Erkek şiddeti davalarında kadın avukatların rolü… – Evrim Kepenek

Yargı nasıl “erkeklikle özdeşlik” kurup erkekleri gözeten kararlar veriyorsa iddia ediyorum ki kadın avukatlar da özellikle erkeklik suçlarına ilişkin davalarla kadınlarla özdeşlik kuruyor.

Bu hafta gündem yoğun…

Önce, geçen haftaki yazıya dair birkaç gelişmeden söz edeyim. Aldığım duyumlara göre Doğuş Üniversitesi, öğretim üyesi S.Ö.M.’nin yazılı savunmasını istedi. Olumlu bu girişimin, dilerim arkası da gelir. Süreci hakikatin açığa çıkması açısından takip edip, en ufak bir gelişmeyi sizlerle paylaşmaya özen göstereceğimin sözünü vermiş olayım.

Özellikle üniversitenin ilgisine sunmak üzere şu bilgiyi de paylaşayım. Kadın bir avukat aradı, kendi müvekkilinin de ismi geçen erkek öğretim üyesi ile benzer sorunları yaşadığını, müvekkilinin psikolojik durumu nedeniyle bilgileri kamuoyu ile paylaşmadıklarını ancak yargıya başvurmaya hazırlandıklarını söyledi. Hatta geçen haftaki yazının da kanıt olarak dosyaya konulduğunu belirtti.

Üniversitenin ilgili süreçleri şeffaf bir şekilde yürütmesi, sonucu kamuoyu ile paylaşması erkek öğretim üyesi de dâhil olmak üzere tüm tarafların hakkı ve toplum vicdanının beklentisi.

Yargının cinsiyetçilikle imtihanı

Gelelim bu haftaki kadın gündemimize… Hatırlarsanız bir dönem sosyal medyada, “Kadın davalarını kadın veya erkek avukatların takip etmesi neyi değiştirir? Kadın avukatlar mı erkek avukatlar mı kadın davalarını takip etmeli?” gibi bir tartışma dönmüştü.

Yargı nasıl “erkeklikle özdeşlik” kurup erkekleri gözeten kararlar veriyorsa iddia ediyorum ki kadın avukatlar da özellikle erkeklik suçlarına ilişkin davalarla kadınlarla öyle özdeşlik kuruyor. Asla geri adım atmıyorlar. Bu iddiaya dair sayısal bir veriye veya araştırma bilgisine sahip değilim. Malum ülkede istatistik tutmak bir gelenek değil.

Kadın avukatlar olmasaydı 9 yıl sonra serbestti

Bir örnek dava üzerinden yargı ve kadın avukatların tutumuna bakalım…

Sabri Barçağ, 21 Temmuz 2018’de Üsküdar’daki evlerinde dini nikâhla evli olduğu Güneş Karaçuban’ı öldürdü. Cinayetin ardından 53 yaşındaki Sabri Barçağ tutuklandı.

Erkeklikle özdeşlik kurma durumu iddianamede başladı

İstanbul Anadolu Cumhuriyet Başsavcılığı, Barçağ hakkında, “canavarca hisle veya eziyet çektirerek kasten öldürme” suçundan ağırlaştırılmış müebbet hapis istemi ile dava açılmasını istedi. “Dini nikahlı eş” halini görmedi, “eşe dair suç” demedi.

“Şiddet göstermeyeceğine söz verdi”

Bu sırada basına konuşan Güneş’in kardeşi Bilal Karaçuban, Barçağ’ın ablasına sistematik şiddet uyguladığını hatta Güneş Karaçubun’un bir süre sığınma evinde kaldığını söyledi. “Cinayetten bir yıl önce ablamı gidip aldım, evimize getirdim. Sabri, ablamı defalarca almak istedi. Bir daha şiddet göstermeyeceğine söz verdiği için müsaade ettik” dedi.

Barçağ’ın, Güneş’i fuhuşa zorladığını da söyleyen Karaçuban, “Ablam, Sabri’nin zorla fuhuş yaptırdığını söyledi. Polisi aradım” bilgisini de paylaştı.

Savcı indirim istedi

Yargılama süreci başladı. Anadolu Adliyesi İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi’nde 5 Aralık 2019’daki duruşmada savcı esas hakkındaki mütalaasını açıkladı.

Mütalaada Savcı, Barçağ’ın Güneş’i “canavarca hisle öldürmediğini” ve cinayeti “haksız tahrik” altında işlediğini iddia etti, indirim yapılmasını ve 12 yıldan 18 yıla kadar hapis cezası verilmesini istedi.

Mahkeme de “indirim” dedi

Davanın 18 Aralık 2019’daki karar duruşmasında ise Barçağ’a ilk önce “kasten öldürme” suçundan müebbet hapis cezası verildi. Mahkeme Güneş’in Barçağ’ın dini nikâhlı eşi olması nedeniyle “eşe karşı işlenen suç” olarak görmedi, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası vermedi, tıpkı iddianamede olduğu gibi. Mahkeme “müebbet hapis cezası”na bir de “haksız tahrik” indirimi uyguladı, cezayı 15 yıla düşürdü. Davayı takip eden avukatlar, Sabri Barçağ’ın 9 yıl sonra serbest kalacağını açıkladı ve kararı üst mahkemeye taşıdı.

“İndirim kararı iptal”

İki kadın avukat Yelda Koçak ve Selin Nakıpoğlu, davanın peşini bırakmadı. Avukat Koçak, mahkemenin “erkeklikle özdeşlik” kuran  o dönemki kararına dair şu bilgileri paylaştı:

“Mahkeme hem imam nikâhlı eşi, resmî evlilik yok diye eş kabul etmiyor, ağırlaştırılmış müebbet vermiyor hem de güven sarsıcı davranış nedeniyle haksız tahrik indirimi yapıyor. Oysa Yargıtay kararları çok açık, imam nikâhlı eşi eş kabul etmiyorsan sadakat yükümlülüğü de yok ve bu nedenle ‘haksız tahrik indirimi yapamazsın’ diyor.

“Çocukların ilk tarafsız ifadesi görmezden geliniyor, sonra amcalarının evde ezberlettiği ifade ile annenin aldattığı iftirası kabul ediliyor.  Fuhuş yaptırıldığına dair 155 ihbarına, dosyadaki fuhuş yapıldığına dair para cezası tutanaklarına rağmen ‘fuhuş yok’ dendi, tıpkı sanık ve ailesinin itibarları için baştan beri ‘fuhuş yok’ demeleri gibi.

“Kadın yatak odasında sabaha karşı öldürülüyor ama mahkeme hiçbir gerekçe belirtmeden ‘uykudayken öldürülmemiştir’ diyor. Bunları söylerken hiçbir dayanak göstermiyorlar, bu kadar rahatlar..”

Sanık “Keşke olmasaydı” dedi

O dönem kamuoyuna aktardıkları gibi üst mahkemeye taşıdıkları davanın duruşması, 28 Eylül Çarşamba günü İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 1. Ceza Dairesi’nde görüldü. Sanık erkek, davaya Maltepe Cezaevi’nden SEGBİS aracılığı ile bağlandı. Yerel mahkemedeki ifadesini tekrar etti, “Pişmanım, keşke olmasaydı” dedi.

Mahkeme, yerel mahkemenin “indirim kararını” bozdu, zaten gerekçeli kararda da bu indirimin “nedenine” dair bir bilgi yoktu. Ve İstinaf Mahkemesi haksız tahrik indirimi uygulanmasına yer olmadığına karar vererek, müebbet hapis kararı verdi.

Avukat Yelda Koçak, yerel mahkemenin kararının kadın açısından bozulmasının önemli olduğunu belirtiyor ve yine de yetersiz olduğunu söylüyor. Çünkü “İmam nikâhlı eş olduğu için resmî nikâhlı eşi öldürdüğünde vermesi gereken ağırlaştırılmış müebbet yerine müebbet hapis verdi. Aynı ev içinde yaşayan kişiye karşı işlenmiş olması ve uykuda kendini koruyamaz durumdaki kişiyi canavarca hisle öldürme nedeniyle ağırlaştırılmış müebbet olmalıydı. İmam nikahının meşruluk kazanması yerine ev içi şiddet sonucu ölüm halinin ağırlaştırıcı sebep olması gerekiyor…” diyor.

Koçak ayrıca şu duruma da dikkat çekiyor:

“Ülkemizde sıklıkla resmî nikâh imam nikahlı evlilikler şeklinde de görülen aynı evde yaşayan kadının öldürülmesi ile resmî nikahı olan kadının öldürülmesi aynı cezayı gerektirmiyor, oysa suç aynı evi paylaşmış olmanın kolaylığı içerisinde işlenmiş oluyor bu da ağırlaştırıcı sebep olmalı ve tıpkı eşe karşı işlenen cinayetlerde olduğu gibi ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası verilmeli. Yine öldürme fiili kadına yönelik şiddetin bir sonucu olarak gerçekleştiği için de ağırlaştırıcı sebebin olması gerektiğini düşünüyoruz.”

İki kadın avukatın mücadelesi sonucu 9 yıl gibi bir ceza sonrası salıverilecek olan sanık Barçağ, müebbet hapis cezası ile gelecek yıllarını cezaevine geçirecek.

Kim bilir bu davadaki karar belki de diğer “ev içi şiddet”e yönelik suçlarda örnek karar olacak. Erkekler de öyle kolay kolay nasılsa evli değiliz, yükümlülüğüm yok, “severim de döverim de” “ev içindeki şiddetten”  sıyırırım diyemeyecek. Çünkü bilecekler ki, işin peşini bırakmayacak kadınlar ve kadın avukatlar var ve hep var olacak.

Kaynak: BİANET

İlginizi çekebilir