Günay: Muhalefet kirli savaş politikalarına karşı çıkmalı

Muhalefeti iktidarın savaş politikalarına karşı çıkmaya çağıran HDP Sözcüsü Ebru Günay, “Bu topraklara barış gelebilmesinin tek yolu İmralı kapılarının açılarak Sayın Öcalan’ın barış kurucu rolünü tekrar oynamasından geçiyor” dedi.

Halkların Demokratik Partisi (HDP) Sözcüsü Ebru Günay, parti Genel Merkezi’nde olağan haftalık basın toplantısı düzenledi. Günay, hafta içerisinde siyasette yaşanan gelişmeler, cezaevlerinde artan ihlaller ve Türkiye’nin sınır ötesinde düzenlediği saldırıları değerlendirdi.
Ekonomideki krizin sınırlar ötesinde krizlerle gizlenmeye çalışıldığını dile getiren Günay, “Sonra da bunu bir beka ve güvenlik sorunu olarak isimlendirip, toplumu kandırmaya çalışmaktadır. AKP Başkanı Erdoğan, Suriye’ye operasyon yapılacağını açıkladı. Peki, hedef neresi? Tabii ki hedef Rojava. Bu dünya üzerinde Kürtlerin yaşadığı neresi varsa Erdoğan’ı hedefi de orasıdır. Hedef IŞİD saldırılarına karşı bütün dünyanın gözleri önünde mücadele ederek kazanım elde eden ve IŞİD’i yenilgiye uğratan Kürtler” dedi.
ROJAVA’YA SALDIRILAR
AKP’nin fırsatçı politikalarına dikkati çeken Günay, “Rusya, Ukrayna’daki savaşla meşgul, Finlandiya ve İsveç’in NATO’ya girmesini veto etme tehdidiyle de ABD ile pazarlık imkanı doğmuş oldu. Yani iktidar uluslararası meydanı boş buldu ve yönünü yine Kürtlere ve kazanımlarına çevirdi. İçeride ve dışarıda yürüttüğü Kürt düşmanı siyaset ile de seçime gitmek istiyor. Böylece milliyetçi dalgayı ve küçük ortağını arkasına alarak tahtını sağlamlaştırmak istiyor. O da sonunun geldiğinin farkında ve buradan Kürtleri boğarak çıkacağını düşünüyor. Suriye’de Rojava’ya yönelen savaş, Kürt halkına acıdan başka bir şey getirmeyeceği gibi, Türkiye halklarına da yoksulluk olarak geri dönecek” diye belirtti.
BARIŞIN YOLU İMRALI’DAN GEÇER
Savaşın ekonomik maliyetinin Türkiye hakları için krizin derinleşmesine ve doğrudan halkın gündelik hayatının üzerindeki etkisinin katmerlenmesine sebep olacağının altını çizen Günay, şunları söyledi: “İktidar, ekonomik krizin yaralarını da savaştan kazanacağı milliyetçilik bandajıyla sarmaya çalışacak. Barış olmadan demokrasi de özgürlük de olmaz: Barışın yolu İmralı’dan geçer. Biz, bu topraklar üzerinde yaşayan halkların en acil ihtiyaçlarından birinin barış olduğunu biliyoruz. Barış olmadan demokrasi de olmuyor, özgürlük de olmuyor. Bu topraklara barış gelebilmesinin tek yolu ise İmralı kapılarının açılarak Sayın Öcalan’ın barış kurucu rolünü tekrar oynamasından geçiyor. Tüm dünyanın şahitlik ettiği gibi biliyoruz ki, İmralı’nı kapısı ne zaman aralansa bu coğrafyada yaşayan tüm halklar için barış ve özgürlük imkanları artıyor, halkların birlikte yaşama umutları yeşeriyor.
ULUSLARARASI KURUMLAR SESSİZ KALMAMALI
Savaş ve tecrit politikalarının sonucu olarak Şengal ve Kuzey Doğu Suriye’ye yönelik gelişen saldırılar, Köylerinden edilmiş on binlerce mültecinin kaldığı Mahmur’un sürekli tehdit edilmesi, hava saldırılarına hedef olması aslında Kürt karşıtı ve Kürtlerin özgür iradesine yönelik tahammülsüzlüğün somut bir göstergesidir. Sivillerin yaşamını yitirdiği bu saldırılar olduğunda, Birleşmiş Milletler gibi uluslararası kurumlar da sessiz kalmamalı.
İKTİDARIN KİRLİ POLİTİKALARINA SES ÇIKARIN
Kürt halkına karşı geliştirilen savaş konseptinin iktidarın koltuğunu sağlamlaştırma çabasından başka bir şey olmadığı biliyoruz. Bu çaba, içeride partimize dönük Kobanê kumpas davası, kapatma davası, sayısız gözaltı ve tutuklamayla yargı ve kolluk eliyle yapılırken, yönünü Rojava’ya dönen bir saldırı planı, Kürtleri soykırıma uğratma, varlıklarını ortadan kaldırma, yok etme planıdır. Bu plan sadece Kürt halkına değil bu topraklarda yaşayan tüm halkların geleceğine yönelmiştir. Türkiye’de yaşayan tüm demokrasi güçleri, yazarlar, aydınlar sanatçılar, demokratik kitle örgütleri iktidarın bu kirli oyununa karşı ses çıkarmalıdır. Bu, coğrafyamızda yaşayan tüm halklara karşı tarihsel sorumluluğumuzdur.
AKP Hükümeti’nin, dış politikayı pazarlıktan ibaret sayan yaklaşımına aşinayız. Ancak bu son NATO üyeliği tartışmalarından görülebileceği üzere Saray Rejimi’nin fırsatçılığı ve tutarsız yaklaşımları uluslararası toplumunda alay konusu oldu. Finlandiya Cumhurbaşkanı’nın Erdoğan hakkında sarf ettiği sözler Erdoğan’ın dış politikadaki güvenilmezliğini yeterince ortaya koydu.
DÜNYA ÇAĞRI: KÜRTLERİ PAZARLIK KONUSU YAPMAYIN
Rusya’nın doğu Avrupa’yı tehdit etmesi nedeniyle İsveç ve Finlandiya’nın NATO’ya üyelik başvurusu yapması, bölgenin daha da militarist bir siyasi iklime gireceğini göstermektedir.  Erdoğan, Ukrayna Savaşı’nda olduğu gibi, bu NATO üyelik başvurularını da kendince ‘Allah’ın bir lütfu’ gibi görmektedir. Saray Rejimi, bu iki ülkeden üyelik başvurularının veto edilmemesi karşılığında Suriye Demokratik Güçleri’ne verdikleri desteği kesmelerini ve ‘terörist’ ilan etmelerini istemiştir. Bu talepler yetmezmiş gibi Kürt asıllı İsveç vatandaşı bir parlamenterin bile Türkiye’ye “iadesi” istendi. Hayatının hiçbir döneminde Türkiye’de ikamet etmemiş, Türkiye vatandaşlığı bulunmamış ve hakkında bilinen hiçbir yargısal hüküm bulunmamış bir İsveç vatandaşı milletvekili, sırf Kürt olması ve AKP’yi eleştiriyor olması nedeniyle ‘terörist’ muamelesi görüyor. Yayıncı ve yazar Sayın Ragıp Zarakolu gibi Türkiye yayıncılığına önemli katkılar sağlamış bir aydın hakkında açılan davaların tamamı ifade özgürlüğü kapsamında suç teşkil etmeyen konuşmalardan ibarettir.
Cezaevlerinde haksız yere tutulan yüzlerce aydın gibi, Ragıp Zarakolu da AKP’nin cezaevlerinde siyasi esir gibi alıkonulmak istenmektedir. İsveç’in yargı sisteminde ve siyasi etik normlarında insan hakları adına en ufak bir kırıntı bile kalmış olsa Saray Rejimi’nin bu hukuk dışı talepleri anında reddedilirdi. NATO’yu, ABD’yi, İsveç’i, Finlandiya’yı ve diğer ilgili devletlerin yaklaşımlarını yakından takip ediyoruz. Êfrin’den Şengal’e kadar Kürt Halkının büyük bedeller ödeyerek elde ettikleri kazanımları Saray Rejimi’nin ırkçı politikaları karşısında pazarlık konusu haline getirmemeye çağırıyoruz. İsveç ile Finlandiya’nın ‘güvenliği’ için Kürtlerin güvenlik hakkı pazarlık yapılmamalıdır.
ROJAVA’DAN NE İSTİYORSUNUZ?
Daha iki gün önce Erdoğan Rojava Kürtlerini tehdit etti ve oraya bir işgal saldırısı başlatacağını duyurdu. Peki, Rojava’dan ne istiyorsunuz? Dünya hegemonyasında ulus devletlerin baskıcı karakterinden farklı olarak demokratik özerk yönetim olarak var olmak, varlığını korumaktan başka ne yapmış Rojava? Oradaki Kürtlerin kendini tüm baskılara ve dayatmalara karşı korumak ve kendi kendini yönetme gücünü tüm baskı, saldırı ve ambargolara karşı sürdürmek neden bu kadar zorunuza gidiyor? Bakın daha önce işgal edilen bölgelerde her gün insanlık dışı vahşet uygulamaları devam etmektedir. O bölgelerdeki zenginlikler çeteler tarafından tüketildiğinden artık çeteler insanları kaçırıyor, onları alıp satarak insanlık suçu işlemeye başladılar.
TARIM İŞÇİLERİ
İktidar savaşa endeksli bir siyaset yürütürken öte yandan Türkiye’nin çözüm bekleyen sorunları derinleşerek büyüyor. En can alıcı sorun alanlarının başında da Türkiye’de iş kazaları ve iş cinayetleri gelmektedir. Denetimin olmaması, işverenlerin hiçbir yaptırıma maruz kalmaması ve işyerlerinde gereken önlemlerin alınmaması iş cinayetlerinin yolunu açmaktadır. Bahar ayları ile birlikte havanın ısınması, sezonun başlaması, güvencesiz çalışmanın en yoğun olduğu inşaatlarda ve tarımda, alınmayan önlemlerden ötürü ne yazık ki iş cinayetlerinde artış gerçekleşmektedir. Özellikle Kürt illerinde, tarım ve hayvancılığa yeterli düzeyde desteğin sağlanamaması, bölgede yaşanan çatışma ve daha birçok nedenden ötürü toprağını ekip biçemeyen yurttaşlar, batı illerine mevsimlik tarım işçisi olarak çalışmak zorunda kalmaktadır.
ÇİLELİ YOLCULUKLARI BAŞLADI
Bilindiği üzere Nisan ayı ile mevsimlik tarım emekçilerinin zorlu, çileli yolculukları başlamaktadır. Her yıl onlarca yurttaşımız bu yolculukta alınmayan önlemlerden ötürü, trafik kazalarında hayatını kaybetmekte, yüzlerce yurttaşımız yaralanmaktadır. Yine mevsimlik tarım işçilerine yönelik herhangi bir yasal düzenlemenin olmaması da mevsimlik tarım işçilerini birçok sorunla baş başa bırakmaktadır. Irkçı saldırılar, ulaşım, beslenme, barınma, eğitim ve sağlık alanlarında yaşadıkları sorunların yanı sıra, meslek hastalıkları, ağır çalışma koşulları ve düşük ücretlerle, örgütsüz ve sömürüye açık şekilde çalıştırılmaktadırlar. Bu sömürü düzeninden en büyük payı ne yazık ki kadınlar ve çocuklar almaktadır. Geçtiğimiz hafta çalışmak için ailesiyle birlikte Şanlıurfa Viranşehir’den Manisa’ya giden 14 yaşındaki Murat Koyuncu isimli çocuk, römork kapağının açılması sonucu düştü ve traktör tekerleğinin altında kalarak hayatını kaybetti.
MÜCADELEMİZİ BÜYÜTECEĞİZ
İş cinayetlerini, ‘bu işin fıtratında, kaderinde var’ diyerek değersizleştiren, hayatını kaybeden her emekçiye ‘adet’, ‘sayı’ zihniyetiyle yaklaşanlar iş cinayetlerinin önüne geçemez. Bizler iş cinayetinde hayatını kaybeden her emekçi canımızın acısını içimizde yaşıyoruz.  İş cinayetlerinde yaşamını yitirmiş tüm işçilerimizi saygı ve rahmetle anıyor, HDP olarak işçi sağlığı ve güvenliği tedbirlerinin alındığı, iş cinayetlerinin yaşanmadığı ve insan onuruna yakışır çalışma koşulları için mücadelemizi daha da büyüteceğiz.
TÜRKİYE BATTI
Ekonomi gündemine ilişkin artık söylenecek tek şey var. Türkiye battı. Türkiye’yi el birliği ile batırdılar. 21 Aralık 2021 akşamından bu yana; Türkiye halklarına kocaman kuyruklu bir yalan söylendi. Tam 6 ay geçti. Geldiğimiz aşamada; Dolar 12 TL’den 16,30 TL’ye yükseldi. 1 milyon yeni icra dosyası açıldı. Türkiye’nin borcunun faizi 1 Trilyon 272 Milyar TL arttı. Bu rakam Türkiye’nin bir yıllık bütçesine neredeyse denk bir rakam.  Enflasyon 5 katına çıktı.  İşsiz sayısı 8 milyonun üzerine çıktı. Açlık Sınırı 6 bin 465 TL, yoksulluk sınırı 19 bin 406 liraya yükseldi. Sadece dövizin 6 aylık yüzde 30’un üzerinde artmasıyla Türkiye’nin borcuna 2 trilyon eklendi. CDS risk primi 700’ün üzerine çıktı. Türkiye borçlarını ödeyememe durumu ile karşı karşıya geldi.
SAVAŞLARDA İKTİDARI KURTARAMAYACAK
Bu korkunç rakamların açıklanabilecek tek bir yanı var. Planlı, programlı, düzenli bir şekilde işleyen Türkiye’yi batırma projesi ile karşı karşıyayız. AKP, Türkiye’yi batırma planını adım adım işlemektedir. Aksi halde 6 ayda, bile isteye bir ülke bu hale getirilemez. Türkiye’nin batışında zirveyi gören ve zenginleşenler AKP’lilerdir. Geride kalanları düşünecek hiçbir politikaları yok, ajandalarında yolsuzluk var, gasp var, hırsızlık var. Sözde karşı oldukları faizden kendilerini ve bir avuç yandaşı zengin etme planları var. Ama unuttukları bir şey var ki Türkiye halkları tüm gerçekleri görüyor ve gereken cevabı elbet sandıkta verecektir. Gereken cevabı sandıkta AKP iktidarının yüzüne çarpacaktır.
Kirliliklerini gizlemek için yürüttükleri savaşlar bile AKP iktidarını kurtaramayacaktır.
BEYAZ MİTİNGE ÇAĞRI
Pandemi sürecinde en büyük zorlukları yaşayanları yaşayanların başında sağlık emekçileri geliyor. Sağlık emekçileri yaşadıkları sorunlara dikkat çekmek için SES, TBB, TDB, DEV SAĞLIK İŞ, gibi birçok sendika ve kuruluşun öncülüğünde 29 Mayıs Pazar günü sağlık emekçileri ‘Emek bizim, Söz Bizim, Sağlık Hepimizin’ diyerek düzenleyecekleri beyaz mitinge sağlığımızı korumak için sağlık emekçileri ile miting alanında buluşalım. HDP olarak beyaz miting de olacağız ve herkesi de buradan davet ediyoruz.”
Kaynak: MA

İlginizi çekebilir