Türkiye’nin dört bir yanındaki ekoloji hareketleri bugün İstanbul’da düzenlenen “Ekoloji Hareketleri Konferansı”nda buluştu.

Türkiyeli 48 çevre ve ekoloji örgütü ile hak savunucusu kurumun çağrıcı olduğu “Ekoloji Hareketleri Konferansı” bugün, İstanbul-Bakırköy’deki İBB Cem Karaca Kültür Merkezi’nde gerçekleşti.

2023 Türkiye Genel Seçimleri’nde ekoloji muhalefetinin geniş bir birliktelik sağlamasının, kendi siyasal taleplerini oluşturmasının ve ortak tutum geliştirilmesinin amaçlandığı konferansta İkizdere’den Şırnak’a, Çambükü’nden Diyarbakır’a ekoloji hareketlerinin ve direnişlerinin nasıl bir yaşam örmek istediği üzerine konuşuldu.

İki oturumda gerçekleşen konferansta, Türkiye’deki ekolojik tahribatlarda rolü ve imzası olan hiçbir siyasiye ve partiye, 2023 Türkiye Genel Seçimleri’nde oy verilmeyeceğine yönelik ortak bir tutum alındı.

Ekoloji örgütlerinin ve direnişlerinin nasıl bir dünya, nasıl bir yaşam, nasıl bir emek tartışmaları üzerine konuşmalarını sürdürdüğü ilk oturumda, yeşil, eşit ve özgürlükçü anayasa talebi dile getirildi. Ekolojik Anayasa tartışmalarında ekokırımın bir suç olarak tanımlanması da konuşuldu.

Konferansta en çok ilgi çeken ve alkış alan konuşmalardan biri, direnişlerinde birinci yılını dolduran ve köylerindeki tarım arazilerini yok etmek üzere inşası planlanan Organize Sanayi Bölgesi (OSB) Projesi’ne direnen Çambükü köylülerinin temsilcisinin konuşması oldu.

Konferansın çağrıcılarının yanı sıra, Kod-46 ile işten atılan ve direnişlerinde 13. günlerine giren LC Waikiki depo işçileri de konferanstaydı.

Anti-militarist mücadele

İkizdere’de kesilen ağaçlarla Şırnak’ta kesilen ağaçlar gibi, Türkiye’deki tüm ekoloji aktivistlerinin de “kardeş” olduğunun vurgulandığı ilk oturumdaki konuşmalardan bazıları şöyle:

Agit Özdemir (Hasankeyfi Yaşatma Girişimi): “Ekoloji hareketleri olarak anti-kapitalist ve anti-militarist bir bakışa ihtiyacımız var. Eğitim ve sağlıktan daha çok savaşa bütçe ayrılıyor. Kürdistan’daki tüm talanların tek gerekçesi güvenlik. Anti-militarist mücadelenin yanı sıra, üzerinde dikkatle durmamız gereken bir başlık da ekoloji mücadelesindeki coşkuyu Z kuşağı ile buluşturma zorunluluğumuz. Z kuşağı önümüzdeki seçimde önemli bir rol oynayacak.”

Eşit bir ekolojik yaşam

Süheyla Doğan (Kazdağı Koruma Derneği): “Ekokırımın, cinskırımın ve emek kırımın olmadığı bir yaşam istiyoruz. Toplumsal cinsiyet eşitliğinin gözetildiği, kadın ve LGBTİ+’ların öldürülmediği eşit bir ekolojik yaşam istiyoruz. Kadının, doğanın, emeğin sömürülmediği, türcülüğün olmadığı bir yaşam istiyoruz. Herkesin temiz ve adil gıdaya ulaşabildiği; GDO tohum yerine yadigar tohumları kullandığımız, geleneksel yöntemleri uyguladığımız bir tarımsal üretim istiyoruz.”

Dr. Mehmet Zencir (Türk Tabipleri Birliği): “Pandeminin ortaya çıkmasında ve önlenmesi sürecinde ekolojik tahribatın sonuçlarını gördük. Pandemi bu kadar hızlı yayıldığı için mega kentleri gördük. Ekolojik yıkım böyle devam ederse bizi daha kötü sonuçların beklediğini de biliyoruz. Pandemi sürecinde hizmet üretenlerin, yani sağlık emekçilerinin özne olamadığı bir süreç gördük. Sağlık hizmetleri de, tıpkı ormanlar, dereler gibi sermayenin eline geçmiş durumda. Şunu birbirine benzetmek isterim: Sağlıksızlığı kâr amacına getirdikleri gibi atık meselesini de kâr amacı haline getirdiler. Ve elbette, ekolojik mücadele enternasyonalist olmak zorunda.”

Sermayeyi dövenler

Halime Şaman (Sinpaş Direnişi): “Bizler Türkiye’deki sermayeyi döven insanlarız. Bugün hayal ettiğimiz hayatı nasıl kuracağımız üzerine düşünmemiz gerekiyor. ‘Ekolojik Anayasa’ çalışmasından başlayabiliriz. Kent konseylerine girerek, hayatlarımızın öznesi olma yolunda adımlar atabiliriz. Kararlılıkla isteklerimizi ve taleplerimizi sürdürmemiz gerekiyor.”

Fikret Çalağan (Ata Soyer Sağlık Politika Okulu): “Nasıl yapmalı’yı konuşmamız gerekiyor. Ne olmaması gerektiğini söylüyoruz hepimiz. Meclisler kuruyoruz, birlikte yol yürüyoruz. Bunlar önemli; ama toplamda ulus-devlete, sermayeye karşı çıkmamız gerekiyor. Hayallerimizden vazgeçmemiz gerekiyor. Hayallerimizden vazgeçmezsek başarırız. Çekildiğimiz mevzileri tekrar kazanmamız, buna itiraz etmemiz gerekiyor.”

Dünyadaki ekoloji hareketlerinin, kendi ülkelerindeki seçimlerde etkin rol olduğuna dikkat çekilen ikinci oturumda ise Türkiyeli ekoloji hareketlerinin kolektif söz üretmesinin önemi vurgulandı. Ekoloji hareketlerinin ve direnişlerinin temsilcilerinin konuşmalarıyla, seçimlerde nasıl ortak tutum alınması gerektiği tartışıldı.

Ekolojik tahribatlar

Konferansın çağrıcılarından İklim Adaleti Koalisyonu’ndan ve Halkların Demokratik Partisi (HDP) Ekoloji Komisyonu’ndan Melis Tantan, ekoloji hareketlerinin önümüzdeki seçimlerde ekolojik tahribatlarda imzası olan ya da bu tahribatlara göz yuman hiçbir siyasiye oy vermeyeceğini söyledi. bianet’e konuşan Tantan, sözlerine şöyle devam etti:

“Çok önemli bir seçim sürecindeyiz. Bizler de seçime giderken ekoloji hareketlerinin bugüne kadar getirdiği birikimi buraya nasıl yansıtabileceği üzerine konuştuk ve konferans düzenlemeye karar verdik. Türkiye’nin her alanına yayılan ve özellikle AKP-MHP iktidarıyla giderek çoğalan bir tahribat söz konusu. Bu tahribatların nasıl giderileceği, nasıl sonlandırılabileceği ekoloji hareketlerinin en önemli dertlerinden biri.

“Tüm ekoloji hareketlerinin siyasetin öznesi olması, belirleyeni olması gerekiyor. Bu seçim bunun için bir fırsat. Kendi alanlarımızda verdiğimiz mücadeleleri, iklim mücadelesini, ormansızlaştırma politikasını, savaşlardaki ekolojik tahribatı ne kadar gündemleştirebilirsek bunlara ilişkin şirketlerin ve devletlerin rollerini de o kadar çok gündeme getirebiliriz.

Yeni yaşam

“Temsil demokrasinin sınırlarının ötesinde başka bir hayatın, başka bir örgütlenmenin tartışmasını neden yapmayalım? Ekoloji hareketlerinin meclisleştiği, yerellerle kendi sözünü söyleyebildiği, örgütlenme alanlarını genişlettiği, kadın özgürlük hareketleriyle birlikte ilerlediği ve yeni yaşamı mümkün kıldığı bir dönem bu dönem.

“Ve şunu kesin bir şekilde söylemek gerekiyor: Ekoloji hareketleri bu tahribatların altında imzası olan kimseye oy vermeyecek. Buna nükleer santral yapanlar da, o nükleer santral yerli ve milli olsun diyenler de dahil ve tabii termik santrallerin kapatılması için bir şey yapmayanlar da. Muğla’daki, Ankara’daki muhalefet belediyesi olup da doğayı tahrip eden projelerde imzası olan veya bunlara karşı tavır almayanlar da. Ekoloji hareketin söylediği sözü söylemeyen ve sahiplenmeyen, onların uyarılarına kulak vermeyen kimseye oy vermeyeceğiz yani.”

Kesişimsellik

Yaşam ve hak savunucusu Prof. Dr. Beyza Üstün ise ekoloji hareketinin kadın, LGBTİ+ ve emek hareketiyle olan kesişimsel ilişkisine değinerek şöyle dedi:

“Kadın özgürlük perspektifimizle hem sisteme, kapitalizme ve onun büyüttüğü siyasi iktidara, hem de bu siyasi yapıya karşı mücadele yürütüyoruz. Ama artık ekoloji hareketleri şunu söylüyor: Aslolan biziz. Yani sözü biz kurarız ve biz karar veririz. Karar verme ve söz kurma sadece birlikte konuşmayı, dayanışmayı ve yan yana gelmeyi değil; birlikte politik bir hâlde yol-yöntem aramayı ve yürümeyi de içeriyor. Aslolan biz olduğumuz için özyönetim sistematiğini konuşuyoruz.

“Ekolojik-politik dediğimiz perspektif kadın özgürlükçü, emek özgürlükçü, hayvan özgürlükçü ve ezilen halkların olmadığı, şiddete uğramadığı, savaşların gerçekleşmediği, halkların yerinden zorla edilmediği, kapitalist şirketlerin yeşile boyalı projeleriyle yaşamları yok etmediği bir dünya tahayyül ediyor. Bu bir konferansla yapıp bitireceğimiz bir iş değil elbette, daha yeni başlıyoruz.

Seçimlerdeki tutum

“Fakat bu seçim odaklı bir tutum da değil. Ama madem biz karar veriyoruz, o zaman kendi kararımızı ekolojik anayasaya da dönüştürürüz. Komünal yaşamı da kurarız. Biz buradan yolumuza devam edeceğiz. Ve sadece önümüzdeki değil, tüm seçim süreçlerinde; eğer ekolojik bir suç işlenirse, yaşamı yok eden, kültürel varlıkları yok eden, halkları ezen bir projeye kim imza verirse geri çağıracağız.

“Politik perspektifte yeni yaşamı örüyoruz. Özne biziz: Ekoloji hareketleri. Ve bizler her yerde kendi meclislerimizi kuracağız. Şimdi burası da bir meclis. Tartışmayı biz yapacağız, kararı biz çıkaracağız. Kendimizi de değiştireceğiz ve kendimiz de yöneteceğiz. Ve evet önümüzdeki seçimlerde sistemin, kapitalist projelerin yanında olan hiçbir siyasetçi bizim onayımızdan geçmeyecek. Çok net bir kırmızı çizgi çekiyoruz burada: Derdimiz yaşamı özgürleştirmek. Kararımız da kesin.”

Son oturumdaki konuşmaların ardından konferansın sonuç bildirgesi-manifestosu okunarak konferans sonlandırıldı.

Konferansın çağrıcısı kurumlar:

Adana Ekoloji Platformu
Antakya Kent Akademisi
Ata Soyer Sağlık ve Politika Okulu
Atakum Kuzey Kültür Evi Derneği
Bakırtepe Çevre Platformu
Büyük Menderes İnisiyatifi
DİSK Dev Yapı-İş
Divriği Kültür Derneği
Divriği Yaşam ve Doğa Platformu
Ekoloji Birliği
Ekoloji Politik
Gaia Dergi
Gülpınar Sürdürülebilir Yaşam Derneği
Hasankeyfi Yaşatma Girişimi
Höyük Kültür Sanat Doğa ve Dayanışma Derneği
İkizdere Çevre Derneği
İkizdere Dernekler Federasyonu
İklim Adaleti Koalisyonu
İnşaat İşçileri Sendikası
İzmir Yeşil Gelecek Derneği
Jineoloji
Kazdağı Doğal ve Kültürel Varlıkları Koruma Derneği
Kazdağları Ekoloji Platformu (KEP)
KESK Ekoloji Birimi
Kuşadası Çevre Platformu
Malatya Çevre Platformu
Mersin Nükleer Karşıtı Platform
Mezopotamya Ekoloji Hareketi
Muğla Çevre Platformu
Munzur Çevre Derneği
Ortak Yaşam Ekososyal Kooperatifi
Ovama Dokunma Çevre Hareketi
Polen Ekoloji Kolektifi
Samandağ RES Karşıtı Mücadele
Sosyal Araştırmalar Vakfı
Sinop Nükleer Karşıtı Platform
TMMOB Çevre Mühendisleri Odası
Turgutlu İşçi Hakları Derneği Ekoloji Komisyonu
Validebağ Direnişi
Van Çevre Tarihi Eserleri Koruma Araştırma Ve Geliştirme Derneği (VAN ÇEVDER)
Yaşam ve Dayanışma Yolcuları
Yeşil Direniş Ekoloji ve Yaşam Gazetesi
Yeşil Sol İklim Krizi Çalışma Grubu
Yeşil Artvin Derneği
Yeşilırmak Çevre Platformu
Doğanın Çocukları
Doğa için Sanat Derneği
Yeryüzü Ekoloji Kolektifi

 

Kaynak: Bianet – Tuğçe Yılmaz

  • Hakkımızda
  • Künye

 

Başka Bir Denizli… Başka Bir Ülke… Başka Bir Dünya… MÜMKÜN…