Covid-19 salgınının toplumsal ekonomik yapıdaki onarılmaz yıkımı – Tahsin Bakırta

Covid-19 salgını sonrası dönemde artan eşitsizlikleri ortadan kaldıracak strateji ve politika öncelikleri geliştirmedikçe, Covid-19 krizinden bir toparlanma çıkışı, sürdürülebilir olmayacaktır. Ülkelerin ekonomik toparlanması, çevresel sürdürülebilirlikle ve toplumsal ilerlemeyle birleşmedikçe, ülkelerde baş gösteren huzursuzluk ve hoşnutsuzluk küresel boyut kazanacaktır.

Covid-19 salgınının toplumsal ekonomik yapıdaki onarılmaz yıkımı

Covid-19 salgını, küresel kapitalizmin ortaya çıkardığı sonuçları sorgulanır hale getirdi ve işlerin hiç de iyi gitmediğini bir ölçüde kanıtladı. Birçok ülkede salgından kapanma politikaları, ekonomik kapanmaya neden oldu. Bu süreç piyasaları ve insanları kaosa sürükledi. Ekonomik büyüme daraldı, üretim birçok alanda durma noktasına geldi, uluslararası ticaret dip noktaları gördü, insan haraketliliği neredeyse durdu, çalışanların çoğu ofislerden evlere taşındı, birçoğu da işini kaybetti. Salgınla başlayan arayışlar arttı. Küresel Elitlerin oluşturduğu Dünya Ekonomik Formu (WEF), IMF, Dünya Bankası gibi uluslararası gibi kurumlar bugünkü kapitalist sistemin Büyük Sıfırlamasını -Great Reset- gündeme getirdiler ve Covid-19 salgınını da bunu gerçekleştirmek için bir şans olarak gördüler. Covid-19 salgını sürecinde, özellikle 1990 sonrası dönemde küresel kapitalistlerin oluşturduğu küresel değer ya da mal tedarik zincirlerindeki kopmalar ve aksamalar, küresel sorunlara küresel yanıtların hızlıca verilememesi vb. sorunlar bu arayışları hızlandırdı.

Küresel kapitalistlerin düşündüğü kapitalizmin “Büyük Sıfırlaması”nın dünyanın eşitsiz gelişimini yok edecek, özgürlük ve eşitlik temelinde, insancıl, çevreyi koruyan, saldırgan olmayan, yoksulluğu-eşitsizliği salt imaj bozukluğu olarak algılamayan ve paydaşlarının tümünü kollayan küresel bir ekonomik kalkınma modeli olmayacağı çok açıktır. Çünkü Covid-19 salgını, aşırı durgunlukta bile, küresel kapitalistlerin servetlerini artırdığı bir sürece dönüştü.

Dünya, Covid-19 öncesinde de eşitsiz bir dünya idi. Aşırı finansallaşmış küresel kapitalizm eşitsiz bir dünyayı ortaya çıkarmıştı. Eşitsiz bir dünyada küresel Covid-19 salgını, eşitsizliğin çok daha derinleşmesine yol açtı. Neo liberalizmin baş tacı edildiği 40 yıllık bir dönemde dünyadaki en zengin yüzde 1’in, alttaki yüzde 50 nüfusun iki katından daha fazla kazanıp, harcadığı bir dünya söz konusu idi. İki bin civarında küçük bir milyarder grubun; dünya servetinin çok önemli kısmını elinde tuttuğu ve binlerce insanın toplam bir yılda harcadığından daha fazla günlük harcama yaptığı ve dünya nüfusunun yarıdan fazlasının günlük 5,50 dolardan daha az bir gelir elde etmeye zorlandığı bir dünyada yaşanmaktaydı.

Covid-19 salgını, dünyadaki çok büyük bir insan kümesi için insani gelişmenin temel yapı taşları olan sağlık, gelir ve eğitimde onarılması çok güç olan bir süreci ortaya çıkardı. Sağlıkta, gelirde ve eğitimdeki kayıplar küresel olarak insani gelişmeyi zayıflattı hatta geriletti. Küresel kapitalist ekonomideki derin fay hatlarını şiddetlendirerek hemen hemen tüm ülkelerde aynı anda bölünmeleri ve eşitsizlikleri artırdı. Covid-19 virüsünün bulaşması belki zengin yoksul ayrımı yapmasa da ekonomik anlamında etkileri çok farklı oldu. Salgın, sıradan insanlara zenginlerden çok daha fazla zarar verdi. Yoksulluğu ve adaletsizliği körükledi; zenginlerin servetlerine servet kattı, cinsiyet ve ırk eşitsizliklerini besledi ve artırdı. Küresel büyük şirketler ve onların sahipleri ve CEO’ları milyar dolarlarına milyar dolarlar katarken, yüz milyonlarca sıradan insan yoksulluğa itildi. Covid-19, küresel anlamda iki buçuk milyona yakın can almasına karşın, zengin ve yoksul arasındaki uçurumun derinleşmesi, virüs kadar ölümcül sonuçlar ortaya çıkardı.

Dünyanın bu eşitsiz yaşantısı, Covid-19 salgını küresel boyut kazandığında, milyarlarca insan temel sağlık hizmetlerine erişememekte, sosyal korumadan yoksun kıt kanaat geçindiğini ortaya koymaktaydı. Covid-19 salgını, kıt kanaat geçinen bu insanları yoksulluğa ve yoksunluğa daha da mahkûm etti. Salgın nedeniyle ortaya çıkan ekonomik ve sosyal fırtınayı atlatmak için herhangi birikimi olmayan bu kitle daha da yoksullaştı. Birçok ülkede açıklanan sosyal yardım destek paketleri yetersiz kaldı ve sonuçta zenginler daha zengin, yoksullar daha yoksul oldu.

Dünyanın tüm ülkelerinde milyarderler, salgının en kötü etkilerini çabucak atlattılar. Büyük Buhran sonrası dünyadaki en kötü ekonomik durgunluğun ortasında aşırı zengin bir avuç insan servetlerine yeni büyük servetler kattılar. Buna karşın, yüz milyonlarca sıradan gündelik yaşayan insan işini, aşını kaybetti, yoksulluk ve açlıkla karşı karşıya kaldı. Nitekim BM Kalkınma Programı (UNDP) yoksulluk içinde yaşayan toplam insan sayısının 2020 yılında 200 milyon ile 500 milyon arasında artmış olabileceğini tahmin etmektedir. Buna karşılık OXFAM’ın Ocak 2021’de yayınladığı “The Inequality Virus- Eşitsizlik Virüsü” raporunda, 18 Mart’tan, 2020’nin sonuna kadar küresel milyarder servetinin 3,9 trilyon dolar arttığını bildirdi. Politika Çalışmaları Enstitüsü’nün Forbes verilerinin analizine göre ise, tüm ABD’li milyarderlerin toplam serveti, 18 Mart 2020 ile 18 Ocak 2021 arasında 1.138 trilyon dolar (yüzde 39) artarak yaklaşık 2.947 trilyon dolardan 4.085 trilyon dolara yükseldi. 600’den fazla ABD’li milyarderden en zengin beşi (Jeff Bezos, Bill Gates, Mark Zuckerberg, Warren Buffett ve Elon Musk) bu dönemde toplam servetlerini yüzde 85 artırarak, 358 milyar dolardan 661 milyar dolara çıkardılar.

Küresel milyarderler servetlerine servet katarken, Covid-19 pandemi durgunluğu en çok, kadınları, gençleri ve düşük ücretli işçileri vurdu. Uluslararası Çalışma Örgütü Ocak 2021 verilerine göre, dünya çapında milyonlarca kişi işini kaybettiği için, küresel işçilerin toplam kazançları 3,7 trilyon dolar düştü. Ekonomik kilitlenmeler ve milyonlarca işyerinin geçici olarak kapatılması, dünya çapında işgücü piyasaları üzerinde çok geniş etkiler yarattı ve düşük ücretli işçileri orantısız bir şekilde etkiledi. Beklenmedik biçimde dünyada 114 milyondan fazla insan işini kaybetti, birçoğu da çok daha düşük ücretlerle çalışma zorunda bırakıldı. Tüm bunların sonucunda yaklaşık 4 trilyon dolar emek kesiminden, bir avuç sermaye kesimine aktı.

Bu büyük işgücü geliri kayıpları, hane halklarını yoksulluğa itmekte, asgari geçim koşullarını sağlamak için önce birikmiş tasarruflarını (olanlar için) azaltmakta ya da borçlanmayı artırmaktadır. Örneğin Türkiye Bankalar Birliği Risk Merkezi Raporu Aralık 2020 verilerine göre, Türkiye’de bir yıl içinde 2 milyon 107 kişi artarak, 34 milyonun üzerinde birey kredi borcu ile yaşamaktadır. Bu da Türkiye’de borçlanabilecek nüfusun yaklaşık yüzde 60’ına denk gelmektedir.

İşgücü gelirindeki azalma işçiler arasında eşit olmayan bir şekilde ortaya çıkmıştır. Bu da gelir kaybı sorununun daha büyük eşitsizlik sorunuyla birleştiği anlamına gelir. Özellikle “korunaksız istihdam” olarak nitelendirilen kadınların, gençlerin ve düşük ücretli – düşük nitelikli işçilerin ücretleri krizden orantısız bir şekilde etkilendiği görülmektedir. Öyle ki ILO 2021 Ocak ayı verilerine göre, 2020 yılında kadınlar erkeklere oranla yüzde 67 daha fazla gelir kaybına uğramışlardır. Bunda en büyük etken istihdam kayıplarının erkeklere göre kadınlarda, orta yaş grubunda çalışanlara göre gençlerde çok daha yüksek olmasıdır. Kriz ayrıca düşük ücretli işçileri de ciddi şekilde etkiledi. Daha düşük nitelikli mesleklerde olanlar, daha yüksek ücretli yönetim ve profesyonel işlere göre daha fazla çalışma saati kaybetti, düşük ücretle çalışmaya maruz bırakıldı. Bugün dünyada 327 milyon insan asgari ücret ya da altındaki bir ücretle çalışmaktadır. Bu sayı toplam ücretle çalışanların yüzde 17’sine denk gelmektedir.

Covid -19 salgını, yalnızca kâr odaklı aşırı finansallaşan ve piyasalaşan sağlık kurumlarının ve ilaç şirketlerinin küresel salgında etkisiz kaldığını ortaya koydu. Küresel bir krizle baş edebilecek halk sağlığı sistemlerinin yok edildiğini, buna karşılık çok zengin ulusların bile yetersiz donanımlı sağlık kurumlarına sahip oldukları gerçeğini ortaya çıkardı. Ülkeleri salgın krizlerine karşı, sağlık alanında daha savunmasız hale getiren bir dizi faktör vardır. Bunların en önemlisi, sağlık sektörünün 1980 sonrası süreçte başlayıp 1990’larda sağlık alanının özelleştirme, finansallaşma ve kuralsızlaştırma odaklı piyasalaşmasıdır. Bugün birçok ülkede hastaneler, sağlık kurumları küresel finansın zirvesinde yer alan Goldman Sachs, Merrill Lynch ve Credit Suisse gibi yatırım bankalarının portföylerinde işlem gören kuruluşlara dönüşmüş, dünyanın dev ilaç şirketleri finansallaşmanın girdabına girmiş, ilaç buluşu ve yeniliği yapmak yerine, paydaşlarına finans odaklı kâr sağlayan kurumlara dönüşmüş; sigorta şirketleri sağlık kurum ve tesislerini satın almalar yoluyla ele geçirmiştir. Tüm bu nedenler sonucu, sağlık alanı bireyin ve toplumun sağlığına odaklı değil, kâr odaklı kurumlara dönüşmüştür. Böyle olunca da yoksulsanız Covid-19’dan ölme olasılığınız önemli ölçüde daha yüksektir.

Covid-19 salgını tüm dünyadaki eğitim alanını çok olumsuz biçimde etkilemiştir. Yüz yüze örgün eğitim yerine uzaktan eğitim modeli birçok ülkede uygulamaya girmiştir. Ancak BM Kalkınma Örgütü (UNDP) verilerine göre, 2020 yılı sonunda insani gelişmenin yüksek olduğu ülkeler de bile eğitim alan çocukların yüzde 20’si eğitim dışına itilirken, insani gelişmenin düşük olduğu az gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerde eğitim alması gereken çocukların yüzde 86’sı eğitim dışına çıkmıştır. Okulların yeniden açılması güvenli olana kadar, okul dışına itilen çocukların derslere uzaktan- radyo, TV veya internet üzerinden- erişemedikleri sürece öğrenmeyeceklerdir. Bu durum insanların fizyolojik açlıklarının, yoksulluklarının ve yoksunluklarının yanında bir de beyinsel -öğretisel açlıklarını-yoksulluklarını derinleştirmektedir.

Covid-19 salgını, eşitsiz dünyayı daha da eşitsiz hale getirdi. Mevcut düzen ve politikalar devam ettiği sürece de eşitsizliğin artacağı görülmektedir. Covid-19 salgını sonrası dönemde milyonlarca insan artık çalışmıyor. Ancak gelişmiş güçlü bir kamu güvenlik ağına sahip ülkelerde bu yeni işsiz insanlar en azından bir miktar gelir elde etmişlerdir. Ancak gelişmekte olan ülkelerde, kayıt dışı ekonomi çalışanları, işgücünün yaklaşık yüzde 70’ini temsil etmektedir. Bu insanlar bu tür gelir olanaklarından yoksun olacağından, sosyal koruma kapsamı dışına itilmişlerdir. Bu insanların çocukları da uzaktan eğitim için gerekli araç gereçlere sahip olma olasılıkları düşük olduğundan, muhtemelen eğitim dışına itilmişlerdir.

Covid-19 salgını sonrası dönemde artan eşitsizlikleri ortadan kaldıracak strateji ve politika öncelikleri geliştirmedikçe, Covid-19 krizinden bir toparlanma çıkışı, sürdürülebilir olmayacaktır. Ülkelerin ekonomik toparlanması, çevresel sürdürülebilirlikle ve toplumsal ilerlemeyle birleşmedikçe, ülkelerde baş gösteren huzursuzluk ve hoşnutsuzluk küresel boyut kazanacaktır. Bu nedenle daha eşit, daha adil bir dünyayı kurmak için daha az milyarder, daha çok öğretmen, daha çok doktor-hemşireyi önceleyen bir yapıyı kurmamız gerekmektedir.

*Prof. Dr., Sakarya Üniversitesi İktisat Bölümü Öğretim Üyesi

Kaynak: DUVAR

İlginizi çekebilir