Gündüz Vassaf: “Milliyetçilik ve Irkçılığın Tarih Sahnesindeki Son Perdesi”

Psikolog ve yazar Gündüz Vassaf ile Türkiye’de mülteciler üzerinden artan ayrımcılığı ve psikolojisini konuştuk. Vassaf, “Artık Türkiye bile (bu kadar milliyetçi bir ülke) paralı ordu kurmaya mecbur kalıyor. Çünkü devletler başka yerde, gençler başka yerde” diyor.

Sedef adasında yaşadığı için bir süre buluşamadığımız Vassaf ile sonunda Teşvikiye’deki 44a Sanat Galerisi’nde bir araya geldik.

İki günlük söyleşi dizimizin ilk gününde Suriyeli mülteciler, Türkiye’deki ötekileştirmeleri ve altında yatan psikolojileri konuştuk. Yarın Türkiye’nin genel psikolojisi, kültürel değişimi ve olabileceklerle ilgili söyleşimizi okuyacaksınız.

Sizinle uzun süredir röportaj yapma isteğimizin kökeni aslında yılbaşındaki bir hashtag’di. ‘Ülkemizde Suriyeli istemiyoruz’ söylemi artıyor. Bu ayrımcı dille ilgili ne düşünüyorsunuz?

Unuttuğumuz bir şey var. Biz de kökenimizde yabancıyız. DNA araştırmaları bu ülkede yaşayanların belki yüzde 1’inin, o da her neyse, ‘saf Türk’ olduğunu gösteriyor.

Anadolu’da gelmiş geçmiş uygarlıkların kültürel ve dini aidiyetliklerinde bir kimlikten soyunup yeni gelen egemenlerin inşa ettiği kimliği kuşanıp varlığımızı sürdürmüşüz. Ecdadımız Hitit, Likyalı, Pers, Pontuslu, Rum ve son olarak hepsinin bileşimine karışmış küçük bir azınlık, Malazgirt savaşıyla gelen Türkler.

Üstelik hem bu topraklara yabancı olarak gelmişiz hem de Birinci Dünya Savaş sonunda Balkanlar ve Kafkaslardan Türkiye’ye sığınan Osmanlı ecdadımızı göçmen, diye dışlamışız.

“Slogan tarihimiz bizi ırkçılığa kul köle yaptı”

Annem göçmen. Balkan savaşlarında Müslüman soykırımı’ndan kaçıp Usturumca’dan Akhisar’a gelmiş. Sülalesi kaç kuşaktır hacı.

Öyle ‘fast food’ gibi THY hacısı olmak da yok. O çağın koşullarında aylar sürüyor. Akhisarlılar anneme ‘Sen Müslüman mısın, göçmen misin? diye sorup dışlamışlar.

Okullarımızda öğretilen safsatadan, siyasetçi, din adamı, ve köşe yazarıyla pekiştirilen slogan tarihimizdir bizleri milliyetçilik ve ırkçılığa kul köle yapan.

“Göçlerle gelen cinsellik olmasaydı türümüz yoktu”

İnsanlığın kökeni Afrikalı. Göçlerle dünyaya yayılmasaydık, ‘bizden olmayanlarla’ cinsel ilişkiye girmeseydik türümüz yok olacaktı. Başka insan türleriyle, Avrupa’da Neandertaller, Asya’da Denisovanlarla çiftleştiğimiz için bugüne gelebildik

Afrika’dan Avrupa’ya giden atalarımız kara derili. Az güneş olan yerde var olabilmek için beyaz derili olmak lazım. Biz Avrupa’daki beyaz derili Neanderthaller’le çiftleşerek beyaz derili olduk. Evrimimiz Darwin’in en az yüzbinlerce yıl süren uyum sağlama sürecine kalsaydı, başka insan türleriyle çiftleşmeseydik yok olmuştuk.

Asya’ya giden ecdadımızın da Denisovanlarla çiftleşerek deri pigmantasyonu, yüksek yerde nefes alabilmesi için de solunum sisteminin uyumlu olması, bir kaç kuşak içinde çiftleşip yeni genler edinerek değişti.

İktidarlarını sürdürebilmek için toplumda öteki kültürünü yaratanlar insanlığa karşı suç işliyor.

“Öteki yaratmaktan saçma bir şey yok”

Böyle bir gerçek varken gezegenimizde öteki yaratmak kadar saçma bir şey yok. Tarihte hep ötekiyi belirleyen, krallık var, imparatorlar var, dinler, sınır çizenler, ufkumuzu daraltanlar var.

John Lennon’un ‘Imagine’ şarkısı yerine milli marşlarımız var.

Düşünün, İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra Almanya galipler tarafından Doğu-Batı diye bölününce, ülkenin insanları hemen birbirlerine ötekileşirildi.

Soğuk savaş bitip Almanya birleşince de batılılar doğuluları kabul etmekte güçlük çekti, onları küçümsedi. İki kuşak yetti sosyalist ve kapitalist rejimlerin aynı dinden,dilden, insanları birbirlerine yabancılaştırması için.

Bu egemenlerin bizi bölüp yönetme marifetlerinin tuzağına kendimizi düşürmemizin, bizi birbirinize kışkırtarak iktidarlarını sürdürmek isteyenlerin masallarına inanmamızın, inandırılmamızın sonucu. Nasıl doğanın var olabilmesi çeşitliğe bağlıysa, insanın da öyle. Tek kültür, tek din, tek millet falan gibi ırkçı sloganlarla kendilerine meşruiyet arayanlar, dünyada husumet yaratır, savaş çıkartır.

“Kim Türk’üm diye bağırıyorsa o aşağılık kompleksindendir”

Peki ‘ben buralıyım, onlar değil’, ‘onlar Suriyeli’, ‘onlar şu’nun altında yatan psikoloji ne olabilir?

Eziklik. Aşağılık kompleksi. Irkçılık ezikliğin sonucu. Mesela Almanlar kendilerini Yahudiler’e karşı ezik hissettiler. Baktılar ‘çoğu doktor olmuş, zengin olmuş’ dediler, halbuki o da değil çoğu işinin gücünün başında esnaf. Bakıyorsunuz ‘Ben tıp fakültesine giremedim, o Yahudi olmasa beni alacaklardı’ diye hedef gösteriyor okulda başarısız olan.

Her yerde olduğu gibi yeni gelenler daha aç, daha işe muhtaç, onun için düşük fiyatlarla daha çok çalışıyorlar. Ucuz emeğin gelmesinden korkanların tuzu nispeten kuru. Kapitalizmin her ekonomik krizinde saldırılanlar göçmenler.

Zaten Türkiye’de çalışanların da çok çalışkan olduğu, onları çalışkanlığa teşvik eden bir kültür olduğu söylenemez. Bir örnek vereceğim size, bir arkadaşımı oto sanayiye götürmüştüm, otomobil tamir edilirken patronla oturuyoruz.

Patron eski oto tamircisi, artık dükkanın sahibi olduğu için çalışmıyor, müşterilerle çay içiyor. Halbuki çalışabilir. Çalışmayı kendisine yakıştırmıyor.

Biz çay içerken baktım yeni bir usta, sanat yapar gibi çalışıyor. “Tebrik ederim” dedim, “Müthiş birini almışsın yanına”. Patron “Sorma kardeşim, hiç sohbet etmiyor, çay içmiyor, durmadan çalışıyor” dedi.

Aldığı yeni usta Bulgar göçmeni, orada daha disiplinli bir çalışma şekli var Sosyalist sistemden kalan. Adam disiplinli çalışmayı öğrenmiş.Patronu şikayetçi.

Kim “ben Türk’üm, göçmenleri istemiyorum” diye bağırıyorsa o Türklüğünden değil aşağılık kompleksindendir. Türklükle, bayrakla o aşağılık kompleksini kamufle etme gayretidir.

“Mültecileri tanzim satışta göremezsiniz”

Çalışma konusu açılmışken “tanzim satış”lar başladıktan sonra şöyle bir şey gelişti. “Suriyeliler neden kuyrukta değil?’, “Onlar zengin bizim yiyeceklerimizi yiyorlar burada” gibi. Bu da aynı güdüyle mi bağlantılı?

1900’lerin başında ABD’de demiryollarını inşaa eden, demiryolu ağıyla ülkeyi Pasifik’ten Atlas Okyanusu’na kadar ören Çinli göçmenler. Onları ne bakkallarda görürdünüz, ne hastanelerde, ne mahkemelerde, ne de hapishanelerde.

Kendi işlerini kendileri yapıyorlar birbirleriyle dayanışarak. Hastalarına kendileri bakıyor, kendi aralarında alışveriş, takas yapıyorlar. Sisteme yük değiller, sistem de onları zaten itiyor, içine almıyor.

Aralarında cürüm mü var, kendi aralarında hallediyorlar ve kendi aralarında dayanışıyorlar. Onun için tanzim satışta görmezsin.

O sırada çalışıyorlar belki de?

Tabii ki ya da satın alma güçleri yok gibi. Yaşamlarını idame ettirme güçlüğü içindeler, bir kısmı da kendi cemaatinden alıyor. Çünkü biz yabancılara kazık atarız . Fransız turistlere kazık atarız, Konya’dan İstanbul’a gelip taksiye binene de kazık atarız, yabancı kimse kazık atarız.

Suriyeli göçmenler de korunmak için ellerinden geleni yapıyorlar.

Kazık atmak o kadar sistemin bir parçası ki, Arap turistler geliyor Büyükada’ya, motorla Kabataş’a dönüyorlar. Orada bekleyen taksiler var her gün. Sadece Arap müşteri alıyor, çünkü 10 liralık yere 100 dolar alacak.

Bunu devlet biliyor. İstanbul’da yaşadığına göre bunu vali biliyor, trafik müdürü, polis biliyor. Kazık atmalarına seyirci olmalarının nedenini de biz biliyoruz.

“Militarizm milliyetçilik, ırkçılıktır. Yeni kuşak asker olmak istemiyor”

Dünyada aşırı sağın yükselişini, aşırı sağ partilerin çıkarak göçmen karşıtı politikalarla parlamentoya girmesini nasıl değerlendiriyorsunuz. Irkçılık yükseliyor mu?

Aslında ırkçılığın daha çok farkındayız. Irkçılık belki azaldı sayı olarak, göreceli olarak, çünkü Avrupa’ya giden göçmenlerin sayısı azalmıyor artıyor. Eskiden sadece ikinci, üçüncü sınıf işlerde çalışırken kimi siyasi parti başkanı, kimi doktor. Toplumla bütünleşme çoğaldı.

Ekonomik kriz gelince ‘öteki’ üzerinden oy almak her zaman kolay. Onun için bu partiler çıktı. Ama bu genel olarak ırkçılık arttı demek değil. Krizde sesleri daha çok çıkıyor, daha çok yankı buluyor. Kriz olmasa ırkçılığı hortlatıp oya tahvil edenler de olmayacak.

Amerika’da da ırkçılık var,orta sınıf eridi, düşmanı düzende değil göçmenlerde arayan Trump gibi adamlar meydana çıktı.

Dünya birleşiyor, çoğullaşıyor, daha kozmopolit oluyor, hele yeni kuşaklar sınırları takmıyorlar, dilleri, dinleri takmıyorlar.

Çünkü eğitim de artıkça dinlere, düzene inanmama artıyor. Kuzey Avrupa’da dini aidiyetlikleri olmayanlar yüzde 5, yüzde 3. Eğitim arttıkça Tanrısızlık artıyor. Kimse asker olmak istemiyor. Militarizm, milliyetçiliktir, ırkçılıktır. Yeni kuşak asker olmak istemiyor.

Artık Türkiye bile (bu kadar milliyetçi bir ülke) paralı ordu kurmaya mecbur kalıyor. Çünkü devletler başka yerde, gençler başka yerde.
Biz 21. yüzyıllılar daha duyarlıyız ırkçılığa, eskiden norm olan ırkçılıktı. O anlamda dünya kötüye gitmiyor ama duyarlıyız ki ırkçılık haberleri büyük haber oluyor ve azalmasının önünü açmış oluyoruz.

Dünyada muhafazarkarlık, ırkçılık artıyor diye şikayet ederken milliyetçiliğin ölüm çanlarının çoktan çalmaya başladığının farkında değiliz.

BBC’nin 1996’da yaptığı bir ankete göre Çinli ve Nijerya’lıların dörtte üçü, Brezilyalı, Ganalı ve Kanadalı’ların yarısı, beş Amerikalı’dan ikisi kendilerini ülkelerinden çok dünya vatandaşı olarak gördüklerini söylemişler. Ülkeler arası farklar ayrıca incelenmeye değer.

“Türkiye Cumhurbaşkanı Çin konusunda sus pus”

Toplama kampları dönemi bitmiş gibi görünüyor, ama Çin?

Çin’de toplama kampları dönemi devam ediyor. Ama o totaliter bir sistem, totaliter sistemde toplama kampını yapmak kolay. Bunu artık Almanya’da yapamazsınız, Amerika’da da yapamazsınız. Orada da toplama kampları vardı Japonlar için İkinci savaşta.

Güney Afrika’da İngilizlerin Hollandalıları içeri attıkları kampları vardı, dünyanın ilk temerküz kampları. Bunlar olmaz artık, ancak totaliter sistemde mümkün.

Çin’de Uygurlar konusunda Türkiye tarafı da çok tuhaf. Geçen hafta ilk defa Dışişleri Bakanlığından bir sözcü açıklama yaptı o kadar.. Devletin Çin’den ticari çıkarı var, bu yüzden dile getirmekten korkuyorlar.

Türkiye’nin Cumhurbaşkanı’nın bu konuda konuştuğunu duymadım. Orada 1 milyon insan temerküz kamplarında, devlet konuşmuyor. Basın da sus pus.

Türkiye’yi ayağa kaldırırlardı normalde, Taksim’de gösteriler olurdu, Çin Konsolosluğu’na yürüyüş yapılırdı, hükümeti destekleyen basın manşetler yapardı. Demek Türklük ve İslam konusunda çifte standart var.

Kaynak: Bianet-Pınar Tarcan

 

İlginizi çekebilir