Göçmenlik denen dramın en hüzünlü örneklerinden – Atilla Dorsay

Bu güzel, hassas, duygusal film bir yandan talihsiz bir evliliğin, bunun en çok ezdiği bir kadın aracılığıyla anneliğin ve daha da ötesi kadın olmanın çeşitli durumlarına ve zorluklarına değiniyor

GÖZÜMDEKİ GÜNEŞ                                                                                                 

X X X ½

(Con İl Sole Negli Occhi)

Yönetmen: Pupi Avati
Senaryo: P. Avati, Tommaso Avati, Claudio Piersanti
Görüntü: Blasco Giurato
Müzik: Rocco de Rosa
Oyuncular: Laura Morante, Paolo Sassanelli, Lina Sastri, Amor Faidi, Michele La Ginestria, Claudia Potenza, Gianfranco Januzzo

İtalyan filmi, 2015.

İşte size kayıp bir film. Hatta neredeyse hiç var olmamış!.. 2015 yılında ülkesi İtalya’da TV için çekilmiş, sonra hiçbir ülkede gösterilmemiş. 2021’de Netflix sahip çıkıp sinemaseverlere sununcaya kadar…

Ve benim çok sevdiğim ve etkilendiğim bir film oldu. Bu açıdan yazıp sinefillere duyurmayı görev saydım.

Film bir çiftin 21. evlilik yıldönümlerini kutlamasıyla açılıyor. İkisi de avukat olan Carla ve Giorgio çifti, kocanın istememesi yüzünden bir çocuk sahibi olmamışlardır. Tam o günlerde Giorgio karısına artık onu sevmediğini, hayatında bir başkası olduğunu ve boşanmak istediğini söyler.

Bu Carla için tam bir yıkımdır. Aklına bile getirmediği bir gelişme… Bürodan kaçar, banliyödeki evlerine sığınır, telefonunu kapar. Ama eninde-sonunda Roma’ya dönüp gerçeklerle yüzleşmesi gerekecektir.

Göçmenler ve yaşadıkları bitmeyen facialar

Bu arada bizler ekranda kimi siyah-beyaz görüntüler izleriz. Ülkelerinden gemilerle kaçıp Avrupa’ya, bu arada İtalya’ya sığınmaya çalışan Orta Doğu veya Kuzey Afrikalı göçmenler… Bu sorunun kıtaları aşıp dünya çapında bir olaya dönüştüğü yıllardır. Ve o gemiler genelde çürük-çarık ve aşırı dolu oldukları için sık sık batar veya devrilirler ve yüzlerce insan ölüp gider.

Ama İtalyan devleti bu olayı ciddiye almış, özel kurtarma ekipleri kurmuş ve sığınma evleri açmıştır. Carla bunlardan birine başvurup çalışmak ister. Ve başlangıçta ortalığı süpürüp bulaşık yıkamak şartıyla kabul edilir!.. Ama oradaki gerçekten altın yürekli kadın ve erkekleri tanıyıp son derece dostane ilişkiler kurması gecikmeyecektir.

Marhaba’ya merhaba demek…

Ve bu arada Marhaba‘yı tanır. Bu Arap çocuğu (Suriye’nin Şam kentinden yola çıktığı anlaşılır), batan bir tekneden kurtulmuştur. Ağzını açıp hiç konuşmaz; sadece elindeki bir fotoğrafı herkese gösterip durur. O resimde üç çocuk vardır; biri kendisi, öbürleri olasılıkla kardeşleridir. Ve de onları aramaktadır. Konuşmadığı, kimlik de taşımadığı için adı bilinmez. Ve yuvada ona Marhaba adı verilir.

Marhaba artık Carla için yeni bir amaç, bir yaşama nedeni, hatta bir aşktır; hiç sahip olamadığı bir çocuğun aşkı… Ve ona yardım için her şeyi yapmaya hazırdır; İtalya’nın öbür ucuna, Lampedusa’ya gitmek, hatta sonradan göreceğiniz nedenlerle Berlin’e uçmak bile dahil… Ama kısacık yaşamında öylesine acılaşmış ve içine kapanmış o çocuğu yaşama döndürmek hiç de kolay olmayacaktır.

Annelik denen o görkemli olay

Bu güzel, hassas, duygusal film, görüldüğü gibi bir yandan talihsiz bir evliliğin, bunun en çok ezdiği bir kadın aracılığıyla anneliğin ve daha da ötesi kadın olmanın çeşitli durumlarına ve zorluklarına değiniyor. Ve karşımıza tek sözcükle annelik denen o görkemli olay ve de anne-çocuk ilişkisinin belki anlatılmış en acıklı bir örneğini getiriyor.

Öte yandan, çağımızın en büyük facialarından biri olan göçmenlik olayına ve onun içerdiği, içerebileceği en dramatik zirvelerden kimilerine değiniyor. Ve böylece kalplerimize yerleşmeyi başarıyor. Kimi unutulması zor sahnelerle; ancak ‘bilek röntgeni’ ile yaşı belirlenen çocuklar… Ya da Marhaba’nın ilk konuşmasının TV’de maç izlerken “Gol Attılar!” olması gibi… Ne de olsa oğlan çocuğu!..

Pupi Avati’yi tanımak

Pupi Avati 1938 doğumlu, tanınmış bir İtalyan yazar-yönetmeni. Tam 1970’de başlayan yönetmenliğinde 50’yi aşkın film, kısa film, TV yapımı veya dizisi var. En tanınmış filmleri arasında Biz Üçümüz, Kalbim BaşkaYerde, Giovanna’nın Babası, Margarita’nın Arkadaşları, En Küçük Oğul gibileri var. Ve hemen hepsi iddiasız, sade, ama dokunaklı aile ve dostluk filmleri.

Carla’da Juliette Binoche‘u çok andıran Laura Morante, küçük Marhaba’da Amor Faidi rollerine cuk oturmuşlar. Sonuç olarak rahatça, ama belli bir hüzünle izlenebilecek bir film…

Kaynak: T24

İlginizi çekebilir