Din devletten ve siyasetten özerk olmalı

DEMOKRASİ İTTİFAKI VE YENİ ANAYASA KÜRSÜSÜ-Dosya 15

31 Mart ve 23 Haziran seçimlerinin ardından Türkiye yeni bir sürece girdi. Tarihinin en ağır yenilgisini yaşayan AKP cephesinde de, muhalefet tarafında da tartışmalar sürüyor, yeni yol haritaları çiziliyor. Bu koşullarda hazırladığımız dosyamızda, görüştüğümüz siyasi odaklar ve toplumsal kesimlere, öncelikle ‘şimdi ne olacak’ sorusunu yönelttik. Gelinen noktada, bir demokrasi cephesinin imkânlarını, mevcut muhalefet toplamının nasıl bir ittifaka dönüştürülebileceğini, bunun hangi temeller üzerine kurulabileceğini sorduk. Aynı çerçevede, yeni bir demokratik anayasayı da sorduk. Ortaya çıkan tabloyu okurlarımızla paylaşıyoruz. Bugün, Mele Osman Deniz, Mele Yusuf Andan, İlahiyatçı yazar İhsan Eliaçık, Alevi Dernekleri Federasyonu Başkanı Celal Fırat ile Alevi Bektaşi Federasyonu Genel Başkanı Hüseyin Güzelgül ile konuştuk.

Mele Osman Deniz

Diyanet İşleri olmalı bence, bir sakınca yok. İllaki bir kurum olmalı ama siyasetin dışında olmalı. Seçimle de gelebilir. Bölgesel olarak da seçimle gelebilir. Yani devlete değil halka bağlı olmalı, işlerini öyle yürütmeli. İnsanlar seçtikleri birine uyum gösterirler bence.

Ve tabii ki, bütün din ve inanışlara eşit mesafede durmalı. Seçilmiş kişi onları da gözetmelidir. Hristiyan ibadetini yapsın, Alevi’nin kendi kurumları olsun ve seçilmiş diyanet bunların hepsine eşit hizmet versin. Herkes kendini o kurumda bulabilmeli ve herkes de ona saygı göstermeli. Yani tek din diyerek sen başkasının dinine hakaret edersen o da sana saygılı davranmaz.

Öyle bir Anayasa olmalı ki, herkes kendisinin onun içinde bulmalı. Kürt’üyle, Türk’üyle, değişik inançlarıyla bu ülkede yaşayan kim varsa, hepsi içinde olmalı. Diğer konular hallolursa, Anayasa’da din konusuna da bir çözüm bulunur. Devlet din konusunda milletin yakasını bırakırsa sorun çıkmaz bu ülkede. Ama sen müdahale edip, para akıtıp, sen dini şöyle anlatacaksın, şunları yola getireceksin dersen olmaz. Sonuçta devletten özerk olmalı yani bu işler. Siyasetten uzak olmalı.

Din konusunda da demokrasi lazımdır

İhsan Eliaçık /İlahiyatçı

Sonbaharda Anayasa konusunda da tartışmalar kendisini dayatacak gibi. Muhtemelen bir ara düzenleme yapılmak istenecek gibi görünüyor. Ama bana göre, bir kurucu meclis ve yeni bir anayasa söz konusu olmalı. Bu mecliste her kesimden insanlar olmalı ve toplumsal uzlaşma temelinde hazırlanıp halka sunulmalı. Bu, bir demokratik cumhuriyet anayasası olmalı. Bana göre demokratik cumhuriyet hem Kur’an’ın içeriğine, hem de peygamberimizin Medine Sözleşmesi’nin ruhuna uygundur. Devletin ve ulusun, bir dille, bir dinle, bir mezheple, bir etnik kimlikle tanımlanmadığı, bir şahsa izafe edilmeyen bir sistem olması gerekir. Bu sistemde, seçilen seçilir, dört yıl sonra gider, başkası gelir ama temel değişmez. Bizde 17 yıl oldu. Bu kadar iktidarda kalanda tiranlık geni oluşuyor çünkü. Ben her şeyim demeye başlıyor.

Diyanet aslında Cumhuriyet’in ilk yıllarında geçici bir düzenlemenin ürünüdür. Boşluk olmaması için düşünülmüştür. Yoksa gerçek bir demokratik cumhuriyette diyanet diye bir kurum olmaz. Bu, devletin kendisini bir dinle, bir mezheple tanımlamasıdır. Okullardaki din dersinde de aynı şey oluyor. Müslümanlık ve Sünnilik ulusun yazılmamış kimliği olarak görülüyor çünkü. Diyanet İşleri olamaz yani. Onun yerine RTÜK gibi sınırlı elemanı olan teknik bir kurum olabilir. İhtiyaçları karşılar, kaynakların kullanımını denetler. Kalan bölümünü halka bırakır. Herkese eşit mesafede durur. Teknik planlayıcı… Camide, Cemevinde, Kilisede olan bitene, onların içine karışmaz. Cemaat rahatsız olursa birinden, itiraz eder, ya da şikâyet eder, o ayrı. O dengelenir. Demokrasi camide de sağlanmış olur. Yoksa yukarıdan hutbe gönderme onu da mahvediyor; cemaat katılamıyor, itiraz edemiyor. Sonuç olarak, yeni bir anayasa, din konusunda da âdemi merkeziyetçi, yerele ağırlık veren bir yaklaşımda olmalıdır. Bunun da zamanı gelmiştir zaten bence.

Mele Yusuf Andan

Medine Sözleşmesi gerekir

Peygamberimiz bir Medine Sözleşmesi imzalıyor biliyorsunuz. Mekke’den Medine’ye göçtüklerinde orada büyük bir Yahudi topluluğu var, müşrikler de var. Demokratik bir yol öneriyor onlara, diyor ki gelin birlikte yaşayalım. Ama sonra o anlaşmayı imzalayanlar geri dönüyor. Fitne çıkarıyor. Ama onların üstüne de çok sert gidiliyor. İkna yok yani. Bunlar oluyor. Şimdi de bir barış çabası yok. Dağın başında birine bir tas ayran veren çobanı yıllarca hapiste süründürüyorsunuz ama burada bir Kürt sorunu var, hiç adını bile sormuyorsunuz. Gözü kararmış bütün zalimlerin pratikleri budur. Çözüm değil zulüm yapmışlar hep. Birlikte yaşamak, barış, akıllarından geçmiyor. Bunu çözmek lazım önce.

Hutbe en iyi örnektir mesela. Diyanet camilere bir yıl önce kararlaştırılmış, yazılmış hutbeleri gönderir. Hutbe bu değildir ki. Eğer burada, savaş olmuş, kimyasal atılmış, deprem yaşanmış, bombalar patlamış, o köyde o zulüm anlatılmıyorsa, onun yerine Diyanet’in Orman Haftası hutbesi anlatılıyorsa, orada İslam dini yoktur. O hutbe dine uygun değildir. Yoksa üç tane ayet, üç tane hadis okumak değildir. Oku, tamam. Kimse okuma demiyor ama hutbe günceldir, olup bitenleri insanlara anlatacaksın. Merkezi müdahale bunları getiriyor.

Celal Fırat/ Alevi Dernekleri Federasyonu Başkanı

Laiklik gerçek özgürlüktür

31 Mart-23 Haziran halklar arasında oluşturulan çatışma uçurumlarını birleştirici bir tavırla tolere eden, çılgın değil, uygulanabilir mantıklı projelerden bahseden ve en önemlisi mutluluk ve umuttan ısrar eden bir siyasi dilin geliştirilmesi ve halkın değişime inanmasının bir sonucudur. Bu sürecin en önemli aktörü halkın kendisi ve Sayın Selahattin Demirtaş ve Ekrem İmamoğlu gibi nitelikli liderlerin toplum üzerindeki etkisidir.

Aleviler ve yeni anayasa konusuna gelince. Öncelikle Anayasa dediğimiz uzlaşma kitabı, tüm halklar için barışı sağlayan toplumsal bir sözleşmedir, temel dayanak noktası kişi değil toplumdur. Demokratik bir anayasada hiçbir dil, din, etnik yapı, mezhep veya sosyal statünün diğerinden üstün veya ayrıcalıklı olması düşünülemez. Kutsal değer olarak kabul edilmesi gereken tek şey, insan ve onurudur. Din, ideoloji, devlet, toprak veya her türlü organizasyonun insanın üzerinde olduğunu kabul etmek mümkün değildir. İnsanların medeni ilişkiler içinde bulunabilmesinin yolu ise farklılıkları olduğu gibi kabul etmek, farklı olanı kendisine benzetme çabası içinde bulunmamak ve birinin diğeri üzerinde üstünlük kurma hakkının olmadığını bilmekle mümkündür.

Haklar da uygulanmıyor

Mevcut tüm anayasalarda tabii ki, din ve vicdan özgürlüğü maddeleri var ama Aleviler hala haklarını Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nde aramak zorunda bırakılıyor, hatta devlet bunu bile ret ediyor. Böyle bir durumda yeni bir anayasanın tartışılması bize aslında gerçekçi gelmiyor. Çünkü değişen her anayasa Alevilere özgürlük getirmiyor. Alevi çocukları Sünni İslam eğitimine zorlanıyor, Cemevlerimiz ibadethane olarak kabul edilmiyor. Aleviler üzerine yapılan tartışmalar her dönemde Türkiye siyasetinin şekillenmesine neden oluyor ancak bu tartışmalar seçimlerden sonra unutuluyor. Bu son seçim zaferi de Alevilerin yıllarca istedikleri hak ve hukukun tüm toplum kesimlerine yayılmasıdır. Bu nedenle toplumu oluşturan tüm halklar için yeni ve uygulanabilir bir vatandaşlık tanımın yapılması vazgeçilmezdir.

Öte yandan, Diyanet İşleri Başkanlığı’nın görev alanı ve kurumsal yapısına karşıyız. Laiklik ilkesine ters olan Diyanet her türlü devlet desteği ile şımartıldı, Sünni kaynaklı birçok dini cemaat ve grubun oluşmasına göz yumuldu.

Herkesin vergileriyle ayakta duran Diyanet’in sadece Sünni mezhebine ve onun uzantısı gruplara hizmet etmesi de ayrı eleştiri konusu. Devlet laiklik özelliğini yitirmiştir. Kısacası devletin inançlarla ilişkisi özel alan niteliğinde olmalı, dini düzenlememeli, inançlara karar vermemeli, kesinlikle tarafsız olmalı diyorum ve laiklik özgürlüktür diyorum.

Hüseyin Güzelgül / Alevi Bektaşi Federasyonu Genel Başkanı

Teokratik kurallarla devlet yönetilmez

Anayasa devletin temel düzenini oluşturan, konuya ilişkin kuralları ve tercihleri ifade eden bir temel yasadır. Anayasa genel anlamda bir tercih konusudur. Tercih edilen dinsel dogmatik bir sistem mi? Faşizm mi yoksa demokrasi mi? Demokrasiyi tercih ederseniz, onun içine teokratik kuralları veya faşizme özgü kuralları demokratik sistem içine yerleştiremezsiniz. Demokratik sistem içerisine teokratik, dinsel kuralları yerleştirirseniz, orada ne demokrasi olur ne de teokrasi olur. Yoz bir yapı oluşur. Teokratik sistemde kurallar Tanrı buyruğudur. Onları eleştiremezsiniz. Tek çare ona uymaktır.

Demokratik hukuk devletinde kurallar aklın, bilimin ve deneyimlerin ürünüdür. Onu eleştirebilirsiniz, gerekirse geliştirebilirsiniz, değiştirebilirsiniz, gereksinimler doğrultusunda düzeltebilirsiniz. Demokratik sistem, insanlığın asırlar boyunca laik anlayış ortamında akıl ve bilimle ve deneyimlerle oluşturduğu bir sistemdir. Bu sistem içerisinde, gerçekten teokratik kuralları özgürlük adına özgürlük yaftasıyla yerleştiriyorsanız, demokratik sistemi teokratik sisteme dönüştürmeye başlamışsınız demektir.

Yani anayasa toplumun tümünün iradesinin üzerinde bütünleştiği herkesin kendisini içerisinde bulduğu, benimsediği ve bundan mutluluk duyduğu bir devlet yapısının ifadesidir. Hukukun üstün olabilmesi için yasama erkinin yasama organınca, yürütme erkinin yürütme organınca, yargılama erkinin yargı organınca kullanılması temel koşuldur. En geniş biçimde katılımı sağlayarak, ulusun bütününün ortaklığı ile anayasayı demokratik bir süreçte gerçekleştirmek, anayasanın içeriği kadar hatta ondan da önemlidir.

Böyle bir Anayasa yapma yöntemi, toplumun dayanışmasını, ulusal birlik ve dirliğin sağlanmasını, bireyin kendisini ulusal bütünlüğün bir unsuru olarak hissetmesini gerçekleştirecek bir yöntemdir.

Bu anayasa ile temel hak ve özgürlükler en geniş biçimde düzenlenecek ve güvence altına alınacaktır. Bu, kuvvetler ayrılığını tartışmasız biçimde net olarak düzenleyen, yürütmenin kendi işini yapacağı, yasama ve yargıya müdahale edemeyeceği, özellikle yargıya kimsenin hiçbir biçimde elini uzatamayacağını net olarak ifade eden bir anayasadır.

Bu anayasa, ırkçılığı en geniş biçimde yasaklayarak propagandasına bile imkân vermemeli, sosyal devlet ilkelerini açık ve kapsamlı olarak düzenlemeli, düşünceyi suç olmaktan çıkarmalı, eğitim ve öğretim birliğini, demokratik laik eğitimi sağlamalı ve sivil toplum örgütlerini, kurum ve kuruluşlarını demokratik siyasal yaşamın temel unsurları konumuna getirecek hükümleri taşımalıdır.

Bizler yıllardır Diyanet’in kaldırılması talebiyle alanlara çıkıyoruz, bunu her konuşmamızda dile getiriyoruz. Diyanet sadece bir inanca yönelik hizmet ediyor. Fakat bu ülkede çeşitli azınlıklar, inançlar var. Bunlar bizim renkliliklerimizdir. Diyanet devasa bir bütçeye sahip olmasına rağmen, Hanefi mezhebi dışında hiçbir inancı tanımıyor. 200 bin civarında personele sahip olan kurumda farklı hiçbir inançtan insan görmek mümkün değil. Bir inanç kurumu adaletsiz olursa, başka yerlerden adalet beklentisine girmek ironik olur.

Kısacası, Diyanet kaldırılmalı, tüm inançlara ait özerk birimler kurulmalı ve bunlar devlet tarafından bir mekanizmayla denetim altında tutulmalıdır.

Kaynak: Yeni Yaşam

İlginizi çekebilir