Çorlu tren kazası: ‘Ömür boyu felç kalacaklar hiç konuşulmuyor’

Artı Gerçek’ten Candan YILDIZ – Rıfat DOĞAN Çorlu tren kazasından engellilik ve kalıcı sağlık sorunları yaşayanları haberleştirdi.

Çorlu’da oğlu Oğuz Arda’yı kaybeden anne Mısra Öz Sel Artı Gerçek’e konuştu: Kazada yaralanan birinin beli kırılmış, omuriliği zedelenmiş ve ömür boyu felç kalacak. Ne kadar büyük bir acı.

Kamu eliyle yapılan ihmallerin neden olduğu can kayıpları, gazeteciliğin de sınav verdiği haberlerdir. Zira olayın sıcak yanı haberleştirilir, gündemden düşer, sorular unutulur… Geriye acı kalır, uzvunu kaybeden hayatlar ya da yatağa bağlı yaşamlar… Bir de gazeteciliğin temel sorusu NEDEN?

Medyadaki tek sesliliğin sonucu olarak gazeteciler Neden sorusunu sormayı tercih etmiyor artık. Gerçekleri açığa çıkaracak “NEDEN” sorusunu atlayarak haber yapıyor. 8 Temmuz’da menfez bakımı yapılmadığı için devrilen trende 9 yaşındaki oğlu Oğuz Arda Sel’i kaybeden Mısra Öz Sel, gazeteciliğin temel sorusunu soruyor. NEDEN?

Uzun zamandır kendi sosyal medya hesabından sesini duyurmaya çalışıyor. “Neden araştırılmıyor? Neden öldü benim canım? Neden gitti canlar? Hani sorumluları araştırılacaktı?“ diyor…

Mısra Öz Sel’e ulaştık. Söyleşi boyunca verdiği yanıtlar, gazeteciliğin sınavına dair çok önemli noktaları içeriyordu. Çünkü kamu adına denetleme görevi olan basın, fikri takibi çok da önemsemiyor artık. Sahi o yaralılara ne oldu? Hepsi iyileşti mi? Felç kalan var mıydı? Uzuv kayıpları yaşanmış mıydı? O gün orada tam olarak neler yaşandı? İhmaller zincirinde en tepeden en alta kadar sorumlular kimlerdi?

Mısra Öz Sel bu sorulara tek tek yanıt bulacağını söylüyor… Yani gazetecilerin yapması gerekeni oğlunu kaybeden bir kadın yapıyor. Oğlu için, adalet için, hayatını kaybedenler için, aslında herkes için…

– Sizce bu bir kaza mıydı?

İhmaldi.

– Neden böyle düşünüyorsunuz?

Çünkü bazı şeylerin kontrol altında olması gerektiğini düşünüyorum. Yani şöyle söyleyeyim, ben kazadan bir hafta önce tatile gittim. Tatile giderken her ihtimali düşünerek tedbirlerimi aldım. Örneğin Oğuz Arda havuza girecek, ayağı kayabilir diye, gittim ayağına havuz terliklerinden aldım. Niye çünkü havuza girdiği zaman ıslak zemin, kurulamazlar ya da ihmal ederler, düşer diye risk analizi yaptım. Ben tedbirimi alıyorsam birilerinin de sorumlu olduğu yerlerde tedbirini alması gerektiğini düşünüyorum.

– Adalet arayışınızı nasıl sürdürüyorsunuz?

Bu ihmale neden olan TCDD mi? Başka bir şey mi? Ulaştırma Bakanlığı mı? Neresiyse, gidilebildiği yere kadar gidip, nereden kaynaklandığının bulunması gerekiyor. Bunun için bir şeylere başlanacak ama hiçbir şeye başlamadım. Çünkü en ufak bir konuşmada o olayı baştan yaşıyorum. Kötüydü, çok kötüydü.

– Olayla ilgili soruşturma sürüyor. Mısra Öz Sel olarak bu olayın peşini bırakmayacağım diyor musunuz?

Tabi ki bırakmayacağım. Eğer öyle bir şey yapmazsam zaten ben bu hayatta gözlerimi yumup Arda’ya kavuşuncaya kadar rahat yaşayamam. Bunun sorgu ve suali mutlaka yapılacaktır. Ama buna ne zaman gücüm olacak, bu kısmını bilmiyorum.

“ÖMÜR BOYU FELÇ KALACAK İNSANLAR VAR”

– Çocuklarını yakınlarını kaybeden başka insanlar da oldu sizin gibi. Onlarla hiç iletişime geçebildiniz mi, konuşabildiniz mi?

Uzunköprü’ye gittiğimde aslında görüşmek istedim. Hatta Arda’nın amcasıyla konuştum ve “yanlarına gittin mi?” diye sordum. O da “gitmek istedim ama cesaretimi toplayıp gidemedim” dedi. Ben gideceğim. Oğlumun kırkı için gittiğimde onların yanına da gideceğim. Telefonu tarıyorum, ulaşabildiğim kadar çok insana ulaşmak istiyorum. Sağ kalanların yanına gitmek istiyorum.

Uzunköprü’ye gittiğimde ölü sayısı 12’ydi 14’e yükseldi. Bu sayı yükselir, yükselecektir de çünkü yoğun bakımda çok sayıda insan var. Omuriliği zedelendiği için ömür boyu felç kalacak insan var.

– Bu insanlar hiç konuşulmuyor…

Kazada yaralanan birinin beli kırılmış, omuriliği zedelenmiş ve ömür boyu felç kalacak. Ne kadar büyük bir acı. Öyle miydi böyle miydi? Herkesi de büyük bir acı. Kazadan ufak bir sıyrıkla sıyrılan insanlar var ama baktığımızda uzvunu kaybeden bir sürü insan da var ve bu insanlar nerede bilmiyorum, yoklar ama çıkacaktır. İnsanlar acılarını yaşıyorlar. İnanıyorum ki bir yerden kayıpları ya da başka kayıplar varsa onların da aileleri çıkacaktır. Biz sayıyı 25 olarak biliyoruz ama bu sayının artıp artmayacağı konusunda kafamda soru işaretleri var.

Bir tren kaza yapıyor. O tren gece de kaza yapabilirdi ve hiçbir köylü görmeyebilirdi. Şükür ki gündüz vakti birileri gördü. Burada bile bir ihmal var. Trende takip sistemi yok mu? Nerede tren? Arıza aksaklık varsa nasıl takip edilecek? Bunlar gerçekten çok can acıtıcı şeyler. Çıkacaktır, arkası gelecektir. Ben bir şeylere başlayamadığım için haliyle onlar da başlayamıyorlar. Olayın diğer boyutlarını bilmiyoruz. Diğer boyutları arkadan gelecek boyutlar.

– Siz bu olayın unutulduğunu, unutturulmaya çalışıldığını düşünüyor musunuz?

Unutulacaktır, çünkü her şey unutuluyor. 8 Temmuz’da tren kazası olduğunu ve 24 kişinin öldüğünü bu ülkede duymayan halen bilmeyen insanlar var çünkü haber izlemiyoruz ve gazete okumuyoruz. “ Oldu” deyip geçebiliyoruz. Hayat devam ediyor. Kimsenin yas tutmasını beklemiyorum. Yasım bana zaten yetiyor. Hayat devam ediyor. Birileri hayatına devam edecek. Ben de devam edeceğim ama kimsenin haberi yok. Tıpkı Pamukova’da olduğu gibi.

– Karartmanın bunda etkili olduğunu düşünüyor musunuz? Çünkü hemen yayın yasağı getirildi.

Yayın yasağı neden geldi? Bunun da bir sebebi olmalı? Bunu da açıklamalılar. Buradaki trajedi insanları üzmesin diye mi yayın yasağı geldi? Zaten oradaki trajedi sosyal medya denilen Twitter, Facebook üzerinden dolaşıyor. Ben oturup tek tek fotoğraflara baktım, istediği kadar yayın yasağı getirsinler. Şuan baktığımda o gün orada olanları teker teker görüyorum ve izleyebiliyorum ama unutuluyor. Oldu bitti, bu kadar. Oldu bittiye getirilsin istemiyorum.

– Zaten kamunun sorumluluğu var…

Tabi ki var. Ben çocuğumu kaybettim ama başka birinin canı yanmasın. Dünkü olayda olduğu gibi, canı yanmasın. Sadece trende değil bu her şeyde böyle. Doğal afet olacaktır bizim ülkemiz deprem ülkesi. Deprem de bekliyoruz. Yağmur yağacak. Dünyanın her yanında yağmur yağıyor. Adam öyle bir sistem yapmış ki uçurumun üzerinden rayla treni geçirip götürüyor. Bizde neden yok? Bizde neden yol çöküyor, bina çöküyor? İstinat duvarı çöktü, arabalar çukurun içine devriliyordu. Böyle bir şey olabilir mi?

“BANA SADECE KÖYLÜLER YARDIM ETTİ”

– Olay yerinde neler yaşadınız?

Ben o gün trenin yanına gittiğimde yalvarıyordum. Çocuğum orada, onun yanına gitmek istiyorum. Bana “sizi oraya geçiremeyiz” diyorlardı. Sonra su götüren bir araba geldi. Onlara “beni götürün, annemler burada kalacak, gelmeyecek söz veriyorum. Su taşıyacağım” dedim. Aldılar beni. Suları kucağıma aldım. Tarlanın oraya kadar gittik. Sonrası üç kilometre. Su götüren araç gidemiyor. Orada bir jandarma su götüren araca “niye geldiniz?” diye sordu, onlar da “su getirdik” dedi. Jandarma bunun üzerine “yaralıların hepsi çıktı, orada su içecek kimse kalmadı, hepsi ölüler” şeklinde bir yanıt verdi.

Jandarma bunu deyince benim elim daha fazla titredi. Ama ben bir umut gittim. Orada yoksa da hastanededir dedim. Oğlumun ismini duymayan kimse kalmamıştı çünkü her hastanede beş kişi nöbet tutuyordu. O arada suyu götüren görevlilerden biri “yardım edenlerin suya ihtiyacı vardır, bu suların gitmesi gerekiyor. Keşke dört çarpı dördü alsaydık” dedi. Yanındaki ise “Ama dört çarpı dördü almak için iznimiz yok” karşılığını verdi. O anda ne izni? Anlatabiliyor muyum? Ne izni? Olağanüstü bir facia var.

Baktım onlarla ilerleyemeyeceğim. Traktör gördüm. Şoföre “beni alır mısın?” diye sordum. O da “yanıma alamam çünkü traktör çok zıplıyor, tavanı çarpar” dedi. Ben de “o zaman beni römorka al” dedim. Nitekim römorka atladım ve öyle gittim. Traktörle gittim oraya. Arkadan annemler de orada gönüllü olarak yardım edenlerin cipleriyle gelmişler. Gittiğimizde kapkaranlık bir yer, AFAD var, insanlar var ve trenin nasıl kaldırılacağı bile bilinmiyor. Tam bir kargaşa. Tren nasıl kaldırılacak? Kendi aralarında “nasıl kalkacak? Vinç ne zaman gelecek? Nasıl yapalım?” diye konuşuyorlardı. Babam oradaydı, jandarmanın elinde liste var. “Bakabilir miyim?” diye sordu. “Üstüme sor” yanıtını verdi, “üstün nerde” diye sordu babam tekrar. Komutanı yok.

Babam Arda’yı gördü. Babam ilk orada tespit etti. Bana o sırada bir telefon geldi ve hastanedeler, ikisi de iyi dediler. Biz o can havliyle çıktık oradan. Ki babam sonra “Ben onlara burada değil orada deseydim. Kızımı oradan çıkaramazdım. Hadi gidelim” diye söylemiş. Yani beni korumaya çalışmış. Çünkü hastaneye gittiğimizde babam ortada yoktu. Babam gördüğü için biliyordu ve babam orada “bu torunum” diye gösteriyor ve teşhis ediyor. Kimliği yok. Arda önce Muratlı’ya gidiyor ondan sonra Çorlu’ya geliyor. Eğer biz oraya gitmeseydik ve babam Arda’yı tespit etmeseydi, çocuğun üzerinde kimlik de yok… Ben belki de halen hastanehastane Arda’yı arıyor olacaktım.

O gece sadece köylüler yardım etti. Telefonum çalıyor, “Ben Muratlı’dan arıyorum, bilmem kim yardım edebileceğimiz bir şey var mı?” diyordu. Ben de “lütfen telefonumu meşgul etmeyin belki hastanede kendindedir ve bana bir şekilde ulaşır” dedim. Mesela o hastaneler de yayın yasağı kararı alındıktan bir süre sonra ben hastaneyi arayıp arkadaşlarımı sorduğumda “biz şuan bilgi veremiyoruz, yayın yasağı var” diye yanıt veriyorlardı. Bu şekilde bile yakınları yaralılarına ulaşamıyordu.

– “O gece sadece bana köylüler yardım etti” dediniz. Bir taraftan toplumsal dayanışma bir taraftan kamunun o duvar hali. O anda neler hissettiniz?

Öncelikle şunu şöyleyim, çok yalnız ve çaresiz hissettim. Çünkü dediğim gibi çok büyük bir çaresizlik içindeydim. Evet oraya ambulans gidiyor ama ambulansa da o insanları traktör taşıyor. Az yara alıp yürüyerek giden insanlar da var. Helikopterler ve ambulanslar çok sonrasında geldi. Baktığınız da onlar da zaten cesetleri kaldırmaya gelmişti. Üçüncü dünya ülkesi gibi hissettim. Çünkü böyle olmamalıydı.

“SON NEFESİME KADAR SORACAĞIM”

– Sosyal medyadaki isyanınızı konuşmak istiyoruz. Sosyal medya sizin için nasıl bir alan? Siz oraya nasıl bir anlam yüklüyorsunuz?

İçimi döküyorum. Instagram hesabım sadece Oğuz Arda’nın anısıyla ilgili. Oğuz Arda’ya bir alan yarattım. O alanın içine de hiçbir şey sokmayacağıma dair söz verdim. Instagram hesabımın içinde “neden” sorusunu sormuyorum.

Twitter’da böyle bir kazada canı yanan insanın var olduğunu göstermek için yazıyorum. Unutulmaması ve ses getirmesi için, birileri “neden” diye sormaya devam ediyor dedirtmek için. Herhalde son nefesimi verene kadar gücüm yettiği kadar soracağım. İsterse hiç takipçim olmasın, sıfır olsun. Ben yine soracağım.

– Acılarınızın görüldüğünü düşünüyor musunuz?

Twitter’dan yaralılar için “onları ziyaret eden var mı?” diye sordum. Böyle insanların var olduğunun bilinmesi ve destek verilmesi gerekiyor. Psikolojik olarak destek verilmesi gerekiyor. Özellikle de yaralılara. Bir de o trenin içinde olan insanın acısı var. Yaralananlar ve sağ kurtulanlar vs. Onların acısı var ve o insanların acılarının bir şekilde ortaya çıkması ve her türlü destek verilmesi gerekiyor. Ne durumda olduklarını gerçekten bilmiyorum. Dediğim gibi o gücü topladığım zaman her birine ulaşabildiğim kadarıyla ulaşmaya çalışacağım. Onların acıları dile getirilmeli ve konuşulmalı.

“BU ÜLKEDE HALA GÜZEL İNSANLAR VAR”

– Twitter’da yaptığınız paylaşımların altına yapılan yorumları okuduk. Sizin paylaşımlarınızı paylaşan çok sayıda insan var. Bunlar size kendinizi nasıl hissettiriyor?

Hepsini okuyorum. Çok sıcak geliyor. Okumadığımı düşünmemeleri için hepsine cevap verdim. Teşekkür borçluyum. Çünkü gerçekten duyarlı insanların da var olduğunu biliyorum. Bu insanların varlığının olduğunu bilmek bana dayanma gücü veriyor. İnsanlar kendi hikâyelerini de yazıyor. Ben de cevap verebildiğim kadarıyla hepsine cevap vermeye çalışıyorum. Her gelen mesajı okuyorum ve gerçekten bu bana dayanma gücü veriyor. Bu ülkede halen güzel insanların acıya saygı duyan insanların güzel yaklaşan insanların olduğunu bilmek rahatlatıyor.

– Hiç kötü mesaj aldığınız oldu mu?

Bir kere aldım. O da “bari kırkı çıktıktan sonra yazmaya başlasaydın” diye. Yazmak bana bir terapi gibi geliyor. Ben hep yazardım, eskiden de yazardım. Oğuz Arda’ya da fazlasıyla yazdığım şeyler vardı. Acıyı paylaşmaksa, halleri konuşmaksa, bu ülkede çocukların heba olduğunu yazmaksa evet bundan sonra da yazmak istiyorum.

– Sosyal medya hesabınızdan “Neden? Neden araştırılmıyor” diyorsunuz. “Neden” sorusu Mısra Sel Öz için ne anlama geliyor?

Neden olduğunun yanıtını bulmaya çalışıyorum. Burada bu kazaya neden olan şeyin yağmur olmadığını, neden olan kişilerin çıkıp bunun bir açıklamasını yapıp gereken cezayı almalarını istiyorum. Yani “yağmur yağdı, Allahtan oldu.” Öyle bir şey olamaz. Rayları yanlış döşediğimiz için, güçlendirme yapmadığımız için, kontrol etmediğimiz için…

– Önemli bir vurgu yaptınız. Bu tür olaylarda “şu kadar kişi öldü” , “şu kadar kişi yaralandı” denir. Sizin anlatımlarınız bize “yaralandı” kelimesinin bazı şeylerin üzerini örttüğünü düşündürdü…

Tabi ki gerçeği anlatan bir vurgu değil. Yaralanmak ne demek? Yaralanır, tedavi olur ve bir süre sonra iyileşir. Kesinlikle bu. Mesela ağır yaralı nedir? Hafif yaralı nedir, kime denir? Adamın sadece kolu kopmuştur veya başka bir uzvu kopmuştur. Yanındaki arkadaşı bu yüzden travma yaşıyordur. Bedeni parçalanan insanların varlığını biliyoruz. O yüzden tek başına yaralı kelimesi hiçbir şey anlatmıyor.

– Sosyal medya paylaşımınızda “Arda beni büyüttü” demişsiniz. Ne demek istediniz?

Arda bana sakin olmayı öğretti. Soğukkanlı olmayı öğretti. Anlayışlı olmayı öğretti. Gülümsemeyi öğretti. Öfkenin nasıl kontrol edileceğini öğretti.

Bir gün okulda bir arkadaşı başka birine vurmak üzereyken “Herkes seni yaramaz biliyor. Sen şimdi ona vurursan sen suçlu olacaksın. Yine sen azarı işiteceksin. Haksız duruma düşeceksin. Bence haklı ol ve gel onunla kavga etme” demiş ve arkadaşını çekmiş. Kavgayı engelledi.

Seçim gecesi görev yaptığım yerde yanıma geldi. Ben aynı zamanda Arda’nın varlığını arkamda güç olarak hissediyordum. Eve gittik seçim sonuçları açıklanınca kendince hayal kırıklığı yaşadı ve “benim geleceğim ne olacak?” dedi ve yarım saat boyunca ağladı. Ben de bunu oğlum hayatını kaybettikten sonra Instagram hesabımda paylaşıp “Geleceğim ne olacak demişti. Geleceği kara toprak oldu” diye yazdım.

– Olayla ilgili Meclis araştırma önergesinin gündeme alınması AKP ve MHP oylarıyla reddedildi. Reddedilince ne hissettiniz? Kabul edilseydi nasıl hissederdiniz?

En azından sahip çıkıldığını düşünürdüm. Evime gelenlere en başından beri “araştırılsın ve sahip çıkılsın” diyorum. Buna sebep olan kimse onun araştırılmasını istiyorum. Sadece kendi adıma değil, diğer aileler adına araştırılmasını istiyorum. Onu orada ret olarak görmek insana kendisini sahipsiz hissettiriyor. Ben ülkemde sahip çıkıldığımı hissetmek istiyorum.

Kaynak: Artı Gerçek

İlginizi çekebilir