En kapsamlı Kürtçe atasözleri kitabı yayımlandı: Gotinên Pêşiyan – Ferhat Yaşar

Araştırmacı yazar Mehmet Öncü’nün uzun yıllardır hazırladığı ‘Gotinên Pêşiyan’ (atasözleri) kitabı Sîtav Yayınevi tarafından yayımlandı. 50 bin atasözünden oluşan kitap şimdiye kadar yazılmış en kapsamlı Kürt Atasözleri toplamı olma özelliğine sahip.

‘Gotinên Pêşiyan’ (atasözleri) kitabı Sîtav Yayınevi tarafından yayımlandı. 4 ciltlik bu kapsamlı eser 235 bölümden oluşuyor. Araştırmacı yazar Mehmet Öncü’nün hazırladığı ‘Gotinên Pêşiyan’ 50 bin atasözüne yer veriyor.

Kitapta yer alan atasözleri içeriklerine göre kadın, yiğitlik, iyilik ve kötülük gibi bölümler şeklinde hazırlandı. Öte yandan kitapta 2 binden fazla atasözüne kaynaklık etmiş hikayeler yer alıyor. Ayrıca kitapta 4 binden fazla bilinmeyen ya da sözlüklerde yer almayan kelime bulunuyor. Bu kelimelerin açıklamaları ise dipnotlarla okura sunuluyor.

Kürtçe atasözleri sözlüğü çalışmalarının bugüne kadar yapılmış en geniş kapsamlısı olarak karşımıza çıktı ‘Gotinên Pêşîyan’. Derleme için çalışmaya ne zaman başladınız, neler yaptınız?

Beni Kürt kültüründe derleme yapmaya yönelten şey, babaannemin çocukken dizinin dibinde oturup dinlediğim o güzel masallardı. Bizi gerçek dünyadan alıp, hayal âlemine götüren, bugün okurken başımızı döndüren Yunan mitolojisinin de esin kaynağını oluşturan o güzel masallar… O masallarda geçen yel atları, su atları, efsunlu yüzükler, birbirine değince elektriklenerek kurtarıcıyı çağıran at yelesi kılları, görünmezlik takkesi, uçan çömlekler, devler, periler ve kendini küllerinden yaratan anka kuşu. Bütün bunların unutularak yok olacağı korkusu beni bu alanda çalışmalar yapmaya iten en önemli etkendi.

Benim derlemelere ilişkin serüvenim 70’lı yılların sonlarına dayanır ki, ben daha Adıyaman Lisesi’nde son sınıf öğrencisiyken (1979) kendimi folklorik derlemelerin gerekliliğine inandırmıştım. 1979 yılında bir üst aramasında üzerimde bulunan, saman kâğıdına Türkçe alfabe ile yazılmış 21 adet Kürtçe atasözü bulundu. O zamanki adıyla Eskisaray Karakolu’nda yedi gün gözaltında kaldım. Yedi günden sonra ifadem alındı ve serbest bırakıldım.

Yaşadığım bu travma bende, bu kültürün derlenmese yok olacağı korkusunu körükledi. Ben de gayri ihtiyari bu yola yöneldim. Karşılaştığım her yaşlı insanla birebir görüşmeler yaptım. Onlardan aldığım her şeyi küçük küçük kâğıtlara kaydettim. Seksenli yıllarda Celadet Ali Bedirhan’ın yarattığı Kürtçenin Latince alfabesini öğrendim. Bu da benim işimi kolaylaştırdı, zira benim daha önce kullandığım Türkçe alfabe, Kürtçenin fonetiği ile uyumlu değildi.

1980’li yılların ortalarında derlediğim şeylerin çok fazla olduğunu gördüm, bunların tasnifini yaptım. Tasnif çalışmasından sonra, birçok masallar, fıkralar, anektotlar, deyimler, atasözleri, bilmeceler, tekellemeler çıktı ortaya. 2006 yılının başlarından itibaren yavaş yavaş yayınlamaya başladım.

Çalışmayı hazırlarken ne tür zorluklarla karşılaştınız? ‘Kürtlerin mi yoksa başka bir milletin mi?’ diye şüpheye düştüğünüz atasözler oldu mu?

Kişi uzun süre bir iş ile uğraştığı zaman artık yaptığı işte uzmanlaşıyor ve ne yapacağını bildiği için de fazla bir zorluk çekmiyor. Tabii bu teknik yönden böyle ama bir de işin başka bir yanı var ki, yazılı kayıt altına alınmamış kültür öğelerinin kayıt altına alınmasında geciktiğiniz zaman o kültürel unsurlar yaşlı kaynaklarla beraber mezara gidiyor ve bir daha o öğeyi yaşama aktarma olanağı bulamıyorsunuz. Bir başka deyişle kültür aktarılmadan kesintiye uğramış oluyor.

Öğelerin aidiyeti konusunda hiç teredüt geçirmedim. Zira Kürtlerin ne kurumları ne de dillerini ve kültürlerini korumaya alacak bir kuruluşları mevcut değildir. Bunun için de başkalarına ait öğeleri sahiplenme şansları yoktur. Ama Kürtlere ait birçok şey talan edilmiştir. Bunun en güzel örneği Ziya Gökalp’in bir makalede Türkçeleştirdiği 500 adet atasözü ve deyimdir. ‘Diyariya şivana benîştê kizwana’ (Çam sakızı çoban armağanı)” deyimi bunlardan biridir.

Ulusal atasözleri yanısıra sınırları aşıp evrenselleşen atasözleri de var… Kürt atasözleri için bu anlamda durum nedir?

Bu konuda çok sayıda örnek verilebilir. Bunların içinde ünlü olan birkaç atasözü aşağıdaki gibidir:

Şêr şêr e, çi jin e, çi mêr e. (Aslan aslandır, erkeği dişisi yoktur)

Ê ku neke naxwe. (Çalişmayan yîyemez)

Zilma zaliman heta û heta najo. (Zalimin zulmü ilelebet sürmez)

Dinya bi mirin e. (Dünya Ölümlüdür)

Ku sola mirov teng bû, bila dinya biqasî ku dibêjin fireh be. (Ayakkabın dar olunca dünya istediğin kadar geniş olsun)

‘DENGBÊJLER YERYÜZÜNÜN EN BÜYÜK SÖZ USTALARIDIR’

Kürtler sözlü hafızası kuvvetli  olarak biliniyor. Atasözleri ise binlerce yılda oluşan ve dilden dile aktarılan yaşanmış hayat tecrübelerinden oluşuyor. Sözlü hafızanın güçlü olması ile atasözleri arasında nasıl bir ilişki var?

İbni Haldun’un ‘Coğrafya kaderdir’ diye bir sözü vardır. İnsan kaderinin hatlarını çizen beşeri coğrafya aynı zamanda içinde yaşayanları da kendi olanakları ve onlara sunduklarıyla şekil verir. Eğer Kürt toplulukları üzerinde yaşadıkları coğrafyanın birer ürünü iseler, hiç kuşku yoktur ki Kürtlerin üzerinde yaşadığı coğrafya onlara sonsuz olanaklar ve nimetler sunan bereketli bir coğrafyadır. Dolayısıyla Kürtler de bu zengin ve cömert coğrafyada çok renkli ve aktuel bir kültürün sahibidirler. Mesela Kürtlerde ‘dengbêjlik’ müesesesi vardır. Dengbêjler, hiç kuşku yok ki yeryüzünün en büyük söz ustalarıdır. Tarih boyunca bu söz ustaları, toplumun ana kodlarını içinde barındıran sözleri nesilden nesile aktararak devamlılığını sağlamışlardır. Sözün yazgısına hükmeden dengbêjlerin, zenginleştirerek alt kuşaklara aktardıkları damıtılmış birer söz öbeği olan atasözlerinin bir kısmı genç insanlar için nasihat olurken, bir kısmı yasadır, bır kısmı hayatın içindeki nesneleri tanıtırken, bir başka kısmı hayvanları, bir kısmı da ağaçları tanıtır. Kısaca bu özlü sözler yaşama yön vererek şekillendirler.

‘KÜRTLER YAZIYLA TANIŞAN İLK KAVİMLERDEN BİRİDİR’

Kürtlerin yazılı tarihi çok geç başladığı iddia ediliyor. Atasözleri, Kürtlerin bir millet olması anlamında bize neler söylüyor?

Hayır. Bu konuda yanlış aktarımlar var. Yeryüzünde yazıyla ilk tanışan kavimlerden biri Kürtlerdir. Zira Sümerlerin bile Zagroslardan, Güney Mezopotamya’ya inerek uygarlık kuran bir Kürt klanı olduğuna dair çok güçlü deliler var. Huriler, Gutiler ve daha sonra Mitaniler çivi yazısını kullanmışlardır. Bu konuda Zagroslardan Toroslara kadar, Kürtler tarafından yazıldığı bilinen çok sayıda yazıt ve kalıt vardır. Bugün İran sınırları içinde kalmış Bestun Yazıtı buna sadece bir örnektir.

Kürtler, Araplar, Türkler ve Farslar iç içe yaşamış ve zaman zaman birbirleriyle savaşmış milletler… Bu çemberde yaşananlar Kürt atasözlerine nasıl yansıdı?

Kürtlerin yalnızca yukarıda saydığınız üç millet hakkında değil, Romalılar, Yahudiler, Êzîdiler, Hıristiyanlar ve daha başka topluluk ve inançlar hakkında da özlü sözleri vardır. Bu sözlerin bir kısmı söz konusu halklar ve inançları kendi zaviyesinden tanımlar ve değerlendirir.

Eserde yer alan atasözlerinin tamamı aşk, dostluk, arkadaşlık, kadın, erkek, ekonomi ve daha 235 konu başlığı altında tasnif edilmiş, her söz ağırlıklı olarak kaynak kişilerin verdikleri bilgi doğrultusunda açıklanmıştır. Aynı atasözünün varsa değişik varyantları altına sıralanarak varsa atasözüne ait hikâyeler de altına yazılmıştır.

Kaynak: DUVAR

İlginizi çekebilir