Malcom X (1925-1965) ve Martin Luther King (1929-1968), ikisi de Amerika’da siyahîlerin haklarını savunmak için ortaya çıkmış iki liderdir. Martin biraz daha barışçı, pasif iken, Malcom’un daha sert ve kavgacı bir yapısı vardı. O yüzden pek anlaşamazlardı.

Malcom devlet yanlısı olan siyahîlere de karşıydı. Siyahîlerin bazılarına bir kısım haklar verilmesi ona göre bir göz boyamadan başka bir şey değildi ve bunları samimiyetsizlik olarak görüyordu. Bu yüzden siyahîleri de ev zencisi ve tarla zencisi olarak ikiye ayırırdı. Onun bu konuda görüşleri şöyleydi:

Ev zencisi efendisine yakın yaşayan zencidir, efendisi gibi giyinir, efendisinin kullanılmış giysilerini giyer. Efendisinin evinde, ya çatıda ya bodrumda yaşar, efendisi kendini nasıl tanımlıyorsa o da kendisini öyle tanımlar.

Efendisi “güzel yiyeceklerimiz var” dediğinde o da “evet güzel yiyeceklerimiz var” der. Kendisini efendisi ile o kadar özdeşleştirmişti ki efendisi hastalandığında “sorun ne patron, hasta mıyız” diye sorardı.

Efendisinin hasta olması kendisinin hasta olmasından daha fazla canını yakardı. Efendisinin ağrısı onun ağrısıydı. Efendisi “güzel bir evimiz var” dediğinde “evet güzel bir evimiz var” derdi ev zencisi.

Bir tarafta da tarla zencisi var; tarla zencileri büyük kitleleri oluşturur. Efendi hastalandığında ölmesi için dua ederdi. Evi yansa rüzgârın esip alevleri savurması için dua ederdi.

Bir ev zencisine “hadi gidelim kaçalım buradan” dediğinde ev zencisi doğal olarak “nereye giderim, patronsuz ne yaparım, nerede yaşarım nasıl giyinirim, bana kim bakar” şeklinde sorular sorar. Oysa tarla zencisi nasıl gideceğinizi bile sormaz “tamam hadi gidelim” der.

Ev zencisi bir diğer adıyla Tom amca. Bugünün fötr şapkalı, şık giyineni. Aynı sizin gibi giyiniyor, sizinle aynı şiveyi aynı dili konuşuyor. Siz “ordumuz” dediğinizde o da “ordumuz” diyor. Kendisini savunacak kimsesi yok çünkü.

Her “biz” dediğinizde o da “biz” diyor. “Bizim başkanımız” “bizim hükümetimiz” “bizim senatomuz”… Günün sonunda ise bizim dediği şeyde bir tane sandalyesi bile yoktur. Bu efendisi başı belaya girince “başımız belada” der.

Fakat sahnede bir siyah adam daha var, tarla zencisi. Başınızın belada olduğunu söylediğinizde “evet başınız belada” der. İste Amerika’da bunun gibi iki tür siyahî vardır.

Kölelik zamanlarında benim gibi siyahîler kölelere konuşma yaptığında devlet onları ortadan kaldırmadı, ev zencilerini peşine taktı. Tarla zencisi ne zaman huzursuzluk çıkarsa ev zencisi onu hizaya soktu ve onu tarlaya geri gönderdi…(1)

Bu konu (ev zencisi ve tarla zencisi) okuduğum bir makalede çok ilginç anlatılmıştı:

Malcolm X’in kölelikte ısrar eden zenciler (Ev zencisi) için söyledikleri şöyledir:

“Amerika’da kölelik döneminde, benim gibi insanlar kölelere gerçeklerden bahsettiği zaman adamı öldürmezlerdi. O adam gittikten sonra kölelere bir ‘ev zencisi’ gönderirlerdi ki, gitsin de o adamın yaptığını bozsun. Bu dediğimi anlamanız için zenci tarihini biraz okumanız lazım. İki tür zenci vardı; ev zencisi ve tarla zencisi.

Ev zencisi her zaman sahibine iyi baktı. Tarla zencisi kontrolden çıkacak olsa ev zencisi onu tarlaya bağlardı. Araziye geri koyardı. Ev zencisinin bunu yapması şaşılacak şey değildi, çünkü ona tarla zencisinden daha iyi yaşam şartları garanti edilmişti. Yemeği öbür zencilerden daha iyiydi, daha iyi giyinirdi, daha iyi evde kalırdı. Efendisinin dibinde kalırdı; çatı katında ya da bodrumda yaşardı.

Efendisi ne yerse onu yerdi, ne giyerse onu giyerdi. Ve aynı efendisinin lehçesiyle konuşurdu. Ve efendisini, efendisinden bile çok severdi. Bundan dolayı efendisinin incinmesini hiç istemezdi.

Efendisi hasta olursa ‘patron, nasıl hasta olduk ya?’ derdi. Efendisi hasta oldu diye adam da hasta olurdu. Efendisinin evi tutuşsa, alevleri söndürmeye ilk o koşardı, efendisinin evi yansın istemezdi. Efendisinin malına zarar gelsin istemezdi, efendisinin malına efendisinden çok sahip çıkardı. İşte bu, ev zencisiydi.

Ama bir de tarla zencisi var. Barakalarda yaşayan, kaybedecek hiçbir şeyi olmayan… Onlar en berbat elbiseleri giyerlerdi, en kötü yemeği yerlerdi ve fırçayı da onlar yerdi. Kaplarına sığmıyorlardı, efendilerinden nefret ettiler; evet ettiler! Adam hasta olduğunda ‘gebersin’ diye dua ettiler. Efendisinin evi tutuşsa ‘daha kuvvetli bir rüzgâr çıksın’ diye dua ettiler. Bu ikisi arasındaki fark buydu.

Ve bugün hâlâ aramızda ev zencileri ve tarla zencileri var. Ben bir tarla zencisiyim.”

Ev zencisi, çaresizlik sendromuna yakalanmış fare gibidir. Esaretten çıkış olmadığına inanır. Bunun için beyaz efendilerine hizmet etmekle memur hisseder kendini. Ancak bu sayede iyi ve katlanılır bir hayat elde edeceğini düşünür.

Malcolm X’in ev zencisi ve tarla zencisi benzetmesine nerede rastlasam, aklıma, Muhammed Ali’nin George Foreman’la yaptığı boks maçı gelirdi.

Hikâye şöyledir: Muhammed Ali, 1974’te Zaire’de George Foreman’la yaptığı maça hazırlanırken sokaklarda çocuklarla, kadınlarla, yaşlılarla birlikte adeta rap yaparcasına şu sözleri söylüyordu: “Sana sesleniyorum… Yüksek sesle haykır. Sana sesleniyorum bütün insanlık. Ayağa kalk ve onurlu ol. Gökyüzüne çevir sesini. Ve yüksek sesle haykır: Siyahım ve onurluyum! Sana sesleniyorum bütün kardeşlerim. Ayağa kalk ve diren! Yumruğunu havaya doğru sık ve isteklerini haykır. Adalet için, barış için, özgürlük için, birlik için. Sana haykırıyorum ey insanlık. Daha yüksek sesle ve açıkça haykırıyorum. Sana sesleniyorum orada burada devrimden bahseden, başını göğe kaldır ve yüksek sesle haykır: Siyahım ve onurluyum! Sana ulaşmaya çalışıyorum, üzerinde baskı hissedenleri kurtarmak için. Bilmiyor musun ki direnmek sana kalmış, adalet için, barış için, özgürlük için, birlik için.”

Zaireliler, maçtan önce sokaklarda Ali’nin antrenmanlarına katılıp eşlik ediyordu.

Oysa Foreman’dan nefret ediyorlardı. Çünkü Foreman, siyah olmasına rağmen beyazları temsil ediyordu. Malcolm X’in tabiriyle ev zencisiydi. Beyaz efendilerinin sadık uşağıydı.

O kadar ev zencisiydi ki yüzyılın en önemli boks maçlarından birinin yapılacağı Zaire’ye uçakla indiğinde yanında bir Belçika kurdu vardı. Basın toplantısında da Belçika kurdu ona eşlik ediyordu.

Bilmeyenler öğrensin; Zaireliler, Belçikalılardan nefret ederler. Zaireliler için Belçikalılar zebanidir, ölümdür, işkencedir, kalleştir, kötü adamdır! Belçikalılar Zaire’yi sömürgeleştiren adamlardır.

Çocuk ya da yetişkin dinlemeden, günün birinde ayaklanıp silah kullanamasınlar diye ülkedeki bütün erkeklerin elini kesen canilerdir.

Hal böyleyken, Foreman’ı Belçika kurduyla uçaktan inerken gören Zairelilerin hafızasında tek bir şey canlanıyordu. Vahşi emperyalizm!

Zairelilerin safı belliydi. Hepsi, Ali’nin, Belçika’yı temsil eden Foreman’ı döveceği o muhteşem geceyi iple çekiyordu.

Ve Ali’nin antrenmanlarına eşlik eden bütün Zaireliler tek bir şey söylüyorlardı:

Ali Bomaye! (Ali, öldür onu!)

O muhteşem gece geldiğinde, Ali, yoksullar adına, kimsesiz çocuklar adına, mazlumlar adına, ezilenler, sömürülenler adına Foreman’ı pataklayıp yeniden dünya şampiyonu olmuştu.

Muhammed Ali, Malcolm X’in dostuydu. Aynı zamanda dava arkadaşı. Malcolm X’in tabiriyle tarla zencisiydi. Dünya Boks Şampiyonluğu’nun elinden alınması ve hapse girme pahasına, Vietnam’da savaşmayı reddetmiş bir adamdı o. Ezilenlerin yanındaydı. (2)

O günkü gazeteler, 1960’ların Amerika’sında bir siyahî ayaklanması olursa Martin Luther King gibi siyahî liderlerin orta-üst sınıf siyahîlere hitap edeceğini, alt sınıf-getto siyahîlerine ise yalnızca Malcolm X’in söz geçirebileceğini yazıyorlardı. Ulaşılması zor, dağınık, sistemden kopuk kitleleri etrafında toplamayı başaran Malcolm, sistemle anlaşmayı reddeden, lütuf olarak verileni hak kazanımı saymayan yapısıyla Amerikan sistemini zorlayacak, gerekirse şiddet kullanmanın meşru olduğunu her fırsatta söyleyecek

(…)

Malcolm, Amerika’nın diğer siyahî aktivistlerinden farklıydı. Örneğin Martin Luther King (en meşhur siyahî aktivist olduğu için özellikle ondan bahsediyorum) siyahîlerin yaşadığı hak ihlallerini Amerika’nın iç meselesi olarak görmekte ve Amerikan devletinden siyah vatandaşlarına yaptıklarına karşılık bir tazminat talep etmemekteydi. Oysa Malcolm X, Amerikan devletinden siyahîlere verilecek bir eyalet talep ediyordu. (3)

Malcolm X, 21 Şubat 1965’te Manhattan’daki Audubon Salonu’nda; konuşma yapmaya hazırlanırken suikasta uğrayarak öldürüldü. Ülkemizde ve tüm dünyada egemenlerin, zorbaların, efendilerin şarkısını söyleyen çok sayıda aydın geçinen var. Bunlar birer ev zencisi görevi yaparlar. Tarla zencilerinin uyanmasına, aydınlanmasına, mücadele etmelerine engel olmaya çalışırlar. Çünkü tarla zencileri galip gelirse kendilerinin yaşadıkları o şatafatlı hayattan yoksun kalacaklarını bilirler.

(1)https://mutlakaoku.com/ev-zencisi-ve-tarla-zencisi/

Murat Zelan, “No, we can’t” https://gercekhayat.com.tr/yazarlar/no-we-cant/

https://10uncukoy.com/fikir/deneme/amerikanin-unutmaya-calistigi-adam-malcolm-x/oguzhan-kabakci/