Dövüş Kulübü devam ediyor – Okan Çil

Chuck Palahniuk’un Dövüş Kulübü serisinin üçüncü kitabı ‘Dövüş Kulübü 3’, Min Soo Kim’in çevirisiyle Ayrıntı Yayınları tarafından yayımlandı. Yeni serüvende Tyler yine ara sıra ortaya çıkmaktadır ancak bu sefer işler pek onun istediği şekilde yürümez.

1962 yılında doğan ve modern Amerikan edebiyatının en büyük kalemlerinden biri haline gelen Chuck Palahniuk, sadece Amerika’da değil çevrildiği otuzu aşkın dilde yeraltı edebiyatının bayrağını çoksatanlar listesinde sallamaya devam ediyor. Şimdiye değin yirmiye yakın kitap yayımlamış olsa da onu popüler bir yazar haline getiren, Hollywood’la buluşturan ve hemen ardından bütün dünyada tanınmasına sebep olan ilk kitabı ‘Dövüş Kulübü’, hepimizin gönlünde farklı bir yerde kuşkusuz.

‘Dövüş Kulübü’ne ilham verdiği söylenen olay da en az roman kadar ilginç: Palahniuk ve arkadaşları bir kamp tatiline giderler. Yanlarındaki evden çok yüksek sesle müzik çalınmasından rahatsız oldukları için uyarıda bulurlar ama uyarı kısa sürede tartışmaya, o da yerini kavgaya bırakır. Palahniuk tatilden sonra, yüzü gözü dağılmış halde rutin hayatına ve işine döner ve o an şimşek çakar. Suratı her ne kadar büyük bir hikâye barındırsa, türlü soru işaretleri doğursa da etrafındaki kimse ona yaklaşmaya cesaret edemez. Çekindikleri için onu görmezden gelirler. Palahniuk ise şöyle düşünür: Bir insan yeteri kadar kötü görünürse sınırsız bir özgürlüğe sahip olur… Hemen ardından ‘Dövüş Kulübü’nün ilk taslağı kabul edilen bir öykü yazar ve bu öykü kısa sürede dallanıp budaklanarak efsanevi bir romana dönüşür.

1999 yılında Hollywood’la tanışan ‘Dövüş Kulübü’, senarist Jim Uhls, yönetmen David Fincher ve oyuncuları Brad Pitt, Edward Norton, Helen Bonham Carter ile birlikte dünya sinemasında bir kült mertebesine ulaşır.

Dövüş Kulübü, Chuck Palahniuk, Elif Özsayar, Ayrıntı Yayınları, 2001

Yaklaşık yirmi yılın ardından onlarca kitap yayımlamış olan Palahniuk, yeniden en başa, ilk romanı için masa başına geçer ve ‘Dövüş Kulübü 2’ için çalışmaya başlar. Ancak bu sefer roman değil, çizgi roman estetiğini tercih eder ve çizimleri Marvel’ın önemli isimlerinden biri olan Cameron Stewart üstlenir.

Palahniuk, Ben Speggen’le yaptığı röportajda bu tercihini şöyle açıklar:

“Üç sebebi var. Arkadaşlarım devam hikâyesini yazmam ve bunun da resimli bir roman olması hususunda çok baskı yaptılar. Bana da oldukça çekici bir proje olarak geldi çünkü inzivaya çekilmektense insanlarla çalışabilirdim. İkinci olarak, ben hayatım boyunca ‘Dövüş Kulübü’ hakkında konuşmam gerekeceğinin pek farkında değildim, konuşa konuşa hikâyeyi devam ettirmek daha mantıklı geldi ki bir noktada artık bunu konuşmaktan sıkılmayayım. Üçüncü gerekçemse, ‘Dövüş Kulübü’ babalara o kadar çok yüklendi ki, anlatıcı da babasının onda yaşattığı hayal kırıklıklarını oğluna yaşatsın. Yansıtmak için çok olağanüstü bir şey olabilir diye düşündüm.”

DÜNYA ÇAPINDA BİR ÖRGÜT

‘Dövüş Kulübü’ romanı Elif Özsayar tarafından çevrilmiş, Ayrıntı Yayınları tarafından yayımlanmıştı. Akabindeyse ‘Dövüş Kulübü 2’, fasiküller şeklinde basılmış sonra da tek cilt halinde okurlarının karşısına çıkmıştı. Geçtiğimiz günlerdeyse yine Ayrıntı Yayınları etiketiyle ve yine Min Soo Kim’in çevirisiyle ‘Dövüş Kulübü 3’ tek cilt halinde yayımlandı.

Dövüş Kulübü 2, Chuck Palahniuk , Cameron Stewart, Çevirmen: Min Soo Kim, Ayrıntı Yayınları, 2017.

Çizgi romanla filmin belki de en büyük farkı bu çizgi romanlarda. Filmle beraber roman karakterlerini ister istemez Brad Pitt’le, Edward Norton’la, Helen Bonham Carter’la özdeşleştirdik kafamızda ancak çizgi romanda bu oyuncular yerine “gerçekler”, Palahniuk’un asıl aklından geçen yüzler var. Zaten Palahniuk, romanı yazarken bile bu karakterleri etrafındaki arkadaşlarını düşünerek yarattığını söyler bir söyleşide. Dolayısıyla çizgi roman aşamasına geçildiğinde de arkadaşlarının fotoğraflarını Cameron’a verdiğini ve çalışmalara böylelikle başlandığını ifade eder.

‘Dövüş Kulübü 2’, kitaptan on yıl sonra başlar. Bu süre zarfında Tyler ortadan kaybolmuştur. Esas-oğlansa Sebastian ismini alarak hayatına devam etmektedir. Sebastian’ın uzun yıllar boyunca hastanede yattığını, beynini “sıfırladığını” ve en yakın dostunun ilaçlar olduğunu öğreniriz sonra. Bu kadarla kalsa iyi. Düzenli, kravatlı bir işte çalışır ve klasik-Amerikan evinin bahçesindeki çimleri biçer durur. Üstelik Marla’yla evlenmiştir ve bir de erkek çocukları olmuştur. Yani Sebastian, Tyler’ın tam da yıkmak istediği medeniyetin bir temsilcisi olup çıkmıştı; düşünmeyen, sorgulamayan, sadece yapılması gerekeni yapan ve tüketen…

İlerleyen sayfalarda anlarız ki bu sadece işin görünen yüzü. Tyler gitmemiş, sadece Sebastian’ın içinde, bir böcek gibi kuluçkaya yatmıştır. Hatta haftanın belli günleri ortaya çıkarak “işleri” yürütmeyi sürdürmüş, böylelikle çetesini dünya çapında büyük bir örgüte dönüştürmüştür. Öyle ki bu örgüt iç savaş başlatabilecek, X devletin çıkaracağı yasaya müdahale edecek kadar güçlü ve elbette korkunç bir zenginlik içindedir.

Oğullarının kaçırılması; Sebastian’ın bir koldan, Marla’nın başka bir koldan çocuğun peşine düşmesi ve Tyler’ın tüm bu kargaşadaki rolü üzerine inşa edilmiş olan ‘Dövüş Kulübü 2’nin en güzel taraflarından biri geçmişe yaptığı yolculuklarda yatar. Sebastian’ın çocukluğu, ailesi ve Tyler’la olan tanışmasının ne denli derinlikli ve etkileyici olduğunu fark ederiz. Bir diğer güzel tarafıysa Palahniuk’un hikâyeye kendisini de dahil etmesinde ve gerek karakterlerle gerek okurlarla olan tuhaf ilişkisinde sanıyorum.

‘DİREN YA DA ÖL’

‘Dövüş Kulübü 3’te Sebastian’ın artık kendine Balthazar adını verdiğini ve Balthazar’ın ilaçlardan kurtuluş olsa bile daha kendini bilen bir hayat yaşadığını anlarız. Marla ise ikinci çocuğuna hamiledir. Hep beraber üçüncü sınıf bir motelde, beş parasız yaşadıklarından dolayı Balthazar iş aramakta ancak doğru düzgün bir şey bulamamaktadır.

Dövüş Kulübü 3, Chuck Palahniuk, Çevirmen: Min Soo Kim, 320 syf.,  Ayrıntı Yayınları, 2020.

Yeni serüvende Tyler yine ara sıra ortaya çıkmaktadır ancak bu sefer işler pek onun istediği şekilde yürümez. Kargaşa Projesi yerini “Diren ya da Öl”e teslim etmiştir ve örgüt öyle bir hale gelmiştir ki Tyler’ın kontrolünün dışına çıkmıştır. Öyle ki Tyler bile kapı dışarı edilir. Bu, her şeyin başlangıcını oluşturur ve Balthazar ve Tyler yeniden dost olmaya, güçlerini birleştirmeye çalışırlar.

İlerleyen sayfalardaysa karşımıza farklı uçlardan iki farklı hikâye çıkar. Birincisi dünyaya yayılan seks virüsü, ikincisi sihirli çerçeve. İsa’nın çarmıh tahtalarından özenle oyularak bir araya getirildiğini gördüğümüz bu sihirli resim çerçevesi farklı bir boyuta, içerisinde kelebeklerin uçuştuğu, yeşilin, ırmakların, huzurun doluştuğu bir “cennete” açılmakta ve insanları içeriye davet etmektedir. Ölürcesine çalışan ve hayatlarında nefret eden insanlar bu davete icabet ederler ancak gerçeğin, cennetin pek de böyle bir yer olmadığı kısa sürede anlaşılır.

Dövüş Kulübü çizgi romanları, kitabın anarşizan tutumunu devam ettirmeye çalışırken, yer yer fantastik hikâyelere yer yer de amacı ne olursa olsun gücün belli bir yerden sonra tiranlığa kapı aralayacağına dair çeşitli sorular atıyor ortaya.

Palahniuk’un seriye devam eder mi, ederse nasıl eder bilinmez ama çizgi romanları okurken içten içe bunların filmini de izleme ihtiyacı duyulmuyor değil. Belki de bunun için Dövüş Kulübü’nün ilk kuralını daha çok ihlal etmek gerekir.

Kaynak: DUVAR

İlginizi çekebilir