Figen Yüksekdağ: ‘Üçüncü çizginin yükselme zamanı’

Türkiye önemli bir süreçten geçiyor. Dünyada ve Ortadoğu’da dengeler hızla değişirken, Türkiye de bu değişimden payına düşeni alıyor. 31 Mart Yerel Seçimleri ve 23 Haziran’da tekrarlanan İstanbul seçimi Türkiye’de siyasi dengeleri hızla değiştirdi. Güç kaybeden AKP’nin kurulacak yeni parti ile bölünebileceği artık konuşuluyor. Tüm bu yaşanan sürece HDP’nin uyguladığı stratejinin başarılı olması doğrudan etki yarattı. Bu önemli süreçte HDP’nin tutuklu önceki dönem Eşbaşkanı Figen Yüksekdağ, Jinnews’in sorularını yanıtladı.

Öncelikle en son 14 Haziran’da 12. duruşmanız görüldü. Tutuklu bulunduğunuz dosya kapsamında hakkınızda 30 yıldan 83 yıla kadar hapis isteniyor. Biraz kendi gözünüzden mahkeme sürecini anlatır mısınız? 12 duruşmadır neler yaşanıyor?

Davalarımız siyasi intikam ve darbe operasyonu olarak başladı, başladığı gibi de devam ediyor. HDP’yi siyaset dışı bırakmayı, etkisini ve gelişme potansiyelini kırmayı hedefliyorlardı ama görüldüğü gibi zorluklar, saldırılar HDP’nin parti yapısını da halkın ve seçmenin onunla kurduğu ilişki ve bağlılığı da pekiştirdi. İktidarın tasfiye operasyonu başarısızlığa uğradı. Herkes işin esir alındığımız kısmından çok teslim olmadığımız, geriye tek bir adım atmadığımız ve hapishanede de görevlerimizin başında olduğumuz kısmıyla ilgilenmeli. Bilhassa da bizleri yargılayanları yargıladığımız kısmıyla… Halkın bütün seçilmişlerinin dava süreçleri bu gerçeğin aynası olmuştur. Esas olan da siyasi mücadelenin her alanında olduğu gibi mahkemelerde de halklarımızı doğru temsil etmektir. Gerçek adalete ulaşıncaya kadar da mücadele devam edecek. Her duruşma mücadelenin devamıdır bizim için.

Bugüne kadar hakkımda kesinleşmiş toplam 8.5 yıllık hapis cezası var, sonradan açılan davalar ve yargı sürecini iktidarın sistematik yönetme çabalarıyla birlikte, istenen hapis cezasının üst sınırı da 83 yılı aştı. Ama bu rakamlar bana göre iktidarın siyasi aczinin ifadesidir.

31 Mart’ta yaklaşık 14 bin oyla kazanan CHP’nin adayı Ekrem İmamoğlu, tekrarlanan seçimde 806 bin oy farkıyla İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı oldu. Seçim boyunca tüm manipülasyonlara rağmen Kürt seçmeni kararlı bir şekilde sandığa giderek bu seçimde de kilit rol oynadı. Seçim sonuçlarını nasıl değerlendiriyorsunuz?

İran seçim sonuçları, parti seçim mottosunda da vurgulandığı gibi faşizmi geriletme ve İstanbul’da adaletin yerini bulması için müdahale anlamına geliyordu. İstanbul açısından bu müdahalenin amacına ulaştığını, HDP seçmeninin siyasetteki belirleyici yerini pekiştirdiğini görüyoruz. Diğer taraftan da murat edildiği gibi İstanbul belediye başkanlık seçimlerinde adalet yerini buldu ama aynı şey HDP’nin gasp edilen 6 ilçe belediye başkanlığı için geçerli değil. Bu yarık, kalmaya devam ettiği müddetçe de kimse için gerçek ve kalıcı bir adaletten söz etmek mümkün değil.

İstanbul seçimlerinin en önemli yanı ise halk ve seçmen refleksinin, sahiplenmesi ve kararlılığının CHP’yi, İmamoğlu’nu ya da Ekrem Bey etrafında ittifak yapan bütün politik bileşkeyi aşmış olmasıdır. Türkiye ve Kürdistan toplumunun belli dur deme zamanları vardır. Bir süredir o zamanın geldiği görülebiliyordu. İnişli çıkışlı ama tarihte ender görülen baskı ve saldırılara rağmen tümden geri çekilmeyen bir halk muhalefeti geride bıraktığımız dönemin önemli sosyal-siyasal gerçeklerindendi. Bu muhalefet seçimler sürecinde kendini oy ve sandıkla ifade etti. Ama aynı zamanda kendi deneyimiyle başarmanın ve değiştirmenin yolunun asıl olarak sandıkların ötesinden geçtiğini de gördü. Akşamdan sabaha kaç sandık seçim sonucunu ihlal ve iptal eden, seçimli sistemin zerresi kalmış saygınlık ve güvenine de dinamit döşeyen bir iktidara karşı halk örgütlenmesi, birleşik duruş, dayanışma, sokak hareketi gibi demokratik değerlere dayanarak başarı sağlanabileceğini gördü.

Önemli olan bu eğilimi geliştirmek ve derinleştirmektir. Son olarak Kürt halkı ve HDP’de temsil edilen Türkiye’nin tutarlı, mücadeleci demokrasi dinamiği görevini yapmıştır. Mesajı daha net anlamak isteyenler için şöyle özetleyeyim: Bizler kötüyü bozabiliriz, yıkabiliriz; ama bizler aynı zamanda iyiyi, güzeli de kurabiliriz, yapabiliriz. Bizimle hangisine varsınız? Dilerim bu kez halkın verdiği mesaj doğru anlaşılır.

İstanbul seçimlerinin sonucu genel siyaseti nasıl etkiler? HDP birçok yerde Demokrasi İttifakı’nı gündeme getiriyor. Buna ilişkin neler söylemek istersiniz?

İstanbul seçimleri zaten genel siyasetin temel gündemiydi. Daha en başta Erdoğan, İstanbul seçim sonuçlarının Türkiye’yi kazanmak ya da kaybetmek anlamına geldiğini söylüyordu. Hatta belediye başkanlık seçimine referandum anlamı yükleyen de siyasi iktidardı. Bu sözler söylenmiş olsun ya da olmasın ortada apaçık duran bir gerçek var: AKPMHP koalisyonu bütün büyük kentlerde açık ara kaybetmiş, geçen dönem rızayla ya da zorla alınan kitle desteği yitirilmiştir. Bu koşullarda asıl umut ve değişim gücü statükodan, pazarlık ve denge hesaplarından kıpırdayamaz hale gelmiş düzen partilerinde değil, demokratik siyaset alanında ve bu alanın başat temsilcileri HDP ve HDK’dedir. HDP’nin demokratik ittifak gündem ve girişimleri bu açıdan oldukça önemli ve tayin edicidir.

Türkiye’nin hayati ihtiyaç duyduğu demokratik, kadın, emek, doğa eksenli gelişme; iki karşıt kutba bölünmüş ve HDP’nin de birinin ucuna ilişmeye zorlandığı siyasi dizilimle sağlanamaz. Üzerinde çalışılan demokratik ittifak tam da bu ihtiyacı karşılamak için bağımsız bir yoldan gitmek gerektiğine işaret ediyor. İttifakı doğrudan halkla, kadınla, gençle, işçiyle, köylüyle, bütün siyaset dışı bırakılanlarla yapan ve bunu hâkim iki çizgi tarafından bölünmüş Türkiye toplumuna üçüncü bir çizgi ve seçenek sunan siyasetin yükselme zamanı gelmiştir. Seçim sürecinin sonuçları bu zemin için sayısız olanağı açığa çıkardı. Aslolan iyi değerlendirmek ve radikal demokrasi, devrimci demokrasi hattını daha güçlü bir umut ve güven odağına dönüştürmektir. HDP ve HDK’nin tam da bu noktada yeni bir eşiğe geldiğini, üçüncü alan ve yeni yaşam programının yapısal gelişimi bakımından bu eşiğin aşılması gerektiğini görmeliyiz. Ama seçimler sonrasında oluşan siyasetteki yeniden dizilim, yapılanma, kartların yeniden dağıtılması döneminde en avantajlı güç olduğumuzu da unutmamak gerekir. Samimiyet, dirayet, bedel ödeme, evrensel değerlere bağlılık gibi düzen siyaseti tarafından çoktan ayağa düşürülmüş ana sütunlara dayanarak ilerliyor olmak, bağımsız, temiz bir demokratik ittifak ve siyaset alanı oluşturmak için temel önemdedir.

Son olarak buradan iletmek istediğiniz bir mesaj ve çağrınız var mı?

Halkımız ve kadınları öncelikle selamlıyorum. Açlık grevi ve ölüm orucu sürecinde başta Barış Anneleri, tutsak anneleri olmak üzere sokağı bırakmayan, kazanacağımıza olan inancını yitirmeyen tüm mücadeleci insanlara, kesimlere sevgilerimi, saygılarımı iletiyorum. Hayat ve direnişte ısrar bizlere bir kez daha yol gösterdi. Faşizmin mevzi kaybettiği, direnenlerin kazandığı bir zamanda artık kimse bir çıkışsızlıktan, umutsuzluktan, yol bulamamaktan söz etmemeli. Şimdiki zaman Demokrasi İttifakı’nın, halklar mücadelesi ve örgütlenmesinin yeni bir yükseliş zamanıdır. Herkesi büyük bedellerle de olsa kazandıklarımıza ve kazanacaklarımıza bakmaya çağırıyorum. Görkemli direnişlerin sade kahramanları olan ölümsüzlerimizi saygıyla, minnetle anıyorum.

‘Kazanma azmi yeniden örgütlendi’

DTK Eşbaşkanı ve HDP Hakkari Milletvekili Leyla Güven’in 8 Kasım 2018’de başlattığı ve binlerce tutuklunun da cezaevinde katıldığı açlık grevi sonrası avukat görüşmeleri 8 yıl aradan sonra gerçekleşti. Açlık grevi devam ederken 8 kişi tecride karşı yaşamına son verdi. Tüm bu süreci nasıl değerlendiriyorsunuz?

Açlık grevinin başarıyla sona erdirilmesi ve Sayın Öcalan üzerindeki tecridin kaldırılması, son yılların en önemli siyasal gelişme ve dönüm noktası olmuştur. Sevgili Leyla Güven’in öncü hamlesiyle başlayan direniş süreci, kararlı ve birleştirici zeminde, birbirinden çok farklı mekânları, insanları, coğrafyaları aynı amaç için seferber etmiştir. Bu bile başlı başına bir düzey. Kaldı ki sonuçları itibariyle bakıldığında açlık grevlerinin kendi mevcut düzeyini ve çapını da aşan yeni bir durum ortaya çıkardığını görmek gerekir. İmralı tecridinin kırılması, siyaseten oldukça önemli bir süreç başlatmıştır. Türkiye halkları ve siyasi kamuoyunun Sayın Öcalan’dan gelen mesajlara, katkılara ne kadar ihtiyacı olduğunu göstermiştir. Elbette oldukça kapsamlı bir direniş süreci ve ağır bedellerle ulaşılan kazanımın demokratik siyaset ve onurlu barış çizgisinin inşa edileceği bir müzakere sürecine evrilmesi beklentisi de belirginleşti bu süreçte. Öcalan’ın bugüne kadar iletebildiği mesajlarda ise Türkiye’deki demokratik siyaset, barış ve çözüm dinamiklerine öncelikli olarak seslendiği ve yeni bir süreç beklentisine yanıt olarak, iktidardan çok bu kesimlere rol yüklendiğini görmek mümkün. Gerçekten de bugün bir tür çözüm süreci olacaksa demokratik direniş ve halkların bilinçli politik müdahalesi üzerinden olacak. Açlık grevi ve elde edilen sonuç bize bunu göstermiştir. Açlık grevleri ve demokratik direniş süreci de içerisinde ağır kayıpları olduğu kadar büyük kahramanlıkları, güçlü feda ruhunu, toplumsal gelişmenin önündeki engelleri yıkma iradesini barındırdığı için başarılı oldu. Tabi kadın öncülüğü ve iradesinin başat rol oynadığı bir direniş süreci olarak tarihteki benzerlerinden ayrıldı; özgün, insani, siyasi kapsama alanı geniş, güçlü bir hareket hattı oluşturdu. Beyaz tülbentli anaların sergilediği sahiplenme ve kararlı direniş defalarca selamlanmayı hak ediyor ama bu süreçte tutsaklara, analara eşlik etmesi, hatta yer yer önüne geçmesi gereken demokratik eylem ve sahiplenme hattının kurulamadığı da asıl üzerinde durmamız gereken gerçektir.

Sonuçta açlık grevi sürecinin, özellikle son 3 yıl boyunca ciddi biçimde çıkışsız bırakılan demokratik siyasette alan açtığını, mücadele ve direniş dinamiklerindeki donma durumunu değiştirdiğini, direnerek kazanma çizgisine güç ve güven kazandırdığını söylemeliyiz. Umut ve kazanma azmi yeniden örgütlenmiştir, durumu kabullenme ve idare etme çizgisi aşılmıştır. Bütün Türkiye halkları, muhalif siyaset adına söz söyleyen herkes, elde edilen kazanma düzeyini ve kararlığını bugünden yarına yükseltmeye borçludur.

Figen Yüksekdağ kimdir?

Kadın hareketi alanındaki çalışmalarına lise yıllarında başlayan Figen Yüksekdağ, 2002 yılında kurulan Ezilenlerin Sosyalist Platformu’nda aktif siyasetle tanıştı. Siyasi çalışmalarına 2010 yılında kurulan Ezilenlerin Sosyalist Partisi’nde (ESP) Genel Başkanlık görevi ile devam eden ve 15 Ekim 2011’de kurulan Halkların Demokratik Kongresi (HDK) hareketinin kurucu üyeleri arasında yer alan Yüksekdağ, 22 Haziran 2014 tarihinde Ankara’da toplanan HDP 2. Olağanüstü Kongresi’nde Selahattin Demirtaş ile birlikte partinin Eş Genel Başkanlığı’na seçildi. Yüksekdağ yürüttüğü, verdiği mücadele ve yaptığı çalışmalarla sosyalist mücadelenin önemli temsilcilerinden biri oldu. 4 Kasım 2016’da HDP’ye yönelik operasyonda birçok milletvekiliyle birlikte gözaltına alınan Yüksekdağ yaklaşık 3 yıldır Kandıra F Tipi Kapalı Cezaevi’nde tutuluyor.

Kaynak: Yeni Yaşam –Habibe Eren/Jinnews

İlginizi çekebilir