Engelliler ‘engel’lerle boğuşuyor

Kutlanacak bir kazanım yok

Her 10 Mayıs haftasında devlet erkanı, yatılı okullardaki engelli öğrencileri çağırıp kamuda çalışan kişilerle çeşitli törenler yapıyor meydanlarda. Yine bazı devlet erkanları, küçük törenler yaparak bu haftayı kutlamış oluyor. Kutlama bildiğimiz üzere kazanılmış haktır. Bir hak kazanırsınız, o hakkı kutlamak için o tarihte bir kutlama yaparsınız. Ya da bir zafer kutlarsınız. Yani kutlanmaya değer bir şeydir, kutlarsınız. Ancak engeliler, Sakatlar Haftası’yla ilgili geçen o kadar zaman içerisinde kutlanacak bir şey bulamadıklarını belirtiyor. Bir kısım engelli örgütü de bu kutlamalara tepki göstererek, alternatif bir takım çalışmalar ürettiler ve onlarla ilgilendiler. Süreç bu anlamada bugüne kadar gelmiş oldu.

Hep ötekileştirildiler

Dünyada çok eski toplumlarda, köleci tolumdan bu yana engelli meselesi, muhtaçlık sınırı içerisinde bir sadaka kültürü yoğurulmuştur. İşte engelliler muhtaç, yapamayan, edemeyen, ötelenen, ayrıştırılan topluluk olarak geliştirilmiş. Bu Ortaçağ’da engelli doğan çocukları imha etmek gibi başlamış, Hitler faşizmine doğru gelindiğinde de gaz odalarında yakılmaya kadar gitmiştir engelliler.

Engellilik hastalık değil

Yeni Yaşam gazetesi olarak engeliler için mücadele yürüten Özgürlükçü Demokratik Engelli Forumu (ÖDEF) kurucularından Zühtü Turgut ile konuştuk. Görme engelli Zühtü Turgut, “Kendimizi toplumsal muhalefetin içinde görüyoruz” diyerek şunları söylüyor: “Engellik nedir? Engelli meselesi nedir? Biz neden Özgürlükçü Demokratik Engelli Forumu diye bir forum oluşturduk? Neden başına Özgürlükçü Demokratik kavramları yerleştirdik, ondan söz edeyim. Engellilik bir hastalık olarak görülüyor. Engelliliği bir eksiklik, bir noksanlık olarak görme anlayışı var. Tıbbı model böyledir. Devletler ve hükümetler de bu modeli esas alıyor. Ülkemizde de uygulanan budur. AKP hükümetinin 2015’te çıkarmış olduğu engelli yasasında bu böyle tarif edilmiştir. Muhtaç, işte yetmezliği olan olarak tarif ediliyor, gerçi bu yasa da uygulanabilirliği olmayan bir yasa o da ayrı bir konu. Yani tıbbı model üzerinden bir ilerleme sağlanmıştır. Tabii ki engellilerin eğitim ve istihdama erişimleri geri plana atılmıştır. Haklarını kullanamaz duruma gelmiştir engellilik. Ama toplumun her alanında olduğu gibi engellilerin alanında da bir örgütlenme olacaktır ve olmuştur. Ancak bu örgütlenmelerde maalesef ki demin ifade etmeye çalıştığım korumacı, himayeci, sadakacı anlayışlardan etkilenerek olmuştur. Argümanları onun üzerinden geliştirilmiştir. Bunun için savunulan konjonktürde ‘şunu isteriz, bunu isteriz’den öteye gidememiştir engellilik. Türkiye’de de öyledir.”

İstihdam ve eğitim yok

Türkiye ve bölge kentlerinde milyonlarca engelli olduğunun altını çizen Turgut, “Tabii ki en yetkili ağızlarda bugün engellilik meselesi, ‘biz her türlü engelli meselesini çözeriz’den ileriye giden bir söylem değildir. Bize verilen şudur; siz size verilen ile yetinin biz sizin için en iyisini düşünürüz, size tebaa ettiğiniz ölçüde öbür dünyada da çok iyi yaşayacaksınız Allah sizi bunun için böyle yapmış. Öbür dünyaya havale ediliyoruz vs. Böyle bir yanı var. Bu sakatlar haftasında da kutlamalar vs. oluyor, özellikle devlet erkanı tarafından, biz bunları reddediyoruz. Engellilik adına kazanılmış bir zafer yoktur. Kazanılmış bir hak da yoktur. Ülke de 10 milyonun üzerinde engelli olduğu var sayılmaktadır. Bu ülke nüfusunun 10’da birini oluşturur. Yani 2002 yılında yapılan nüfus sayımında kabataslak böyle bir tespit yapılmıştır. Günümüzde ne kadar olduğunu bilmiyoruz. Sadece varsayımlar üzerinden hareket ediyoruz. Buna göre 10 milyon insan engellidir. Bu engelli insanların kaçta kaçının üretimden faydalandığını bilemiyoruz. Ancak çok düşük rakamların olduğunu düşünebiliyoruz. Yaklaşık 10’da birlik oranında düşünüyoruz. Bütün bunlar varsayımdır. Ancak şu bir gerçek, karşılaştığımız anlamda şehirlerde yaşayan engellilerin çok büyük bölümü istihdam ve eğitim olanaklarına erişmekten uzak yaşıyorlar” diye belirtiyor.

Ayrımcılıktan vazgeçin

Engellilerin ulaşım hakkından tutun da mimari düzenlemelere, cadde, sokak, şehirleşme, toplu taşıma araçları, şehirlerarası ulaşım vs. konularında diğer insanlara göre daha alt düzeyde faydalanabildiğine dikkat çeken Turgut, “Dolayısıyla tabiatları itibari ile yürüyemeyen, göremeyen bir insandan bahsediyoruz. Zorlukları vardır bu insanların bu nedenle de daha çok mağdur ediliyorlar. Bir de bizim karşı çıktığımız işte ‘engelliler için parkta tuvalet yaptık, engelli parkı, engelli sokağı, engelli yeri, engelli plajı’ vs. bu tür ayrıştırıcı, ayrımcı politikaları da biz reddediyoruz. Sakatlar haftasında işte bunları söylüyorlar. Hatta rastlamışsınızdır, engelliler için şarkılar bestelenip ‘10 milyon tıklanmayı aştı, engellilere tatil köyü kuracağız’ gibi ayrımcılığı körükleyen birçok şey oluyor. Bütün bunlar egemen ideolojilerin, onların siyasi iktidarlarının uygulamış olduğu ayrımcılıklara hizmet eden şeylerdir. Ayrımcılık bizim için en önemli meseledir. Bütün mücadelemiz ayrımcılığa karşıdır” diyor.

Kaderimize razı olmamız isteniyor

Turgut şöyle devam ediyor: “Bu tarz ‘engellilere iyilik yapıyoruz’ tarzı ayrımcılıklara karşı olduğumuzun da altını çizmek isteriz. Bu engellilere yapılan ayrıştırmayla engellilerin, eğitim, istihdam ve çeşitli haklara erişebilme konusundaki mücadelelerinin önüne geçen bir durumdur. Aynı zamanda bu toplumda da bir yanılsamaya yol açmaktadır. Toplumda engellilerle ilgili çok söz edildiğinde onlar için çok şey yapıldığı gibi bir algıya sebep oluyor. Engellilik konusunda bilinçaltına yerleşmiş olan az önce anlatmaya çalıştığım himayeci ve sadakacı anlayışlar toplumun bütün bireylerine kadar nüksetmiştir. Bilinçli bile olmasa herkes bize karşı ayrımcılık uygulamaktadır. Bütün bunların bertaraf edilmesi gerekiyor. Ben yaklaşık 30-40 yıl engelli mücadelesi içinde bulunmuş bir insan olarak her seferinde hükümet ile görüşmeler yapıldı ancak somut bir şeye ulaşılamadı. Çünkü, onların politikaları öyle. Politikalarını korumacı, himayeci ve sadaka kültürü üzerine oluşturdukları için engellilerin de verilen ile yetinmesini istiyorlar. Onların kaderlerine razı olmasını istiyorlar.”

Rektör tipik örnek

Geçtiğimiz günlerde Beykent Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Murat Ferman, Ekotürk’teki canlı yayında enflasyonu engelli çocuklara benzetti. Ferman’ın, “Ailenin özürlü çocuğu gibi idare ediyoruz… Herkes bir şekilde yararlanıyor ondan” şeklindeki konuşmasına tepki gösteren Zühtü Turgut, “Bu da hükümetin, devletin engelliye nasıl baktığının tipik bir örneğiydi. Bizim asıl mücadelemiz tam da buradaki ayrımcılıkla ilgilidir” diye vurguluyor.

Demokrasi ile çözülür

Çözüm nasıl ve ne olabilir? diye sorduğumuz Turgut şöyle yorumluyor: “Herkes biliyor ki bu ülkede yokluk, yoksulluk, insan hakları gibi en temel sorunlar sürüyor. Bu cumhuriyet döneminde de böyle olmuştur, günümüzde de böyle olmuştur. Son 10 yıl içerisinde bu biraz daha katmerlenerek arttı. Ülkemizdeki toplumsal dinamikler kesin bir baskı altında. Biz toplumun şiddet gördüğüne inanıyoruz. Bunu içerisinde engelliler de baskı ve şiddet altındadır. Diğer bireyleri, katmanları gibi… Şimdi ülkenin birçok sorunu var. Engelli sorunları da bu ülkenin sorunlarından farklı değil. Yani ülkede etnik bir mücadele varsa, etnik bir mesele varsa, bu etnik mesele çözülmeden engelli meselesi de çözülemez. Kadınların cins olmaktan kaynaklı kaybetmiş olduğu haklar, onlara uygulanan politika ile ilgili mücadelelerinde başarılı olmadıkları ölçüde, engelli mücadelesi de başarılı olamaz. Yine işçiler, emekçiler haklarına kavuşmadığı ölçüde engelli mücadelesi de olamaz. Yine inanç grupları vs, ülkedeki bütün toplumsal dinamiklerin mücadelelerin yükselmiş olması, kazanmış olması engellilerin de haklarının bir ölçüde kazanılmış olması anlamına gelecektir. Çünkü biz engelli meselesini gerçek bir demokrasi ile çözebileceğimize inanıyoruz.”

Biz de muhalefetin içindeyiz

“Engeliler, sadakacı anlayıştan etkilendikleri ve istismara çok açık bir topluluk olduğu için örgütlenmesi de bugüne kadar böyle sürmüş ve görünür olamamıştır” diyen Turgut, “Yani toplumsal muhalefet içerisinde de görünür olamamışlardır. Bu nedenle dinamikler içerisinde yoklar. İşçiler, köylüler, kadınlar, LGBTİ+’lar sayılırken, engelliler sayılmıyor, çünkü mücadeleleri görünür değil. Toplumsal mücadelenin içinde değiller. Engellilerin de bu toplumsal mücadelenin içerisinde yer almaları gerekiyor. Doğrusu budur. İşte bizim Özgürlükçü Demokrasi Formu’nu oluşturmamızın nedeni de bunlardır. Yani özgürlüğe kavuşmadan, demokrasi olmadan engelli meselesinin çözülemeyeceğine inandığımız için adımızı Özgürlükçü Demokratik Engelli Forumu olarak koyduk. Biz bir form hareketiyiz. Forumda çoğalacağız. Bildiğiniz üzere form bir birlik hareketidir. Tartışan müzakere eden bir yerdir ve buradan çoğalmayı, büyümeyi hedefliyoruz” diyor.

Sadakacı anlayışlardan kurtaracağız

Engellilerin de toplumsal muhalefetin yanında, toplumsal muhalefetim içerisinde, sınıf kardeşleri ile birlikte, kadınlarla, gençlerle birlikte, bütün etnik yapıların mücadelesinin yanında, içerisinde, ekoloji mücadelesinin içinde, inanç gruplarının içerisinde yer alarak bir mücadele yürütmeye çalıştıklarını dile getiren Turgut, “Demokratik kanalları açabilirsek, demokrasinin önündeki engelleri kaldırabilirsek ve demokratik bir cumhuriyeti birlikte inşa edebilirsek engellilerin meselelerinin de orada çözülebileceğine inanıyoruz. Yoksa savaş baronluğu yapan kandan, gözyaşından, baskıdan, şiddetten, sömürüden güç alan ve onlarla haklara, toplumlara, anlayışların, yaklaşımların engelleme mücadelesini, engelli meselesini çözebileceğine inanıyoruz. Forumumuzu da bu amaçla kurduk. Engelli meselesini bulunduğu o sadakacı anlayışlardan kurtarıp daha demokratik bir ortama çekmeyi hedefliyoruz” diyerek sözlerini noktalıyor.

Kaynak: Yeni Yaşam

İlginizi çekebilir