Efsun’u okuyarak efsunlandım – Nilgün Öztunalı

Bu romanda yer alan kadınlar ve diğer tüm kadınların ortak yanı birbirleri ile karşılaşmalarında birbirlerini dinlemeleri, anlamaya açık olmaları ve kendi korkularına rağmen karşısındakinin korkusunu, kaygısını hissederek anlayabilmeleri.

Bitmesin istedim. Bitince elimden bırakamadım. Romandaki kadınlardan Mercan’ın kendi ressamlığının yol alışını tanımlarken benzetmelerle aktardığı ressam ve işlerini kitabın sonunda bulunan QR kodunu okutarak uzun uzun baktım, tabloların peşinden gittim bir süre.

Bu biraz kitaptan ayrılmama ve bende oluşturduğu düşüncelere dalabilmeme yardımcı oldu. Hatta motorum olsaydı atlar kalabalığa karışır, öyle düşünürdüm Caner gibi. Ama motora atlayamadım ve Caner’den farklı olarak kalabalık olmayan ıssız sokaklarda yürümeyi ve düşünmeyi tercih ettim.

Bu yazı ile düşüncelerimi paylaşmayı deneyeceğim. Yani kitap tanıtımından ziyade okuduktan sonra neler düşündüm, bunu yazacağım.

Hepimizi yakından etkileyen pandemi sürecinde evlerimizde bir başımıza, ekrandan ekrana karşımızdakinden ziyade kendi görüntümüzden gözümüzü almaktan zorlanarak aylar geçirdik. Aile büyüklerimize el vermekte zaten zorlanıyorduk hepten durumlar karanlıklaştı. Etkisini idrak etmemiz hem kişisel hem toplumsal hem dünyasal uzun yıllar gerekiyor. Başlangıçtaki hallerimiz yolda devrile devirle yanıla yıkıla, yakınlarımızın cenazesine katılamadan, her gün aldığımız ölüm haberlerinin yasını tutamadan, tuvalet kağıdı, maske, mesafe, sabun, ani sokağa çıkma yasakları, kimine öyle kimine böyle kararlar döngüsünde sıkıştık kaldık. Palavralar da ürettik, pandemi geldi hepimiz eşitlendik diyen oldu.

Selocan, “Efsun” un teşekkür bölümünde bu romanı ailesi ile ortak nasıl yazdıklarını anlatmış.

Aynı toplumda nefes alıp verdiğimiz ve bu süreçte Edirne F Tipi Yüksek Cezaevi koğuşunda on binlerce sayfalık uyduruk kumpas davası evraklarıyla uğraşmaktan daha yararlı bir iş yapmaya karar vererek, ailesinin zorunlu evde kaldığı ve görüşemedikleri zamanı hafifletmek için kendi çocukluğundan öyküler yazıp mektupla gönderdiğini yazıyor. Roman’da geçen ve hiç görmediği yerleri seçerek bu yerlere ait evleri, sokakları, yemekleri, şarkı sözlerini, çiçeklerini yazabilmek için bunlar hakkında araştırma ve bilgi toplamayı evde internet erişimi olan Başak hanım ve kızları yapıyor. Birlikte yazmışlar, okuyup oldu demişler. Ve bu yöntem romanın karakterlerinin katıldığı büyük bir ortaklığa da dönüşmüş. Romanda yer alan herkes bir ucundan tutmuş Efsun‘u çıkarmış. İyi ki.

Ben bundan çok etkilendim. “Olağanüstü şartlar olağanüstüçözümler gerektirir” sözünü hatırladım. Demirtaş ailesine hayran kaldım, Efsun’la efsunlandım kısacası.

Roman, “Bir süredir başkasına ait bir hayat yaşıyorum…” sözü ile başlıyor. “Efsun” romanı yazılıyor ve Esma ile Kenan’ın yan yana olan mezarlarının ortasına yazarları tarafından en iyi yer olduğu düşünülerek gömülüyor.

Efsun, açılış ve kapanış sayfaları arasında okuyucusunu ülkeler, şehirler, kültürler arasında gezdiriyor, insanlarla tanıştırıyor. Bu tanıştırdığı her insanda cevabın farklı parçalarını olduğunu anlıyoruz. Anlamak için dinlemek, anlam bulmak için ortaklaşmanın bizi büyüteceğine tanıklık ediyoruz.

Efsun aynı zamanda toplumsal cinsiyet eşitliğini, farkındalığına da üzerine düşünelecek konuşulacak durumlar, olaylar, karakterler sunuyor.

Toplumun ürettiklerinden payını alamayan, kendi yaşamları üzerine kontrol sahibi olmayan kadınlar var Efsun‘da. Şiddet gören, kocaları tarafından öldürülen Sinemhan ve Esma var. Sonradan hayatının kontrolünü eline alan ve başına gelen kötülüklere inat Caner’i yetiştiren Kibar var. Oyunu bozan ve hakikati açıklayan Derdo teyze var. Sır örtüsünü açan. İyi ki var.

Yaşadığı yeri ve kendini boyayan, vegan Mercan var, yaşadığı aşkta hayal kırıklığına uğrayarak kalbindeki son gizli odaya koşan Dersim’in mercan dağlarından adını alan. Ana kucağına dönme isteğiyle kalbinin son gizli odasından çıkan, sevgiye sığınan Mercan. Ve romana adını veren Efsun var. Kendisi ile dalga geçen, annesini çok seven, gazeteci Efsun.

Bu romanda yer alan kadınlar ve diğer tüm kadınların ortak yanı birbirleri ile karşılaşmalarında birbirlerini dinlemeleri, anlamaya açık olmaları ve kendi korkularına rağmen karşısındakinin korkusunu, kaygısını hissederek anlayabilmeleri. Şiddete başvurmadan istenmeyen durumdan çıkmaya yönelmeleri.

Bir toplumda kadının güçlenmesi, cinsiyet eşitliği ile ilgili ancak ondan farklı bir kavramdır. Toplumsal cinsiyet eşitliği, biyolojik farklılarla değil, dünya nüfusunun yarısı olan kadınların toplumdaki eşitsiz konumlarıyla ilişkilidir. Eşitsizlik verilerine bak ne diyor?

Kadınlar yaşamları üzerinde kontrol sahibi olduklarında, kendi değerlerine göre yaşadıklarında, seçim yapabildiklerinde, olasılıklara, fırsatlara ulaşımları engellenmediğinde, haklarına rahatça ulaşabildiklerinde, toplum politikalarının tamamının toplumsal cinsiyet eşitliği perspektifinden yenilendiğinde insana yaraşır bir hayatın da önü açılır elbette.

Düşüncelerim bu kadar değil…

Bu nahoş ama insanın içini ısıtan aşk romanın Caner’i Efsun’la motora bindiği ve Feyruz’u birlikte dinlemeye başladıkları anda Caner’in dediği gibi “bir şey daha söyleyecektim ama neyse, şarkı çalıyor, gerek yok.”

Teşekkürler Selahattin Demirtaş. Teşekkürler Başak Demirtaş. Teşekkürler Dilda, Delal. Kitabın kapağı da çok güzel Suat Aysu.

Selahattin Demirtaş’ın Başak Demirtaş ve kızları Delal ve Dilal’da ile birlikte yazdığı bu roman Dipnot Yayınları tarafından basılarak okuyucu ile Ekim ayında buluştu. Okumanızı, sevdiklerinize hediye etmenizi dilerim.

Kaynak: BİANET

İlginizi çekebilir