Frederico Garcia Lorca milliyetçiler tarafından kurşuna dizilerek katledildi

İspanyol yazar Frederico Garcia Lorca, Granada’da milliyetçiler tarafından kurşuna dizilerek katledildi.

Lorca ile ilgili ve maske düştü facebook sayfasındaki yazıyı, antoloji.com sitesindeki tanıtım yazısını ve insanokur sitesinde yer alan şiir ve yazıları Özgür Denizli okurlarıyla paylaşıyoruz.

***

Federico Garcia Lorca!
Kurşuna dizilirken çekilen son resmi!

Kendini “her gerçek şair gibi devrimci” olarak tanımlayan Federico Garcia Lorca, sadece İspanya’nın değil, faşizme karşı savaşımda tüm insanlığın yüreğine gömülmüştür.

Tarih 19 Ağustos 1936… Avrupa coğrafyasını çiğneyen faşizmin İspanyol muhafızları, Garcia Lorca’nın kollarına girerek O’nu iki günden fazla kaldığı ve işkenceden geçirildiği hücresinden bir arabaya doğru sürüklüyorlar. Araba ıssız bir yerde sessizce duruyor. Lorca arabadan çekiştirilerek çıkartılıyor.

İspanya’nın Sivil Muhafızları, İspanyol faşizminin tetikçileri Lorca’nın karşısına dikiliyor! Önce Lorca vuruyor onları sözleriyle! Özgürlüğü, eşitliği, sınıfsız ve sömürüsüz bir dünyayı haykırıyor suratlarına… Bu sözlerden korkan Sivil Muhafızlar tüfeklerinin dipçikleri ile saldırıyorlar önce, sonra ateş ediyorlar… Lorca yere düşüyor, bir kez doğruluyor… Tekrar silah sesleri ve Lorca, inandığı devrim ve sosyalizm davası uğruna ölümsüzlüğe kavuşuyor! Tıpkı İspanya halkının faşizme ve sömürüye karşı verdiği mücadeleleri anlattığı dramlarındaki devrimciler gibi, tıpkı yiğitçe ölümü sözcüklerle anlattığı bir şiir gibi, tıpkı nice başka direngen devrimci gibi Lorca da cellatlarının yüreğine korku salarak, ölümü selamlayarak son nefesini veriyor!

1898’de dünyaya gelen Lorca, henüz hukuk fakültesindeyken devrimci olmaya karar verir. Yine bu yıllarda ilk kitaplarını kaleme alır. Kendisini “ben de her gerçek şair gibi devrimciyim” diyerek tanımlayan Lorca, faşizm henüz Avrupa coğrafyasını kasıp kavurmaya başlamadan önce düzen ile devrim arasında tercihini yapmıştır bile! O yaşamını İspanya halkının özgürlüğüne ve eşitliğine adayacak, yaşamını bu uğurda şekillendirecektir. Bu yolda şiirler yazar, oyunlar yazar, gezici tiyatrolar aracılığıyla devrimin sesini İspanya’nın en uzak köylerine dahi taşımaya çalışır. Bildirilerin altında O’nun imzasını görmek, faşizme karşı direniş çağrısı yapılırken O’nun sesini duymak dönemin İspanyası’nda alışılagelmiştir.

İspanya faşist darbe ile sarsılırken aldığı net tutumla dünya devrim tarihine adını yazan Lorca, aynı şekilde dönemin faşist beslemelerinin tepkisini de üzerine çekmiştir. Sivil muhafızların kanlı yüzünü teşhir etmek için kaleme aldığı İspanyol Sivil Muhafız Baladı ise işte bu dönemde Lorca’nın ölüm fermanı olur.

Lorca 78 yıl önce, gözaltına alındıktan 2,5 gün sonra, 19 Ağustos’ta, doğduğu memleketin Viznar Vadisi’nde Sivil Muhafızlar tarafından katledilir! Bugün ölümünün 78. yılında O’nu saygıyla anıyor ve O’nun ölüm fermanı olarak bilinen şiirini bir savaş çağrısı olarak kabul ediyoruz!

Karadır atları, kapkara
Nalları da kapkara demir.
Pelerinlerinde parıldar
Mürekkep ve mum lekeleri
Ağlamak nerede onlar nerede
hepsinin de kurşundan beyni
Yoldan ağır çıkageldiler
gönülleri cilalı deri.
O çılgınlar, o gececiler
boğarlar geçtikleri yeri
Zamk karası bir sessizliğe
ve bir dehşete kum incesi…
(İspanyol Sivil Muhafız Baladı / F. Lorca)

***

Cinayete katılan Sivil Muhafızlar’dan birinin ağzından…

“Garcia Lorca metin, muhteşem bir gururla yürüyordu…”
O gün nöbetçiydim. Bu genç adamın kışlaya girdiğini gördüm. Yüzü sapsarıydı ama dimdik yürüyordu. Federico Garcia Lorca’ydı. Onu görür görmez korkunç bir dram oynanacağını anladım. Garcia Lorca, Sivil Muhafızlar (*) hakkındaki ünlü Baladı yazdığı gün idam kararını imzalamıştı…

Bana onu Fransız Elçiliği’nde bulduklarını söylediler. Binadan çıkması için kandırmış, sonra da tutuklamışlardı. Ondan önceki kurbanlar gibi, tabii, o da hiç yargılanmadı; Aynı gece bir Sivil Muhafız Postası arasında kışladan götürüldü. Bunu itiraf etmek korkunç birşey. Ama ben de Muhafız’ların arasındaydım. Otomobiller Padul yolunun kenarında durdu. Uğursuz konvoy Granada’nın on mil ötesine varmıştı. Saat sekizdi. Otomobillerin farları ölümüne giden adamı aydınlatıyordu. Gece karanlığında silüeti göze çarpıyordu. Posta, kurbanının göremeyeceği bir yerde, farların arkasında durdu.

Garcia Lorca metin, muhteşem bir gururla yürüyordu. Birden durdu, konuşmak istiyormuş gibi bize döndü. Bu büyük bir şaşkınlık yarattı, özellikle postaya komutanlık eden Teğmen Medina’da.

Ve konuştu. Garcia Lorca metanetle, hiç titremeyen bir sesle konuştu. Sözleri güçlüydü, aman dilemiyordu. Her zaman sevdiği özgürlüğü savunan erkekçe sözlerdi. Kendi davası olan Halkın Davası’nı, böyle korkunç bir barbarlık ve cinayet karşısında başarılan iyi işleri övdü.

İhtiras ateşiyle söylenen o sözler silahlı adamlar üzerinde büyük etki yaptı. Bana beynimin içine giren bir kuvvetli ışık gibi geldi. Şair konuşmaya devam etti…

Ama sözlerini bitiremedi. Korkunç, canavarca, caniyane bir şey oldu: Teğmen Medina, iğrenç küfürler savurarak tabancasını çekti ve Muhafızları kışkırttı.

Manzara karşısında dehşete düştüm. Tüfeklerinin dipçikleriyle vurarak, ona ateş ederek (içimizden bazıları korkudan donup kalmıştık) Garcia Lorca’ya saldırdılar. Vızıldayan kurşunlar arasında Lorca koşmaya başladı. Yüz yarda kadar ötede yere düştü. İşini bitirmek için arkasından gittiler. Ama Federico, kanlar içinde, yeniden ayağa kalktı ve korkunç bakışlarla adamlara döndü. Adamlar dehşet içinde gerilediler. Bütün Sivil Muhafızlar koşup otomobillerine bindiler, yalnız Teğmen, elinde tabancasıyla orada kaldı. Garcia Lorca son olarak gözlerini kapadı, kanına bulanmış toprağın üstüne yığıldı.

Medina hızla yaklaşarak zavallı Federico’nun gövdesine üç el tabanca sıktı.

Şairi oracıkta bıraktılar gömmediler…Granada’nın dışında, onun Granada’sı…”

(Lorca’nın Öldürülüşü, I.Gibson, çev. Murat Belge. Kavram Yayınları, S.160-161)

(*) Sivil Muhafızlar: Yıldırma Hareketi sırasında kıyıcılıklarıyla ün yapan, Falanj’la birlikte mezarlıktaki cinayetlerde rol oynayan faşist cinayet şebekesi.
……….

***

Antoloji.com Lorca’nın hayatını şu şekilde özetlemiş:

1898 yılında, İspanya’nın Granada bölgesindeki Fuente Vaqueros kentinde doğan İspanyol şair Lorca, yüzyılının en büyük iki İspanyol şairinden biri olarak kabul edilir. Lorca’nın başarısında çocukluğunun büyük payı vardır. Granada’nın Fuentevaqueros kasabasında, varlıklı bir ailenin çocuğu olarak dünyaya gelen Lorca’nın babası ateşli, canlı, neşeli bir adam; annesi ise sessiz ve ağırbaşlı bir kadındı.

1928’de yazdığı Romancero gitano (Çingene Baladı) ile ün kazanan Lorca, Salvador Dali ile birlikte İspanya’nın çağdaşlaşması için çalışan sanat adamlarından birisi olarak karşımıza çıkmaktadır.

Şiirde, politikada ve ahlak anlayışında modernliğin savunucusu olan Lorca, eşcinsel tercihi nedeniyle Katolik Kilisesi ile arasının açılmasına neden olur. 1918’de, burjuva sınıfını, yeryüzünü şiirle doldurmuş olan İsa’yı katletmekle suçlayan Lorca, geçtiğimiz günlerde gelmiş geçmiş en başarılı edebiyat eseri seçilen Cervantes’in Don Quixote (Don Kişot) ‘u bir İsa figürü olarak ele alanlara katılır. Şair kavramını acılar çekmesi gereken bir kimse ile özdeşleştiren Lorca, İsa’nın hem katledilişini kınar, hem de kanının akması gerektiğini ifade eder.

‘New York’ta Bir Şair’ adlı eserinde Manhattan’ı, cesede doymayan bir mezbahaya benzeten Lorca, ‘hayvanların can çekişenler için öldürülüşünü’ kaleme alarak kafasındaki batı anlayışına yönelik eleştirel yaklaşımlarını göz önüne serer. Lorca ve ‘Deli’ lakaplı Salvador Dali, vücuduna saplanan oklar ile tasvir edilen Katolik Ermişi Aziz Sebastian’ı Aziz Yansızlık olarak yapıtlarında tasvir ederler. Dostlarınca apolitik bir sanatçı olarak nitelenen ve herhangi bir görüşe organik bağlarla bağlanmayan Lorca, yazdığı Yerma ve Bernarda Alba’nın Evi isimli oyunlarda ise Katolik Kilisesi, yükselen Nazizm ve milliyetçilik akımlarına karşı olan tutumunu yansıttı. Giyim kuşamında ve evinin dekorasyonunda ölüm ile özdeşleştirdiği beyaz rengi tercih eden şair, burjuva tarzı zevkler ve milliyetçilik ile çatışan çalışmalar yapmakta ve Franco’cuları masumiyeti katletmekle suçlamaktaydı.

Şiirlerinin yanısıra tiyatro için yazdığı ve sahnelediği oyunlarla da ünlenen Lorca, eserlerinde hastalık hastalığını ve ölümü üzerine senaryolarını Kanlı Düğün (Blood Wedding, 1935) , Yerma (1937) ve şiirlerinde başarı ile yansıtmış; ölüm – yaşam, verimlilik – kısırlık gibi çelişkiler arasındaki inişli çıkışlı çizgiyi başarı ile yakalamıştır.

19 Ağustos 1936’da doğduğu yörede Franco’nun adamları tarafından öldürülen Lorca, uluslararası camiada -özellikle de bir dönem yaşadığı Arjantin’de oldukça büyük bir yas ve öldürülüşüne duyulan tepki ile- alanında idolleşmiş, saygın fakat marjinal bir edebiyat adamı olarak hatırlanmaktadır.

Eserlerinin dünya çapında tanınmasının sebebi Lorca’nın geleneksel İspanyol kültürü ile çağdaş yaşamın sorunlarını içtenlikle işlemiş olmasıdır. Şiirlerindeki yaşama coşkusunu, doğa sevgisini, hüzün dolu duyguları her insan tanır ve kendine yakın bulur.

Lorca’nın sade ve derinlikli şiirleri, geniş kitlelerce kabul görmüştür. Sürrealist bir ressam olan Salvador Dali ve yönetmen Luis Bunuel ‘in yakın arkadaşıdır.

Eserleri

Impresiones y paisajes (Impressions and Landscapes, 1918)
Poema del cante jondo (Poem of Deep Song, 1921)
Libro de poemas Book of Poem, 1921)
Oda a Salvador Dali (Ode to Salvador Dalí, 1926)
Canción de jinete (Songs, 1927)
Primer romancero gitano (Gypsy Ballads, 1928)
Poeta en Nueva York (A Poet in New York,)
Llanto por Ignacio Sánchez Mejías (Lament for Ignacio Sánchez Mejías, 1935)
Seis poemas gallegos (Six Galician poems, 1935)
Diván del Tamarit (The Diván of Tamarit, 1936)
Sonetos del amor oscuro (Sonnets of Dark Love, 1936)
Primeras canciones (First Songs, 1936)

Tiyatro
El maleficio de la mariposa (The Butterfly’s Evil Spell, 1919-1920)
Los Títeres de Cachiporra (The Billy-Club Puppets, 1922-1925)
Mariana Pineda (1923-1925)
La zapatera prodigiosa (The Shoemaker’s Prodigious Wife, 1926-1930)
Amor de Don Perlimplín con Belisa en su jardín (The Love of Don Perlimplín, 1928-1933)
El público (The Public, 1929-1930)
Así que pasen cinco años (When Five Years Pass, 1931)
Retablillo de Don Cristóbal (The Puppet Play of Don Cristóbal, 1931)
Bodas de Sangre (Blood Wedding, 1932) (Kanlı Düğün)
Yerma (1934)
Doña Rosita la soltera (Doña Rosita the Spinster, 1935)
Comedia sin título (Play Without a Title, 1935) (yarım)
La casa de Bernarda (The House of Bernarda Alba, 19 Haziran 1936)

Kısa Oyunlar
El paseo de Buster Keaton (Buster Keaton goes for a stroll, 1928)
La doncella, el marinero y el estudiante (The Maiden, The Sailor and The Student, 1928)
Quimera (Dream, 1928)

Senaryo
Viaje a la luna (Trip to the Moon, 1929)

***

Federico Garcia Lorca ‘nın Şiirlerinden Örnekler

1936 – 1939 tarihlerinde yaşanan İspanya İç Savaşı’nda Franko faşizmi tarafından henüz otuz sekiz yaşındayken kurşuna dizilerek katledilen Federico Garcia Lorca ‘nın şiirlerinden örnekler sunuyoruz.

UYKUDA GEZEN AŞK MACERASI
Yeşil, isterim seni yeşil ne kadar.
Yeşil rüzgâr. Yeşil dallar.
Uzaktaki denizin üstünde vapur
ve dağın üstünde at.
Belinin çevresinde gölgeyle
o balkonun üstünde görür rüya.

yeşil et, yeşil saç onun,
gümüş gözlerle soğuk.
Yeşil, isterim seni yeşil ne kadar.
Çingene ayının altında,
bütün şeyler onu gözetliyorlar
ve göremez onları o kız.

Yeşil, isterim seni yeşil ne kadar.
Büyük kırağı düşmüş yıldızlar
gölgenin balığıyla gelirler
şafağın yolunu açan.
İncir ağacı rüzgârını ovalar
zımpara kâğıdıyla dallarının,
ve, kurnaz kedi, orman,
kolay kırılan liflerini diken diken yapar.
Fakat kim gelecek olan? Ve nereden?
O hâla balkonda
yeşil et, yeşil saç onun,
rüya görerek içinde acı denizin.

–Arkadaşım, değiş tokuş etmek istiyorum ben
atımı onun evi için,
semerimi onun aynası için,
bıçağımı onun battaniyesi için.
Arkadaşım, ben kanayarak gelirim
Kabra?nın geçitlerinden.
–Mümkün olsaydı eğer, oğlum benim,
Yardım ederdim sana ben bu değiş tokuşu saptamak için.
Fakat şimdi ben, ben değilim,
Ne de evimdir benim, şimdi benim evim.
–Arkadaşım, ölmek istiyorum ben
temiz bir şekilde, yatağımda benim,
demirden, mümkünse eğer,
ince battaniyelerle iki renkli pamuklu kumaştan.
Aldığım yarayı görmez misin sen benim
bağrımdan ta gırtlağıma kadar?
–Senin beyaz gömleğin büyüttü
susuz kalmış koyu kahverengi güller.
Kanın sızar ve yok olur gözden
kuşağının köşeleri etrafında.
Fakat şimdi, ben ben değilim,
Ne de evimdir benim şimdi benim evim.
–Bırak beni çıkayım yukarıya, en azından,
yüksek balkonlara kadar.
Bırak beni çıkayım yukarıya! Bırak beni,
yeşil balkonlara kadar.
İçlerinde suyun gümbürdediği
ay parmaklıklarına.

Şimdi yukarı çıkar iki arkadaşlar,
yüksek balkonlara kadar.
Bir iz bırakarak kandan.
Bir iz bırakarak gözyaşlarından.
Teneke çan sarmaşıklar
titriyorlardı üstünde çatıların.
Bin adet kristal darbukalar
şafak ışığında vurdular.

Yeşil, isterim seni yeşil ne kadar,
yeşil rüzgâr, yeşil dallar.
İki arkadaşlar yukarı çıktılar.
Bıraktı ağızlarında
şiddetli rüzgâr, garip bir tad
safradan, naneden ve reyhandan.
Arkadaşım, nerededir o?söyle bana?
nerededir acı kızın senin?
Kaç defa bekledi o senin için!
Kaç defa beklerdi o senin için,
soğuk yüz, siyah saç,
üzerinde bu yeşil balkonun!
Üzerinde sarnıç ağzının
sallanıyordu çingene kız,
yeşil et, yeşil saç onun,
gözlerle soğuk gümüşten.
Bir saçağı ayın
yukarda onu suyun üstünde tutar.
Gece samimi oldu
sanki küçük bir meydan.
Sarhoş ?Guardia Siviller?
yumrukluyorlardı üstünde kapının.
Yeşil, isterim seni yeşil ne kadar.
Yeşil rüzgâr. Yeşil dallar.
Uzaktaki denizin üstünde vapur
ve dağın üstünde at.

Çeviren: Vehbi Taşar
İspanyolca?dan İngilizce çeviri: William Logan

Not: / Yazan: Vehbi Taşar
İspanya iç savaşı konusunda yazılan en güzel şiir olarak bilinen ve Picasso?nun gene İspanya İç Savaşı konusunda yaptığı çok ünlü Guernica isimli resmiyle karşılaştırılan bu şiir üç kişinin harbin zalimliği karşısında nasıl biraraya geldiğini anlatan bir masaldır. Bu üç kişiden birisi şiir başlamadan önce öldürülmüş olan bir çingene kızı. İkincisi dağlarda kaçakçılık yaparken vurulup yaralanan ve kızı babasından istemeye gelmiş olan genç bir adam. Kızın ölü olduğunu anlayınca babasıyla arasında geçen konuşma şiirin üçüncü kıtasında başlıyor. Bildiğiniz gibi Lorca?nın kendisinin de ?Guardias Civiles? denilen Franko faşizmi tarafından kurşuna dizildiği bu savaşta, ilk hedef komünistler, çingeneler, homoseksüeller ve Franko taraftarı olmayan sanatçılar olmuştur.

ÜÇ NEHİR ÜSTÜNE KÜÇÜK BALAD
Akar Guadalkuivir
Portakal ve zeytin bahçelerinin gölgesinde
Senin iki nehrin Granada
Düşer karlardan, vadilere

Ah sevda
Geri gelmez bir daha

Guadalkuivir kıvrımlarında
Yanar tutuşur nar çiçekleri
Akar nehirlerin Granada
Bir kanla, gözyaşıyla öteki

Ah sevda
Karıştı rüzgâra

Sevilla’da zarif
Yollar açılmıştır yelkenlilere
Senin nehirlerinde Granada
İniltilerdir yüzen sade

Ah sevda
Geri gelmez bir daha

Guadalkuivir? Çan kulesi
Ve rüzgâr, limon bahçesinde.
Dauro, Genil, ölü kilisecikler
Nehirlerin denize kavuştuğu yerde

Ah sevda
Karıştı rüzgâra

Sular taşıyıp götürürler mi
Çürüyen acının ateşlerini?

Ah sevda
Geri gelmez bir daha

Endülüs, portakal çiçeği alır
Ve zeytin dalları, denizlere

Ah sevda
Karıştı rüzgâra

Federico Garcia LORCA
Çeviri: Ataol BEHRAMOĞLU

SU KIYISINDA İKİ GEMİCİ
I
Bir balık vardı kalbinde;
Çin denizlerinden getirmiş;
Ufacık, gelir geçerdi bazen
Gözlerinin içinden.
Gemici idi ama unutmuştu
Meyhaneleri, portakalları;
Gözleri suda.

II
Ötekinin sabun vardı dilinde;
Yıkadı sözlerini, sustu
Dünya dümdüz, deniz dalga dalga;
Yüzlerce yıldız ve gemisi;
Çeşmeler görmüştü Roma’da
Ve yanık yüzler Küba’da
Gözleri suda.

Federico Garcia LORCA
Çeviri: Sabahattin EYUBOĞLU

SEZİLMEMİŞ AŞKA GAZEL
Karnındaki karanlık manolyanın
Kimseler anlamadı kokusunu.
Acıttığını kimseler bilemedi
Dişlerinle sıktığın o aşk kurşunu.

Binlerce Acem tayı uykuya yattı
Alnının ay vurmuş alanında,
O senin kar düşmanı göğsünü
Kucaklarken dört gece kollarımla.

Bakışın, tohumların solgun dalıydı
Alçılar,yaseminler arasından,
Aradım vermek için yüreğimde
O fildişi mektupları her zaman diyen,

Her zaman: acımın bahçesi benim
Gövden her zaman, her zaman şaşırtıcı
Damarlarının kanıyla dolu ağzım,
Ağzın ölümüm için söndürdü ışığını.

Federico Garcia LORCA
Çeviri: Ülkü TAMER

SEVİLLA NİNNİSİ
Deniz nedir bilmiyor
bu küçük kaplumbağa;
onu çingene doğurmuş,
atıvermiş sokağa.
Ya! denizi yok,
yo! denizi yok;
denizi yok,
salıvermişler sokağa.

Bu minnacık oğlanın
beşiği yok;
babacığı marangoz,
yapıverir bir tane.

Federico Garcia LORCA
Çeviri: Sait MADEN

ÖLÜ ÇOCUĞA GAZEL
Her akşam üzeri bir çocuk ölür,
her akşam üzeri Granada’da.
Her akşamüzeri yerleşir de su
dostlarıyla konuşur baş başa.

Yosundan kanatları var ölülerin.
Bulutlu yel ve duru yel yan yana
süzülen iki sülündür kuleler üstünde,
gündüzse yaralı bir oğlan.

Havada kalmazdı tek kırlangıç gölgesi
şarap mağarasında rastlayınca ben sana,
tek bulut kırıntısı kalmazdı yerde
sen ırmakta boğulup gittiğin zaman.

Yuvarladı vadi köpeklerle süsenlerini
bir su devi yıkılınca dağlara.
Gövden, ellerimin mor gölgesinde,
bir soğuk meleğiyle, kıyıda cansız yatan.

Federico Garcia LORCA
Çeviri: Sait MADEN

LA SOLEÂ
Kızlar karalar giyinmiş,
düşünüyor, dünya ne kadar küçük
ve yürek ne kadar geniş.

Karalar giyinmiş.

Düşünüyor iç-çekişler, çığlıklar
nasıl da yitiyor rüzgârda.

Karalar giyinmiş.

Açık kalmış balkonundan
şafak vakti,
gökle dolmuş içeri.

Ay! Ah!
Giyinmiş, ya, karalar giyinmiş !

Federico Garcia LORCA
Çeviri: Sabri ALTINEL

KAÇIŞA GAZEL
Birçok kere yitirdim denizde kendimi
Yeni kesilmiş çiçeklerle dolu kulaklarım
Dilim sevgiyle, acıyla dolu.
Birçok kere yitirdim denizde kendimi
Bazı çocukların kalbinde yitirdiğim gibi.

Kimse yoktur duymasın öpüşürken
Yüzü olmayan insanların gülümseyişini
Kimse yoktur dokunurken bir bebeğe unutsun
Durgun kafataslarını atların.

Çünkü aranır alında güller
O katı görünüşünü kemiklerin.
Başka işe yaramaz erkeğin elleri
Toprağın altındaki köklere benzemekten.

Bazı çocukların kalbinde yitirdiğim gibi
Birçok kere yitirdim denizde kendimi.
Gidiyorum aramaya, suyu bilmeden,
Beni çürütecek, ışık yüklü ölümleri.

Federico Garcia LORCA
Çeviri: Ülkü TAMER

HOŞÇA KALIN
Ölürsem
Açık bırakın balkonu.

Çocuk portakal yer.
(Balkonumdan görürüm onu.)

Orakçı ekin biçer.
(Balkonumdan duyarım onu.)

Ölürsem
Açık bırakın balkonu!

Federico Garcia LORCA
Çeviri: A. KADİR – Afşar TİMUÇİN

GÖĞÜN YEŞİLİNDE
Göğün yeşilinde
yeşil bir yıldız
ne yapabilir, sevdiğim,
yitmekten başka?

Soğuk siste
gömülen kuleler
nasıl seçiyor
bizi pencerelerimizden?

Göğün yeşilinde
yüz yeşil yıldız
görmüyor yüz kuleyi
karın içinde bembeyaz.

Canlansın diye
acımı,
söylemek istiyorum
kırmızı gülümsemelerle.

Federico Garcia LORCA
Çeviri: O. Serhat ERKEKLİ

DÖVÜLEN ÇİNGENENİN ŞARKISI
Yirmi dört şamar!
Yirmi beş şamar!
Anacığım sarar beni
gece gümüş kâğıtlara.

Ah, yol muhafızı,
ah, yol muhafızı,
ne olur bir yudum su!
Balıklardan, kayıklardan,
ne olursun, bir yudumcuk!

Ah, muhafız komutanı,
ah, muhafız komutanı,
yan gelmişsin odanda!
Hani ipek mendiller,
kurulayım yüzümü!

Federico Garcia LORCA
Çeviri: A. KADİR – Afşar TİMUÇİN

DENİZ SUYU TÜRKÜSÜ
Deniz
gülümsüyor uzaktan.
Dişleri köpükten
dudakları gök.

“Ne satarsın, deli kız,
rüzgârda memelerin?”

“Suyunu denizlerin, yiğit,
suyunu denizlerin.”

“Ne taşırsın, kara oğlan,
kanınla karıştırıp?”

“Suyunu denizlerin, yiğit,
suyunu denizlerin.”

“Bu tuzlu gözyaşları, ana,
nerden gelirler?”

“Ağlarım suyunu denizlerin, yiğit,
suyunu denizlerin.”

“Bu derin sızı, gönül,
nerden doğdu oy?”

“Ne acıymış, ne acı
suları denizlerin!”

Deniz
gülümsüyor uzaktan.
Dişleri köpükten,
dudakları gök.

Federico Garcia LORCA
Çeviri: Cevat ÇAPAN

AYAĞI KARINCALI
Yalnız bir kadın sanmıştım önce
Oysa kocasını aldatan biri
Irmağın orda buluştuk
Gece, Santiago gecesi,
Işıklar sönüp birer birer
Yanmaya durunca ateşböcekleri.
Son birikintisinde şehrin
Dokundum uykulu memelerine
Türkülü çiçeklerin dalları gibi
Göğsü gözlerime açılıverdi.
Ve on iki hançerin bir kerede
Yırttığı ipek gibi sinirli
Hışırtısı kulaklarımda
Kolalanmış eteklerinin.
Işıksız tepeleri ağaçların
Yollar boyunca kocaman kocaman
Ve ufuk köpeklerin ufku
Irmaktan ötelere havlıyordu.
Ne varsa üstünde atlayıp geçtik
Böğürtlenler, dikenler, karaçalılar.
Saçındaki topuzun yere yatınca
Yumuşak toprakta açtığı çukur,
Ben boyunbağımı attığım zaman
Çözüşü onun da düğmelerini,
Sıra silahlı kemerime gelince
Sıyrılışı giysilerinden art arda,
Sümbüllerin mi, kurbağaların mı
Olamaz hiçbirinin böyle bir teni,
Ne de billurun ayışığında
Sunabildiği var bu ışıltıyı
Kalçaları altımda kaçışıyordu
Hani ürkmüş balıklar gibi
Bir yanı tutuşmuş, ateş çemberi
Bir yanı buza kesmiş, sepserin,
O gece dörtnala gördüm kendimi
Sedeften, küçük bir taya binmişim
Gördüm, ne dizgin ne de üzengi
At koşturuşlarımın en güzelini.
Neler anlattı sevişirken
Ama söyleyemem erkeğim ben
Hem böyle ağzı sıkı görünmemi
Aydınlık akıl da istiyor zaten.
Öpüşlere, toz toprağa bulanmış
Uzaklaştık kıyının ordan
Süsenler silahlarını ayarlıyordu
Gecenin esintilerine karşı.
Dürüst bir çingene olarak
Üstüme düşeni yaptım ben de
Koca bir dikiş sepetini
Armağan ettim ayrılırken,
Ama kuşkusuz sürekli bir aşkı
Aklımın ucuna bile getirmemiştim,
Çünkü hâlâ, evli değilim, diyordu
Kocasına bunu, bunu yapıp da
Yürüdüğümüzde ırmağa doğru.

Federico Garcia LORCA
Çeviri: Cemal SÜREYA

ATLININ TÜRKÜSÜ
Kurtuba
Uzakta tek başına

Ay kocaman at kara
Torbamda zeytin kara
Bilirim de yolları
Varamam Kurtuba’ya

Ovadan geçtim yel geçtim
Ay kırmızı at kara
Ölüm gözler yolumu
Kurtuba surlarında

Yola baktım ama yol uzun
Canım atım yaman atım
Etme eyleme ölüm
Varmadan Kurtuba’ya

Kurtuba
Uzakta tek başına

Federico Garcia LORCA
Çeviri: Melih Cevdet ANDAY – Sabahattin EYUBOĞLU

ANIŞ
Ben ölünce
gömün gitarımla beni
kumlara.

Ben ölünce,
portakallarla
naneler arasına.

Ben ölünce
gömün isterseniz
rüzgâr gülüne.

Ölünce ben!

Federico Garcia LORCA
Çeviri: A. KADİR – Afşar TİMUÇİN

İSPANYA İÇ SAVAŞI HAKKINDA KISA BİLGİ
İspanya İç Savaşı, 17 Temmuz 1936 – 1 Nisan 1939 tarihlerinde İspanya’da milliyetçiler ile cumhuriyetçiler arasıda gerçekleşmiş iç savaştır. Savaş, 17 Temmuz 1936’da General Francisco Franco’nun komutasındaki milliyetçi / faşist güçlerin seçimle işbaşına gelen Cumhuriyetçi “Halk Cephesi” koalisyonuna karşı ayaklanmasıyla başlamıştır. Üç yıl süren ve İspanya’da büyük yıkıma yol açan iç savaş, 1 Nisan 1939’da milliyetçilerin zaferi ile sonlanmıştır. Savaşın sonucunda İspanya’da Franco’nun, 1975’deki ölümüne kadar sürecek olan, diktatörlüğü dönemi başlamıştır.
Hitler ve Mussolini isyanın başlamasından hemen sonra Franco’nun emrine birer uçak filosu göndererek 13,500 kişiyi Fas’tan İspanya’ya taşıdılar. Müteakip günlerde de 200,000’i geçen Alman, İtalyan ve Arap askeri bölgeye sevk edildi. Bunun karşısında Cumhuriyetçiler, SSCB’nin desteği ve muhtelif ülkelerden gelen gönüllülerin desteğini aldılar. Bu savaşta Alman Kondor Lejyonu hava taktiklerini ve teorilerini denemek fırsatı buldu. Bunlar içinde en önemlisi 27 Nisan 1937 yılında Guernica’nın yoğun hava bombardımanı ile yokedilmesiydi.
İspanya’ya oldukça fazla miktarda tank ve zırhlı araç gönderilmişti. Ne var ki, bunlar, zırhlı birlik teorisine uygun olarak kullanılmadı. Tanklar, piyade destek elemanı olarak kaldı. Bu durum, batılı gözlemcilerin zihinlerinde yanlış imaj bıraktı ve onlar tankın stratejik bir unsur olmadığı yanılgısına düştüler.
Mart 1939’da Falanjistler, yarım milyon ölü-yaralı, bir milyondan fazla sürgün ve sınırsız tahribata sebep olarak ülkeye hakim oldular. Almanlar deneyim açısından en kazançlı çıkan ülke oldu. İspanya İç Savaşı Hitler’in durumunu güçlendirdi. Fransa üçüncü bir Faşist komşuya sahip oldu.
Ayrıca Akdeniz’deki bu gerginlik Hitler’in Orta Avrupa’da rahat hareket etmesini; Avusturya ile Çekoslovakya’yı ilhakını kolaylaştırdı. Ayrıca Madrid’i Berlin-Roma Anti Kominterin paktına yakınlaştırdı. 1940’da Çelik Pakt adını alacak olan üçlü dayanışmanın temelleri de atılmış oldu.

 

İlginizi çekebilir