Glisofat zararlı ama satışı serbest! – Yusuf Gürsucu

Ankara 18. İdare Mahkemesi, Av. Senih Özay tarafından açılan davada glisofat içeren ilaçların çevre ve insan sağlığına zararlı olduğuna karar verdi. Bunun ne anlama geldiğini inceledik ve Av. Özay’la süreci görüştük

Yusuf Gürsucu  

Alman Bayer firması tarafından 66 milyar dolara satın alınan tarım ilaçları ve GDO’lu tohum üreticisi Monsanto, ABD’nin Kaliforniya eyaletinde şirketin yabani otlar için kullanılan ilaçlardaki glifosat maddesi yüzünden kansere yakalandığını söyleyen bir çiftçiye 2018 yılında 289 milyon dolar tazminat ödemeye mahkum edilmişti. Mahkeme jürisi, sekiz hafta süren duruşmaların sonunda Monsanto’nun Türkiye’de de yoğun olarak satılıp kullanılan Roundup ve Ranger Pro adlı yabani ot ilaçlarının kansere yol açtığını bilmesine rağmen tüketicileri uyarmadığına hükmetti.

DSÖ: Glisofat kanserojen

ABD Çevre Aajansı EPA ise glifosatın güvenli olduğunda ısrar etti. Bu, glisofatla ilgili ilk kanser davası olmasına karşın ilaç hakkında ABD’de açılmış 5 binden fazla dava bulunuyor. Bu kararın diğer davalara emsal oluşturacağı belirtiliyor. Dewayne Johnson adlı eski bir okul bahçıvanı, yıllar boyunca yabani otlar için Ranger Pro türü ilaçlar kullandığını ve 2014’te lenf kanserine yakalandığını söyleyerek şirkete dava açmıştı. 2015’te Dünya Sağlık Örgütü’ne bağlı Uluslararası Kanser Araştırmaları Ajansı glifosatın kanserojen olduğunu açıklamıştı.

Tohum patentlendi

Tarım ilaçlarının neden olduğu zehirlenme vakaları dünyanın tamamında olduğu gibi Türkiye’de de yaşanıyor. Şirketlere bağımlı hale getirilen tarım üretimlerinde tohum, gübre ve zirai ilaçlara mahkum bir yaşam dayatılıyor. Türkiye’de patentli tohumun zorunlu kılınmasıyla birlikte geleneksel bilge üretimler ve köylülerin elinde kalmış olan patentsiz tohumlarla üretim yapmak yasaklandı. Patentli tohumların en önemli özelliklerinden biri de, tohumu patentleyip genleriyle oynandıktan sonra o tohumu üreten şirketin zirai ilaç ve gübresine de üreticilerin mahkum hale getirilmesi olarak biliniyor.

Tarım tekeli Monsanto

Dünyada bir elin parmakları kadar şiketin hakimiyeti altında bir tarım süreci yaşanıyor. Bu şirketlerden biri olan ve dünya çiftçilerinin nefretle andığı ABD’li, şimdi ise Almanya’nın en büyük tekellerinden biri olan BAYER şirketi tarafından satın alınan MONSANTO şirketidir. MONSANTO, tohumları GDO’lu hale getirip dünya halklarına işbirlikçi hükümetlerin kolaylaştırıcılığı ile dayatmış olan bir şirkettir.

Bakanlık başvuruyu reddetti

MONSANTO glifosat içeren tarım zehirlerini Türkiye’de reçetesiz ve hiçbir denetime tabi kılınmadan satılıyor. Bu zehirin Türkiye’de rahatça satıldığını belirten Av. Senih Özay, Bergamalı çiftçiler Tahsin Sezer ve Hamza Kural’la birlikte dava açtı. Çevre davalarının sevilen avukatı olan Özay, ilk olarak Tarım ve Orman Bakanlığı’na başvurdu. Ancak bakanlık, yasal süre olan 60 gün içinde başvuruya yanıt vermedi. Bunun üzerine dava açma hakkı doğan Özay, Ankara İdare Mahkemesi’ne başvurdu. Dava dilekçesinde, glisofatın tarım ile uğraşan çiftçi yurttaşlarımızın ve dolayısıyla ilaçlanan zirai gıdalarla beslenen yurttaşların sağlık tehdidi altında yaşamasına sebep olacağı ve ileride telafisi imkânsız zararlara yol açmaması için ilacın engellenmesi talep edildi.

ABD’deki karar sonrası dava

Geçtiğimiz günlerde Ankara 18. İdare Mahkemesi, Özay’ın açtığı dava ile ilgili olarak, tarım ilaçları üreticisi Bayer Monsanto firmasının ürettiği ilaçların çevre ve insan sağlığına zararlı olduğuna karar verdi. Her türlü çevre ihlallerine karşı hukuk alanında mücadele veren Avukat Senih Özay, Tarım ve Orman Bakanlığı aleyhine açmış olduğu davanın gerekçeli kararının kendisine tebliğ edildiğini söyleyerek, karara yönelik detayların ortaya çıktığını bir basın toplantısı ile duyurdu. Monsanto şirketinin Kaliforniya eyaletinde yabani otlar için kullanılan ilaçlarındaki glifosat maddesi yüzünden kansere yakalandığını söyleyen bir kişiye 289 milyon dolar tazminat ödemeye mahkûm edildiğini hatırlatan Özay, Kaliforniya eyaletinin firmayı mahkûm etmesinin ardından bu konuda harekete geçtiğini söyledi.

Glisofat lenf kanseri yapıyor

Av. Senih Özay yaptığı açıklamada özellikle Ziraat Odalarının karar sonrasında harekete geçmeleri gerektiğini belirtti. Özay, “Mahkeme çok önemli bir karar vermiştir. California Mahkemesi’nin 2018 yılında verdiği karar rekor ceza ile sonuçlanmıştı. Bu ilacın lenf kanserine neden olduğu ispatlanmıştır. Bu durumda olanlara dava yolu açılmıştır” dedi. Herkesin sağlıklı bir ortamda yaşaması gerektiğini dile getiren Özay, “Yurttaşlar tarımla uğraşmasalar bile tarım ürünlerini tüketmeleri, havayı solumaları onları taraf haline getirmiştir” ifadesini kullandı. Özay ayrıca dava dilekçesinin İngilizceye de çevrilerek, ABD mahkemelerine ve Uluslararası Kurumlara gönderileceğini söylemesi ironik bir vurguydu.

Üniversitelerin görüşleri etkiliydi

Ankara 18. İdare Mahkemesi 14.02.2020 tarihinde verdiği ara kararda, Ankara Üniversitesi Ziraat Fakültesi’nden ve Veterinerlik Fakültesi’nden, Ziraat Odaları Birliği’nden ve Ziraat Mühendisleri Odası’ndan, Tıbbi Onkoloji Derneği’nden, Hacettepe Üniversitesi Eczacılık Fakültesi’nden tarım sektöründe kullanılan zirai ilaçlar içeriğindeki glifosat isimli maddenin insan, hayvan, bitki ve doğaya zararları konusunda yapılan çalışmaların ve araştırmalarının olup olmadığı bilgisini istedi. Ankara Üniversitesi Veterinerlik Fakültesi Klinik Öncesi Bilimler Bölümü Farmakoloji ve Toksikoloji Ana Bilim Dalı, “Zirai mücadele amacıyla kullanılan glifosat formülasyonlarının hayvanlarda akut zehirlenmeye yol açmayabileceği, bununla beraber tekrarlanan dozlarda sürekli alınmasına bağlı olarak evcil hayvanlarda ciddi ve geri döndüremeyecek nitelikte bozukluklara neden olabileceği” görüşünü mahkemeye iletti.

Arjantin’de 65 bin kişi kanser

Yine Hacettepe Üniversitesi Eczacılık Fakültesi Farmasötik Toksikoloji Ana Bilim Dalı Başkanlığı 19.03.2020 tarihli yazılarında, “LARC (2018) tarafından insanda olası karsinojen olarak sınıflandırıldığı dünya çapında yaygın olarak kullanılan glifosat ve oluşan metabolitinin gerek insan ve hayvan sağlığı gerekse çevre açısından olumsuz etkilerinin olabileceği yönünde güçlü bilimsel görüşler bulunmaktadır” ifadeleri kullanıldığı görüşünü mahkemeye bildirdi. Mahkemeye bilirkişi olarak görüş gönderen TMMOB Ziraat Mühendisleri Odası 30.06.2020 tarihli yazıda “WHO (Dünya Sağlık Örgütü) ne bağlı bir kuruluş olan IARC (Uluslarası Kanser Araştırmaları Ajansı) ile EFSA (Avrupa Birliği Gıda Güvenliği Ajansı) nca 2015 yılında glisofatın olası bir insan kanserojen olduğunu belirleyen çalışma yayınlandığı, Arjantin’de bir çalışmada da Roundup’un kullanıldığı tarım topluluklarında 65 bin kişinin kanser oranlarının ülkenin ulusal ortalamasının iki ile dört kat daha yüksek olduğunun tespit edildiği, glisofat maruziyetinin çeşitli hastalıklara neden olduğu yönünde araştırmalar bulunduğu ve dünyanın bazı ülkelerinde yasaklandığı” görüşünü bildirdi.

Artık uyanmalıyız

Davayı kazanan Avukat Senih Özay ile konuyu konuştuk. 

  • Sizi uzun yıllardır çevre ve doğa yararına açtığınız davalardan iyi tanıyoruz. En son Ankara 18. İdare Mahkemesi’ne açtığınız Bayer-Monsanto’nun ürettiği glisifot içerikli ilaçların zararlı olduğuna karar verilmesini ve bu süreci aktarabilir misiniz?

Amerikalı siyahi bahçıvan Johnson’un, Monsato’nun ürettiği tarım ilacının kendisini kanser yaptığını belirterek ABD’de açtığı davada 289 milyon lira tazminat almasına karar verilmişti. Ayrık otlarından hoşlanmayan halkın bu ilaca olan aşkını bildiğimden dolayı Tarım ve Orman Bakanlığı’na dilekçe vererek Monsanto’nun ruhsatının iptal edilmesi için başvuru yaptım. Bakanlık başvurumu reddedince dava açtım ve iptal kararı çıktı. Bu hukuk arayışını çiftçilerin ve örgütlerinin toplumda uyanış çalışması yapılması gerektiği için yaptım ve siz de bunu yapın.

  • Bakanlık 2022 yılına kadar Avrupa Birliği’nde ilacın serbest olduğuna dayanarak savunma yaptı. AB’nin glisofatı bir yasaklayan bir serbest bırakan tutumunun nedeninin BAYER’in Monsanto’yu satın almasıyla bir ilişkisi var mı?

Sanmıyorum, her ikisinin birleşmesi yaşanan küresel krizi aşmak adına muazzam bir ekonomik büyüme yaşanıyor ve dünyayı kasıp kavuruyorlar. ABD mahkemeleri ilacın sağlığa zararlı olduğuna karar veriyor AB ise ‘pek’ kanserojen değil diyebiliyor. Şimdilik Avrupa 2 yıl daha ilacın kullanımına izin verdi. Şimdi tepkileri ölçecekler ve 2 yıl sonra yeniden karar verecekler.

  • Dava sürecinde Üniversitelerden gelen glisofat içeren ilaçlarla ilgili hayvan ve insan sağlığına zararlı olduğu yönünde raporların gelmesinin mahkemeyi etkilediği söylenebilir mi?

Tabii ki bilim herkesi etkiler. Ama hakimlere bilimin ‘vız’ geldiği de oluyor. O zaman halkın tepkisini arıyor ve ona güveniyoruz. Örneğin trafikte bir iki kişi kırmızı ışıkta geçerse ceza alır ama 500 kişi birlikte geçerse ceza uygulaması yapılamaz.

Av. Senih Özay
  • Bayer’in Y. K. Başkanı Baumann yaptığı bir açıklamada, “2050 yılına kadar dünya nüfusunun 3 milyar daha artmasıyla iklim değişimi sorununun kesiştiği noktada ‘tarım endüstrisinin’ en önemli sektörler arasında listeye ilk beşten girecek” sözlerini nasıl anlamalıyız?

BAYER vd. holdingler ve devletler, hem nüfus artışını destekleri hem satışı destekler, hem de hastalananları ücret karşılığı tedavi derler. Bay Baumann 3 milyar nüfus artışına hazırlanarak zehirli ilaç pazarını genişletir ve bu amaçla tarımın endüstrileşmesini destekler. Bu işler böyle olur. Biz de hukuk arayarak talana vs. çomak sokmaya çalışırız.

  • Son olarak glisofata karşı kazanılmış olan davaya benzer davalar son yıllarda giderek azalsa da ilerleyen zamanlar da Danıştay veya Yargıtay’dan geri dönebiliyor. Ancak iktidar bu durumu düzelten yasa ve yönetmelikler yayınlayarak şirketlerin çıkarlarını koruduğu görülüyor. Böyle bir süreçte Mahkemelerin durumunu nasıl değerlendiriyorsunuz?

Evet, yargının bağımsızlığının zedelendiği tespitini yapıyoruz. Yargıçların 25-30 yaşına kadar indiğini ve aldıkları kararlarda birçok gariplikler görüyoruz. Davamızda da istinaf mahkemesine ve Danıştaya irtirazlar yapılacak ve bunu yaşayacağız. Türkiye iç hukukunda başımıza iş gelirse ABD hukukuna yani ABD mahkemesine, Amerika kıtasının insan hakları mahkemesine kadar gideceğiz diye yaptığımız vurgu, Türkiye’deki hukuk sisteminin geldiği yeri göstermek içindir.

İlginizi çekebilir