göçmenin hapsedilmiş hali – ayşe düzkan

doğduğu, vatandaşı olduğu ülkeden başka bir yerde yaşamak zorunda kalan bir insanın, hele de kadın veya lgbti+ ise başına gelebilecek en kötü şeylerden biri cezaevine girmek

doğduğu, vatandaşı olduğu ülkeden başka bir yerde yaşamak zorunda kalan bir insanın, hele de kadın veya lgbti+ ise başına gelebilecek en kötü şeylerden biri cezaevine girmek. diğer yandan suç sayılan edimlerin çok ciddi bir kısmı birer geçim aracı; dilini bilmediği, kimseyi tanımadığı bir ülkede, parasız kalan bir kadının hele de çocukları varsa suç örgütleri tarafından istihdam edilmesi ihtimali çok yüksek.

yabancı uyruklu mahpusların sayısının tüm dünyada arttığı bildiriliyor. hilal başak demirbaş ve aylin çelikçi, ceza ve infaz sisteminde sivil toplum derneği için hazırladıkları broşürde (1), bunun sebepleri arasında küreselleşme ve göçün yanı sıra insan ve madde ticareti gibi ulusal sınırları aşan suçların da sayılabileceğini söylüyor. aynı çalışmada, tüm mahpuslar içinde yabancı uyruklu olanların oranı artıyor. örneğin ispanya’da 2000 yılında yabancıların oranı yüzde 19.9’ken 2013’te yüzde 30’a ulaşmış. 2015 yılı sonunda yunanistan’da bu oran yüzde 54.7, italya’da (çocuklar hariç) yüzde 33.2. sadece avrupa değil, örneğin katar’da 2008’de bu oran yüzde 73.3, bae’nde ise 2006’da yüzde 92.2!

bu rakamlar bile başlı başına çaresizlik ve suç arasındaki ilişki üzerine düşündürebilir bizi.

nitekim yine aynı çalışmaya göre, 2018’de türkiye’de en fazla mahpusu bulunan ülkelerin başında suriye, ikinci sırada afganistan geliyor, onları iran ve ırak izliyor. yabancı uyruklu mahpusların arasında çocuklar da var!
insanın yaşadığı alanın, hareketlerinin kısıtlanması yani hapsedilmek başlı başına bir ceza ama türkiye, hapishane koşullarının ayrıca ceza oluşturduğu ülkelerden biri. temizlik, hijyen, yemeklerin durumu, sağlık hizmetine ulaşmak, müziğe, kitaba ulaşmak gibi en basit ihtiyaçlar dahi zor ulaşılır lüksler halini alıyor cezaevlerinde. diğer yandan, koğuş ve odaların (2) “ev” olmadığı, “ev” gibi görülmemesi gerektiği, yani mekânı yaşanır kılacak, kişiselleştirecek, mahremiyet sağlayacak nesne ve koşulların oluşmasının uygun olmadığı infaz memurları tarafından sık sık dillendirilir. duvara asılacak resimler, mekânın dışarıdan görülmesini engelleyecek perde, hatta çamaşır ipi vb. sorun edilir. yani cezaevinde 30 yıl da kalsanız kendinizi evinizde gibi hissetmemeniz istenir. kapatılmanın yanı sıra, sürekli izlenme, denetlenme vardır. yani ceza katlanır.

yabancı uyruklu mahpuslar bütün bunların yanı sıra farklı sorunlar ve ayrımcılık biçimleri yaşıyor. örneğin afrikalılar, hele de siyahlarsa çok büyük bir ayrımcılıkla karşılaştıklarını ifade ediyor. diğer mahpuslar bu insanlara kötü davranıyor, idare bunu engellemediği gibi benzer ayrımcı bakış açısını benimsemiş oluyor. kanser vb. ciddi hastalığı olan yabancı uyruklu mahpusların gereken tedaviye ulaşması neredeyse imkânsız, hiv’li mahpuslar ayrıca ayrımcılığa uğruyor.

ama tabii en önemli sorunlardan biri dil. az tanıdığınız, dilini bilmediğiniz bir ülkede mahkemeye çıktığınızı, hapse atıldığınızı düşünün. mahkemede tercüman hizmetleri yetersiz, hapiste uymanız gereken kuralları bile öğrenmeniz çok zor. sosyalleşme, derdini anlatma, sağlık hizmeti alma çok çok zor. yasaları öğrenebilmek bir yana, anlamak da neredeyse imkânsız. bu konuda mevzuatta bulunan yarım yamalak çözümler de her zaman ulaşılır olmuyor.

ama kadın mahpuslar için en önemli sorun onlara destek olacak yakınlarının ve herhangi bir gelirlerinin olmaması. cezaevinde, içecek su, ekmek, temizlik malzemeleri gibi en temel şeyler para karşılığında kantinden satın alınıyor. görüşçüsü olmayan ya da yakınlarının para göndermediği kadınlar, 15 lira gibi gündelik ücretlerle cezaevi içinde çalışıyor; mutfak, temizlik, boya badana, ekmek ya da karavana dağıtmak gibi işlerde çalışıyor. bu kadınların telefon haklarını kullanmaları çok zor çünkü cezaevlerindeki kontörlü telefonlardan yurtdışını aramak çok pahalı. zaman zaman da ülkeler arasındaki saat farkları sorun çıkartıyor. ayrıca cezaevinde her türlü ihtiyaç için şart olan dilekçeleri yazmaları çok zor. (3) mahkumların bütün işlemlerini vasileri yürütür, türkiye’de tanıdıkları bulunmadığı için devletin atadığı vasiye mecburlar ama onlar da genellikle bu kadınların sorunlarıyla ilgilenmiyor.

bu kadınların vatandaşı oldukları ülkelerin konsoloslarının onlarla ilgilenmesi gerek ama bu nadiren gerçekleşiyor.

bu kadınlar ve çocuklarının okuyabilecekleri bir şeylere ulaşmaları da çok zor. çocuklar, özellikle türkçe öğrenene kadar, cezaevindeki diğer çocuklarla kaynaşmakta güçlük çekiyor, her durumda onların acımasızlığına hedef olabiliyor.

mahpusların arasında çok sayıda kendilerine şiddet uygulayan erkeklere karşı özsavunma yapmak zorunda kalmış kadın da var. erkek türkiye vatandaşıysa mahkeme tahmin edebileceğiniz gibi erkeğin tarafını tutmaya yatkın, kadınla erkek türkiye’ye evli olarak gelmişlerse de kadın genellikle hiç türkçe bilmiyor oluyor, baronun atadığı avukat onunla ilgilenmiyor, iletişim kuramıyorlar ve kadın genellikle olabilecek en ağır cezayı alıyor.
en önemli nokta şu: bu kadınlar ve çocuklar cezaları bitip hapisten çıktıklarında gidebilecekleri bir yer yok. lgbti+ mahpuslar bu sorunları katmerli biçimde yaşıyor.

toplum hapis yatmak zorunda kalmış, buralı olmayan kadınları ve/veya lgbti+’ları adeta kentlerin çöpü olarak görüyor. üzülmeleri, canlarının yanması, aç kalmaları, hastalanmaları, ölmeleri bütünüyle önemsiz olan ama gereğinde faydalanılabilecek insanlar. örneğin, hapisten yeni çıkmış, gidecek yeri, parası olmayan suriyeli bir kadından 15 lira karşılığında seks hizmeti almaya itiraz edecek erkek sayısı iddia edildiğinden daha az! aynı kadını, seks hizmeti vermek ve ev işlerini yapmak karşılığında, “ikinci eş” olarak boğaz tokluğuna çalıştırmayı ayıp sayacak erkek sayısı da çok değil.

bu alanda çalışan ve önemli işler yapan sivil toplum örgütleri var ama bence yabancı kadın ve lgbti+ mahpuslar, hapishaneler konusundaki daha geniş bir mücadelenin ve siyasetin konusu olmak zorunda.

bu yazıyı yazarken kendi gözlemlerimin yanı sıra, ceza ve infaz sisteminde sivil toplum derneği’nin yayınlarından çok yararlandım.

(1) Türkiye’de Yabancı Mahpus Olmak, TCPS kitaplığı.
(2) ağırlaştırılmış müebbet cezası alanların, bazen tek bazen iki kişi kaldığı hücreler. zaman zaman başka mahpuslar da idari cezalar sebebiyle buralara konuluyor.
(3) türkiyeli birçok kadın okuma yazması olmadığı için bırakın dilekçe yazmayı telefon açmakta bile zorluk yaşıyor.

kaynak: yeni yaşam

İlginizi çekebilir