“Dere yatağını işgal ederseniz o dere taşar”

Karadeniz Bölgesindeki selleri yazar ve ekolojist Cemil Aksu değerlendirdi: “Selden zarar gören bölgelerin ortak özelliği dere yataklarının istinat duvarlarıyla darlaştırılmış ve geriye kalan alanın da ya devlet eliyle ya da özel kişilerce işgal edilerek inşaat yapılmış olması”.

2 hafta arayla 2 sel felaketi yaşayan ve 6 kişinin hayatını kaybettiği Doğu Karadeniz bölgesinin tamamı için yine yağış uyarısı yapıldı.

Yetkililer, bölgedeki her yağış sonrası meydana gelen sellerin nedenini iklim krizi etkisi ya da toprağın yağışa doyduğu gibi gerekçelerle açıklasa da çevre ve ekoloji örgütlerinin, kent savunucularının, çevre aktivistlerin Karadeniz’i bir sel bölgesine dönüştüren taşkın ve heyelanlara ilişkin yorumları daha farklı.

Neredeyse her yaz mevsiminde Karadeniz’de rutine dönüşen selleri bianet’e değerlendiren yazar ve ekolojist Cemil Aksu, bölgenin zaten yaz aylarında yağış aldığını ancak iklim krizi nedeniyle bu yağışların tetiklendiğinin inkar edilemez bir gerçek olduğunu söylüyor.

Ama yağışların etkilerinin bu denli büyük olması sadece iklim kriziyle açıklanabilecek bir mesele değil. Aksu bu noktada, bilimsellikten uzak, yanlış kent ve kırsal alan politikalarına işaret ediyor:

“Karadeniz Sahil Yolu yaptılar vadilerdeki derelerin ve yamaçlardaki suyun denize ulaşmasını engellediler, kaçak yapılaşmayla can kayıplarını arttırdılar, yol ve barajlarla heyelanların önünü açtılar.”

“Her şeyin sebebi iklim krizi değil”

Şiddetli yağışlar sonucu oluşan seller sadece Karadeniz’i etkilemedi Almanya ve Belçika başta olmak üzere Batı Avrupa’da da geçtiğimiz haftalarda sel oldu. Daha sonra Çin de bu dalgaya eklendi. Bazı bölgeler yağışların etkisinde kalırken örneğin Kanada’da sıcaklık rekorları kırıldı, ülkede birçok bölgeye yayılan orman yangınları meydana geldi.

Cemil Aksu, bu senenin başında güneşteki patlamalardan kaynaklı ısı dalgalarının mevsimlik olarak dünyada sıcak ya da soğuk hava dalgalarına neden olacağı şeklinde bilimsel öngörülerin paylaşıldığını ve bunun yanı sıra zaten var olan bir iklim krizi sorununun tüm dünyayı etkisi altına aldığını hatırlattı.

Aksu, Türkiye’de ise sürecin daha farklı işlediğini, iklim krizine yönelik politika üretmek bir yana her yanlış çevre ve kent politikasının iklim kriziyle sebeplendirildiğini ifade etti.

“‘Takdiri ilahi’den ‘iklim krizi var’a”

“Her şeyi iklim kriziyle açıklamak kolaycılıktır” diyen Aksu, şunları kaydetti:

“Bu ifade çok tehlikeli çünkü iktidarın sık sık kullandığı ‘takdiri ilahi’ açıklamasının yerini bu sefer de sel olunca ‘iklim krizi var ne yapalım’ söylemi alıyor. Sonuçta doğada güneşteki patlamalardan, depremden ya da iklim krizi gibi çok hızlı değişiklikler olabilir ama her halükarda bunlar öngörülebilen olaylardır ve bilim insanları dönem dönem araştırmalar aracılığıyla öngörülerini paylaşıp alınabilecek önlemleri de sıralarlar.

“Dolayısıyla ister mevsimsel hava değişikliklerinden kaynaklı aşırı iklim olaylarında, ister deprem gibi başka durumlarda olsun, siz bu olguya uygun olarak alt yapınızı, yatırımınızı, imarınızı yapmak durumundasınız. Ama bizim ülkemizde süreç tam tersi işliyor. İktidar ve sermaye ‘doğa bize ayak uydursun’ mantığıyla hareket ediyor. Kısa vadeli kar oranlarını yüksek tutabilmek için doğanın ve onunla beraber de bütün canlıların geleceğini yok edecek adımlar atabiliyor.”

Yollar, HES’ler, kaçak yapılaşmalar…

Karadeniz’de yaşanan sel felaketlerinin iktidar ve sermaye eliyle kurulan mantığın en bariz örneği olduğunu kaydeden Aksu, “Orada iklim krizi değil 20 yıllık AKP iktidarının yarattığı sorunların krizi yaşanıyor” diyor:

“Karadeniz’de hele de bu aylarda aşırı yağışlar olur ve bu yağışlar zaman zaman da sellere neden olur. Ama bu durumu ağırlaştıran faktörler var. Bu faktörlerin en temel sebebi de sadece AKP iktidarının değil Mesut Yılmaz döneminden başlayarak Karadeniz’i bir bütün olarak yapılaşmaya açan projelerdir.

“Karadeniz Sahil Yolu, neredeyse her vadide sayısı 10-15 civarını bulan hidroelektrik santraller (HES), Yeşil Yol adını verdikleri yayla yolları, turizm adı altında yapılan betonlaşma projeleri, deniz dolguları, dolgu havalimanları gibi bir sürü icraat Karadeniz’in jeolojisini, tabiatını alt üst etti.

“Hepsinde ortak bir nokta var”

“Son yaşanan sel felaketinin yaşandığı yer de dahil olmak üzere taşkın olan, selden zarar gören bölgelerin ortak özelliği dere yataklarının istinat duvarlarıyla darlaştırılmış ve geriye kalan alanın da ya devlet eliyle ya da özel kişilerce işgal edilerek inşaat yapılmış olması.

“Yağmur yağdığında derenin yükseleceği gerçeğini görmezden gelip yatağını işgal ederseniz dere taşar ve bu felaket yaşanır.

“Bölgede inşaat furyası”

“Karadeniz’de yıllardır süren inşaat furyası içinde neredeyse her yere yol yapıldı. İmar planı, kentsel gelişimin 30-50 yıllık bir dönemi öngörülerek hazırlanır. AKP’nin merkezi olarak da yerel olarak da Karadeniz’de yaptığı en büyük suç ne kadar imar planı varsa hepsini rafa kaldırmış olmasıdır. Üzerine bir de imar affı denilen bir uygulamayı devreye soktu ve milyonlarca kaçak yapılaşma affedildi.

“Karadeniz’de bu uygulamaya 200 bin kişi başvurmuştu. Sonucunda yaylalardaki kaçak yapılaşmalar resmileşti, dere yataklarındaki kaçak yapılaşmalar onaylandı ve şimdi bizler bunun ceremesini çekiyoruz. İktidar ve ona yandaş olan herkes hiçbir yasa, imar planı tanımadan, çevre örgütlerinin, bilim insanlarının önerilerini hiçbir şekilde önemsemeden kısa vadede ‘al ver ekonomiye can ver’ mantığıyla tepeden aşağıya bir yolsuzluk ve plansızlık sistemi kurdular.”

“Kanuna aykırı hareket ettiler”

Aksu, iktidarın “kanuna aykırı bir şekilde” yanlış çevre ve ekoloji politikalarını sürdürmesi halinde Karadeniz’de sel ve heyelanların ve bunlara bağlı olarak yaşanacak can kayıplarının devam edeceğini de ekliyor:

“Sadece Karadeniz Sahil Yolu yapım sürecinde 200’ü aşkın taş ocağı açıldı ve bunların hiçbirinde Çevresel Etki Değerlendirmesi (ÇED) aranmadı. Karadeniz iktidara desteğin de fazla olduğu bir bölge olduğu için en baştan bir karşı duruş da olamadı ve hukuk vs. dinlemeden bütün bu projeleri uyguladılar.

“Yeşil Yol projesini Danıştay bazı yönlerden onaylamayıp durdurma kararı verdi ama kararı dinlemeyip yaptılar. Yine iptal kararı geldi ama yine yaptılar. Rize’nin ilçelerindeki HES’lerin birçoğu için mahkeme kararlarını dinlemediler, yine yaptılar. Cerattepe’de heyet kararlarını dikkate almadılar Cengiz Holding’in orada çalışmasının yolunu açıp bütün Artvin’i ezip geçtiler.

“Kayıplar devam edecek”

“15 Temmuz’dan beri devam eden bir hukuk tanımazlık değil bu, 2007’den beri bölgede hukuksuzluk oturtuldu. Karadenizliler de kendilerine bir şekilde iş imkanı açılması yahut yer edinme kaygısı nedeniyle ses çıkarmadı ama 2002’den beri yaşanan sel felaketlerinde 100’ü aşkın insanını kaybetti.

“İktidardan ve onun yanlış çevre politikalarından kurtulunmadığı müddetçe Karadeniz’de sel felaketleri yaşanmaya, insanlar ölmeye devam edecek.”

Kaynak: Bianet-Tansu Pişkin

İlginizi çekebilir