Edebimize Mahsus Muhakemeler – Fikret İlkiz

İstanbul Barosu Başkanı’nın sözünü kesen, açlığın koynunda tutum ve davranışlarını açlık grevi ile protesto ettiklerini açık seçik yaşamlarıyla ortaya koyarak savunma yapan ve söz söyleyen meslektaşlarımızın sözlerini ve savunmalarını kesen hakimlerin sözünü; gerekirse biz avukatlar keseriz!

*Çizimler: Murat Başol

Mecelle 16 kitap ve 1851 maddeden oluşur. İslâm hukuk tarihinin ilk medeni kanunudur. Mecelle hâkimin nitelikleri madde 1792’de sayar: “Hâkim; hakîm(adaletli, akıllı, bilge, âlim), fehim (anlayışlı, zeki)müstakim (dosdoğru, bağımsız, dürüst) ve emin (kendinden bilgisinden emin olmalı, güvenilir)mekin (şeref sahibi, saygın, vakar sahibi)metin (sabırlı, metanetli)olmalıdır.

Demek ki, hakîm, fehim, müstakim, emin, mekin ve metin olamıyorsa hâkim değildir. Olmamışları hâkim ve savcı yapmamalı ve mahkemelere tayin etmemelidir.

Acaba Türk Yargı Etiği Bildirgesi’ne Mecellenin 1792. maddesini neden koydunuz?

İhtiyaçtan mı meraktan mı? Osmanlı’nın mirasıdır diye saygı duyduğunuz adaptan mı?

14 Mart 2019 tarihli Resmî Gazetede (Sayı 30714) yayımlanan Türk Yargı Etiği Bildirge‘sine girişte şöyle yazılı:

“Hâkimler ve savcılar, görevlerini yerine getirirken adaletin en hassas ve doğru şekilde dağıtıldığından emin olan, meslekî sorumluluk içinde davranan, bütün işlemleri ile karar ve davranışlarında insan ve toplum hayatına tesir edeceklerinin ve toplum nezdindeki saygınlıklarının korunmasının Türk yargısının itibarını da yükselteceğinin bilincinde olan ‘hakîm, fehîm, müstakîm, emîn, mekîn ve metîn’ insanlardır. Anayasa ve kanunlardan aldıkları yetki çerçevesinde, hür vicdanları ile evrensel değerleri şiar edinerek bağımsız ve tarafsız olarak görevlerini yürütürler. Bu bildirgede belirtilen etik ilkeleri içtenlikle benimser gerek meslekî gerekse sosyal hayatlarında bu ilkeler doğrultusunda davranmaya onurları ve vicdanları üzerine söz verirler.”

Mecellenin 1792. maddesinden Bildirge’ye alıntı yapılmış. İyi etmişsiniz. Bir olasılık nasıl hâkim olmak gerektiğini kadıları örnekleyerek daha iyi anlatmış olabilirsiniz, anlayana tabii… Ama Mecelle, ‘hakîm, fehîm, müstakîm, emîn, mekîn ve metîn’ insanlardan söz etmiyor. Mecelle hakimlerde sayılan bu nitelikler “olmalıdır” diyor.

Hatta hakimler böyle olan insanlar gibi insan olmalıdır diyor, anlayabiliyorsanız!

“Hâkimin âdabı beyanı”

Mecellenin Kitab’ül-Kazâ başlıklı 16’ıncı kitabının hâkimlere ilişkin olan birinci bölümünün ikinci faslı “Hâkimin âdabı beyanındadır” başlığını taşımaktadır.

Mecellenin bu faslında yer alan 1795 ile 1799. maddeleri Osmanlı Devleti’nde kadıların uymaları gereken, meslek kurallarını ve veya etik ilkelerini göstermektedir. Adalet Bakanlığı’nın 26-27 Mayıs 2017’de düzenlediği “Uluslararası Yargı Etiği” Sempozyumunda “Osmanlı Devleti’nde Hâkimlerin Uyması Gereken Etik İlkeleri: Hâkimin Adabı” yazısının bir bölümünde “hâkimin adabı”na Yrd. Doç. Dr. Ahmet KILINÇ şöyle değiniyor:

“Faslın başlığında geçen ‘âdab’, ‘edeb’ kelimesinin çoğuludur. Sözlükte iyi terbiye, usluluk, zariflik, naziklik olarak tanımlanan bu kavram ‘nâs ile mu’âşeret ve mu’âmelede ahlâk-ı cemîle ve hısâl-ı müstahsene ile tahalluktan ibârettir’ şeklinde tanımlanmıştır.

Bu tanıma göre edeb, insanların bir arada yaşadıkları sırada birbirleriyle ilişkiye girmelerinde sahip oldukları güzel ahlak ve beğenilmiş, güzel sayılmış huy, tabiat olarak tarif edilmiştir.

Görüldüğü üzere âdabın bu tanımı, etiğin yukarıda belirlemiş olduğumuz üç temel özelliğini de barındırmaktadır. Buna göre âdab da etik gibi insanlar arasındaki ilişkiyi düzenlemeyi hedef almaktadır. Etiğin ikinci özelliği olan ahlaki değerlere dayanma vasfını, âdabın bu tanımında da görmek mümkündür. Zira tanım adabı, kişinin sahip olmuş olduğu güzel ahlak, huy ve tabiata dayandırmaktadır.

Tanım, etiğin üçüncü özelliği olan bu ahlaki değerleri kişisel olarak kabullenmeyi, kişilerin anılan ahlaki değerlere sahip olduklarını ifade ederek belirtmektedir.” (Uluslararası Yargı Etiği Sempozyumu. 26 – 27 Mayıs 2017 – İstanbul.)

Demek ki adabın ve hâkimde olması gereken edebin kazanılmasında Mecellenin tarihsel bir önemi var, İslam Hukukunun da…

Hâkimlerin yargı etiği hakkındaki ilk başvuru kaynağı olan Birleşmiş Milletler 2003/43 sayılı Bangalore Yargı Etiği İlkeleri yargı bağımsızlığı ve tarafsızlığına ilişkin uluslararası belgedir. Amacı “evrensel yargı etik ilkelerini” her ülkenin kendi hukuk sistemine uyarlaması için katkı sağlamaktır.

İslam hukukunun yargı etiğine nasıl baktığına da şerhte yer verilmiştir. Türkiye, Bangalore ve Viyana toplantılarına katılmamıştır. Ama, Suriye, İran, Mısır, Pakistan gibi İslam hukukunun uygulandığı ülkelerden temsilciler katılmışlardır. Türkiye’de sadece Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun 27 Haziran 2006 gün ve 315 sayılı kararıyla tanımlar kısmını çıkararak benimsenen Bangalore Yargı Etiği ilkeleri hakimlere ve savcılara duyurulmuştur. (Age. Kılınç, Ahmet).

“Bağımsız olmak kadar, bağımsız görünmek”

Türk Yargı Etiği Bildirgesi, Bangalore Yargı Etiği İlkelerine atıf yapmıyor ama yararlandığı anlaşılıyor. Bildirgenin 2. maddesinde hakimler ve savcılar için “bağımsızdırlar” yazılı ve “Yargıya güvenin sağlanması için bağımsız olmak kadar, bağımsız görünmenin de önemli olduğu bilincindedirler” (2.5) ilkesine yer verilmiş.

En çok bu ilkenin ihlal edildiğine tanık olacağız. Kem söz değil; yaşadığımız bir gerçektir.

Ne bağımsız olacaklar ne de görünecekler…Öyle de yaptılar, tanığı olduk, yapacaklardır.

Bildirgenin 4. maddesinin başlığı “Dürüst ve tutarlıdırlar”. Demek ki hakimler ve savcılar “Dürüstlük ve doğruluğun, mesleğin gerektirdiği yüksek karakterin vazgeçilmez unsurları olduğunun bilinciyle gerek mesleki yaşamlarında ve gerekse sosyal hayatlarında bu yönde bir duruş sergilerler.” (4.1). Hemen devamında yazılı; Özü sözü bir kişilikleriyle oldukları gibi görünür ve göründükleri gibi olurlar.” (4.2).

Silivri’de sanık olarak yargılanan avukatlar

Çok doğru…Bu ilkeyi de nasıl uyguladıklarına tanık olduk, gördük. Tutanakları okumanızı salık veririm…18 Mart 2019 tarihinde Silivri’de yapılan İstanbul 37. Ağır Ceza Mahkemesi’nin duruşmasına katıldık. Bu davada avukatlar sanık olarak yargılanıyordu. Biz avukatlar ve Baro Başkanları avukatların avukatıydık, duruşmadaydık.

İstanbul Barosu Başkanı avukat Mehmet Durakoğlu 18 Mart 2019 tarihli celsede söz aldı ve konuşmaya başladı. Dört gün önce kabul edilen Türk Yargı İlkeleri Bildirgesi’nden söz etti. İstanbul Barosu olarak Bildirge’nin takipçisi olacaklarını, tutuklu sanıkların açlık grevine Mahkemenin tutumu nedeniyle başladıklarını anlattı, Mahkemenin yargılama yöntemini kıyasıya eleştirdi.

Mahkeme Başkanının “itham etmeyin” sözleriyle sözü kesildi. CMK’nin bilmem kaçıncı maddesine göre uyarıldı, böyle devam ederse duruşma salonundan atılacağı tutanaklara yazıldı.

Sonra İstanbul Barosu Başkanı’nın devam etmesi istendi. Sözü kesilirken “olaylar ve durumlar karşısında uzlaştırıcı bir dil kullanır, sağduyulu ve temkinli davranırlar” ilkesini okumamışlardı belli… SEGBİS kayıtlarında vardır, kim isterse tutanakları istetsin ve okusun, isterse tabii, ihtiyaç duyarsa!

Göründükleri gibiydiler…

Mahkeme heyetini oluşturan hakimler ve duruşma savcısı özü sözü bir olan kişilikleriyledürüst ve hatta “çok tutarlı davrandılar. Çünkü göründükleri gibiydiler”. Bildirgenin 4. maddesine kendilerince, gözüktükleri ve göründükleri gibi uygun hareket ettiler. Görüntülü kayıtlar, gerçekleri anlatan duruşma kayıtlarıdır. İzleyin.

Ama Etik Bildirgenin tümünü ihlal ettiler. Hiç çekinmediler. Sürekli savunmayı uyardılar, savunmanın tepkilerine karşı tepkilerini açıkça gösterdiler. Savunmayı, sanıkları ve dinleyicileri salondan çıkardılar.

İki sanık, iki gazeteci ve güvenlik görevlilerinin bulunduğu ama savunmanın, avukatların, sanık avukatların bulunmadığı boş duruşma salonunda aceleyle karar okudular…Bazen gerçeklerin sessizliğe ihtiyacı vardır ve sessizlik sadece gerçektir.

Türk Yargı Etiği Bildirgesinin sonunda;

“Bu bildirge Türkiye Cumhuriyeti hakimleri ve savcılarının takip edecekleri ilkeleri belirleyen bağlayıcı bir belgedir” yazmışsınız; aklınızda kalsın bağlayıcı bir belge olmadığını gösterecekler.

“Hakimler ve savcılar, bu bildirgede belirtilmeyen bir durumla karşılaştıklarında, takip etmeye onur ve vicdanları üzerine söz verdikleri yukarıdaki ilkelerin ruhuna uygun davranırlar” yazmışsınız; davranmadılar ve bundan böyle davranmayacaklarını gösterdiler, gördük.

“Türk Yargı Etiği Bildirgesi; hakimler ve savcıların, adına karar verdikleri Yüce Türk milletine ve O’nun her bir ferdine verilmiş bir sözdür” yazmışsınız; sözlerini tutmadılar.

Hakimlerin sözünü, gerekirse biz avukatlar keseriz

Her bir fertten biri olan biz avukatlara ve avukat sanıklara karşı; sözlerini tutmadılar. Bu böyle sürecektir ve sözlerini tutmayacaklardır.

Avukatlık mesleğinden aldığımız güçle sözünü tutmayanlara karşı nasıl davranmamız gerekiyorsa öyle davranırız. İstanbul Barosu Başkanı’nın sözünü kesen, açlığın koynunda tutum ve davranışlarını açlık grevi ile protesto ettiklerini açık seçik yaşamlarıyla ortaya koyarak savunma yapan ve söz söyleyen meslektaşlarımızın sözlerini ve savunmalarını kesen hakimlerin sözünü; gerekirse biz avukatlar keseriz.

Biz avukatlar hep böyle yaptık. Yaptıklarımız gerçekler, adalet ve temel insan hakları içindir. Avukatlar olarak, ulusal ve uluslararası hukukun tanıdığı insan haklarını ve temel özgürlükleri yüceltmeye çalışırız ve ahlaki kurallara uygun biçimde serbestçe ve özenle hareket ederiz. Havana Kuralları biz avukatların adabıdır. Edebimizle meslek ilkelerimize uyarız.

Ya sizlerin adabı, her birinizin edebi, “Türk Yargı Etiği Bildirgesi “ne uygun mudur?

Kaynak: Bianet

İlginizi çekebilir