşkın bir süredir birlikte yaşama deneyimine sahip olan bölgedeki etnik gruplar arasında bugüne kadar kayda değer ciddi bir çatışma yaşanmamış. Ciddi bir çatışmaya neden olmasa da “görünmez duvarlar” etnik gruplar arası ilişkilerin beklenenin aksine çok seyrek gelişmesine neden olmuş.

Orta Anadolu’da yaşayan Kürtlerin “iki kere öteki” olduğunu söylüyorsun…

Kulu ve Cihanbeyli, Türkiye siyasetinin ana konularından bağımsız olarak –kısmen siyasi ilişkilerden de bağımsız olarak– yıllardır karmaşık bir toplumsal ilişkiler ağı içinde yaşıyor. Kürt ve Türk topluluklarının ilişkilerinde siyasal farklılıkların yanında dinsel-mezhepsel ve ekonomik bağlılıklar temelinde çeşitli etmenler de söz konusu. Asırlardır süren göç hikâyesinde Kürt toplulukların yoğun olarak yaşadıkları yurtlardan bu denli uzakta kültürel ve sosyal ilişkilerini devam ettirebilmesi üzerinde durulması gereken bir hususiyet. Tek başına bu veri, Kulu ve Cihanbeyli’de var olan Kürt topluluklarının özel olarak ele alınmasını anlamlı kılıyor. Bu bağlamda acaba Kulu ve Cihanbeyli’de yaşayan Kürt toplulukları için “iki kere öteki olmak”tan bahsedebilir miyiz diye düşündüm.

“İki kere öteki olmak” kavramı, literatürde genel olarak siyasal sistemin “öteki” olarak nitelendirdiği iki farklı kimliğe sahip olmak anlamında kullanılıyor. Örneğin Türkiye’de Alevi kadınların Alevi olmak ve kadın olmak üzere iki farklı öteki kimliği var. Bu tanımı biraz genişleterek Orta Anadolu Kürtleri için kullandım. Orta Anadolu Kürtleri hem ulusal ve siyasal anlamda hem de yaşadıkları coğrafyada niceliksel olarak öteki kimliğine sahip. Orta Anadolu’da yaşayan Kürtler ulusal siyaset bakımından “öteki”dir. Bunun yanında Türklerin yoğun olarak bulunduğu bir bölgede azınlık olan bir etnik kimliğe sahiptir. Orta Anadolu Kürtleri, “ulusal siyaset içinde öteki olarak konumlanmış Kürt kimliğine sahip olmak” ve “yaşadıkları bölgede çoğunluk olan Türk kimliğinin karşısında azınlık konumundaki Kürt etnik kimliğine sahip olmak” ile iki kere öteki olarak tanımlanabilir.

Bu durum Kürdistan’daki Kürtlerden farklı bir ötekilik mi?

Farklı olmaktan ziyade daha geniş boyutta bir ötekilik. Kulu ve Cihanbeyli Kürtleri, ulus-devlet politikaları kapsamında kurucu Türk etnik kimliği karşısında “öteki”dir. Türkiye içinde baskın etnik kimliğin karşısında Kürt kimliğine sahip olan herkes gibi, Kulu ve Cihanbeyli’de yaşayan Kürtler de öteki sayılır. Ek olarak, Kulu ve Cihanbeyli’de yaşayan Kürt topluluklarının “ikinci” ötekiliği bölgesel anlamdadır. Yakınında Ankara, Kırşehir, Nevşehir, Aksaray gibi illerin bulunduğu Kulu ve Cihanbeyli Konya’ya bağlı iki ilçedir. Komşuları cumhuriyetin kuruluş yıllarından itibaren devlet heyulasını kabullenmiş, tüm kurumsal yapısıyla benimsemiş insanların çoğunlukta olduğu şehirler. Türkiye siyasetinin geçmiş yıllarına bakıldığında da Konya, Ankara, Nevşehir gibi iller Orta Anadolu’da sağ muhafazakâr ve milliyetçi siyasi partilerin en yüksek oy oranına ulaşabildiği bölgeler.

Orta Anadolu Kürtlerinin en belirgin özelliği, çatışmalı süreçlerden etkilenmeleri. Savaş koşullarının yoğunlaştığı dönemlerde Kürt köylerinin içinde dahi siyasi içerikli sohbetler azalır. Ölümlerin olduğu bir dönemde siyaset konuşmaktan imtina edilir.

“İki kere öteki olmak” iki boyut üzerinden değerlendirilebilir: Birinci boyut, Orta Anadolu’da yaşayan Kürt kitlesinin uzun geçmişi olan göç hikâyelerine rağmen etnik kimliksel bir bağ ile Kürt kimliğinden kopuşunun engellenmesi. Anayurtlarından coğrafi anlamda uzak olmalarına rağmen, “öteki” konumuna yerleştirilmiş olduklarından, Orta Anadolu’da yaşayan Kürt topluluklar etnik kimliklerinden uzaklaşmadılar, uzaklaşamadılar. Ulusal siyaset içinde Kürt kimliğinin dışlanmışlığı, Orta Anadolu’da yaşayan Kürtlerin, kimi zaman mecburen kimi zaman gönüllü olarak Kürt kimliğiyle ilişki içinde olmalarını sağladı. Bir yandan genel siyasi alanda “öteki” olmayı kendi içlerinde reddederken, diğer yandan resmi makamlar ve toplumsal ilişkilerde diğerleri tarafından küçümsenerek “Kürt” olarak tanımlanmaları, Kürt etnik kimliği bilincinden uzaklaşmalarına değil, aksine bu bilinci geliştirip güçlendirmelerine yol açtı. İkinci boyut ise, Orta Anadolu Kürtlerinin Kürdistan coğrafyasındaki Kürtlerden toplumsal ve siyasal olarak farklılaşmasıdır. Bu farklılaşma sürecinin belirleyici unsuru ise yaşadıkları bölgede “azınlık” ve “öteki” olma halidir. Bölgesel dinamikler Kulu ve Cihanbeyli’de ulusal siyasetten bağımsız olarak siyasal tercihleri etkiler.

Çalışmanda esas olarak Orta Anadolu Kürtlerinin Kürt etnik kimliği bağlamındaki siyasal eksene eklenmesinin boyutlarından biri olan Avrupa ülkelerine göç olgusuna odaklanıyorsun. Görüşmecilerinin tamamı, Avrupa’ya göç eden Kürtlerin kolektif kimlik taleplerini önceleyen siyasi oluşumları tanımanın ve etnik kimliksel siyasete angaje olmanın önemini vurguluyor. Dolayısıyla Kürtler, Avrupa ülkelerine göç ettikten sonra “hakikate” ulaşıyor. Hem bu hakikatle karşılaşma biçimini hem de Avrupa’da yaşayanların Türkiye’de yaşayan akrabaları üzerindeki “siyasal etkisini” nasıl yorumlayabiliriz?

Başlangıçta “işçi göçü” olarak gerçekleşen Avrupa’ya göç, 1980’lerden sonra “siyasal” bir boyut kazandı. Konya’nın Kulu ve Cihanbeyli bölgesindeki Kürtler, Avrupa ülkelerinde çeşitli Kürt siyasi örgütleriyle farklı nedenlerle ilişkilenmişti. Bunun temel nedeni, gidilen Avrupa ülkesinde kurumların yardımlarıyla yaşama ve çalışma hakkı elde etmekti. Bu ilişkiler, Kulu ve Cihanbeyli’den Avrupa ülkelerine giden Kürtlerin çoğu için siyasal alanla ilk defa karşılaşmak anlamına geliyordu. Kulu ve Cihanbeyli gibi devletin resmi ideolojisinin baskın olduğu bölgelerden çıkıp görece daha konforlu bir siyasal zemine sahip olan Avrupa ülkelerinde Kürt siyasetiyle tanışmak milliyetçi duyguları besler. Milliyetçi duygular zamanla popüler bir zemin üzerine yerleşse de görünürdeki siyasallaşmayı artırır.

“Şereflikoçhisarlı Murat Bozlak’ın HADEP lideri olması bölge Kürtleri tarafından memnuniyetle karşılanmıştı” 

Avrupa’daki Orta Anadolu Kürt göçmenlerin çoğunluğu, kitapta da sık sık dile getirdiğin üzere bir varolma mücadelesi içerisinde ve Kürdi siyasetle bu nedenle bağ kuruyor. “Popüler zemin”den kasıt da galiba bu…

Çoğunluk siyasallaşmayı siyasal ve entelektüel okumalar aracılığıyla değil, derneklerde yapılan konuşmalar ve kişisel hikâyeler üzerinden deneyimliyor. Esasında bu, milliyetçi temelleri olan bir değişim. Daha çok Kürt kültür derneklerinin siyasi propaganda malzemeleri, dernek görevlilerinin anlatımı ve medya organlarının takibiyle Kürdi siyasallaşma ediniliyor. Popüler bağlamda örgütlenme ve kendini bir siyasal yapıya ait hissetme düşüncesi de siyasallaşmada etkili oluyor. Artan siyasallaşma, entelektüel bir bilincin oluşmasından çok, popüler-milliyetçi bir görünümün ortaya çıkmasına neden oldu. Daha önce kitlesel olarak Kürt etnik temelli siyasal konjonktüre dahil olmayan Orta Anadolulu Kürtlerin göçle birlikte siyasallaşma sürecine katılması önemli. Siyasallaşmanın popüler bağlamda olması, edinilen siyasal tutumların Kulu ve Cihanbeyli bölgelerine aktarılmasını engellemedi. Yakın zamana kadar Avrupa ülkelerine göç etmiş kişilerin aileleri içindeki –ekonomik/sosyal– yüksek statüleri, bu siyasal tutumların aktarımında işlevsel oldu. Avrupa ülkelerinde çeşitli yollardan ve çoğunlukla popüler düzlemde kazanılan siyasal tutumlar, tatil dönemlerinde gelinen Kulu ve Cihanbeyli ilçelerinde aile, arkadaş ve tanıdıklar aracılığıyla aktarılabildi. Kitabın son bölümünde ayrıntılı olarak ele aldığım bu etkileme, etkilenme biçimleri Konya’daki Kürdi siyasallaşmanın önemli nedenlerinden biri.

HEP milletvekillerinin legal siyasi mücadelede Kürdi tavır takınmaları Orta Anadolulu Kürtleri etkiledi. Legal mücadelenin yükselmesi, siyasal argümanların silah ve savaş politikalarının önüne geçmesi, Orta Anadolu Kürtleri için önemliydi.

Şu âna kadar Orta Anadolu Kürtlerinin göç kavramıyla birlikte siyasallaşma sürecini ve Türkiye siyasetine bakış açısını ele aldık, fakat tersine bir okuma da yapmak gerekiyor. Kürt siyasi hareketi veya Kürt medyası uzun yıllar Orta Anadolu Kürtlerinin varlığından bihaberdi. Orta Anadolu Kürtlerinin Kürdi siyasetle geç tanışmasının nedenlerinden biri de galiba bu “yalnızlık”tır. Orta Anadolu Kürtlerinin genel itibariyle Kürt siyasi hareketiyle tanışması ne zaman oldu, o günden bugüne legal Kürt siyaseti Orta Anadolu’da nasıl çalışmalar yaptı?

Kürt siyasi hareketlerinin Orta Anadolu Kürtlerinden bihaber olma halleri tespitine katılıyorum. Bunun birçok nedeni var. Burada, yine Orta Anadolu Kürtlerinin yaşadığı bölgenin etkisinin altını çizmek gerekir. Orta Anadolu Kürtlerinin en belirgin özelliği, çatışmalı süreçlerden etkilenmeleri. Savaş koşullarının yoğunlaştığı dönemlerde Kürt köylerinin içinde dahi siyasi içerikli sohbetler azalır. Ölümlerin olduğu bir dönemde siyaset konuşmaktan imtina edilir. İdeolojilerden bağımsız olarak Kürtlerin, aynı coğrafyada beraber yaşadıkları diğer etnik grupların siyasi “hassasiyetlerini” önemsediği ve buna uygun pozisyon aldıkları, almak zorunda kaldıkları belirtilebilir. Kürt siyasetinin Orta Anadolu Kürtlerine dair ilgisizliği de buradan kaynaklanıyor olabilir. 1990’lı yılların başlarına kadar çeşitli Kürdi ve “sol” örgütlerin Konya Kürtlerine yönelik faaliyetleri olduğunu söyleyebilirim, fakat bunların sayısı bölgedeki Kürt nüfusunun temsilcisi olabilecek kadar büyük değildi. Kürdi örgütlerin Kulu ve Cihanbeyli çevresinde faaliyet yürütmesi, daha sonraki yıllara –özellikle legal siyaset mücadelesi yıllarına– rastlar.

“2014 yerel seçimlerinde batı illerinde HDP ile seçime girme politikası Kulu ve Cihanbeyli ilçelerinde bozuldu, seçime BDP ile girildi” 

Legal Kürt siyasetinin 90’lardan bugüne Orta Anadolu Kürtlerinde ciddi bir kırılma yarattığı söylenebilir mi?

Kesinlikle söyleyebiliriz. 1990’lar başladığında Kürt ulusal hareketi içinde yasal partilerin siyasi önemi anlaşılır. Kürt kimliğinin tanınma talebinin temsilciliğini üstlenen, ana davası bu olan bu partiler, tam da bu nedenle, sistematik olarak “terör örgütünün uzantısı” yaftasıyla kriminalize edilir. Tanıl Bora’nın ifadesiyle, “resmiyet ve medya dilinde ‘Kürt partisi’ olarak bellenen –2000’lerde Kürt ulusal hareketi söyleminde ‘Kürdi partiler’ tabiri çıkacaktır– bu parti geleneği, PKK’yi zemmetmeden, onunla aynı tabana hitap ettiğini söyleyerek, silahlı mücadele yerine parlamenter, yasal, sivil mücadele yöntemini benimsediğini vurgulayarak kendini ayırt etmiştir”. Yasal alanda faaliyete başlayan Kürdi partilerin Orta Anadolu Kürtlerine ilgisi hiçbir zaman “yeterli” olmasa da bir sürekliliğe sahiptir.

İlk “Kürdi” siyasi parti olan Halkın Emek Partisi’nden (HEP) itibaren Orta Anadolu Kürtlerinin farkına varıldığını söyleyebilirim. Kuruluşunun ardından HEP, Kürt illerinde olduğu gibi, Kulu ve Cihanbeyli gibi ilçelerde de temsilcilik açmaya başladı. Kürdi tavırda siyasallaşmanın yavaş yavaş yerleştiği ve Avrupa’ya göçlerin arttığı bir dönemde kurulan HEP, Kulu ve Cihanbeyli’de heyecanla karşılandı. HEP milletvekillerinin legal siyasi mücadelede Kürdi tavır takınmaları Orta Anadolulu Kürtleri etkiledi. Bulundukları bölge ve maruz kalınan manipülasyon politikaları bağlamında illegal olarak tarif edilen siyasal alana bakışın “olumsuz” olması, bölgede bulunan Kürt kitlesini belirli bir siyasi çizgide konsolide edemedi. Legal mücadelenin yükselmesi, siyasal argümanların silah ve savaş politikalarının önüne geçmesi, Orta Anadolu Kürtleri için önemliydi. Orta Anadolu’da etnik kimlik bağlamında azınlık konumunda bulunmaları silahlı mücadeleye daha temkinli yaklaşmalarını zorunlu hale getirdi. Silahlı mücadele biçiminin beraber yaşadıkları diğer halklar açısından sorunlu oluşu, bölge bazında ayrımcılığa gidecek tutum ve davranışların önüne geçmek isteğinden kaynaklı olarak, açıkça destek bulamadı. İlk yıllardan itibaren Kürdi siyasete ilgi duymaya başlayan Orta Anadolulu Kürt toplulukları için legal siyasi mücadelenin varlığı önemliydi.

Neden?

Kürt siyasetinin Orta Anadolu Kürtleriyle ilgili farkındalığının artışını iki tarihsel örnek üzerinden anlatmak konuyu daha anlaşılır kılacaktır. Türkiye siyasetinin genelleşmiş bir ayrımcı tavrı olarak parti kapatmaların sıklıkla yaşandığı 90’lı yıllarda sürekli kapatılan ve yeniden kurulan Kürdi siyasi partilerden birisi olan Halkın Demokrasi Partisi (HADEP) 1994 yılında Murat Bozlak’ın genel başkanlığında kuruldu. Bozlak’ın memleketi Şereflikoçhisar ilçesi Orta Anadolu Kürtlerinin yoğun olarak bulunduğu bir bölge. Üniversite yıllarında Kürt siyasetiyle tanışan Bozlak’ın bir Kürdi siyasi partinin lideri olması bölge Kürtleri tarafından memnuniyetle karşılanmıştı. Yaptığım görüşmelerden edindiğim verilere göre, Bozlak’ın genel başkan olduğu HADEP’in Orta Anadolu bölgelerinde bulunan Kürt köylerinde yaptığı propaganda hâlâ çok canlı bir şekilde hatırlanıyor. Bu görüşmelerin çoğunluğunda, o dönem oluşan “heyecan” için Murat Bozlak faktörü sıklıkla vurgulandı. Bozlak’ın varlığı, Kürt siyasi hareketinin Orta Anadolu Kürtlerine olan ilgisinin artışında da önemli bir faktör. Kürt siyasetinin Orta Anadolu Kürtlerine yaklaşımını anlayabileceğimiz bir diğer örnek ise, 2014 yılında yapılan yerel seçim döneminde yaşandı. Kürt siyaseti o dönem yapılan yerel seçimlere “Doğuda BDP, Batıda HDP” şiarı ile katılmıştır. BDP, Kürt nüfusun yoğun olduğu doğu bölgelerinde tek başına seçime girdi. Batıda ise Kürt hareketinin geniş bir konsensüsle kurduğu HDP ile birlikte seçime girme kararı aldı. BDP’nin üçü büyükşehir belediyesi olmak üzere 11 il, 68 ilçe ve 23 belde kazandığı seçimde Türkiye’nin batı illerinde HDP ile seçime girme politikası, “batıda” yer alan Kulu ve Cihanbeyli ilçelerinde bozuldu. Kulu ve Cihanbeyli HDP’nin seçime gireceği bölgenin içinde yer almasına rağmen, söz konusu ilçelerde BDP kendi adaylarıyla seçime girdi. Bu durum Kürt siyasetinin Kulu ve Cihanbeyli’yi Kürt illerinden farklı görmediğinin ifadesi. Diğer taraftan, batı bölgelerinde sadece Kulu ve Cihanbeyli’de BDP çatısı altında seçime girilmesi, Kürt hareketinin bölgedeki Kürt etnik kimliği bağlamında artan siyasallaşmanın farkında olduğunu gösterir.

Bu örneklere rağmen, Kürt siyasetinin Orta Anadolu Kürtlerine yönelik farkındalığının “yetersizliğini” de vurgulamak gerekir. Özellikle seçimlerde hem bağımsız adaylar döneminde hem de parti olarak katıldıkları seçimlerde bölgede gösterilen milletvekili aday tercihleri üzerinden bu yetersizlik okunabilir. Bölgeyi tanımayan, bölge Kürtlerinin de bilmediği isimlerin aday gösterilmesi, Kürt siyasetinin Orta Anadolu Kürtlerinin farkında olduğunu, fakat onların “politik konumlanışlarını” doğru okuyamadığını gösteriyor.

Kaynak: Birartıbir (https://birartibir.org/iki-kere-oteki/)

İlginizi çekebilir