Çürümüş toplum kokusu – Ferda Fahrioğlu Akın

Bazı meseleler çok mühim; onlarda gözünü dört aç, her zaman hazır ol müdahale etmek için. Mesela minibüse mini etekli biri mi bindi; hemen çektir minibüsü karakolun önüne şikâyet onu. Sakın dövme onu metrobüste sonra sorun olabiliyor, başın ağrımasın. Yani medeni ol şikâyet et. İki sevgili mi gördün yolda yürüyen hemen takip et. Maazallah bir bankta oturup el ele tutuşurlar, öpüşürler; hemen Allah verdi demeden döv dövdür onları.

Havada çok ağır bir koku var, nefes almakta zorlanıyorum. Çevreme bakınıyorum ne kokusu diye; ama görünürde bir şey yok. Oysa hissettiğim koku çürümüş ceset kokusundan farksız değil. Ben ısrarla kokunun kaynağını görmek için uğraşırken gördüğüm manzara karşısında donup kalıyorum. Daha acısı da gördüğümün sadece buz dağının görünen kısmı olması. Evet, kokunun kaynağını buldum. Çürümüş toplum. Çürümüş Türkiye toplumu. Havadaki ağır koku çürümüş toplumun kokusu. Dayanılmaz ama gerçek…

Gündemi takip ettikçe insanın nefesi kesiliyor. Hâlbuki sana ne? İzleme, takip etme. Kim diyor sana sürekli gündemi takip edip kendine işkence et diye? Bak ülkenin en az yarısı gayet mutlu mesut yaşıyor, zafer naraları atıyor. Daha dün okumadın mı “Cumhurbaşkanımız, ‘Uçak gemisi yapacağız’ deyince gururlandım, hüzünlendim ve ağladım. Bunun üzerine Savunma Sanayii Destekleme Fonu’na telefonla ulaştım. Torunlarım da harçlıklarını biriktirerek Türk Silahlı Kuvvetlerini Güçlendirme Vakfı’na bağışta bulundular… Bir emekli insanım, ne kadar biriktirirsem, artırırsam o kadar getirip bağışta bulunuyorum.” diye yazan haberi; sen niye dert yanıyorsun emekliler aç, evine ekmek götüremiyor diye. Bak emekli aç değil ve ülkemiz daha çok savaşa katılabilsin diye maaşının üstünü, torunlarının harçlıklarını biriktirip bağışlayabiliyor. Yani sana ne? Ama hayır havadaki çürümüş toplum kokusu nefes almamı engelledikçe daha çok gömülüyorum ülkenin gündemine ve gömüldükçe daha çok çürümüş kokuyu alıyorum, genzim yanıyor…

Komşumuz yangın yeri aldığım koku o mu desem; evet yangın kokusu ama Yunanistan’dan gelmiyor, Türkiye’den geliyor. Cayır cayır insanlık yanıyor; şu durmadan övünüp durduğumuz Ortadoğulunun insanlığı, Müslümanların insanlığı yanıyor. Öyle ki imkânları olsa insanlar varil varil mazotu yuvarlayarak götürüp yangına dökecekler fiyatına bakmadan, “kadim düşmanımızın köküne kibrit suyu” niyetine. Allah’tan Avrupa Birliği’ne üye değiliz de bir yangını körükleyip geleyim diyemiyor kimse. Ama neden şaşırıyorsun ki? Onlar düşman. Bizim birinci vazifemiz ülkemizi onlardan korumak değil mi? Hem harici ya da dâhili önemli değil düşman düşmandır. Hem Allah da cezalarını nasıl vermiş ama, sevinmek lazım. Allah da şu düşmanların cezalarını vermese ne yapacağız toplumca? Mesela 2011 yılında Allah dâhili düşmanlarımız olan Vanlı Kürtlerin de cezasını depremle vermişti de ne kadar çok sevinmiştik. Hatta hırsımızı alamayıp onlara yardım paketleri içinde taş ve bayraklar yollamıştık; polise taş atan çocuklarını ve bayrağımızın kutsallığını unutmasınlar diye.

Tabii konu iç düşman olunca her şeyi Allah’tan beklemek olmaz. Tabii devletten de beklememek lazım; o zaten iç ve dış düşmanlarla mücadele ediyor. Bizim de linç etmemiz lazım önümüze gelen iç düşmanımızı. Mesela Kürtçe şarkı mı söyledi çıkaracaksın silahı basacaksın tetiğe. İnşaat işçisi Kürtçe mi konuştu; atacaksın onu inşaattan aşağı ki görsün tek dilimize ihanet etmenin bedelini. Esnaf senden iyi mi iş yapıyor; basacaksın çığlığı “terörist Kürt” diye zaten gerisini yüce halkımız halleder; kırar, döker, yıkar iş yerini başına. Yani dedim ya söz konusu vatanı korumaksa ne sadece Allah’tan ne de devletten bekleyeceksin cezalandırmasını. Mesela barış isteyen teröristleri ikaz etmek için onları kanlarında banyo yapmakla tehdit edeceksin. Merak etme yüce mahkemelerimiz arkanda; seni savunur, milli hassasiyetlerin ön planda olduğu için sırtını sıvazlarlar. Sakın ha teröristlere nefes aldırmayasın; çocuklar ölüyor diyen “terörist” öğretmeni bebeği ile birlikte hapse tıkacaksın ki anlasın bir daha başkasının çocuğundan ona ne!

Bir de dikkat et her Müslümanım diyen Müslüman değil. Dün her istediğini verdiğin Müslüman bugün senin düşmanındır. Başında senin özgür bıraktığın türbanla kamusal alanda dolaşan kadına acımayacaksın mesela. Önce bakacaksın senden mi diye. Mesela dün evlerde abla diye baş tacı ettiğini bugün kucağında yeni doğmuş bebeği ile hapse tıkayacaksın ki anlasınlar özgürlüğün tek kıstası sensin. Hapishanelerde 700 tane bebek mi var orada olması uluslararası-ulusal hukuk kurallarına aykırı olan; boş versene o bebekler ki senin müstakbel düşmanın olacak bırak şimdiden çeksinler cezalarını. Hem Nasrettin Hoca ne demişti testi kırılmadan atacaksın tokadı. Sende sana muhalif olan kim varsa cezalandıracaksın ki eyleme geçemesin. Ama bak ayarı ince yapmak lazım; haklıyı haksızı iyi ayıracaksın. Mesela dudak dolgusu yanlış yapıldığı için başvuran kadın, oy pusulasında senin yüce adaletli partine oy verdiğinin resmi ile başvuruyorsa haklıdır; savunacaksın onu. Mesela işe mi alacaksın önce göster diyeceksin oy pusulası resmini. İşe alırken de, yardım ederken de, ceza verirken de nüfus cüzdanından önce oy pusulalı fotoğrafına bakacaksın ki şaşırmayasın. Kürt futbolcu futboldan men edildiğinde “teröristtir” diye bağıracak, olmadı susacaksın; ama Türk futbolcun Almanya’da ayrımcılığa uğradıysa “milli kahramanım” diye bağrına basıp “pis ırkçılar” diye inleteceksin Avrupa’yı.

Bazı konularda nasıl hareket edeceğini önce düşünüp sonra tepki vereceksin. Mesela bak tecavüz konusu çok önemli. Mağdura değil her zaman faile bakacaksın kim diye. Tepkini ona göre vereceksin. Bazı şeyler meclis içinde, aile içinde kalmalı. Öyle olunca hemen üç maymunu oynayacaksın. Öğrenci yurtlarında erkek çocuklarına mı tecavüz edilmiş, hem de sadece bir kerecik. Ben görmedim ki! Baba kolon kanseri olan eşine tecavüze son verip 1.5 yıl boyunca 4.5 yaşındaki kızına mı tecavüz etmiş. Ben duymadım ki! Kız çocuğu hamile kalmış ama çocuğun kızın babasından mı, dayısından mı, aile dostlarından mı olduğu belli değil. Ben bilmiyorum ki; DNA testi yaptırsın! Genç kız işvereni tarafından tecavüze uğrayıp plazadan mı atılmış; gece ne işi var ki kızın orada! Engelli kız çocuğunu kaçırıp evde günlerce tecavüz mü etmişler; engelli işte ne bilecek! Kayınbirader hapiste olan kardeşinin karısına mı tecavüz etmiş; aile içi canım ne olacak! Düğün evinde uyuyan 3 yaşındaki bebeğe komşunun oğlu mu tecavüz etmiş; niye kendi evinde yatırmıyor annesi! Dedim ya tecavüz meselesi mühim ve derin. Bol bol duyacaksın haberlerde kulağını tıka! Göreceksin fotoğraflarını gözünü kapa. Zaten harika medyamız mağdurun çarşaf çarşaf fotoğrafını, adını verirken; failin itibarı zedelenmesin yine yapabilsin aynı eylemi diye fotoğrafını saklayacak adını gizleyecek. Tecavüz vakalarına dair veriler mi var; ben bilmiyorum ki!

Ama bak bazı meseleler çok daha mühim; onlarda gözünü dört aç, her zaman hazır ol müdahale etmek için. Mesela minibüse mini etekli biri mi bindi; hemen çektir minibüsü karakolun önüne şikâyet onu. Sakın dövme onu metrobüste sonra sorun olabiliyor, başın ağrımasın. Yani medeni ol şikâyet et. İki sevgili mi gördün yolda yürüyen hemen takip et. Maazallah bir bankta oturup el ele tutuşurlar, öpüşürler; hemen Allah verdi demeden döv dövdür onları. Kolunda dövme, kulağında küpe gördüğün erkeği gördüğün yerde müdahale et, döv haddini bildir; ama belinde silah varsa saygı duy, tebrik et. Anıtkabir’de Atatürk’e küfreden kadın başörtülü de olsa hukuka uyma tutukla onu ki; senin liderine küfredeni bırak yan gözle bakanı bile tutuklayabilesin. Toplumun ferdi olmak kolay değil; sorumlulukların olacak. Sende bunların bilincinde ol nerede susup nerede bağıracağını iyi bil. Nerede “kahraman” nerede “vatan haini, terörist” diye bağıracağını iyi belle. Ama hep güncel ol; çünkü dün “vatan haini, terörist” dediğin bugün “kahraman”; bugün “kahraman” dediğin yarın “terörist, vatan haini” olabilir. Sakın karıştırma. Esat’tan kaçarken Ege’de boğulan Aylan bebek ile annesine sarılı cesedi Meriç’te bulunan Bekir bebek bir değil mesela. Biri mazlum, öteki terörist! Tepkini ona göre ver.

Et çürümesin, kokmasın diye derin dondurucuda saklanır. Ama çürümüş bu toplumda et değil kız çocuklarının bedeni saklandı kokmasın diye. Şimdi gördüğüm çürümüş toplum buzdağına bakıyorum da hangi derin dondurucuda saklanır diye. Kutuplarda saklasan yok edemezsin kokuyu, gizleyemezsin çürümüş toplumu. Her gün okuduğumuz, gördüğümüz, duyduğumuz onlarca olayın hiçbiri münferit değil; sadece çürümüş olan toplumun kesitleri. Hazır önümüzde “derin dondurucu bayramı” var; parçalara bölüp ayrı ayrı poşetlesek çürümüş toplumu: Tecavüzcüler, ırkçılar, gayri-insanlar, vicdansızlar, hırsızlar… diye biter mi toplumdaki çürümüşlük, yok olur mu havadaki çürümüş toplum kokusu? Sanmıyorum!!!

*Yıldız Teknik Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü’nden ihraç edilmiş KHK’li Barış Akademisyeni.

İlginizi çekebilir