Eğitimin Devasa Sorunları ve ‘Yeni’ Bakanın İradesi – Nejla Kurul

Nejla Kurul[1]

Gündelik yaşamın pek çok alanında olduğu gibi eğitimde de toplumsal sınıflar ve sınıf katmanları arasında iktidar mücadelesi sürer. Yani sınıflar üstü ya da sınıflar dışı bir eğitim yoktur. Ya otoriteye, iktidara rağmen insanı çok yönlü olarak geliştireceksiniz ya da ona otoriterinin ya da iktidarın daracık ideolojisini giydirerek insanları aynılaştıracaksınız. Kişi ya yeni özneleşme deneyimlerinin peşinde olacaktır ya da itaat edip rahat eden bir kişi olacaktır. Nihayetinde özgürleşme ya da köleleşme arasında bir tercihten dolayı öğrenciler, öğretmenler, ebeveynler için eğitim politiktir. Dolayısıyla eğitim, egemen sınıf ya da güçlerin hukukunun ve siyasal düzeninin ifade edildiği ve buna karşı direncin inşa edildiği politik bir alandır.

Yeni kabinenin sınıfsal niteliği

24 Haziran seçimlerinin ardından Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sisteminin yeni kabinesi de egemen sınıf ve güç ilişkilerini yansıtıyor. Kabine üyeleri siyasal İslam’la çelişmeyen ağırlıklı olarak da piyasa deneyimleri olan kişiler arasından seçilmiş görünüyor. Kendileri en görünür kimliklerini farklı ifade etseler de kabine sermaye ve yeni elitlerin temsilcilerinden oluşturulmuş durumda. Bu nitelikleriyle basına “alanında uzman kişiler” olarak lanse edildiler. Sağlık Bakanının sağlık sektörü kapitalisti (Medipol Hastanesi ve Medipol Üniversitesi patronu), Eğitim Bakanının eğitim sektörü kapitalisti (Maya Okulları), Kültür ve Turizm Bakanının turizm patronu (ETS Tur), Enerji ve Tabi kaynaklar Bakanının elektrik sanayi kapitalisti, Tarım ve Orman Bakanının alanının patronu olduğu basına yansıdı[2]. Ayrıca Ticaret Bakanının özel sektörden, İçişleri Bakanının da halen ticari faaliyetlerine devam ettiği de basına yansıyan bilgiler arasında yer alıyor. İnsan toplumsal ilişkilerinin açığa çıkardığı bir varlıksa eğer bir ilişki biçimi olan sermaye yeni kabine üyelerinin bilincini koşulluyor.

Bakanların bu niteliği onların “piyasa dostu” olduklarını ortaya koyuyor, ancak bakanların küresel finans çevreleri açısından serbest piyasalara tehdit olarak görülebilecek Cumhurbaşkanı Erdoğan’da cisimleşen tüm kimlikleriyle aynı zamanda “Erdoğan dostu” oldukları da ortada! Ayrıca yeni kabine “yeni iktidar bloğunun dostu”. MHP’nin bu kabineye hangi isimleri önerdiği ve hangilerinin Bakan olduğu bilinmiyor. Cumhur ittifakının bu kabine üzerinde uzlaştığı MHP’nin beyanlarından anlaşılıyor. Yeni rejimin şiarı, ana akım medya tarafından aktarıldığı biçimiyle şu[3]: Olanlar haklı ya da haksız nasıl olmuş olursa olsun hiç önemli değildir. İster fiili, ister hukuki, hiç fark etmez, Sayın Cumhurbaşkanı artık ülkenin tek ama tek hâkimidir. Her şey Cumhurbaşkanlığı Kararnameleri çıkarılarak halledilir. Bu kararnamelerle kanun bile değiştirir. Onun karşısında artık hiç bir şey yapılamaz.

Cumhurbaşkanı Başdanışmanı Mehmet Uçum yeni rejimin özelliklerini tanımlıyor. Bu sistemle 2-3 ayda yapılabilecek işler, iki saatte halledilebilir. Bu sisteme “geçiş için 5 yıla ihtiyaç var dendi, 3 ayda hazırlanıldı” diyor. Yani, Türkiye’nin bir anonim şirket gibi yönetilmesinden söz ediyor. Devam ediyor, “mal ve hizmet üreten bir anonim şirkette, kadro politikasını nasıl kurarsınız? Verimlilik, performans, öne koyduğunuz hedefleri gerçekleştirme becerisi üzerine kurarsınız”. Mehmet Uçum’un verimlilik ve performans söyleminin 16 yıllık bir ezber, üzerine örttüğü şey ise servet transferlerinin verimliliği ve hızı. Biliyoruz ki Türkiye’de yeni bir rejim inşa edildi ve iktidar bloku, önümüzdeki dönem geride bıraktığı tüm haksızlık ve hukuksuzluklarla bu rejimin kalıcılaşması için çaba gösterecek. Yeni rejim yeni kurulan ve Saray’a bağlanan “el koyma komisyonları” aracılığı ile güçlendirilecek, sermaye hızla el değiştirebilecek.

Eğitimin Sorunları Derinleşti

Bilindiği üzere AKP’li yıllarda, eğitim sorunları, bırakın laik kesimin şikâyetlerini, AKP’nin kitle tabanı nezdinde bile rahatsızlık yaratmıştır. Yıllar içinde getirilen çözüm önerileri ise giderek sığlaşmış ve reform adı altında bir oyalamaya dönüşmüştür. Yani yönetimin en tepesinden isimlerin de belirttiği gibi, eğitsel ve kültürel boyut, AKP’nin en başarısız olduğu alanlardan biridir. Bu büyük fotoğrafta Milli Eğitim Bakanı Prof. Dr. Ziya Selçuk’un ne yapabileceğini anlamaya çalışalım.

Ziya Selçuk, Cumhurbaşkanlığı hükümet Sisteminin ilk Milli Eğitim bakanı. Yaşam varsa umut da vardır sözünü doğrularcasına eğitimin sorunlarını çözecek kişi olarak lanse ediliyor. Bir yandan piyasa dostu olmak, eğitimde özel sektörü güçlendirmek ve eğitim sermayesinin ‘makbul’ ellerde toplanmasına aracılık etmek, bir yandan Erdoğan dostu olmak, tek kişinin tüm taleplerini göğüslemek, öte yandan da AKP-MHP’nin yani iktidar bloğunun daha kapsamlı isterleri doğrultusunda hareket etmek. Cumhurbaşkanı Başdanışmanı Mehmet Uçum’a göre, “…Bir gecede bu uyumsuzlukları yaratanlar gider, yerlerine işi doğru yapacak kişiler gelir[4]. Ziya Selçuk’un yapacağı işler büyük ölçüde tanımlanmış gözüküyor, “uyumsuz” olduğunda koltuğunda kalamaz. Ne demiş ana-atalarımız “taç, başı akıllandırır”.

Sınav sisteminden belirsizlik devam edecek

Ziya Selçuk yaptığı basın açıklamasında Mehmet Uçum kadar aceleci olduğunu gösterdi. En geç iki ay içinde yaklaşık üç yıllık bir programı açıklayacaklarını belirtti, “aslında bu 2040’ların dünyası için bir hazırlık” dedi. Bu söz şöyle de yorumlanabilir: Okulların tatilde olduğu Temmuz ve Ağustos ayı içinde, öğretmenler olmadan, sendika üyeleri tatilde iken, eğitim kamuoyu ile yeterince tartışmadan üç yıllık bir program hazırlanacak ve “gemi yürürken de bazı tadilatlar yapılacak”. Süre kısıtı dikkate alındığında, yeni programı hazırlama yönteminin yeterince katılımcı olmayacağı, 4+4+4 düzenlemesi ya da müfredat düzenlemesiyle ne yapıldığıysa yine aynısının yaşanabileceğini düşündürüyor. Yine de ‘yeni bir şey yok’ demek için çok erken, programın toplumsal ihtiyaçları gözetmesi isteniyorsa demokratik, katılımcı süreçlerle hazırlanmasını talep etmek durumundayız. Ne demiş ana-atalarımız “ağlamayana meme yok”.

Ziya Selçuk’un eğitim anlayışı sanırım kurucusu/sahibi olduğu Maya Okullarının incelenmesinden anlaşılabilir[5]. Yani ‘ayinesi iştir kişinin lafa bakılmaz”. Bu okulların eğitim ve yönetim anlayışına dair bilgilere internet sayfasından hızlıca ulaşılabiliyor. Sayfa, “eğitimin sonu yok başlangıcı Maya” sözüyle açılıyor. “Kurumsal” kısmında, kurucunun yani Ziya Selçuk’un, sempatik bir fotoğrafının eşliğinde oldukça samimi bir sesleniş yazısı var. Bu yazıda Ziya Selçuk, “Büyük fotoğrafa baktığımızda insan olmanın, mutlu bir insan olmanın eğitimin asıl hedefi” olması gerektiğinden söz ediyor. Ne var ki diyor, “… eğitim sınav sisteminin baskısıyla, büyük ölçüde belirli sınavları kazanma becerisini edinme sürecine dönüştü” ve devam ediyor “sınavı kazanma adına oyun, çocukluk, ergenlik, gençlik heba edildi”. Doğru söze ne denir? Demek ki Sayın Bakanın ilk uygulamalarından biri, sınav sistemi ile ilgilenmek olacak. Çünkü bu okullarının değerlerinden birisi şu: “Sınav başarısı kuşkusuz önemlidir, yaşam başarısıyla birlikte düşünmek kaydıyla”. Yani “sınav başarısı” ve yaşam başarısı” yan yana anılıyor.

Mevcut eğitim sistemi de yaşamda başarılı olmanın yegâne yolunun sınavda başarılı olmaktan geçtiği iddiasını taşıyor, ama gerçeklik hiç de öyle değil. Hem sınav, hem de yaşam başarısı, eğitimdeki ve yaşamdaki eşitsizliklerden ve adaletsizliklerden ötürü pek mümkün gözükmüyor. Yani yurttaşların çok az bir kısmının Maya Okullarına, özel kolejlere gidebildiğini biliyoruz. Okul öncesi eğitimde yaş grubu öğrencilerin % 15.5’i, ilkokullarda % 4.3’ü, ortaokullarda % 5.4’ü ve liselerde %11.8’i özel okullara gidebiliyor. Özel okullardaki öğrencilerin toplam öğrencilere oranı 2016-2017 öğretim yılı için % 7.6 civarında.

İsteyen herkes Maya Okulları gibi özel okullara gidebilir mi? Kuşkusuz hayır. O zaman soruyu şöyle soralım: Maya Okulları’ndan kimler yararlanıyor da bu kişiler hem sınavda hem de yaşamda başarı gösteriyorlar? 2018-2019 öğretim yılında eğitimin fiyatına baktığımızda bunu anlayabiliyoruz. Okulda öğrenim için yaklaşık 22 bin TL. ödeyebilen veliler ve onların çocukları “bu imkan”a sahipler. Bu rakama, 3.375 TL’lik yemek, 1.000 TL civarında etüt ve 3.500 ile 5.500 TL arasında değişen servis fiyatları eklendiğinde yıllık 30 bin TL. civarında bir eğitim fiyatı ortaya çıkıyor. Bu rakamlar sadece bir çocuk için. Yani hem “sınav”da hem de “yaşam”da başarılı olmak için 30 bin TL’yi hazır etmek gerekiyor. Eğitimin fiyatı Maya Okullarından çok daha yüksek olan özel okullar var. AKP’nin en azından üç çocuklu kitle tabanından hangi çocuklar bu özel okullara devam edebilir?

Sınavlardan kimse hoşnut değil, ama ne yapılabilir?

Ziya Selçuk, Maya Okullarındaki performansı ve eğitim bilimcisi olma hasebiyle seçildiyse ilk uygulamasından biri “sınav sistemi”nde bir reform yapması gerekecek. Bu arada Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın, katıldığı canlı yayında TEOG sınavının kaldırılması gerektiğini söylemesi ve Bakanlığın da hemen çalışmalara başlamasını aklımıza geliyor. Yani şu an sınavlardan hoşnut olan kimse yok, Cumhurbaşkanı, Milli Eğitim Bakanı, öğrenciler, öğretmenler hatta veliler de hoşnutsuz.

Milli Eğitim Bakanı Ziya Selçuk’un eğitimin iyi işleyişinin “piyasalara ya da piyasa-benzeri yapılara bırakılması” ile mümkün olabileceği öngörmesi hem de sınavlardan rahatsız olması Saray’ın talepleriyle örtüşüyor. Eğitimde esnek çalışmanın yaygınlaşması, öğretmen ücretlerinin düşürülmesi, performans sistemi yoluyla bile değil, ‘kurum kanaati’ ile işten çıkarmaların hızlanması ve eğitimin ticarileşmesi hız kazanacak görünüyor. 15 Temmuz 2018’de yayımlanan 5 no’lu Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi’nde yapılan düzenlemelere göre ÖSYM, sınav faaliyetlerini yürütmek için özel şirket kurabilecek, şirketlerle ortak olabilecek[6]. Rastlantılara bir bakın! “Piyasalar en iyisini bilir” miti, Fethullah Gülen okullarıyla çökmüştü, 1000’e yakın okul, 100’ün üzerinde yurt, 15 üniversite kapatılmıştı. Buna karşın özelleştirmeler olanca hızıyla ÖSYM’yi de kapsayacak biçimde sürüyor. Kamu hizmeti olan eğitimle ilgili bu işler de, Cumhurbaşkanı Başdanışmanı Mehmet Uçum’ın yeni rejimle ilgili öngörülerine göre 2-3 ayda çözülebilecek şeyler. Bunun için uzun vadeli bir programa falan da ihtiyaç yok!

Oysa eğitim sisteminin köklü sorunları var ve bunlar 16 yıl içinde daha da derinleşti. Sınavlara neden ihtiyaç olduğu sorusu üzerine ciddi olarak düşünmek durumundayız. Bu soruya kısaca “rekabet iyidir” deyip kestirme bir yanıt veremeyiz. Merkezi sınavlar, okullar ve üniversiteler arasındaki keskin ayrışmalardan dolayı var. O makas bugün daha da açıldı. Bu olgu nitelikli okul ve üniversitelerin kıtlaştırılması sorununa işaret ediyor. Sınavlar sistemin insanca iş/istihdam yaratmamasından dolayı var: işsiz okyanusu oluşturan kapitalist sistemden dolayı işsizlik var. Sınavlar eşitsizlikleri örtmek için var. Sınavlar, itaat ve denetim kültürünü geliştirmek için var. O yüzden sınavlar yeni rejim için de bir mistifikasyon aracı. Bu aracı dönüştürebilir, ancak ondan vazgeçmesi güç. Sınavların dönüştürülebileceği nihai düzey, okul ve üniversite düzeyinde sınavlar yapmaktır. Bu da kutuplaşmış Türkiye’de ayrımcılık, referans, torpil ve benzeri mekanizmaların yaygınlaşması ve adaletin son kırıntılarının da yok olması demektir.

Sınav sorunun uzun vadede çözümü için yapılması gereken şudur: İlk olarak okulları ve üniversiteleri fiziksel olanaklar ve nitelik açısından birbirine denk duruma getirecek politikaların hayata geçirilmesidir. İkincisi ise Türkiye’de insanca koşullarda yaşama ve çalışma hakkını güvence altına alacak politikaların izlenmesidir. Bunu yapabilmek, vahşi ormanda dengeyi anlatan, ekonomik ve politik olarak en güçlülerin en iyi konumlara ulaştığı dikey bir toplumda mümkün değil. Sınavlar, ayrıcalıklı konumların azaltıldığı yatay, demokratik ve eşitlikçi bir toplumda ortadan kaldırılabilir. Çünkü bu toplumda eğitimin tek amacı, “insani gelişim, yani insanın çok yönlü gelişimi”dir.

[1] Nejla Kurul, Prof. Dr. Ankara Üniversitesi Eğitim Bilimleri Fakültesi Eğitim Yönetimi ve Politikası Bölümünde öğretim üyesi iken barış imzacısı olması nedeniyle, 7 Şubat 2017 tarihinde 686 sayılı KHK ile görevinden ihraç edildi. 1994 yılında kurulmuş olan ancak 2001 yılında kendini feshederek Eğitim Sen’e katılan Öğretim Elemanları Sendikası’nda bir dönem yönetim kurulu üyeliği yaptı. Wisconsin Üniversitesi’nde bir yıl (2000-2001) konuk öğretim üyesi olarak bulundu. Üniversite’de Dekan Yardımcısı, Sürekli Eğitim Merkezi Müdürü ve Eğitim Bilimleri Enstitü Müdürü ve Üniversite Senato’sunda senatör görevlerinde bulundu. 2013-2015 yılları arasında Sosyalist Yeniden Kuruluş Partisi Eş Genel Başkanlığı görevini yürüttü. Kurul, “Küreselleşme ve Üniversiteler”, Adnan Gümüş ile birlikte “Bologna Süreci Kime Hizmet Ediyor?”, “Eğitim Finansmanı” kitaplarının yazarıdır. Kamusal Eğitim: Eleştirel Yazılar adlı kitabın editörüdür. Çok sayıda akademik dergi yanında, bilim ve siyaset dergilerinde makaleleri yayımlandı. Birçok gazetede ve internet haberciliği yapan mecralarda yazılar yazdı.

[2] http://www.mynet.com/haber/guncel/bakanlar-kurulu-2018-iste-yeni-kabine-listesi-4255898-1

[3] http://www.agos.com.tr/tr/yazi/20997/131-182-kardesime-soke-soke-doneceksiniz

[4] http://www.hurriyet.com.tr/gundem/cumhurbaskani-basdanismani-mehmet-ucum-yeni-sistemi-hurriyete-anlatti-yurutme-sadelesti-kuculdu-etkisi-buyudu-40901410

[5] http://maya.k12.tr/

[6] http://sendika62.org/2018/07/cumhurbaskanligi-kararnamesi-ile-universitelere-giris-sinavlari-da-ozellestirildi-503242/

 

İlginizi çekebilir