Stat inşaatlarında ölen göçmen işçiler ve LGBTİ+ hakları üzerine tartışmaların gölgesinde, Katar’da Dünya Kupası’nın başlamasına sayılı gün kaldı. Tarihin en tartışmalı Dünya Kupası 20 Kasım’da demir alacak.

Stat inşaatlarında ölen göçmen işçiler ve LGBTİ+ hakları üzerine tartışmaların gölgesinde, Katar’da Dünya Kupası’nın başlamasına sayılı gün kaldı. Eşcinsel ilişkinin hapisle cezalandırıldığı topraklarda düzenlenecek organizasyon, bazılarında heyecan uyandırmıyor. Liverpool’un hocası Jürgen Klopp bunu açıkça vurgularken, eski FIFA Başkanı Sepp Blatter’in turnuvanın bu ülkeye verilmesinin hata olduğunu söylemesi dikkat çekti. Futbolun eski patronuna “aklınız neredeydi” diye soranların sayısı çok olsa gerek.

Almanya’da ise statlarda ölen işçiler için pankartlar yükselmeye başladı. Hattâ Danimarka, bu isimsiz emekçiler için özel formalar giyeceğini açıkladı. Peki bu tepkiler niye 12 yıl önce Katar dendiğinde başlamadı? Kimileri buna dikkat çekedursun, tarihin en tartışmalı Dünya Kupası 20 Kasım’da demir alacak.
Ülkedeki iklim koşulları yüzünden, tarihte ilk kez kışın noktalanacak şampiyona, şüphesiz ileride “47 ayın sultanı”nın en büyük garabetlerinden biri olarak hatırlanacak.

İlerleyen günlerde Katar 2022’nin protestolarla tarihe geçip geçmeyeceği henüz meçhul, ama gelin biz Dünya Kupası tarihinde, futbolun asla sadece futbol olmadığı diğer kavşakları tekrar hatırlayalım…

Otuzlar… İtalya’da Mussolini, Almanya’da Hitler’in iktidara gelmesiyle birlikte Avrupa’da iklim sertleşmiş. Sporu bir propaganda aracı olarak kullanmaya kararlı faşist liderler, tüm güçlerini seferber etmeye başlamıştı.

1934’te İtalya’da oynanan Dünya Kupası’nda mutlaka zafer bekleyen Il Duce, kurallarla kedinin fareyle oynadığı gibi oynuyordu. O zamanlar vatandaşlık değiştirmek çok kolaydı. Bir milli takım için ter dökmüş bir futbolcu, sonradan rahatça bir başkası için sahne alabiliyordu. Gök-mavililer böylece vakt-i zamanında gemilerle Güney Amerika’ya gönderdiklerini geri almıştı. 1930 Uruguay Dünya Kupası’nın ikincisi Arjantin’in oyuncularından Raimundo Orsi ile Luis Monti dışında ayrıca Enrique “Enrico” Guiata ve Attilio Demaria da İtalya tarafından “transfer” edilmişti.

ekran-goruntusu-2022-11-11-194730.jpg
Fransa karşısına simsiyah formayla çıkıp faşist selam veren İtalya takımı…

Çeyrek finale rahat gelen ev sahibi, İspanya’yla berabere kalınca olaylar gelişecekti. Seri penaltı atışlarının icadına daha yıllar olduğundan ertesi gün tekrarlanan maçta, çaktırmadan hakem değiştirildi. 1 Haziran 1934, kıyametin koptuğu gün olacaktı. Bugün adına Milano’da dev bir stadyum olan Giuseppe Meazza’nın golüyle Vittorio Pozzo’nun talebeleri öne geçerken, kaleciye yapılan faul es geçilmişti. İspanyollar, hakeme çılgın boğalar gibi saldırsalar da nafileydi. İspanya tek kale oynuyor, İtalya tekmelerle savunuyordu. Verilmeyen penaltı, sayılmayan gol derken ev sahibi yarı finale çıkmıştı! René Mercet o kadar taraflı bir tavır sergilemişti ki bağlı olduğu İsviçre Futbol Federasyonu tarafından ömür boyu futboldan men edilecekti.

ekran-goruntusu-2022-11-11-195159.jpg
Ortada beyaz ceketli Mussolini, 1938 Dünya Kupası şampiyonluğundan sonra muzaffer futbolcularla…

Tarihin ilk harika takımı kabul edilen Avusturya’yı deviren İtalya, final biletini almıştı. Matthias Sindelar ve arkadaşları daha iyi oynamış, ev sahibi tartışmalı bir golle kazanmıştı. Fileleri havalandıran işte o gemilerle gelen Arjantinlilerden Guiata’ydı. Maçın hakemi İsveçli Ivan Eklind’in finale de atanması o gün için pek sıradandı. Zamanın ruhu bunu gerektiriyordu.

Eklind ve yardımcılarının verdiği faşist selamla başlayan finalde Çekoslovakya öne geçmişse de gemilerle gelenlerden Orsi, maçı uzatmalara taşımış; yine Guiata’nın ortasında Schiavio, İtalya’ya şampiyonluğu getirmişti. İki ayrı milli takımla Dünya Kupası finali gören tek futbolcu olan Monti, ayrıca tarihe geçmişti.

Il Duce düşlediği kupaya kavuşurken, 1936’da Adolf Hitler de tarihin en politize Olimpiyat Oyunları’nı düzenliyordu. Bayağı madalya kazansalar da Berlin’de Jesse Owens parlıyordu. Fakat futbol Führer’e asla istediğini vermiyordu. O günlerde sıradan bir takımı olan Almanya, ancak İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra yeşil sahalarda parlayacaktı.

Pozzo’nun talebeleri şanslıydı. Zira turnuvada onları en çok zorlaması beklenen ülke, bir süreliğine tarihten silinmişti. 12 Mart 1938’de Almanya Avusturya’yı ilhak edince, Sindelar’ın sürüklediği harika takım sadece bağımsızlıklarını değil, ülkelerinin adını bile kaybetmişti. Hitler’in Üçüncü Reich’ı kurduğu yıllarda Reich’ın doğusu manasına gelen Österreich (Avusturya) ismi gitmiş, yerine Ostmark gelmişti.

Emir yukarıdan geliyor, iki ülkenin milli takımı bir dostluk maçında buluşuyordu. Fakat dönemin ileri gelenleri karşılaşmanın sonucuna karar vermişti; müsabaka berabere bitecekti. Tarihin ilk harika takımının düpedüz şike yapması gerekiyordu. Yıldızları Sindelar olan biteni kabullenememişti. ‘Kâğıt Adam’ lakaplı futbolcu, geleneksel beyaz-siyah forma yerine bayraklarının rengi olan kırmızı-beyazla sahaya çıkmalarını sağlamıştı. İyi oynamayan maestro yine de golünü atmış, galibiyet kutlamasıyla zamanın ileri gelenlerini kızdırmıştı.

3 Nisan 1938’deki maç dünün Ostmark’ı, bugünün Avusturya’sının bir süreliğine oynadığı son karşılaşmaydı. Ülke, ilhak sonrası Dünya Kupası’na katılamasa da futbolcuları Alman milli takımında yerlerini almışlardı. Almanya’ya 1954’te zaferi getirecek o zamanların genç hocası Sepp Herberger’e yetkililer tarafından sihirli bir formül fısıldanmıştı; altı Alman, beş Avusturyalı oynatacaktı. Sindelar o formayı giymeyi reddederken, arkadaşları bu cesareti gösterememişti. Birbirlerinden hazzetmeyen, iki farklı ülke ve mezhepten mürekkep takım, turnuvaya ilk turda veda etmişti.
O günlerde Viyana’nın en güzel yerlerinden birinde bir café satın alan Sindelar, gelecek planları yapıyordu.1938’in son günlerinde de bu sefer Hertha Berlin karşısında emirlere uymayan maestro, yine ağları havalandırmıştı.

Bir ay geçmemişti ki bir pazar sabahı sevgilisiyle birlikte ölü bulundu. Birçokları cinayet dedi, kimileri intihar. Kim bilir belki de sadece bir kazaydı. Ancak bu karbonmonoksit zehirlenmesi, onu adeta ölümsüzleştirmişti.

Devlet töreniyle gömülen unutulmaz forvet, öldüğü günden beri ülkesinin ilahlarından biri. Belki o da herkes gibi olsa, 1938’de Almanya formasını giyip ülkesini işgal edenlere bir kupa kazandırabilirdi. Dünya Kupası’nı kazanmış yüzlerce futbolcudan biri olmaktansa Nazilere kafa tutmuş, belki de bu yüzden 36’sını bile bitirmeden ölüme koşmuştu.

ekran-goruntusu-2022-11-11-194650.jpg
Avusturya’nın kahramanı Sindelar’ın mezarı…

Sindelar’ın yokluğunda “spagetticiler” 1938’de unvanını korumuştu. Çeyrek finalde ev sahibi Fransa’ya karşı oynadıkları maça simsiyah formayla çıkmaları unutulmazdı. Aslında her iki takım da mavi forma giyiyordu. Kurayı kaybeden İtalya beyaz giyecek derken, çimlere simsiyah bir şekilde ayak basmışlardı. Çizme’nin bir dönemine damgasını vuran Kara Gömlekliler’i akıllara düşüren takım seremonide faşist selam veriyor, maçı da kazanıyordu. Tevatüre göre “Ya kazan ya öl” emri veren Mussolini, turnuvadan sonra muzaffer ekibi sarayında ağırlamıştı.

İki Dünya Kupası zaferi yaşayan- ki birinde ziyadesiyle emeği vardı- Il Duce, şüphesiz futbol sahasında en başarılı olan faşist liderdi. Onun linç edilmesinden yıllar sonra General Videla Dünya Kupası, General Franco da bir Avrupa şampiyonluğu görecekti…

Kaynak: + GERÇEK

  • Hakkımızda
  • Künye

 

Başka Bir Denizli… Başka Bir Ülke… Başka Bir Dünya… MÜMKÜN…