Ergene’den Marmara’ya deşarja son verilmeli

Denizler adeta deniz salyası olarak adlandırılan müsilaja teslim. Uzmanlar yaptıkları açıklamalarla Marmara Denizi’ni tekrar yaşatmak acil adım atılması gerektiğini vurguluyor. Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği (TMMOB) Çevre Mühendisleri Odası (ÇMO) İstanbul Şubesi ‘Müsilaj ve Etkilerinin Azaltılmasına İlişkin Acil Eylem Planı Önerilerimiz’ başlıklı bir açıklama yayımladı.

Ergene’den Marmara’ya deşarja son verilmeli

ÇMO denizin kurtarılması için şu önerilerde bulundu:

1 Ergene’den Marmara Denizi’ne deşarja acilen son verilmeli. Ergene havzasının atıksu toplayıcı sisteminin Marmara Denizi`ne bırakıldığı nokta ivedi olarak incelenmeli, derin deniz deşarjı ön arıtma ile birlikte ele alınmalı ve sıkı bir şekilde denetlenmeli.

2 Atıksuların tamamının ileri biyolojik arıtılması yapıldıktan sonra derin deniz deşarjı yapılması. Marmara Denizi’ndeki atıksu deşarjı kaynaklı kirliliğin önüne geçilebilmesi için kesin çözüm budur.

3 Marmara Denizi etrafındaki derin deniz deşarjları, ön arıtmalar ve endüstriyel atıksu arıtma tesisleri ile sanayi atıksuları en kısa sürede denetlenmeli. Atıksu debisi ve su analizleri yapılarak, hâlihazırda çalışan tesislerde gerekli ön arıtma koşulları sağlanmalı ve ivedilikle ön arıtmaların doğru şekilde çalışmaları emniyete alınmalı.

4 Ön arıtma tesislerinde yağ tutucular işletmeye uygun hale getirilmeli. Askıdaki katı madde çökeltme işlemi etkin bir biçimde sağlanmalı.

5 Endüstriyel ve kentsel atıksu arıtma tesisleri için atıksu geri kazanım sistemleri kurularak Marmara Denizi’ne deşarj edilen atıksu miktarının azaltılması gerekmekte.

Öte yandan Çevre ve Şehircilik Bakanı Murat Kurum deniz salyası oluşumunu araştıran ODTÜ Deniz Bilimleri Enstitüsünün gemisi Bilim-2’yi ziyaret ederek açıklamalarda bulundu. Bakan Kurum, “91 ayrı noktadan numuneler aldık. Buradaki deniz suyu sıcaklığının Ege Denizi’ne oranla daha arttığı tespitleri var. Bu noktada sıcaklığı artıran nedenleri de araştırarak tespitlerimizi yaptık. Bütün arıtma tesislerinden numuneler aldılar. Bu numuneleri laboratuvarlarımızda test ettik yapılacak eylem planlarını oluşturduk. Eylem planları çerçevesinde hem kısa vadede hem de uzun vadede yatırımlarımızı yapacağız” dedi.

Kaynak: Birgün

***

Soysal: Endüstriyel ve evsel atıkların Marmara’ya deşarjı durdurulmalı

facebook sharing button
Müsilaj krizinin bir sistem, kapitalist üretim-tüketim ilişkilerinin sonucu ortaya çıktığını söyleyen İzmir Tabip Odası Çevre Komisyonu Başkanı Soysal,  bir an önce endüstriyel ve evsel atıkların gerektiği gibi arıtılmadan Marmara Denizi’ne deşarjının durulması çağrısı yaptı.

Müsilaj başta Marmara Denizi olmak üzere Karadeniz ve Ege Denizi için de büyük bir felakete dönüştü. Deniz, su, doğa tahrip edilirken, insanlar ve doğal yaşamın da geleceği tehdit altında.

Denizlerdeki biyolojik yaşamın başlangıcı olan fitoplanktonların aşırı çoğalması sonucu tepkime vermesi, tepkime sonucunda açığa çıkan sümüksü salgı olan müsilaj, Marmara Denizi’nde ilk olarak 2007’de görüldü.

Marmara Denizi’nin dip ve üst olmak üzere iki akıntısı var. Dip akıntısı Karadeniz’e doğru, üst akıntısı Karadeniz’den Marmara’ya oradan Akdeniz’e doğru gidiyor. Marmara Denizi bugün sermaye tarafından bir atık çöplüğüne dönüştürülmüş durumda. Bütün sanayi çöplükleri, sanayinin pis suları derin deşarj denilen sistemle Marmara Denizi’ne deşarj ediliyor. Derin deşarj sistemi ile suyun 15 ila 30 metre altına bu sanayi atıkları arıtılmadan bırakılıyor. Dip akıntısı nedeniyle bunlar Karadeniz’e ulaşırken, Karadeniz kirletiliyor. Fakat kirlilik üst akıntısı ile tekrar Marmara’ya taşınıyor. Önlem alınmaması durumunda buradan Ege’ye, Akdeniz’e ulaşarak bütün denizleri kirletmesinin önü açılmış olacak.

Tehlike giderek artarken iktidar görüntüyü kurtarmakla ilgileniyor. İzmir Tabip Odası Çevre Komisyonu Başkanı Doktor Ahmet Soysal ile müsilajı, zararlarını; müsilaja karşı hükümetin yürütmesi gereken politikaları ve kalıcı çözümü konuştuk.

Marmara Denizi’nde 2007 yılında da küçük boyutlarda müsilaj olduğunu hatırlatan Soysal, “Evsel ve kentsel atıkları çok ciddi arıtımlara tabi tutmadan bu alanlara boşalttığımızdan böyle bir tablo karşımıza çıktı” dedi.

‘ENDÜSTRİYEL ATIKLARIN ARITILMADAN DÖKÜLMESİ ENGELLENMELİ’
Yaşanan sorunun çok ciddi olduğunu dile getiren Soysal, mücadele yöntemlerini şöyle aktardı: “Burada mücadeleyi iki boyutta görmek lazım. Acil yapılacak olanlar ve bir de kısa zaman içinde yapılması gerekenler. Temizlik çalışmaları yapılıyor şu anda. Ama bunlar çözüm değil. Biraz durumu hafifletme kapsamında düşünülebilir. Sadece deniz üstünde gördüğümüz müsilaj yok, deniz altında da var. O nedenle de yapılanların sadece kozmetik olduğunu söylemek gerek. Kesin çözüm peşinde koşuyorsak ki koşmalıyız. Marmara Denizi’nde ilk müsilaj sorunları yaşandığında Kentsel Atık Su Arıtım Yönetmeliği’ni yayınladık. Müsilajla ilgili tarifler de var, o dönemden itibaren bu sorunu çözmeliydik. Yapılacak tek ve ortak bir çözüm var; kentsel ve endüstriyel atıkların arıtılmadan Marmara Denizi’ne dökülmesini engellemek. Yani arıtım tesislerini kurmak, kentsel ve endüstriyel atıkları ileri biyolojik arıtıma, gerekiyorsa kimyasal arıtıma tabi tutmak. Bunları gerektiği gibi arıttıktan sonra deşarj etmek.

Bir de Trakya için Ergene Havzası’na yapılan derin deşarj sistemi de bir an önce gözden geçirilmeli, gerekenlerin yapıldığı konusunda kamuoyu ikna edilmeli.”

‘İÇ VE KAPALI DENİZLERE DEŞARJ YAPILIRKEN ÇOK DİKKATLİ OLUNMALI’
Yıllar önce müsilaj ortaya çıktığında, sorunun kalıcı çözümü konusunda adımlar atılsaydı bugün böyle bir krizin yaşanmayacağına dikkat çeken Soysal, “Biz yıllardır özellikle kentsel ve endüstriyel atık suların gerektiği gibi arıtıldıktan sonra deşarj edilmesini savunduk. Yıllardır Marmara ve Karadeniz gibi özellikle iç denizlere, kapalı denizlere deşarj yapılırken çok dikkatli olunmasını savunduk. 2016’da Tekirdağ’da Ergene derin deşarj sistemini gördüm ve inanamadım. Ergene suyunu alıyorsunuz gerektiği kadar arıtmadan derin akıntılara bunu veriyorsunuz ve derin akıntılarla Karadeniz’e gidecek diye düşünüyorlar” diye konuştu.

Çevre sorunlarının siyasi sınırları aştığının altını çizen Soysal, bu yıl ki 5 Haziran Dünya Çevre Günü’nün temasının ekolojik onarım ve ekolojik restorasyon olduğunu hatırlattı. Bu sloganın belirlenmesinin üzücü olduğunu söyleyen Soysal, çünkü insanlığın doğa ve canlı yaşamını sömürdüğünü, yaşam alanlarının bitme noktasına geldiğini kabul ettiğini ve bu doğrultuda da ekolojik onarıma ihtiyaç duyduğunu belirtti.

‘DENİZE FOSEPTİK MUAMELESİ YAPARSAN DENİZ DE FOSEPTİK GİBİ DAVRANIR’
Ekolojik yıkımın nedeninin sistem, kapitalist üretim-tüketim ilişkileri olduğunu vurgulayan Soysal, bu ilişkiler devam ettiği sürece müsilaj gibi doğa olaylarının yaşanacağını belirtti. Soysal, şu ifadelerle devam etti: “Müsilaj da bunu acı bir şekilde gösterdi. Marmara Denizi’nde ortaya çıkmasının temel nedeni o çevrede özellikle Trakya ve Güney Marmara bölgesinde Bursa civarında kurulu organize sanayi bölgeleri ve kentlerin atıklarının hiçbir şekilde arıtılmadan Marmara Denizi’ne dökülmesidir. Marmara Denizi’ne foseptik muamelesi yapıyorsunuz. Deniz de foseptik gibi davranarak intikamını alıyor. Sonuç olarak her şey insanlar için mantığıyla gidersek, bizim dışımızdaki canlı ve cansız çevreyi yok sayarsak Marmara Denizi’nde karşımıza çıkan müsilaj sorunu başka alanlarda da çıkacak.

‘İNSANI EKOSİSTEMİN EFENDİSİ OLARAK DEĞİL PARÇASI OLARAK GÖRMELİYİZ’
İnsanlar, denize girip giremeyeceklerini soruyor bana. Mavi Bayrak koşulları ortada, denize girilmez. Müsilaj mikro organizmalar için üreme alanı. Böyle bir ortamda nasıl denize girilir. Oradaki canlı yaşamı bitiyor, müsilaj denizin altını da kaplayarak oksijen satürasyonunu düşürüyor. Altındaki balıklar, sucul canlılar boğularak ölüyor. Balıkçılıkla geçinen insanlar var. Balıkçılar balık avlayamayacak bu nedenle. Marmara Denizi dışında getirilecek, fiyat yükselecek. Kimisinin besin zinciri bozulacak kimisinin geliri düşecek. Bunların hepsi birbirine bağlı. Ekosistemi koruyabilmemiz için her şeyden önce, insanı ekosistemin üstündeki efendi olarak görmek düşüncesinden vazgeçmeli, ekosistemin parçası olduğunu hatırlamak gerek. O zaman bu sorunları çözme şansımız daha fazla.”

‘ATIKLAR ARITILMADAN MARMARA’YA DEŞARJ EDİLMEMELİ’
Doğaya saygılı politikalar geliştirmenin kalıcı çözüm olduğunu söyleyen Soysal, “Lüks üretim ve tüketimimizi azaltarak, üretimi insanların temel ihtiyaçlarına göre planlayacağız, ama bunu yapıncaya kadar da üretim yaparken ortaya çıkan atıklarımızın arıtımı konusunda da bilimin doğrultusunda hareket etmeliyiz. Biliyorum ki birçok endüstriyel tesis atık yönetiminin maliyetinden kaçınmak, ürettiklerini daha ucuza mal etmek için atık sularını veya diğer atıklarını gerektiği gibi arıtmadan doğaya veriyorlar. Müsilaj da kentsel atık su, endüstriyel atık suyun sonucudur. Hepimiz de sonuç olarak ekolojik açıdan, ekosistemlere saygılı ve bunun için adım atacak iktidarlar için çalışmalıyız. En temel çözüm burada. Şu çağrıda bulunmak istiyorum; bir an önce endüstriyel atık olsun, evsel atık olsun bunların arıtılmadan Marmara’ya deşarjı durdurulmalıdır. Bir de Marmara’ya yapılan derin deşarj saçmalığından vazgeçilmeli. Bugün kozmetik önlemlerle kaçındığımız müsilaj yarın çok daha tehlikeli dönecek; Karadeniz’i de Ege Denizi’ni de etkileyecek” dedi.

Kaynak: Etha

***

Prof. Dr. Ahmet Kideyş: Sanayi atıkları kesinlikle denize verilmemeli

Müsilajın denizin nasıl kullanıldığını gösterdiğini belirten ODTÜ Deniz Bilimleri Enstitüsünden Prof. Dr. Ahmet Kideyş, deniz üstündeki müsilajın buz dağının görünen kısmı olduğunu dile getirdi.

Çanakkale merkezindeki kıyılarda yoğunlaşan müsilajın temizlenmesi için yapılan çalışma | Fotoğraf: Burak Akay/AA

Deniz ekolojisi, deniz atıkları ve mikroplastikler alanında araştırmalar yapan ODTÜ Deniz Bilimleri Enstitüsünden Prof. Dr. Ahmet Kideyş, Marmara Denizi’ni saran müsilajı gazetemize değerlendirdi. Müsilajın denizin nasıl kullanıldığını gösterdiğini belirten Kideyş, deniz üstündeki müsilajın buz dağının görünen kısmı olduğunu dile getirdi. Denizde besin tuzlarının artışı ve oksijen seviyesinin yıllardır sürdüğünü belirten Kideyş, bu nedenle sanayi atıklarının kesinlikle verilmemesi gerektiğini vurguladı.

Marmara Denizi’ndeki tehlikenin 2007’den beri bilindiğini belirten Kideyş, deniz çevresinde yoğun bir nüfus olduğunu ve her türlü atığın temizlenmeden denize verildiğini söyledi. Denizin kirlemesinde yıllarca Karadeniz’in suçlandığını ifade eden Kideyş, “Ancak birçok Avrupa ülkesinden geçen Tuna Nehri, büyük bir debiye sahip. Tuna Karadeniz’i, o da Marmara’yı kirletiyor diye üzerimize düşeni yapmamayı seçtik. Halbuki Tuna Nehri son 10-15 yılda oldukça iyi duruma geldi. Tuna Nehri’ne kirleticilerin karışmaması için Tuna Nehri Komisyonu vasıtasıyla müthiş paralar harcandı, tarımdan gelen kirleticiler dahil, oldukça azaltıldı. Ancak biz kirletici kaynaklarımızı aynı ölçüde azaltamadık” dedi.

Fotoğraf: Ahmet Kideyş’in kişisel arşivi

1 MİLYON METREKÜP HAFRİYAT

Marmara Denizi’ni bu hale geleceği konusunda yıllardır uyarıların olduğunu belirten Kideyş, Marmaray’dan çıkan 1 milyon metreküplük hafriyatın 2013 yılında Marmara Denizi, Çınarcık Çukuru’na boşaltıldığını hatırlattı. Marmara denizi için en önemli göstergelerden birinin derin sulardaki oksijen seviyeleri olduğunu anlatan Kideyş, “Son yıllarda düştüğüne yönelik bilimsel yayınlar çıktı. Canlıların yaşayamayacağı seviyeye geldiğine dikkat çekildi” dedi.

“ARITMA TESİSLERİNİN HER GÜN ÇALIŞMASI GEREKİR”

Müsilajın denizin nasıl kullanıldığını gösterdiğini belirten Kideyş, deniz üstündeki müsilajın buz dağının görünen kısmı olduğunu dile getirdi. Bu nedenle sanayi atıklarının kesinlikle verilmemesi gerektiğini ifade eden Kideyş, yine sahile yakın bölgelerde termik santrallerin soğuk su alıp sıcak su vermesini de eleştirdi. Bakan Kurum’un deniz çevresindeki arıtma tesislerinin arttığına ilişkin açıklamasını sorduğumuzda Kideyş, “Olması güzel ama önemli olan aktif çalışması, 365 gün çalışmaları gerekiyor” dedi.

“MARMARA’NIN KORUNMASI İÇİN KOMİSYON OLUŞTURULMALI”

Karadeniz’in kirliliğine karşı Karadeniz Komisyonu, Akdeniz’in kirlenmesine karşı Barcelona Sözleşmesi gibi yapıların Marmara Denizi için de kurulması gerektiğini belirten Kideyş, “Marmara’nın korunması için ilgili bakanlıklar, çevre belediyeleri, üniversiteler, STK’ler, hatta özel sektörün bir komisyon içinde yer alması gerekiyor. Bu yapıda gemilerden kaynaklanan sorunlar, biyolojik çeşitlilik, balıkçılık, kıyı yönetimi, izleme-değerlendirme, arıtma teknolojileri, bakteriyoloji ve halk sağlığı eğitim ve bilinçlendirme gibi danışma kurulları oluşturulmalı. Besin tuzlarının denize girmesini aniden durdurmamız mümkün değil. Atık su tesislerini üçüncül seviyeye geçirmemiz lazım. Marmara Denizi’nde en az 1 sene her türlü balıkçılığı sosyoekonomik destekler vererek yasaklamak düşünülebilir. Bu şekilde deniz analarıyla rekabet halinde olan balıkların çoğalması ve deniz analarının azalması sağlanır” dedi.

Kaynak: EVRENSEL

 

İlginizi çekebilir