Dünya Kupalarına uzaktan iç geçirmek ve Adnan Dinçer’i anlamak…

İngilizlerin efsane teknik direktörü Bobby Robson, Brezilya ile oynadıkları maçta kendisini kulübeye davet edip, Adnan Dinçer’i İngiliz medyasına “yardımcı Türk teknik direktörüm” diye tanıtıyor. Ne var ki, elde ettiği zaferler arasında adeta bir cevher taşı gibi parlayan bu başarı, ülke medyasında tek bir satırda bile yer almamıştır.

47 ayın sultanı, Dünya Kupası, bugün başlıyor. Avrupa’nın en genç ve kalabalık nüfuslardan birine sahip ülkemiz Dünya Kupası’na yalnızca iki defa katıldı. İlkinde kura ile katılmıştı, ikincisinde ise hepimizin bildiği gibi Kore ve Japonya’nın ortaklaşa ev sahipliği yaptığı Dünya Kupası müsabakalarında üçüncülük başarısı elde etmişti. Bu başarı milli takım bazında yılların başarı açlığını giderse de devamı ne yazık ki gelmedi. Dünden bugüne sayısız teknik direktör değişti. Daha doğrusu, bir Fatih Terim geldi; ardından başka bir teknik direktör ve yeniden Fatih Terim, daha sonra yeniden başka bir teknik direktör… Bu sistem 2018’e dek bu şekilde devam etti. Ta ki Kebapçı Selo duruma el koyana kadar.

Ülkemizdeki teknik direktör algısının dışında bir isimden bahsedeceğim. Önceleri Beşiktaş TV’de yorumlarını keyifle izlediğim Adnan Dinçer’in teknik direktörlük hayatını anlatan belgeseli dün izleme fırsatı buldum. Maalesef, koskoca salonda yalnızca beş kişiydik. Üzücüdür ki çoğu kimse tanımaz Adnan Hoca’yı.

Genç yönetmen Emre Sarıkuş çektiği belgeselde Adnan Hoca’yı anlatıyor. Dönemin tanıkları ve Adnan Hoca’nın öğrencileri Rüştü Reçber, Metin Tekin ve Abdullah Avcı gibi çok değerli isimlerle yaptığı röportajlarla izleyiciye sesleniyor. Belgesel hem dönemin futbol anlayışına hem de günümüzde süregelmekte olan “yönetici-menajer-medya” ağında yaşanan haksızlıklara, adam kayırmalara ve siyasetin ne denli futbola karıştığını açıkça gösteriyor.

Teknik direktörlük hayatı boyunca 17 defa kupayı gökyüzüne kaldıran, amatör liglerde birçok takımın 1. Lig’e çıkmasını sağlayan, gittiği her takımda takdire şayan başarılar elde eden Adnan Dinçer’in görevine 12 Eylül darbesinde -üstelik tam da Genç Milli Takım’ın başarısı için ter dökerken- son veriliyor. Sebep olarak ise Cumhuriyet gazetesinde kalem tutması ve solcu olarak bilinmesi gösteriliyor.

Bakırköyspor’un başındayken ise 1. Lig’e yükselme maçı öncesi dönemin siyaset adamlarının Konyaspor’u 1. Lig’e çıkarma sözü olduğundan, yalnızca tek bir talimat ile maçtan iki gün önce görevinden alınıyor. Görevden alınma sebebini ise aylar sonra Konyaspor’un başkanının kendisini arayıp “Hakkını helal et, seni görevden biz aldırdık” demesi ile öğreniyor ve kendisine sunulan para tekliflerini katı ve kesin bir tavırla reddediyor.

Hak edip de alamadığı paralar bir yana, görevine son verildiği birçok kulüpten parasını almıyor çünkü hayatı boyunca menajersiz çalışmış ve arkasında hiçbir zaman siyasi bir lidere yer vermemiş kişiliğini koruyan Adnan Dinçer, yalnızca kendine ve takımında yer verdiği gençlere güvenmekten asla vazgeçmemiş bir isim olarak yaşamına devam etmeyi seçiyor. Yapılan haksızlıklara rağmen pes etmiyor, yüzünü ileriye çevirerek kendini her daim geliştirmek için gayret gösteriyor. Kendi imkanları ile İngiltere’de kurslara katılıyor, yurtdışı seyahatlerinde dış ülkelerin futbolunu gözlemliyor, analiz ediyor ve hedeflerine asla sırt çevirmiyor. Gösterdiği emeklerin neticesinde, İngilizlerin efsane teknik direktörü Bobby Robson, Brezilya ile oynadıkları maçta kendisini kulübeye davet edip, Adnan Dinçer’i İngiliz medyasına “yardımcı Türk teknik direktörüm” diye tanıtıyor. Ne var ki, elde ettiği zaferler arasında adeta bir cevher taşı gibi parlayan bu başarı, ülke medyasında tek bir satırda bile yer almamıştır.

2015 yılında yaşadığı haksızlıklardan sonra, uzun zamandır takım çalıştırmayınca tüm futbol camiasına ders verir bir şekilde ilan parasını ödeyerek Hürriyet Gazetesi’nde sarı sayfalara şu ilanı verdiriyor:

“40 yılı aşkın, pro lisanslı teknik direktörlük tecrübemle 2015-2016 sezonu için, tüm liglerden gelecek teklifleri değerlendirmeye hazırım. Adnan Dinçer, Teknik Direktör.”

…ve Adnan Hoca hiçbir sağlık sorunu olmamasına rağmen 75 yaşında uzun bir süredir iş bekliyor. Çünkü ülke futbolu hala bir avuç asalak menajerin, siyasetçilerin, arkasında güçlü patronların olduğu başarısız teknik direktörlerin, saha içinde oynanan oyunu masa başında dizayn etmeye çalışan medya- bürokrat-iş adamı sarmalında hormonlu bir şekilde yaşamaya devam ediyor. Gerçek hikayelerin, gerçek başarıların ve gerçek değerlerin kıymetini bilmediğimiz için genç nüfus potansiyelimize rağmen, bir dünya kupasını daha es geçip hayıflanmaya devam ediyoruz.

Alt liglerden en üst lige kadar, spor emekçilerinin tümüne değer verildiği, genç yeteneklerin endüstriyel futbolun parasal açlığını gidermede kullanılmadığı, futbolun içinden gelmeyen yöneticilerin gücünü pekiştirmek ve rant sağlamak için futbol içinde olmadığı bir ülkede Adnan Dinçer gibi hocalar ülke futbolunu çok iyi yerlere getirir ve bizler de istikrarlı bir duruş sergileyen, bilek gücü ve alın teri ile dünya kupalarında yer alan, herkesin sempati besleyebildiği bir milli takıma sahip oluruz.

Kaynak: sendika62.org

İlginizi çekebilir