Eskrim sporcusu İrem Karamete: Kılıç yanıltmasın, sanat yapıyorum – Işıl Çalışkan

Eskrim sporcusu İrem Karamete, Uluslararası Eskrim Federasyonu Kadınlar Flöre ve Kılıç Satellite Turnuvası’nda altın madalya kazandı. Bu başarı 2020 Tokyo Olimpiyatları için de yepyeni bir umut oldu. Gazete Duvar’a konuşan Karamete, “Dışarıdan bu sporu hiç bilmeyen bir insana sert görünse de bana o beyaz kıyafetler içinde hep sanat yapıyorum hissiyatı veriyor” diyor.

İrem Karamete, sporcu bir ailenin kızı. Onlar için ‘aile geleneği’ demek yanlış olmaz eskrim için… Annesi Nili Drori Karamete, eski bir eskrimci. Babası Mehmet Karamete ise Alman Milli Takımı’nı çalıştırdı ve annesinin antrenörlüğünü yaptı. Ablası Merve Karamete de eski bir eskrim sporcusu İrem’in. Spor kültürü almış bir aileden geldiği için kendini şanslı bulan sporcu, “Hiçbir zaman beni eskrim yapmaya zorlamadılar fakat doğal olarak beni bu spora başlattılar. Eskrim dışında birçok spor yaptım fakat en sonunda kendimi bu sporda buldum” diyor.

10 yaşında eskrimle tanışan eskrimci İrem Karamete, bugüne kadar sayısız başarı elde etti. İrem, Prag’da yapılan 2016 Rio Olimpiyat Oyunları Avrupa Eleme Müsabakaları Kadınlar Flore dalında ettiği mücadele sonucu, ikinci olup olimpiyat vizesi alarak 2016 yılı Türkiye eskrim tarihine damga vurmuştu. Böylece, Türkiye’de olimpiyatlara kota uygulasının getirilmesinin ardından katılma başarısı gösteren ilk eskrimci oldu. Şimdiyse gözü 2020 Tokyo Olimpiyatları’nda… Karamete geçtiğimiz günlerde gerçekleşen Uluslararası Eskrim Federasyonu Kadınlar Flöre ve Kılıç Satellite Turnuvası’nda elde ettiği birincilikle de o yolda umut verici bir adım attı.

Eskrim sporcusuyla hedeflerini ve spor serüvenini konuştuk.

İrem Karamete

Annenizin eski bir eskrim sporcusu, babanızın antrenör, ablanızın da eski milli takım oyuncusu olması sizin de eskrimle olan serüveniniz için bir vesile olmuş. Nasıl bir çocukluk geçirdiniz? Bu sporu yapmadan önce eskrime bakışınız nasıldı?

Eskrime ailemin desteğiyle 10 yaşında başladım. Spor kültürünü almış bir aileden geliyorum. Bu yüzden her zaman çok şanslı bir çocuk oldum. Annem olimpik sporcu babam ise annemin antrenörüydü. Hiçbir zaman beni eskrim yapmaya zorlamadılar fakat doğal olarak beni bu spora başlattılar. Eskrim dışında birçok spor yaptım fakat en sonunda kendimi bu sporda buldum. Antrenmanda olduğum süre içerisinde çok farklı hissediyordum ve içimden istikrarlı bir şekilde hep bu spora devam etmek geliyordu ve bugün bu noktadayım.

‘NE ANNEM NE DE BABAM HİÇ ANTRENÖRÜM OLMADI’

Ailenin diğer üyelerinin de bu sporla uğraşması sizin bu sporla olan ilişkinizi nasıl etkiledi?

Tabii ki de oldukça olumlu… Ne kadar bu işin içinde de olsalar hiçbir zaman kararlarıma karışmadılar. Hep benim için en iyi olan şeylere beni yönlendirmek için çalıştılar. Ne annem ne de babam hiçbir zaman antrenörüm olmadılar. Bunun da beni sağlıklı etkilediğini düşünüyorum. Bu sporla uğraşmaları onları bir sporcunun hissedebileceği baskılar konusunda oldukça bilinçli bireyler haline getirdi. Dolayısıyla bu baskıyı bende minimuma düşürmek için ellerinden geleni yaptılar. Örneğin ben küçükken diğer veliler gibi antrenmanımı yakından izlemiyorlardı çünkü bunun beni olumsuz etkileyebileceğinin farkındaydılar.

Nili Karamete’nin kızı olarak anılmak size nasıl hissettiriyor?

Mükemmel. Çünkü kendisi harika bir sporcu. Ayrıca çok da iyi bir anne. Çok disiplinli. Herkes tarafından parmakla gösterilen bir insan. Onun kızı olduğum için çok şanslıyım. Böyle bir anne babaya sahip olmak benim bu hayattaki en büyük şanslarımdan biri.

‘ESKRİM YAPMASADIM NASIL BİRİ OLURDUM BİLMİYORUM…’

Eskrimin size cazip gelen yanları neler?

Eskrim benim için çok büyük bir tutku. Eskrim yapmasaydım nasıl bir insana dönüşürdüm hiç bilmiyorum. Her zaman çok düzenli bir şekilde antrenmana gittim. Gitmediğim günler ise kendim mental anlamda antrenmanlarımı sürdürüyordum. Bu öyle bir spor ki, tüm hayatımın odak noktası. Her zaman hayal etmeme neden oluyor.

Bu sporda kendinizi avantajlı ve dezavantajlı gördüğünüz noktalar neler?

Bana ait olan en büyük avantajlardan biri sabırlı olmam. Bunun da bana oldukça pozitif bir etkisi oluyor. Maç bitmeden skor ne olursa olsun pes etmiyorum. Geride olsam bile her zaman skorun sıfır sıfır olduğunu hayal etmeye çalışıyorum. Bu sporda kendimi dezavantajlı gördüğüm nokta ise, uzun süreli çalışmalardan sonra istediğim sonucu elde edemediğim zaman hayal kırıklığına kapılabilmem. Bazen bunu atlatmak biraz zamanımı alabiliyor.

Eskrim sporunun size hayatta kazandırdıkları neler?

Saymakla bitmez diyebilirim. Her şeyden önce beni çok disiplinli bir insan yaptı. Acele etmemeyi öğretti. Birden fazla işi aynı anda yapma becerisi kazandırdı. Kendimle barışık olmayı ve güven dolu hissetmeyi öğretti. Kötü bir durumla karşılaştığımda veya bir işi yetiştirmeye az zamanım kaldığında bununla baş etmeyi öğretti. Hayatımın spor dışındaki diğer alanlarında da analiz becerileri ve başka açılardan bakma becerisi kazandırdı.

‘NE OLURSA OLSUN KIZGINLIĞIMI KONTROL EDEBİLİYORUM’

Eskrim yarış öncesi ve sonrası açısından oyunculuk gibi. Piste çıktığınızda kavga halindesiniz ama yarış bittiğinde her şey tersine dönüyor. Rakibinize karşı hislerinizi nasıl kontrol ediyorsunuz?

Kesinlikle öyle. Birçok arkadaşım aynı zamanda rakibim fakat o piste çıktığımız andan maç bitene kadar arkadaşım da olsa benim için ‘o an’ sadece rakibe dönüşüyor. Rakiplerimin çoğunu tanıyorum. Dolayısıyla çoğunu analiz etme şansım oluyor. Bazen çok stresli bazen de çok sakin maçlar geçiriyorum. Fakat ne olursa olsun her zaman stresimi hatta bazen kızgınlığımı kontrol etmeye çalışıyorum. Bu konuda başarısız olduğum zamanlarda da bunu bir daha tekrarlamamak için hep ders çıkartmaya çalışıyorum ve hatalarımı not alıyorum.

‘BİRÇOK ELİT ESKRİMCİ PSİKOLOGLA ÇALIŞIYOR’

Psikolojik aşama da en az fiziksel hazırlık kadar önemli. Neler söylersiniz?

Kesinlikle. Özellikle eskrim sporunda psikoloji çok önemli. Bu nedenle birçok elit eskrimci psikolog ile çalışıyor. Bu sporda hiçbir şeyin garantisi yok. 100 kere yenebileceğiniz bir insana o an ki stres durumu ile başa çıkamamanızdan dolayı kaybedebilirsiniz. Örneğin, benim Rio Olimpiyatları’na katılma hakkı elde ettiğim müsabakada turnuvanın parmakla gösterilen üç gözde sporcusu katılma hakkı elde edemediler. Çünkü o gün stresi kaldıramadılar. Mental açıdan yapılan yanlışlar eskrimde vücudu daha gergin bir hale getirebiliyor, bu da doğal olarak performansı direkt olarak etkileyebiliyor.

Eskrimin Türkiye’deki karşılığı nedir? Bir spor dalı açısından doğru anlaşıldığını düşünüyor musunuz?

Yaklaşık 15 senedir bu sporun içerisindeyim. Bu sporu yaptığımı duyduklarında insanların birden fazla reaksiyonu ile karşılaştım. Bazıları eskrimin e’sini duymazken bazılarının da sağdan soldan bir fikirleri vardı. Şunu eklemeliyim ki medyanın da desteği ile bugün spora ilgisi olan birçok insanın eskrim hakkında bir fikir sahibi olabileceğine inanıyorum. İtalya ve Fransa gibi ülkelerde eskrim neredeyse futboldan sonra en popüler sporlardan birisi. Bunu kendi ülkemizde de yaygınlaştırmanın yolunu bulmalı, sporun futboldan ibaret olmadığı konusunda insanlar daha çok bilinçlendirilmelidir.

‘TEHLİKELİ BİR SPOR OLMADIĞI BİLİNMELİ’

Yaygınlaşması için nasıl önerileriniz olur?

Çoğu sporda olduğu gibi bu spora da küçük yaşta başlanmalıdır. Bu nedenle özellikle okullarda seçmeli ders olarak dağıtılabilir. Başarılı sporcuların hayat öykülerine medyada yer verilebilir. Televizyon programlarında tanıtımlar ile birlikte göz önüne koyulabilir. En önemli faktörün ise aileler olduğunu düşünüyorum. Küçük yaşta bir çocuk hangi sporu seçeceğine bilinçli bir şekilde karar veremez. Çocuklar ailelerin yönlendirilmesi ile spora başlıyorlar. Bu nedenle olayın ana kaynağı olan ailelere bu spor hakkında seminerler verilebilir. Seminerlerde bu sporun çocuğu etkileyebilecek tüm olumlu faktörlerin altı çizilebilir ve ailelerin aklından tehlikeli spor olduğuna dair tabular yıkılabilir. Buna ek olarak sinema filmlerinde tanıtımlar yapılabilir.

‘UMARIM DİĞER KADINLARA DA İLHAM KAYNAĞI OLABİLMİŞİMDİR’

Türkiye’de dövüş sporu temsilcisi bir kadın olmanız nasıl karşılanıyor?

Eskrimin dövüş sporu kategorisinde olduğunu düşünmüyorum. Bunun en büyük kanıtı da bu sporda ten tene değmemesidir. Her zaman centilmenlik ön plandadır. Sonuç ne olursa olsun maç her zaman rakibin eli sıkılarak bitirilir. Beni tanıyan birçok insan bu kadar duygusal bir insan olmama hep şaşırır. Dışarıdan bu sporu hiç bilmeyen bir insana ne kadar sert görünse de bana o beyaz kıyafetler içinde hep sanat yapıyorum hissiyatı veriyor. Bir kadın sporcu olarak umarım diğer kadınlara da ilham kaynağı olabilmişimdir.

‘OLİMPİYAT, KENDİME GÜVENİMİ ARTIRDI’

Türkiye eskrim tarihinde Olimpiyat Oyunları’na kota uygulaması getirilmesinin ardından katılma başarısını gösteren ‘İlk Türk Eskrimci’ unvanını almıştınız. “En büyük hedefim” dediğiniz 2016 Rio Olimpiyat Oyunları’na katılmak size neler kattı?

Her sporcunun olduğu gibi benim de en büyük hayallerimden birisi Olimpiyat Oyunları hissini yaşamaktı. Her şeyden önce bu başarı bana hayatımın sonuna kadar “Olimpik sporcu” unvanını kazandırdı. Bu olimpiyatlara katılmak hayatımda yepyeni bir sayfa açtı, kendime olan güvenimi arttırdı. Olimpiyatlara katılmak hayatımda herhangi bir zorlukla karşılaştığımda aklıma getirdiğim ilk anıdır çünkü bana hayal ettiğim zaman başaramayacağım hiçbir şey olmadığının en büyük kanıtı.

Bu yarış sayesinde 32 yıllık bir tabuyu da yıktınız. Neler hissediyorsunuz?

Bunun için çok çalışmıştım. Türkiye kota uygulaması geldikten sonra 1984 yılından itibaren Olimpiyatlar’a eskrim dalında sporcu gönderememişti. Bu tabuyu yıkmak beni gerçekten çok mutlu etti. Bunun başarılabileceğini göstermek benim en büyük hayallerimden birisiydi. Çok inanıyordum ve hep hayal ediyordum. Ülkemi, bayrağımızı en yüksek yerlerde dalgalandırmak benim için her zaman çok büyük bir gurur kaynağı.

Uluslararası Eskrim Federasyonu Kadınlar Flöre ve Kılıç Satellite turnuvasında altın madalya elde ettiniz. Nasıl bir yarış deneyimiydi?

Bu madalyayı kendi evimde almak benim için ayrıca çok önemliydi. Bildiğiniz gibi Tokyo Olimpiyatları için bu turnuva puan veriyordu. Dolayısıyla büyük bir avantaj elde ettim. Bu müsabakada birçok deneyimli yabancı sporcu vardı. Onları geride bırakabilmek çok önemliydi. Her şeyden önce bir müsabakayı sonuna kadar tamamlamak çok önemli bir başarı. Hele ki İstiklal Marşımızı okutmak benim için çok değerli bir andı. Umarım çok daha önemli başarılar elde edeceğim.

Bu, Altın Madalya Olimpiyat umutlarını da artırdı. Neler hedefliyorsunuz bundan sonrası için?

En büyük hedefim öncelikle Tokyo Olimpiyatları’na katılabilmek. Her şeyin adım adım düşünülmesi gerektiğine inanıyorum. Bunun uzun bir süreç olduğunun bilincindeyim. Bu müsabaka geride kaldı. Artık yeni müsabakalar var önümde. Hepsi benim için çok büyük bir fırsat. Var gücümle bunun için çalışıyor ve her turnuvayı aynı heyecan ve mutluluk ile hissediyorum. Önümde yoğun bir müsabaka ve kamp süreci var. Elimden gelenin en iyisini yapacağıma tüm kalbimle inanıyorum.

‘ANI KAÇIRMAMAK İÇİN ELİMDEN GELENİ YAPACAĞIM’

Eskrim dışında nelerle uğraşıyorsunuz?

Bugüne kadar sskrim dışında akademik hayatıma da hep çok önem verdim. Özyeğin Üniversitesi Endüstri Mühendisliği bölümünden mezun olduktan sonra Amerika’da Boston Üniversitesi’nde pazarlama üzerine yüksek lisansımı tamamladım. Aynı zamanda şu anda İtalyanca öğreniyorum. Elimden geldiği kadar sosyal hayatımı da yaşamaya çalışıyor her yaşımın güzelliğini hissetmek ve anı kaçırmamak için elimden geleni yapıyorum.

Kaynak: DUVAR

İlginizi çekebilir