Terörist olmak ya da olmamak ve hatta terörist olarak kalabilmek epeydir teröristlerin de elinde olan bir durum değil.

Terör ve terörist kelimelerinin literatürde dünyaca uzlaşılan tanımları olsa da pratikte daha çok “kime göre terörist, neye göre terörist” soruları üzerinden mantık yürütmek gerekiyor. Mesela birinin teröristi diğerinin kahramanı olabilir veya bir dönemin kahramanı kısa sürede terörist olarak tanımlanmaya başlanabilir.

Artık bir teröristin, terörist olup olmadığına siyasi gidişat, gidişata dahil olan güçlerin hamleleri ve her değişime uyum sağlayabilecek kadar işlevsel olup olmadığı gibi kriterlere göre karar veriliyor.

Muhtemelen bu girizgah birçok kişinin aklına güzel memleketimde son 15 yılda defalarca yeniden ve yeniden tanımlanan ve artık sınırları mantığa sığmayacak kadar esnetilen ‘terör/terörist’ söylemleri gelmiştir. Gerçi yazarken benim de aklımdan olaylar ve silüetler silsilesi geçti, ancak bu yazı İdlip’teki son gelişmelere ve Türkiye’nin dış politikasına dair.

Geçtiğimiz haftalarda “Suriye ordusunun İdlip’e Rusya destekli bir operasyon yapmasının kesin olduğunu” belirtmiştik. Ancak malum olduğu gibi Türkiye, İdlip’teki çatışmasızlık anlaşmasının garantörlerinden ve o bölgede 12 tane gözlemci noktası da bulunuyor.

Yine İdlip, son 2-3 yıldır Suriye’nin her yerinden cihatçıların nakledildiği ve haliyle cihatçı yığılmasının olduğu bir kent. Şimdilerde İdlip’te Nusra Cephesi’nden cihatçılarla iş birliği yapmış gruplara kadar 80 bin civarında savaşabilecek yaşta insan olduğu öne sürülüyor. Haliyle Suriye ordusu, Rusya destekli bir operasyonla İdlip’i kısa sürede ele geçirebilir ancak Arap ve yabancı on binlerce cihatçının hem kent içine ve etrafındaki dağlık araziye, hem de ülke içine dağılması, kontrolü güç bir kaos dönemini başlatabilir.

Bu nedenlerle Şam ve Rusya, Türkiye’nin İdlip operasyonu sürecine tamamen dahil olmasını istiyor. Ki Türkiye, Halep’teki cihatçı grupların tahliyesi dahil ülke içinde Suriye ordusu ile silahlı gruplar arasında yapılan birçok uzlaşmada da süreçlere dahil ülkelerden biriydi. Halep örneğinde olduğu gibi bazı süreçlerde silahlı grupların cephesinde öne çıkan tek ülke de oldu.

Yine Rusya’nın operasyona Rus güçlerinin katılacağını belirterek tarafını belirlemesi gerektiği için Türkiye’yi sıkıştırdığını biliyoruz. Buna karşılık Türkiye’nin de Suriye sahasında varlığını sürdürmek için elindeki en önemli kozu olan İdlip’ten kolay vazgeçmek istemediği ve kentteki silahlı grupları tek çatı altında toplamaya çalıştığı da artık basında yer alan bilgilerden. Bu arada İdlip’teki en nitelikli savaşçıların olduğu Nusra Cephesi’nden ‘bütün grupları tek çatı altında toplama’ girişimine katılmayacakları yönünde açıklamalar gelmeye başladı. Bu durumda Türkiye’nin girişimini kabul eden grupların, İdlip içinde Nusra Cephesi ile de savaşması gerekebilir ki bu da hem oldukça kanlı bir savaş olacaktır hem de Suriye ordusunun işini kolaylaştıracaktır.

Türkiye, İdlip operasyonu öncesi Rusya ile pazarlıklarını sürdürürken şartlar önemli ölçüde Türkiye lehineydi ki Türkiye-ABD krizi patladı. Suriye krizinde iyice ‘arabulucu büyük abi’ pozisyonuna yerleşmeye çalışan Rusya, bir kez daha amiyane tabirle gökte aradığını altın tepside önünde buldu.

Türkiye-ABD krizi tırmanırken Rusya Türkiye’ye desteğini açıkladı. Eş zamanlı olarak Suriye ordusunun İdlip’e yönelik yığınağı hız kazandı ve bir taraftan da bir süre önce İdlip etrafına konuşlanmış olan güçler hava ve karadan İdlip kırsalını vurmaya başladı. Henüz kara operasyonu başlamadı ancak Türkiye-ABD krizi operasyon sürecini hızlandırdı.

Nitekim Rusya Dışişleri Bakanı Lavrov Suriye konulu bir gündem ile Türkiye’deydi. Türkiye Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu ile Lavrov’un ortak basın toplantısından anlaşıldığı kadarıyla Suriye üst başlık olsa da ağırlıklı olarak İdlip konuşulmuş görüşmelerde.

Bakan Çavuşoğlu’nun ortak basın toplantısındaki şu ifadeleri oldukça dikkat çekici:

“İdlip bölgesinde 3 milyondan fazla sivilin yaşadığı söyleniyor ama burada bazı terör grupları da var. Bunlar esasen Halep’ten geldi, Doğu Guta’dan geldi, yine Humus’tan geldi. Özellikle daha önce kuşatılan bölgelerden açılan koridorlardan silahlarıyla beraber geldiler. Bu terörist gruplar sadece başkalarına veya İdlip bölgesinin dışına değil, ama özellikle İdlip içindeki sivillere ve muhalif gruplara da tehdit oluşturuyor. Dolayısıyla yapılacak iş basit. Biz sonuç alıcı bir stratejiyle, Rusya’yla beraber, diğer ortaklarımızla beraber, istihbaratlarımız, askeri güçlerimiz bu teröristleri tespit edip, onları etkisiz hale getireceğiz.”

Türkiye’nin İdlip operasyonu öncesi politikasını değiştirmeye başladığı yönünde sinyaller veren bu açıklama, “İdlip’teki teröristler” ifadeleri açısından da oldukça önemli. Türkiye’nin Halep dahil birçok anlaşmada taraf olduğunu belirtmiştik. Yine Halep’ten silahlı grupların tahliyesi aşamasında tahliye edilenlerin “cihatçı değil muhalif oldukları” yönündeki söylemleri hem resmi makamlardan hem de basından birçok kez duyduk.

Aynı zamanda Türkiye’nin İdlip’teki cihatçı yapıların temizlenmesi (veya zayıflatılması) sürecine doğrudan katılacağını da belirtiyor Bakan Çavuşoğlu. Önümüzdeki günlerde neler olur bilemiyoruz ancak mevcut duruma göre Türkiye, İdlip operasyonu öncesinde politikasını değiştirmeye başlaması bir yana, uzun süre muhalif olarak adlandırıp hamiliğini yaptığı grupların bir kısmı ile de karşı karşıya gelebilir.

Tabi İdlip, Türkiye’nin Suriye ordusu ile (dolaylı olsa da) birlikte operasyon yapacağı yer olacak gibi görünüyor.

Dünün teröristi Suriye ordusu yarının müttefiki, dünün devrimci muhalifi Nusra Cephesi bugünün teröristi, bugünün Kuvayı Milliyesi ÖSO yarın ne olur kestirmek gerçekten güç.

Bu arada Şam ile Kürtlerin görüşmeleri devam ediyor ve Kürtler de İdlip operasyonuna katılmak istedikleri yönünde açıklamalar yapıyorlar. Katılıp katılmayacakları henüz belirsiz. Diğer taraftan İdlip operasyonundan sonra Türkiye’nin Fırat Kalkanı ve Afrin operasyonları ile yerleştiği yerlerde kalıp kalmayacağı da belirsiz.

Bütün bu gelişmeleri takip ederken sürekli aklıma düşen bir soru var; Türkiye’nin dış politikasını belirleyenler bugünlerde “ne işimiz vardı bizim Suriye’de?” diye soruyorlar mıdır acaba?

Kaynak: Evrensel

  • Hakkımızda
  • Künye

 

Başka Bir Denizli… Başka Bir Ülke… Başka Bir Dünya… MÜMKÜN…