Devrim Horlu’nun şiiri, aklı zorlayan bir şiir değildir. İmgeleri de öyle İkinci Yeni’nin kapalı anlatımı, Divan şiirinin mazmunları gibi ağır değildir. Bir Divan şairi gibi okura ipuçları vererek mazmununa ulaşmasını beklemez Horlu, ama açık açık da anlatmak istediğini de vermez. Horlu’nun şiirinde dil ve imge yan yana yürür.

“Hepimiz güzel şiir yazmaya çalışıyoruz. Diyeceksiniz ki güzel yazmayalım da çirkin mi yazalım. Hayır, çirkin yazalım, demiyorum. Ama güzel yazmaya da özenmeyelim. Düpedüz şiir yazmaya özenelim. Bir kere özenme güzelliğin düşmanıdır. Özentinden güzel çıktığı görülmemiş. Üstelik güzelin yanında en az güzel kadar kutsal değerler var. Yüce var, doğru var, haklı var, gerçek var, var oğlu var. Niçin bunlara güzel kadar değer vermiyoruz, özenmiyoruz” (1) Diye başlar Oktay Rifat ‘Güzel’ başlıklı yazısına. Horlu’nun şiirine tam da bu noktadan bakılmalı diye düşünüyorum. Güzel şiir yazmaya özenmemiş sanki de yüce, gerçek ve doğru için özenmiş, kalemini bunun için kullanmış Horlu. Kendi deyişiyle: Elimizde bir kalem var ve bu kalem daha evvel birçok defa gücünü gösterdi. Bu gücü işinden atıldığı için açlık grevi yapan ve tutsak edilen insanlar için de kullanmalıyız. Horlu elindeki gücün farkında ve bu farkındalıkla kalemi eline alıp çıkmış karşımıza. Kendinden emin, savsaklamayan, dimdik duran bir dille.

Devrim Horlu’nun şiiri Garip akımının getirdiği yeniliğin yanında diyebiliriz bir nebze de olsa. “Garip hareketi her şeyden önce bir havalandırma hareketi” (2) diyen Rifat, bu sözü sanki Horlu’nun şiir dilini görerek söylemiş gibidir. Çünkü Horlu, günümüz şiirinde pek görülmeyen bir olgunluktadır. Şiirini imge salatasından kurtaran nadir isimlerdendir.

Günümüz şiirinde genellikle üst üste kullanılan imgeler şiiri ağırlaştırmış ve anlamsız bir şiire doğru götürmüştür. 80 sonrası şiirimizin, İkinci Yeni etkisinden kurtulma çabaları sonuçsuz kalmıştır. Bu sonuçsuz kalma durumu günümüz koşullarında değerlendirilince biraz olsun anlaşılabilir. Ancak 2010’lu yıllarda halen bu durumun devam etmesi, şairlerin günümüze, topluma, yanı başında olan sorunlara sırtını dönmesi ve sadece bireysel bir şiire soyunmaları anlaşılabilir bir şey değildir. Hele ki iktidarın bu denli baskısı, bu denli anti-özgürlükçü anlayışı karşısında şiirimizin böyle bir hâl almış olması gerçekten de içler acısıdır. Günümüz şiiri bana biraz da Servet-i Fünun dönemini hatırlatıyor desem abartmış olmam sanırım. O dönem için de olsa istibdat baskısından, şairlerin ve yazarların sadece bireysel konulara değinmesi akıl alır bir durum değildi. Günümüz şiirinde toplumsal meselelere yer veren şairler yok mudur, vardır elbette. Burada isim vermek, unutabileceğim şairlere karşı bir tavır olacağından; bundan kaçınacağım. Ancak dönemimiz şiirinin hiç değilse bireysel bir izlekten yola çıkarak toplumsal bir anlatı olması dileğimdir. İşte Horlu, bu bahsini verdiğim şiir anlayışını kendisine ve şiirine amaç edinmiş:

Sabahları/ Menemen kokan/ Bu fakir sokaklardan geçip/ Sana yakışmaya geliyorum

Genelde şiirin bireysel bir izlekten yola çıkıp toplumsal bir anlatı olmasını Garip’te görürüz. Her ne kadar İkinci Yeni için bireysel bir şiir desek de Cemal Süreya’nın şu sözleri sanırım bu düşüncemizi biraz kıracak niteliktedir: “En bireysel şiirde bile, şiir düşüncesi ve toplum düşüncesi yan yana, kimi zaman da iç içe bulunur” Sade, anlaşılır, basit bir dilin yanında; öfkeli ve sert anlamı bir arada bulabiliriz Garip’te. İşte Devrim Horlu da bu tarzıyla Garip şiirine göz kırpar.

Bir dili kullanmak, kelimelerin bizde uyandırdığı görüntülerin yardımıyla bir şey anlatmak demektir. O şeye anlam diyoruz. Bir sözün anlamı, çoğu zaman o sözün gözümüzün önüne getirdiği görüntüden başka bir şey değildir.” (4) Horlu’nun bizde canlandırdığı görüntü çoğu kez basit bir görüntü gibi gözükebilir ancak hiç de öyle değildir. Basit kelimelerle kurduğu şiirini, basit bir görüntüyle karşılayamayız. Horlu’nun şiiri basit ve sade dilinin çok üstünde:

Elimin tüm çizgilerini/ Sen bu labirentte kaybol diye/ Çizdirdim tanrıya (sf. 8)

Hava/ Ağzını bozuyor iyiden iyiye/ Sen kaybol diye/ Elime çizgi imal ettirdiğim tanrı/ Yüzüme dahi bakmıyor artık görüyorum (sf. 9)

Horlu’nun dilinden söz açmışken devam etmekte fayda var. Dil, şiirin anlamına da etki eden önemli bir olgudur. Ve dil yaşayan bir varlıktır. Horlu’nun şiirlerinde de dilin yaşadığını hamasi söyleyişten kaçınmasıyla anlayabiliyoruz. “Günlük konulara ve insanların acısına da kulak tıkamayan şair, şiirlerinde toplumcu gerçekçiler gibi ‘bakın burada yoksulluk var, acı var, zulüm var’ diye bağırmaz” (5)

Bende herkesin bir yarası vardır/ anadan doğma üryan/ kuru kuru öksürür içimde (sf. 15)

Belki, şiir bir dil içi pratiktir, denilecektir ve muhalif pratiğin burada tökezleyeceği düşünülecektir. Ama öyle değil. Burada da şiirin muhalif duruşu olacaktır. Dilin mevcut olanaklarını kullansa da, bu dilin kekemeliklerinden yeni bir dil kurar. İnsanın kekeme halidir şiir ve yeni buluşmalara bir çağrıdır” (6) Horlu, bilerek ya da bilmeyerek yeni bir şiir dili ortaya atmıştır. Garip ve İkinci Yeni arasında bir köprü görevi görür Horlu’nun şiir dili. Bunu da elbette sade bir anlatımla kurduğu yoğun imgelerden çıkarabiliriz:

Elmanın işi zor/ Sevecek biri çıkmazsa diye/ İçini bir kurt kemiriyor (sf. 56)

Horlu’nun şiiri, aklı zorlayan bir şiir değildir. İmgeleri de öyle İkinci Yeni’nin kapalı anlatımı, Divan şiirinin mazmunları gibi ağır değildir. Bir Divan şairi gibi okura ipuçları vererek mazmununa ulaşmasını beklemez Horlu, ama açık açık da anlatmak istediğini de vermez. Horlu’nun şiirinde dil ve imge yan yana yürür. Ama bunların yanında biraz önce örnek olarak aldığım üç dizede de görüldüğü gibi okuru şaşkınlığa uğratacak cinstendir aynı zamanda da.

Devrim Horlu, Gölgeler Çürürken, syf. 64, Varlık Yayınları, Ekim 2017

Şairin, sanatçının ve sanatının topluma bir görevi olduğunu düşünenlerdenim. Bu düşüncemi zamanında Gülten Akın şu şekilde dile getirmiş: “Sanatın kendiliğinden bir amacı daha vardır. Sanatsal dirimi sağlamakla yetinmez sanatçı, sürekliliği de sağlamak ister. Bunun için tek tek olayın, nesnenin somut algılanması yani nesnel gerçeklik sanatçının anlağındaki bilinç, bilgi birikimiyle yani tarihsel ve öznel gerçekliklerle karşılaşmalıdır” (7) işte bu düşüncenin ışığında şu dizelere bakabiliriz:

Kehribar kokulu/ bir şair yakılır/ Sivas’ta/ şaire ateş kâr eder mi/ bilmiyorum (sf. 51)

İçerik yönünden biraz sıyırılıp biçim olarak da bakmak gerek Gölgeler Çürürken’e. Kısa dizelerle kurulu bir şiir biçimini tercih etmiş Horlu. Bu tercih elbette okuyuşun kolaylaşmasına da olanak sağlamıştır. Kimi zaman bir kelime ile kurulu dizelerine de denk geliyoruz Horlu’nun. Bunların bilinçli yapıldığını düşünüyorum. Bu kısa dizeler zihnimde Melih Cevdet Anday’ın Troya Önünde Atlar kitabına kadar yazdığı şiirlerini canlandırdı. Anday, Garip şairlerinden farklı olarak ilk şiirlerinde genellikle kısa dizeleri tercih etmişti. Garip ve Horlu şiirindeki benzerliklerden birisini de bu kısa dizelerle bağdaştırabiliriz.

Üşüyorsun/ Darıl bana sıkı sıkı/Küs buz bakışlarıma/ Tanrıya aç kendini/ Çirkin avuçlarımda/ Saçların/ Şiirime giriyor/ Topla (sf. 38)

Gölgeler Çürürken, sokağın, kahvelerin, pazarların şiiridir. Öyle ki neredeyse bütün şiirlerinde toplumun her kesimine denk gelinebilir. Kimi zaman çingenelere, kimi zaman bir köy çocuğuna, kimi zaman da bir masaldan fırlayıp şiirine konuk olan şövalyeye. Şiirinin temaları da gösteriyor ki Garip şiiriyle içselleştirmiş Horlu kendi şiirini. Temasını Garip şiirinden koparmazken, imge gücünü İkinci Yeni’den almış diyebiliriz. Bu tezimi Metin Altıok’un bir sözüyle pekiştirirsem altyapısı daha sağlam bir tez atmış olabilirim diye düşünüyorum: Şiir sözcükleri kendi iç mantığına göre bir araya getirir. Onları günlük dil içindeki alışılmış kalıplardan çıkarıp yeni birleşimler içinde kullanır. Böylece etkili anlatım olanaklarına kavuşur. İşte şiirin temel taşları olan imgeler böyle oluşur. İmgeler aslı karbon olan elmaslara benzerler. Söz olmakla birlikte sözü aşan, insanı doğrudan doğruya etkileyen, çarpıcı anlatımlardır. Her ne kadar imge günlük dilde bir arada bulunmayan ayrı dil basamaklarındaki sözcüklerden oluşursa da, bu oluşum kuşkusuz anlamsız değildir. İmgenin bir iç mantığı olduğu unutulmamalıdır. (8)

En güzeli/ Koştuğum tüm yollarda Çingene çocukları/ Evsizler/ Hurdacılar/ Sen (sf. 6)

Sonlandıracak olursak: Gölgeler Çürürken, Garip ile İkinci Yeni arasında güçlü bağlar kuran bir kitap. Günümüz şiirinin belki de böyle bir şiir anlayışına, şiir diline, anlatım tekniğine ihtiyacı vardı. Bu tarz yazan şairlerin olduğunu biliyorum, ancak günümüz şiiri imgeye ve şiirin kapalılığına önem verdiği için belki de bir yerlerde saklanıyorlardır. Umarım Devrim Horlu gibi karşımıza tez zamanda çıkarlar.

(1) Oktay Rifat Şiir Konuşması, Adam Yayınları Ekim 1992, sayfa: 71

(2) Oktay Rifat Şiir Konuşması, Adam Yayınları Ekim 1992, sayfa: 214

(3) Şeref Bilsel Yalnız Şiir, Ayrıntı Yayınları. 2015. Sayfa: 170

(4) Oktay Rifat Şiir Konuşması, Adam Yayınları Ekim 1992, sayfa: 126

(5) Şarkî Edebiyat ve Sanat Dergisi, Hasan Özpolat, Gölgeleri Çürüten Şair: Devrim Horlu, sayfa: 82

(6) Ahmet Telli Buradayım Sözümde, Everest Yayınları, Aralık 2005, sayfa: 19

(7) Gülten Akın Şiiri Düzde Kuşatmak, Sanatın İşlevi, Mart 1999, YKY, İstanbul, Sayfa: 11

(8) Metin Altıok Şiirin İlk Atlası, Kırmızı Kedi Yayınevi, 2015, sayfa:17

Kaynakçalar:

1-Oktay Rifat Şiir Konuşması, Adam Yayınları Ekim 1992,

2-Şeref Bilsel Yalnız Şiir, Ayrıntı Yayınları. 2015

3-Şarkî Edebiyat ve Sanat Dergisi

4-Ahmet Telli Buradayım Sözümde, Everest Yayınları, Aralık 2005

5-Gülten Akın Şiiri Düzde Kuşatmak, Sanatın İşlevi, Mart 1999, YKY, İstanbul

6-Metin Altıok Şiirin İlk Atlası, Kırmızı Kedi Yayınevi, 2015

 

Kaynak: Gazete Duvar

  • Hakkımızda
  • Künye

 

Başka Bir Denizli… Başka Bir Ülke… Başka Bir Dünya… MÜMKÜN…