Diktatörlüğü Ofsayta Düşürenler – Rosalino Levantino

Sudan’da şeriat hüküm sürerken, Hartum Ofsayt adlı belgesel futboldan men edilmeye çalışılmış kadınların özgürlük mücadelesine şahit oluyordu…

“Kadınların ifa etmesine izin verilecek yegâne atletik faaliyet, sağlıklarını korumaya yönelik olandır. Futbol erkekler içindir ve kadınlara münasip görülmez. Erkeklerle kadınlar arasındaki farklılıkları ortadan kaldırmaya dair her şeye karşı temkinli yaklaşmalıyız. Bu spor dalıyla iştigal etmek kadınların dişil tabiatlarından sapmalarına ve şiddetli içgüdülerin aşılanmasına sebep olur…dolayısıyla bir kadın futbol ligi kurulmamasına hükmedilmiştir”.

Cuma hutbesinde günah, haram, ayıp gibi sözlerle betimlenen kadın futbolcuların icraatı, Sudan’da şeriat rejimi iktidardayken güvenlik kuvvetlerinin mevzubahis sporcuların peşine düşmesine sebep olur, kadınlar karakola celbedilirler, ifadeleri alınır, takım arkadaşlarını ihbar etmeleri istenir.

“Neden?” diye sorar bir kadın futbolcu.

“Öyle olması gerektiği için!” gibisinden bir cevap verilir.

Aynı kadın ısrar eder:  “Bana bir sebep söyle!”

Müslüman bir diğer ülke olan Mısır’da Arap Kadınları Futbol Kupası düzenlenmiştir, Sudanlı kadın sporcular heyecanla çantalarını hazırlarlar, tam gidecekken planlarına engel olunur, şampiyonaya katılamazlar.

FIFA 1998’den beri Sudan’daki futbol faaliyetlerine yönelik parasal destek sağlamasına rağmen yetkili federasyon kadın takımını işine geldiği zaman ön plana çıkarmaktadır. Federasyondaki kadın kotasının varlığı da aslında pek işe yaramaz çünkü senelerden beri Mervat Hussen al-Sadeq görevini pasifçe yürütmektedir.

Lakin Hartum Ofsayt (Oufsaiyed Elkhortoum/Khartoum Offside) adlı belgesel ülkede El Beşir diktatörlüğü çatlarken çekilmişti, akabinde gelen devrimle kadın futbolunun durumu dahil, birçok şeyin değişeceğine dair umutlar çoktandır yeşerdi.

Üstelik devrimde kadınların ön saflarda direnişe katıldığı, göstermelik İslam rejiminin yerine, coğrafyada köklenmiş sufiliğin de tekrar ön plana çıktığı biliniyor. Kadın yönetmen Marwa Zein kadınlara yönelik ırkçılığın Müslüman bir ülkedeki hallerini bize zarafetle aktarırken, tüm dünyada hız almış kadın hareketine katkıda bulunuyor.

Dünya prömiyerini yaptığı Berlinale’den sonra CPH:DOX, Visions du Réel, Sheffield, Hot Docs, Fic Valdivia gibi festivallere katılmış olan 75 dakikalık belgeselin yolu İstanbul’dan da Documentarist sırasında geçmişti; yakında yerkürenin belgesel zirvelerinden Hollanda’daki IDFA’da da gösterilecek.

Kadın direnişi

Filmin kahramanlarını gündelik hayatlarını sürdürürken veya dışarıya nispeten kapalı halı sahada, zevkle futbol antrenmanlarını yaparken izliyoruz. Hepsinin istikballe ilgili hayalleri var. Baş örtülü ve örtüsüz kadın futbolculardan müteşekkil takımın fertleri federasyonun kendilerine gerekli desteği vermemesinden epeyce şikayetçidirler. Kendilerine “Şort giymemelisiniz!” denmiştir, “Bacaklarınızı örtmeniz gerekir!”.

Başlarına bir şey geldiği takdirde federasyonun, onları gereğince koruyabileceğine dair inancı zayıftır. Sokağı ve topu erkeklerle paylaşmaları bazılarının hazmedebileceği bir şey hiç değildir.

Bir erkek takımına karşı oynadıkları maça eşofmanlarla çıkarlar, karşılaşmayı heyecanla izleyen erkek seyirciler dışında coşkulu bir kadın seyirci kitlesi de vardır. Futbola meraklı küçücük kızların varlığı da kahramanlarımızı gelecekle alakalı olarak ümitlendirip cesaretlendirmektedir.

 

Bu arada takımlarında bir erkek golcü bulundurmaktan da gayet hoşnutturlar. Belgeselin bir sekansında erkek futbolcu gerektiği takdirde günün birinde göğsüne iki tenis topu iliştirerek sahaya çıkabileceğini kahkahalarla belirtiyor.

Erkeğimsi bir görüntüye sahip, gelişkin kaslı futbolcu kadınlardan biri ise günün birinde iki askerin tacizine uğradığını hatırlıyor. Cinsiyeti hususunda ısrarlı suallerden sıkılmış genç kadın çareyi askerleri, o anda duruma müdahil olan üstlerine şikâyet etmekte buluyor; neyse ki mağdurken suçlu muamelesi görmüyor.

Filmde tartışılan olguların arasında ülkenin Kuzey ve Güney olarak ikiye bölünmüşlüğü, Sudan kimliğinin Arap kimliğinden çok Afrikalı kimliğine uygunluğu da var. Artık tarih kitaplarında kalmış Osmanlı egemenliği bir yana, ülkede Türkiye iktidarının kısa bir süre önce El Beşir’le kurduğu temaslar, Türkiye’nin soyunmuş olduğu Müslüman dünyası liderliği iddiasına kesinlikle gölge düşürmüş.

Her şeye rağmen mi futbol? 

 

Dünya çapında skandallar, yolsuzluklar, kara para girdapları derken, futbol sporu ve camiasına, ayrıca FIFA’ya çoktan gölge düştüğü inkâr edilemez. Gezegende şiddeti mütemadiyen artan iktisadi kriz veya coğrafyaları derinden sarsan savaşlara rağmen futbol karşılaşmalarının, futbol liglerinin, şampiyonaların ve kupa maçlarının askıya alınmaması, hatta doludizgin devam etmesi manidar. Futbolcu transfer paralarının birçok çaresiz kişinin hayallerini gayet iyi beslediği kesinlikle biliniyor. Toplum mühendisliğinde bir deşarj sibopu vazifesi gören futbol arenalarında ayrıca ırkçılık da, milliyetçilik de, siyasi şovmenlik de gırla gitmekte.

Fakat mevzu cinsiyetler arasında eşitliğe geldiğinde futbolun günümüzde bir araç olarak görülmesine “Eyvallah!” demekten başka şansımız yok galiba. Geleneksel toplumların iyice zayıflaması sonucunda yeni özgürlüklerin ufuğunda, kadınla erkek arasındaki ilişkiler bambaşka boyutlara taşınırken, İran gibi bir ülkede kadın futbol severlerin stadyumlara kabul edilmesi sevindirici olsa gerek. Ayrıca cinsiyetler arasındaki akışkanlığın artmadığını kim iddia edebilir?

Sudan halkının 30 senedir inanmakta güçlük çektiği metazori İslam rejiminden sonra ümit ederiz ki demokratik bir sisteme geçiş kısa zamanda gerçekleşir, adalet mekanizmaları etkinlikle işler, sufilikten güç ve ilham alan devrim evrilerek devam eder. Ne de olsa faşist diktatörlüğün dinsel baskısı en çok kadınları vurmuştu. Hartum Ofsayt‘tan bir klipte gördüğümüz gibi, birlik ve dayanışma içindeki kadınların, mizah ve ironiyle birçok şeyin üstesinden geldiği aşikâr.

Kaynak: BİANET

İlginizi çekebilir