Çoklu krizde kadın olmak: Toplumsal yeniden üretim krizi (2) – Kadın Savunma Ağı

Toplumsal yeniden üretimi feminist biçimde yeniden şekillendirirken daha kısa bir çalışma haftası, koşulsuz temel gelir, kamuda çocuk bakımı talebi; göçmen ev işçilerinin ve kar amacı gütmeyen huzurevlerinde, hastanelerde, çocuk bakım merkezlerinde bakım işi yapan işçilerin hakları için mücadeleler ve özellikle küresel Güney’de temiz su, barınma ve çevresel bozulma mücadelelerinin toplamı bize yol gösterir mi?

Çoklu krizde kadın olmak: Toplumsal yeniden üretim krizi (2) – Kadın Savunma Ağı

“Kapitalist üretim biçiminde, metaları üreten işçiler ise, işçileri üretenler kimdir? Toplumsal yeniden üretim kuramı, emek gücünün üretimine ilişkin toplumsal süreçlerin, metaları üreten toplumsal süreçlerle nasıl bağlantılı olduğuna odaklanır”.

(Tithy Bhattacharya)

Toplumsal yeniden üretim feminizm için neden önemlidir?

Toplumsal yeniden üretim, toplumsal bağların yaratılması ve sürdürülmesi ile ilgilidir. Bunun bir kısmı nesiller arasındaki bağlar olan çocuk doğurmak, büyütmek ve yaşlılara bakmaktır. Diğer kısmı ise arkadaşlar, aile, mahalleler ve toplum arasındaki yatay bağları sürdürmekle ilgilidir. Hem duygusal, hem maddi bir karşılığı vardır ve sosyal işbirliğinin temelini oluşturan “toplumsal yapıştırıcıdır.” Ekonomi, kültür, yönetim dâhil olmak üzere tüm toplumsal organizasyonlar toplumsal yeniden üretime bağlıdır. Toplumsal yeniden üretim, tarihsel olarak cinsiyetlendirilmiştir ve esas sorumluluk kadınlara verilmiştir.

Kapitalizmin yükselişi, ekonomik üretimi toplumsal yeniden üretimden ayırarak, yaşadığımız cinsiyet ayrımını yoğunlaştırdı. Üretim, “ekonomik” olarak kabul edildiği ve nakit ücretlerle ödüllendirildiği fabrikalara ve ofislere taşındı. Yeniden üretim ise duygusallaştırıldığı ve doğallaştırıldığı, para yerine “aşk” ve “erdem” uğruna gerçekleştirilen yeni bir özel ev alanına sürüldü. Gerçekte, toplumsal yeniden üretim hiçbir zaman yalnızca özel hane halkının sınırları içinde konumlanmadı; aynı zamanda mahallelerde, kamu kurumlarında ve sivil toplumda da konumlandı ve bir kısmı metalaştırıldı. Toplumsal yeniden üretimin ekonomik üretimden cinsiyetçi ayrımı, kadınların kapitalist toplumlara tabi kılınmasının başlıca kurumsal temelini oluşturduğu için feminizmin en merkezi konularından biri olmak zorunda.

Bakım krizi nedir ve bakım neden bir kriz haline geldi?

Kapitalist toplumlarda, toplumsal yeniden üretim için var olan kapasitelere parasal bir değer verilmez. Dikkate alınmaya ya da yenilenmeye ihtiyaç duymayan, ücretsiz ve sonsuz sayıda var olan “hediyeler” olarak kabul edilirler. Ekonomik üretimin ve daha genel olarak toplumun dayandığı toplumsal bağları sürdürmek için her zaman yeterli enerjinin olacağı varsayılmaktadır. Bu, kapitalist toplumlarda doğaya, istediğimiz kadar alabildiğimiz ve her miktarda atığı boşaltabileceğimiz sonsuz bir rezervuar olarak davranılmasına çok benzer. Gerçekte, ne doğa ne de toplumsal üreme kapasiteleri sonsuzdur; ikisi de kırılma noktasına kadar gerilebilir. Doğa gibi “bakım” durumunda da bu kırılmayı anlamamız gerekiyor. Toplumsal yeniden üretim için kamu desteği geri çekildiğinde ve bunun başlıca sağlayıcıları uzun ve meşakkatli ücretli çalışma saatlerine zorlandığında, toplumun bağlı olduğu toplumsal kapasiteler tükenir. Bugünkü durumumuz tam olarak bu. Kapitalizmin mevcut, finansallaşmış biçimi, toplumsal bağları sürdürmek için var olan kapasitemizi sistematik olarak tüketiyor. Sonuç, ekolojik kriz ile de iç içe geçmiş ve onun kadar ciddi ve sistemik bir “bakım krizi”dir.

Kapitalizm tarihini, üretim ile yeniden üretim arasındaki ilişkiyi esas alarak incelediğimizde bugünkü bakım krizini daha iyi kavrayabiliriz. Bu temelde, 19.yy’ın sözde liberal kapitalizminden 20. yy’ın ortalarının devlet tarafından yönetilen rejimine ve günümüzün finansallaşmış kapitalizmine uzanan tarihsel bir yol izleyebiliriz. Özetle: liberal kapitalizm toplumsal yeniden üretimi özelleştirdi; devlet tarafından yönetilen kapitalizm onu ​​kısmen toplumsallaştırdı; finansallaşmış kapitalizm ise ​​giderek daha fazla metalaştırıyor. Belirli bir toplumsal yeniden üretim örgütlenmesi, kendine özgü bir toplumsal cinsiyet ve aile ideolojisiyle şekillenir.

Liberal kapitalizmin durumu oldukça açıktır. Sanayiciler, kadınlar ve çocuklar dâhil olmak üzere yeni proleterleşmiş insanları fabrikalara ve madenlere sürüklerken, devletler büyük ölçüde kenardan baktı. Sonuç, halk tepkisi ve “koruyucu mevzuat” için kampanyalara yol açan bir toplumsal yeniden üretim kriziydi. Ancak bu tür politikaların sorunu çözmesi mümkün değildi ve etkileri, işçi sınıfı ve köylü topluluklarını ellerinden geldiğince kendi başlarının çaresine bakmak zorunda bırakmaktı. Bununla birlikte, kapitalizmin bu biçimi kültürel olarak üretkendi. Burjuvazi, toplumsal yeniden üretimi, kadınların aile içerisindeki alanı olarak yeniden şekillendirerek, yeni bir ev içi tahayyülü oluşturdu. “Ayrı alanlar”, “kalpsiz dünyada sığınak” ve “evdeki melek” idealleri, çoğu insanın bu idealleri gerçekleştirme koşulları bulunmasa da, bu toplumsal yeniden üretim rejiminin meşrulaştırılması için kullanıldı.

Krizle sarsılan liberal rejim, 20.yy’da yerini kapitalist toplumun devlet tarafından yönetilen yeni bir biçimine bıraktı. Kitlesel üretim ve kitlesel tüketime dayanan bu aşamada, toplumsal yeniden üretim, devletin ve şirketlerin “toplumsal refahının” sağlanması yoluyla kısmen toplumsallaştırıldı. Ve giderek tuhaflaşan “ayrı alanlar” modeli, yerini “aile ücreti”nin yeni, daha “modern” normuna bıraktı. İşçi hareketlerinin güçlü desteğini alan bu norma göre, sanayi işçisine tüm ailesini geçindirecek kadar maaş ödenmeli, bu da karısının kendini tam zamanlı olarak çocuklarına ve ev halkına adamasını sağlamalıdır. Yine, yalnızca nispeten ayrıcalıklı bir azınlık bu ideale ulaştı; ama çoğunluğu hevesliydi. Sömürge ve post koloniler, Küresel Güney’de devam eden yırtıcılığının üstüne kurulmuş olan bu düzenlemelerin dışında tutuldu. Amerika Birleşik Devletleri’nde, ev ve tarım işçilerinin sosyal güvenlikten ve diğer kamu hizmetlerinden dışlandığı yerleşik ırksal asimetriler vardı. Ve elbette, aile ücreti, kadınların bağımlılığını ve heteronormativiteyi kurumsallaştırdı. Yani devlet tarafından yönetilen kapitalizm altın çağ değildi, ancak bugün sahip olduğumuzdan oldukça farklıydı.

Bugün, elbette, aile ücreti ideali öldü. Bu, bir yandan, bir aileyi tek bir maaşla geçindirmeyi imkânsız kılan gerçek ücretlerdeki düşüşün bir zayiatıdır ve diğer yandan, aile ücretinde yerleşik olarak bulunan kadınların bağımlılığı fikrini gayri meşrulaştıran feminizmin başarısıdır. Bu bir-iki vuruşun bir sonucu olarak, artık “iki gelirli aile”nin yeni normuna sahibiz. Kulağa hoş geliyor, değil mi – bekâr olmadığınızı varsayarsak? Ancak aile ücreti ideali gibi bu da bir kafa karışıklığıdır. Bir haneyi geçindirmek için gerekli olan ücretli çalışma saatlerinin sayısındaki keskin artışın kavranmasını zorlaştırıyor. Hele bir de bu hanede çocuklar, yaşlı akrabalar veya hasta ya da sakat olan ve tam zamanlı ücretli olarak çalışamayan kişiler varsa, çok daha kötü bir artıştan söz ediyoruz. Ve eğer tek ebeveynli bir aileyse, bundan daha da kötü. Şimdi buna, devlet tedarikinde kesintilerin olduğu bir zamanda iki kişi idealinin terfi ettirildiğini de ekleyin. Artan çalışma saatlerine duyulan ihtiyaç ve kamu hizmetlerinde kesinti arasında, finansallaşmış kapitalist rejim, sosyal bağları sürdürme kapasitemizi sistematik olarak tüketiyor. Kapitalizmin bu biçimi, “bakım” enerjimizi kırılma noktasına kadar geriyor. Bu “bakım krizi”, yapısaldır. Hiçbir şekilde tesadüfî veya istisnai değil, mevcut koşullar altında, kapitalist topluma içkin olan, ancak mevcut finansallaşmış kapitalizm rejiminde özellikle keskin bir biçim alan bir toplumsal üretim krizi eğiliminin ifadesidir.

Artık, gücü yetenlerin ev işleri ve bakım için ödeme yaptığı, ailelerine bakmak için çırpınanların ise, genellikle birinci grup için ücretli bakım işini çok düşük ücretlerle ve hiçbir güvence olmadan üstlendiği ikili bir bakım işi organizasyonuna sahibiz. Açıkça görülüyor ki, bu, kadınlar arası çıkarların birbiriyle doğrudan karşı karşıya gelmesidir. “Lean in” feminizmin/neoliberal feminizmin başarılı iş kadınlarının şirket yönetim kurulu toplantılarına katılabilmesi, ancak tuvaletlerini ve evlerini temizleyen, çocuklarını bezleyen, yaşlanan ebeveynlerine bakan, vb. düşük ücretli bakım çalışanlarına dayanabildiği ölçüde mümkündür.

Burada toplumsal yeniden üretimin ırksal boyutu hakkında konuşmamız gerekiyor. Ne de olsa, bu işi yapanlar başlıca göçmen kadınlar, örneğin ABD’de Afro-Amerikan kadınlar ve Latin kökenli kadınlardır. Bunu görmek için New York’un orta sınıf bir semtindeki herhangi bir parka gitmeniz yeterlidir. Kadınların zengin ülke ve bölgelere göçünü kolaylaştırmaya dayalı “kalkınma” stratejisi olan ülkeler var. Örneğin Filipinler, yurt dışına gönderdiği ev işçilerinden gelen havalelere büyük ölçüde bağımlıdır. Ve bu, devlet tarafından organize edilen bir emek mübadelesidir – devletin kalkınma stratejisidir. (Nancy Fraser)

Toplumsal yeniden üretimin üçlü krizi olarak pandemi

Öncelikle pandemiyle ortaya çıkan kriz;

  • Neoliberalizmin biçimlendirdiği eşitsizlikleri derinleştirdi. (cinsiyet, ırk, sınıf)
  • Eskisini aşındırıp yeni ikilemler yaratarak çalışmayı yeniden organize etti. (üretim/yeniden üretim – temel işler)
  • Çeşitli artık nüfus kategorilerinin çeşitli “öldürülme” süreçlerini açığa çıkardı.

“Pandemiyle birlikte kapitalist hayatın yapısı ve yönetimi, çalışma ve sömürü, (artık) yaşam ve ölüm olmak üzere toplumsal yeniden üretimin üçlü krizinden söz edilebilir”.

(Alessandra Mezzadri)

  1. Pandemi ile birlikte dünyadaki asıl “bakım verenler” olan kadınlar toplumsal cinsiyete dayalı şiddetin çeşitli biçimlerinin, artan yoksulluğun, borçlanmanın ve kaynaklara ve sağlık hizmetlerine sınırlı erişiminin kıskacında hayatta kalmaya çalışıyor.
  2. COVID-19, yapısal eşitsizlikleri derinleştirdi. Örneğin Siyah, Asyalı ve etnik azınlıkların COVID’den beyaz nüfusun üç katından fazla bir oranda öldüğü tespit edilmiş. Uzun vadede küresel siyasi ve ekonomik eşitsizliklerin genişleyeceği bekleniyor. Yoksulluk, sağlık hizmetlerinin eksikliği, ekonomik şiddet dâhil olmak üzere artan ev içi şiddet, kadınların mücadele etmesi gereken alanları daha da artırıyor.
  3. Pandeminin emek piyasasına etkilerinden en çok kadınlar payını alıyor ve kadınlar hiç olmadığı kadar yoğun şekilde istihdamdan ve emek gücünden çekiliyor. Yeni Zelanda’da işsizlerin %90’ı kadındır. ABD tarihinde ilk kez iş ve gelir kaybına yol açan bir ekonomik gerilemenin kadınları erkeklerden daha fazla etkilediği bildiriliyor. Pandemi öncesinde yaşanan güvencesiz ve esnek çalışma koşulları, düşük ücretler ve çocuk bakımı eksikliği daha da kötüleşti ve bu durum destek sistemlerine duyulan ihtiyacı ortaya koyuyor.
  4. Çocuk bakımı ve yaşlı bakımı dâhil olmak üzere “ev işi”nin yükünü kadınlar çekiyor. Bir yandan ev bir güvenlik alanı olabilir, ancak diğer yandan aşırı bakıma sahip olanlar için savunmasız bir alan olabilir. (Eğer ki barınılacak bir ev varsa) Ayrıca, toplumsal cinsiyete dayalı şiddet, karantinalar başladığından beri küresel olarak arttı.
  5. “Mevcut pandemi bir üretim krizine dönüşmeden önce, sistemik bir toplumsal yeniden üretim krizi yarattı”. Kadınların canlı bireyler ürettiklerini kabul etmek maliyet gerektirir ve Mies’in “insanların hayatını yaratmak” dediği şeye değer atamayı içerir. Bu, emek üretkenliğinin salt artı değer üreten ücretli istihdam alanıyla ilişkili olduğu fikrini reddetmenin gerekliliğini gösterir. Nihayetinde, üretken olan, bu yaşamın yeniden üretilmesinden doğan değerle birlikte insan yaşamının kendisidir.
  6. Bakım ve “hayat kurma” işi, emeğin temel biçimleri ise COVID 19, kapitalizmin bir pandeminin etkilerini kaldırmaya muktedir olmadığını gösterdi. Çünkü kapitalizm yaşamın sürdürülmesinden ziyade kâr maksimizasyonuna yönelir. Kapitalist için COVID’in trajedisi, insan yaşamının kaybı değil, küçülen bir ekonomidir. Kapitalist için her ne pahasına olursa olsun korunması ve savunulması gereken şey bu ekonomidir – bu, kaybedilen yaşamlar ve geçim kaynakları anlamına gelse bile.

Kapitalizmin bu yönleriyle ifşa olduğu ve patriyarkanın kadınları baskılamak ve ikincilleştirmek üzere hala sağlam şekilde konumlandığını hesaba katarak bugün yeniden üretim-üretim arasındaki bölünme bugün nasıl yeniden şekillendirilebilir ve iki gelirli ailenin yerini ne alabilir?

Bakım işi ücretlendirilebilir ya da güvenceli hale getirilebilir mi? Kim tarafından, nasıl ücretlendirildiği ve organize edildiği ya da güvencelendirildiği fark yaratır mı?

Toplumsal yeniden üretimi feminist biçimde yeniden şekillendirirken daha kısa bir çalışma haftası, koşulsuz temel gelir, kamuda çocuk bakımı talebi; göçmen ev işçilerinin ve kar amacı gütmeyen huzurevlerinde, hastanelerde, çocuk bakım merkezlerinde bakım işi yapan işçilerin hakları için mücadeleler ve özellikle küresel Güney’de temiz su, barınma ve çevresel bozulma mücadelelerinin toplamı bize yol gösterir mi?

Küresel Feminist Ekonomik İyileşme Raporu’ndan ilkeler-talepler

Tarihin kritik bir dönüm noktasında ve belirleyici bir anında olduğumuzu söylemek abartı olmaz.

Covid-19 hâkim ekonomik modelin çoklu başarısızlıklarını açığa çıkardı ve hayatlarımızın hiçbir alanı, toplumsal ağlarımız, hareketlilik biçimlerimiz, emek, sağlık ve bakım sistemleri bundan muaf kalmadı.

Mevcut ekonomik modelin şiddete dayalı, sömürücü ve sürdürülemez yapısı devam ettirilemez.

Sadece covid-19 pandemisinde ortaya çıkan sonuçların değil, çağlar boyu süren ekonomik adaletsizlik ve sömürünün de sonuçlarından kurtulmalıyız.

Toplumsal altyapı ve bakım sistemleri doğanın ve insanın yaşamının temelidir. Toplumsal altyapıya yatırım, bireylerin ve hanelerin bakımına yatırım, sağlık, eğitim gibi kamusal hizmetler; herkes için nitelikli konut; kaynakların ve müşterek malların eşit dağılımı; gıda egemenliği ve çevrenin koruma altına alınması için yatırım yapın.

Serveti, kolektif ücretsiz ve ücretli emeğimizle üretilen toplumsal bir varlık olarak yeniden tanımlayın. Servet, değer ve vazgeçilmez- zorunlu işleri dar ve finanslaşmış biçimlerinin dışında anlamalı, halk ve çevre merkezli bir ekonomide yeniden yapılandırmalıyız. Bakım işi ve gıda üretimi gibi zorunlu işleri yerine getirenler ağırlıkla kadınlar, göçmenler ve kayıtsız işçiler, insan ekonomisinin ve insan hayatının sürdürülmesini sağlayan başlıca insanlardır.

Yapısal ayrımcılığa son verin; tüm yapısal ayrımcılık biçimlerinin ortadan kaldırılması adil ve eşit bir ekonominin koşulu ve nihai amacıdır. Şirket muafiyetlerine ve sömürücü çalışma koşullarına ve cinsiyetçi, ırkçı veya sınıf temelli eşitsizliklere son verilsin.

Küresel ekonominin kemer sıkma paketleri, binlerce ticaret ve yatırım anlaşması ve şirketlere sağlanan covid-19 yardım ve teşvikleri gibi öğelerden oluşan yıkıcı finansal ve yasal mimarisi dağıtılsın; küresel piyasalar ve tedarik zincirleri boyunca yaşanan korkunç sömürüye son verilsin.

Emek piyasası kadınların covid 19 krizinde yaşadıkları orantısız gerilime dikkate alınarak yeniden yapılandırılsın; ırkçılık, cinsiyetçilik ve diğer ayrımcılıkların istihdam, tazminat hakkı ve diğer yardımların önünde engel oluşturulmasına son verilsin; ev işyeri sayılsın; ev işçilerinin, göçmenlerin ve kayıtsız işçilerin hakları güvence altına alınsın.

Kamusal kaynakların özellikle kadınlardan, LGBTİ+lardan çalınarak yasadışı finansal gelirler için kullanılmasına son verilsin; çokuluslu şirketlerin-şirketlerin muafiyetleri son bulsun, ödediği vergiler artırılsın; askeri harcamalara, mega-projelere yapılan kaynak aktarımı son bulsun; pandemiden özel kazanç sağlayan teknoloji şirketleri, e-ticaret şirketleri vergilendirilsin; kaynaklar evrensel gelir desteği, kamusal sağlık, temiz su ve benzeri altyapılara harcansın.

Şirketleri insan haklarının önüne koyan yatırım ve ticaret yaklaşımına; şirketlere sağlanan yatırımcı koruma mekanizmalarına son verilsin; bu kaynaklar işçileri korumaya, pandemi borçlarının ödenmesine, kira ve hizmet programlarına; herkese yeterli ilaç, test ve aşı sağlanmasına ayrılsın.

Bakım sisteminin yeniden yapılandırılması. Yüzyıllardır kadınlar, translar ve lgbti+lar tarafından sağlanan bakım emeği, toplumları ve yeryüzünü ayakta tutuyor. Ama bu sistematik olarak değersizleştirilen ve karşılığı ödenmemiş bir emek. Covid-19 sadece toplumsal koruma sistemlerimizin yetersizliğini ortaya çıkarmakla kalmadı, toplulukların sırtına yüklenen bakım yükünü de keskin biçimde artırdı. Bakım işini formal ekonominin içine taşıyan ve bakım işlerinin cinsiyetçi yapısını değiştiren bir bakım yatırımları politikası talep ediyoruz. Bakım altyapısına yatırımlar, çocuk, hasta, yaşlı bakımı, sağlık, konut, su ve temizlik işlerinde çalışanlara insan onuruna yakışır çalışma koşulları.

Feminist örgütlenmelere, hareketlere, topluluk örgütlenmelerine engel değil destek olun.

Covid-19 krizi ile birlikte yaşanan teknolojik kaymalar hızlanırken, bu alanda özellikle veri madenciliği, dijital piyasaların genişlemesi- dijital sömürgecilik, anti-demokratik gözetim aygıtlarının yaygınlaşmasına karşı önlemler alınsın, büyük teknoloji şirketlerine tanınan muafiyetler son bulsun; djital sektörlerde çalışan herkesin çalışma koşulları ve hakları güvence altına alınsın; dijital araçların otoriterleşme aracı olarak kullanılmasına son verilsin.

Covid-19 krizi sürerken ve sonrasında, cinsel sağlık ve üreme sağlığı, kürtaja güvenli erişim dâhil temel sağlık hizmetlerine ve tüm bedenlere, cinsiyetlere, cinselliklere saygıya ve kabule dayalı kapsamlı cinsel eğitim programlarına erişim güvence altına alınsın.

Şiddetin önlenmesi için kamusal hizmetler, refah sistemleri ve güvenceli ekonomik haklar garanti altına alınsın; dönüştürücü ve onarıcı adalet uygulamaları yaygınlaştırılsın.

Toplumsal cinsiyet eşitliği ve insan hakları acil iklim politikalarının merkezine yerleştirilsin; covid-19 gibi hastalıkların yayılmasına neden olan yeni-sömürgecilik, kazımacılık, ekosistemlerin büyük şirketler ve devletlerce tahribine son verilsin. Gezegenin sağlığını ve iyiliğini bireysel ve şirket çıkarlarına kurban eden politikalara son verilsin; iklim politikaları üzerindeki şirket baskıları son bulsun; cinsiyet eşitliğini ve eşitliği gözeten iklim krizi çözümleri yaygınlaştırılsın.

Gıda ve tohum egemenliği güvence altına alınsın. Covid-19 gibi zoonitik hastalıkların yaygınlaşması beslenme borcu, iklim değişimi, eko-cinayetler ve endüstriyel küresel gıda sistemleri ile çokuluslu şirketlerin bağını ortaya koyarken, uluslararası köylü hareketlerinin toplulukların özerkliği, dayanışma ekonomileri, kültürel bütünlük ve çevresel koruma için ortaya koyduğu ilkeler benimsensin.

Covid-19’la birlikte derinleşen krize karşı mikro ve makro deneyimlere, yaşanmış gerçekliklere ve özel ihtiyaçlara yanıt veren, kadınların, transların, lgbti+ların eşit katılımına dayalı; özellikle kenara itilen ve hiçbir yerde temsil edilmeyenlerin seslerini yükselten yerel, ulusal ve halk çapında feminist karşı politikalar üretelim.

Yararlanılan kaynaklar:

  • 5 Dakikada Toplumsal Yeniden Üretim Kuramı – Tithy Bhattacharya
  • Capitalism’s Crisis of Care, Nancy Fraser-Sarah Leonard, Dissent Magazine
  • Alessandra Mezzadri: Social reproduction as method
  • Reimagining value: A feminist commentary in the midst of the COVID-19 pandemic, Banu Özkazanç-Pan ve Alison Pullen, Gender, Work, Organisation, Ocak 2021

Kaynak: Kadın Savunma Ağı

İlginizi çekebilir