Yavuz, Omicron’un tehlikelerinden birinin “süper yayılım olayları” olduğunu belirtiyor. Virüsü taşıyan bir ya da birkaç kişinin onlarca hatta yüzlerce kişiyi infekte edebileceğinin altını çiziyor.

*Omicron varyantı nedeniyle İstanbul’daki hastanelerde aşı ve PCR test kuyrukları oluştu. Fotoğraf: Alptekin Soykan – AA

Hastane önlerinde artan test kuyrukları, yeni varyant Omicron’un hafif geçiyor algısı, ‘yeni belirtiler nedir’ sorusu, hızlı testlerin önemi ve yeni test olanakları, hükümetlerin mesajları, COVID’in hayvanlardaki dolaşımı… Doç. Dr. Cavit Işık Yavuz, Omicron varyantı ile ilgili merak edilenleri anlattı.

Yavuz, Omicron varyantının önemli tehlikelerinden birinin de “süper yayılım olayları” olduğunu belirtiyor. Süper yayılım olaylarında virüsü taşıyan bir ya da birkaç kişinin onlarca hatta yüzlerce kişiyi infekte edebileceğinin altını çiziyor.

Öte yandan Türkiye ve Omicron ile iglili de şu hatırlatmayı yapıyor Doç Dr. Yavuz:

“Türkiye’nin Omicron tsunamisine düşük olmayan vaka, ölüm, aşısız ve eksik aşılı sayılarıyla yakalandığını da anımsatalım.”

Farklı ülkeler, farklı rakamlar

Türkiye ve dünyada vakalar yükseliyor. Yeni vakaların yüzde kaçı Omicron varyantı kaynaklı. Bununla ilgili bir veri var mı?

Durumu kısaca özetlemek gerekirse genel olarak Delta varyantının etkisi sürerken Omicron hızla yayılıyor. Dünya genelinde tespit edilen doğrulanmış haftalık vaka sayısı 15 milyona yaklaştı, Türkiye’de de haftalık vaka sayısı 400 bini geçti, 7 günlük ortalama 60 bin oldu.

Doç. Dr. Cavit Işık Yavuz: Tıp doktoru, halk sağlığı ve çevre sağlığı uzmanı. 1993’te Akdeniz Üniversitesi Tıp Fakültesi’ni bitirdi. Kocaeli Üniversitesi Tıp Fakültesi’nde halk sağlığı uzmanlığı ve Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi’nde çevre sağlığı uzmanlığı eğitimleri aldı. Türk Tabipleri Birliği’nin çeşitli kol ve yayın organlarında aktivist olarak çalışıyor.

 

Omicron ile ilgili farklı ülkelerde farklı rakamlar var, örneğin Omicron varyantı ABD’de 20 gün içinde baskın varyant haline geldi. Aralık ayının ilk haftasında ABD’de yeni vakaların yüzde 1’i Omicron’du, 12-18 Aralık haftası bu oran yüzde 73’e çıktı. ABD’de son iki haftada varyantlar arasında Omicron oranı yüzde 80 görünüyor. Bu noktada Omicron yüzdesinden söz edebilmemiz için ülkelerin gerek testlerde gerekse genetik dizileme ile varyantları izlemesi önem kazanıyor.

Avrupa Hastalık Kontrol Merkezi’nin 7 Ocak tarihli güncellemesine göre Omicron sıklığı Danimarka’da yüzde 92, Fransa’da yüzde 80, İrlanda’da yüzde 98, Hollanda’da yüzde 77, İtalya’da yüzde 28 olarak tahmin ediliyor. Türkiye’ye ilişkin olarak bir değerlendirme yapmak olanaklı değil ve varyant izlemi konusunda daha fazla çabaya ihtiyaç olduğu açık, uluslararası bazı veri tabanlarında Türkiye’de Omicron oranı yüzde 9,6 görünüyor.

Süper bulaşan

Özellikle toplumda şu düşünce çok yaygınlaştı: “Omicron varyantı diğerleri gibi çok korkutucu değil, sadece yayılımı çok hızlı.” Bu ne kadar doğru? Bu söz toplumda biraz da rahatlık yaratmıyor mu? Omicron’un belirtileri neler?

Bu konuda “korkutuculuk” ile ne kastedildiği ve ne anlaşıldığına bakmak gerek. Hem çok daha bulaşıcı hem de aşı ya da hastalık geçirme sonrası kazanılan bağışıklığı tehdit eden bir varyant var karşımızda. Bu iki önemli faktörün birlikte nasıl bir etki doğurduğu çok net değil ancak yayılım hızı Delta varyantından daha fazla. Unutmayalım ki Delta varyantı pandeminin başlangıcında Wuhan’dan yayılan virüsten çok daha bulaşıcıydı. Dolayısıyla karşımızda bir “süper bulaşan” var. Ayrıca şu ana kadar hastalığı geçirenleri tekrar hastalandıran, aşı açısından da hatırlatma aşısını gerektiren bir varyant. Bu unsular da korkutucu.

“Yeni veriler tabloyu değiştirebilir”

Öte yandan henüz hastalığın ciddi seyretmesi ile ilgili bilgiler bir kesinlik ifade etmese de ve kanıtlar sınırlı da olsa ilk değerlendirmeler ve veriler Omicron’da hastalığın daha ağır ve ciddi geçmeyebileceği yönünde.

Bir yandan da yayılımın hızla arttığı ülkelerde hastane başvuruları da artmaya başladı. Ancak durum önümüzdeki haftalarda ve aylarda biraz daha netleşecek. Gerek ileri yaş gruplarında gerekse de risk gruplarında yayılım ve hastalığın nasıl seyredeceği konusunda veriler ve bilgiler bu tabloyu değiştirebilir.

“Hafif seyretse bile kötü sonuçlara yol açabilir”

Ayrıca hem hızlı yayılım hem de yeniden enfeksiyon ve aşılanma durumu özellikle duyarlı nüfusun fazla olduğu toplumlarda çok yüksek vaka sayılarına neden olacağı için hafif seyretse bile kötü sonuçlara yol açabilir. Bu noktada Türkiye’nin Omicron tsunamisine düşük olmayan vaka, ölüm, aşısız ve eksik aşılı sayılarıyla yakalandığını da anımsatalım.

‘Long’ COVID

Bir diğer nokta da hastalık sonrası sorunlar. Birleşik Krallık’ta yapılan bir araştırma 1 milyon 300 bin kişinin “long COVID” adı verilen, hastalık sonrasındaki belirtilerinin 4 haftadan uzun sürdüğü sorunlar yaşadığını ortaya koydu. En sık belirtiler halsizlik (yüzde 51), koku almada kayıp (yüzde 37), nefes darlığı (yüzde 36) ve konsantrasyon güçlüğü (yüzde 28). Dolayısıyla “korkutucu” meselesine nereden baktığınız önemli.

“Hükümetlerin mesajları açık bulunmuyor”

Toplum iki yıla yaklaşan süre içerisinde çok yoruldu, sosyal ve ekonomik olarak bir parçalanma yaşadı, bu nedenle de çok daha fazla desteğe gereksinim duyuyor. Öte yandan son aylarda yaşanan ekonomik manzara durumu daha da ağırlaştırıyor. Durum böyle iken bu yeni tehdidi topluma anlatabilmek iyi bir iletişim dili ve tam anlamıyla bir ekonomik ve sosyal destek gerektiriyor. “Hafif ve korkutucu değil” söylemi gerçek riski ortaya koyabilmek bakımından tehlikeli olabilir. Dünyada da bu yeni durumun topluma aktarılmasına dair eleştiriler yükseliyor. Hükümetlerin mesajları açık bulunmuyor ve “veriler riske işaret ederse önlem alırız” biçiminde riskin gerçekliğini ortaya koymayan bir dil tutturulduğu ifade ediliyor.

“Omicron’a özel belirtiler yok”

Omicron semptomları olarak sıralayabileceğimiz özel belirtiler yok gibi görünüyor. COVID-19 hastalığının genel belirtilerinden farklı ve Omicron’a özel bir belirti yok, bazı belirtilerin Omicron’da ön planda olduğunu ortaya koyan çalışmalar var ama başka veri ve çalışmaları beklemek gerekli. Ayrıca belirtilerin aşısız olup olmama durumuna, yapılan aşı sayısına ve aradan geçen süreye göre değişebildiğini, alınan virüs yükü, yaş, risk durumu vb faktörlerin de etkili olabileceğini unutmamak gerekiyor. Mevcut belirtilerin Omicron’da nasıl seyrettiğine dair ise daha fazla veri ve araştırmaya gereksinim var.

“Test kuyrukları da riskli olabilir”

Dünyada ve Türkiye’de de test kuyruklarının kalabalıklığının sağlık sistemine etkileri nedir? Kuyruğun virüs dağıtım adresi haline geldiği tartışılıyor. Bununla ilgili neler söylemek istersiniz?

Omicron’un hızlı yayılım özelliği, fiziki mesafenin korunamadığı, maske kullanımının doğru ve yeterli olmadığı, kalabalık ve özellikle de kapalı ve havalandırması kötü yerlerde büyü risk. Test kuyruklarına da bu gözle bakılabilir. Özellikle fiziki mesafenin yeterli olmadığı, temas süresinin uzun olduğu ve maske kullanımında da sorunların olduğu yerler daha da riskli. Bu anlamda da test kuyrukları da riskli olabilir.

Önemli tehlike: Süper yayılım olayları

Omicron varyantının önemli tehlikelerinden biri; “süper yayılım olayları.” Süper yayılım olaylarında virüsü taşıyan bir ya da birkaç kişi onlarca hatta yüzlerce kişiyi infekte edebiliyor. Omicron varyantında bu tehlike daha fazla gibi görünüyor. Özellikle kapalı ve kalabalık alanlarda. Norveç’te Aralık ayının başında Güney Afrika’dan gelen bir kişinin de katıldığı partide, tam 117 kişinin infekte olduğu ortaya kondu. Avustralya’da bir gece kulübündeki partide 150 kişi hastalandı. Dolayısıyla Omicron’da vaka sayıları katlanarak artabilir. Bu nedenle de aşılama ile birlikte halk sağlığı önlemlerinin zamanlaması ve kapsamı önemli, her zaman olduğu gibi.

“Belirtilere bakarak ayrım yapmak kolay değil”

Grip vakaları da artış gösterdi. Test olmadan Omicron ya da grip mi geçirdiğimizi bilmek mümkün mü? Belirtiler benzerlik gösterse de ikisinin arasındaki fark nedir?

Soğuk algınlığı, grip ve COVID-19 birbirine benzer belirtiler ile seyredebilir. Belirtilere bakarak ayrım yapmak kolay değil. Bu noktada özellikle belirti gösteren kişilerin COVID pozitif biriyle temas edip etmediklerini değerlendirmeleri ya da riskli bir ortamda ya da temasta bulunup bulunmadıklarını gözden geçirmeleri önem kazanıyor.

İngiltere’de kişilerin COVID belirtilerini bir uygulama ile takip eden çalışma ekibi, vaka sayılarının hızla arttığı haftalarda soğuk algınlığı benzeri semptomları olan kişilerin yarısının aslında COVID-19 olduğunun tahmin edildiğini açıklamıştı. Dolayısıyla bulunduğunuz yerdeki salgının durumu bu belirtilerin nedenine dair önemli bir ipucu olabilir. Bu konuda İngiliz bir bilim insanının sözü çarpıcı: “En iyi tavsiye, semptomlarınız varsa, iyileşene kadar evde kalmanız ve bu şekilde COVID, grip ve bir dizi başka viral enfeksiyonu yaymanın önüne geçmeniz.” Ancak bunu yapabilmek için hem salgının ekonomik ve sosyal desteklerinin buna uygun olması hem de toplumsal algı ve uyumun yeterli olması gerekiyor.

“Virüsün hayvanlarda dolaşımı devam ediyor”

Omicron’un son dalga olacağı, Omicron bağlantılı COVID-19’un biteceği konuşuluyor. Bunun üzerine Türkiye ve dünyada ne gibi tartışmalar sürüyor?

Doğrusu bu konuda öngörüler kadar sorular da çok. Virüsün evriminin nasıl bir yol izleyeceği, daha hızlı bir evrimleşme sürecine girip girmediği, mevsimsel bir virüse dönüşüp dönüşmeyeceği, yeni evrimsel sıçramalar oluşturup oluşturmayacağı önemli tartışmalar.

Öte yandan virüsün hayvanlarda dolaşımı da devam ediyor ve bunun neler getirebileceği bilinmiyor. Geçen günlerde yayımlanan bir makalede ABD’de bir bölgede yabanıl yaşam analizlerinde numune alınan 360 beyaz kuyruklu geyiğin yüzde 35.8’inde SARS CoV-2 olduğu ve genetik sekanslamaya göre alt tiplerinden birinin de o bölgedeki baskın tip olduğunu belirtiyordu. Bu açıdan “tek sağlık” yaklaşımıyla virüsün yaban yaşamdaki yayılımının virüsün evriminin izlenmesinde önemli olduğunu görüyoruz.

Ayrıca şu noktayı da unutmamak gerekiyor, Omicron varyantı tespit edilmeden önce yeni endişe varyantın Delta’dan kaynaklanacağını düşünenler az değildi. Ancak endişe verici varyant olarak Omicron geldi ve dünyayı şaşırttı. Benzer bir durum yine yaşanabilir. Delta varyantının da dolaşımını sürdürdüğünü unutmamak gerek.

“Kayıtlara geçemediği için çalışmaya devam edenler var”

Bir yandan acillerin dolduğu, test kuyruklarının uzadığı görülse de herhangi bir sağlık kuruluşuna gitmeyenler de var. Omicron’la evde başa çıkmak mümkün mü? Bu durum kayıtlara geçmemek anlamına da geliyor. İzolasyon nasıl sağlanacak?

Vaka sayıları hızla arttıkça bu ister istemez hastane başvurularına da yansıyacak hatta yapılan açıklamalara göre yansımaya da başlamış görünüyor. Özellikle aşısız ya da eksik aşılılar, risk grupları ve ileri yaştakiler bu durumdan daha çok etkilenebilir.

Evde izolasyon şartları uygunsa uygulanabilir ancak burada dikkat edilmesi gereken noktalar arasında ev içi bulaşıcılık meselesi önem kazanıyor. Omicron varyantında ev içi bulaşıcılık riski daha yüksek. Bu nedenle kalabalık hanelerde, fiziki koşulların uygun olmadığı ya da risk gruplarından ya da aşısız, eksik aşılı bireylerin bulunduğu evlerde izolasyon belirli riskleri de beraberinde getiriyor.

Bir diğer sorun başlığı da test konusunda yaşanan yoğunluk nedeniyle insanların test olamaması ve çalışma yaşamına dair sorunlar ortaya çıkması. Çevremizde belirtisi olanlardan test veremediği için yıllık izin ya da rapor almak durumunda kalanlar var. Bu diğer yandan şu anlama da geliyor, kayıtlara geçemediği ve izolasyon ya da karantina kararı olmadığı için ya da bundan kaçınmak için çalışmaya devam edenler ve virüsün daha çok yayıldığı bir ortam.

“Yeni test olanaklarına ihtiyaç var”

Bir yandan test olanaklarını artırmaya diğer yandan da yeni test yaklaşımlarına ihtiyacımız var. Omicron öncesi günlük test sayılarımız 350-370 bin aralığındaydı, Omicron ile beraber bu sayı günlük olarak 400-418 binleri buldu ama oran olarak hesapladığımızda artış sadece yüzde 16-19 civarında. Yeni test olanakları ve yaklaşımlarına gereksinimimiz olduğunu uzun süredir söylüyoruz ancak ne test verilerinin ayrıntıları açıklanıyor ne de yeni yaklaşımlar görüyoruz.

Ayrıca ana müdahale noktamız yayılımı önlemek olmalı, bu açıdan da halk sağlığı önlemleri önem kazanıyor. Yayılım çoğaldıkça ne temaslı takibi yapan saha ekipleri ne de test kapasitesi bu yükün altından kalkabilir.

Hızlı antijen testleri

Hızlı testler bu noktada ne kadar etkili olabilir? Türkiye’de yaygın değil hızlı testler ancak okul vb kurumlarda yayılımı önlemek adına önemli de sanırım…

Hızlı antijen testleri olarak bilinen testler özellikle İngiltere başta olmak üzere hiç de az olmayan bir süredir kullanımda. Bu testler PCR testleri gibi hastalık tanısını koymuyorlar ancak kişide virüsün bulunup bulunmadığı ile ilgili bir ön değerlendirme olanağı sağlıyorlar.

Hızlı antijen testleri pozitif çıktığında PCR testi ile ikinci bir test yapmak gerekiyor. Bu testlerden bazı teknik ve epidemiyolojik özellikler açısından iyi olanlarının, belirlenmiş gruplarda uygun bir şekilde kullanıldığında özellikle yayılımın kontrolü açısından yararlı olabileceği konusunda İngiltere’den bazı ipuçları var.

Örneğin bir pilot çalışma bir kentteki erken başlanan hızlı test uygulamasının COVID hastane başvurularını yüzde 32 azaltabileceğini ortaya koydu ancak bu konuda tartışmalar sürüyor. Öte yandan hızlı testler oldukça maliyetli. İngiltere testler için 4.7 milyar sterlin bütçe ayırdı, herkese ücretsiz hızlı test dağıttı ve şu anda izolasyon ve karantina ile temaslı takibi, PCR sonucuna gerek kalmadan hızlı antijen testi pozitif olduğunda da yapılmaya başlandı. Yapılan 183 bin hızlı testin PCR ile kontrolünde yüzde 83 oranında doğru sonuç vermesi de önemli bir veri.

Türkiye şu anda bu hızlı antijen testlerini gündemine almadı. Farklı grupları izlemede ve yayılımın kontrolünde yararları olabilir. Oluşan yeni duruma yanıt verebilmek için eldeki olanakları iyileştirip yeni yaklaşım ve olanaklar oluşturmalıyız.

Kaynak: Bianet – Ayşegül Özbek

 

  • Hakkımızda
  • Künye

 

Başka Bir Denizli… Başka Bir Ülke… Başka Bir Dünya… MÜMKÜN…