Çocuklarla hak temelli ilişki nasıl kurulur? – Serkan Alan

Çocuklarla temas eden yetişkinlere “Çocuklarla Hak Temelli İletişimler Kurmak” başlıklı atölyelerde eğitimler veren “Baobab Çocuk” oluşumunun üyeleriyle konuştuk. Çocuklarla kurulan iletişimin nasıl olması gerektiğini ve doğru bilinen yanlışları psikolojik danışmanlar anlattı.

“Baobab Çocuk”un kurucuları, psikolojik danışmanlar Ayşegül Özman ile Hüner Aydın, “Çocuklarla Hak Temelli İletişimler Kurmak” başlıklı atölye çalışmaları düzenliyorlar. Özellikle çocuklarla yakın temasın kurulduğu eğitim, sağlık ve sosyal hizmet alanlarında çalışan yetişkinlere verilen eğitimler dört gün sürüyor. “Çocuklarla hak temelli iletişimler kurmak”, “Çocuğun bireyliği ve katılım hakkı”, “İletişimde şefkatli olmak” ve “Çocuk ve toplumsal cinsiyet” oturumlarının olduğu atölyelerde interaktif birçok etkinlik yer alıyor.

“Çocuklarla kurulan iletişimde yetişkinlerin doğru bildiği yanlışlar neler? Atölye çalışmalarına katılanlar neleri merak ediyorlar? Çocuklar yetişkinler tarafından nasıl konumlanıyor” sorularının yanıtlarını aradık.

‘ÇOCUKLARLA HİYERARŞİK İLİŞKİLER KURUYORUZ’

Özellikle son dönemde çocuklara yönelik istismar haberlerini çok fazla duyuyoruz. Baobab Çocuk’un atölyelerinin merkezinde çocuklar yer alıyor. Çocuklara karşı hak temelli iletişim kurmak nedir?

Hüner Aydın: Hak temelli olmak demek, gerçekten çocuklarla eşit bir zeminde çocuk haklarından haberdar olup bu hakları küçük noktalarda dahi ihmal etmeden ilişki kurmaktır. Genellikle yetişkin merkezli bir dünyada yaşadığımız için çocuklarla çok hiyerarşik ilişkiler kuruyoruz. Örneğin ‘yetişkin bilgiçliği’ yaratılıyor. “Çocuklar kendileriyle ilgili tüm süreçlerde söz hakkına sahiptir” üzerine birçok çalışma hayata geçiriliyor. Fakat somut şekilde bunu hiçbir yerde göremiyoruz, uygulamıyoruz. Bu hakkı gerçekten sağlamak içinalternatif bir eğitimde olmak gerekmiyor. Bir okulda, hastanede, adliyede olabilir buralarda çalışabilirsiniz. Bizim amaçladığımız da okulda, hastanede ya da adliyede çalışıp çocuklarla temas eden yetişkinlere hak temelli ilişkiyi anlatmak.

Hüner Aydın’a göre çocuklarla ilgili bir şeyler yapmaya çalışanların en büyük problemi kendi otoritelerini sağlama arzuları.

‘KATILACAK YETİŞKİNLERİN YÜZLEŞMEYE AÇIK OLMALARI GEREKİYOR’

Bu atölye çalışması yetişkinlere yönelik yapılıyor. Bunun nedeni ne ve katılanların ne tür beklentileri olmalı? Yetişkinlere, çocuklarla hak temelli ilişki kurma yöntemleri dışında ne tür konulardan bahsediyorsunuz? 

Ayşegül Özman: Atölyeye katılacak kişileri belirlerken daha çok çocuklarla çalışan ve çalışabilecek insanlara ulaşmayı hedefledik. Fakat çocuklarla yakın ilişki kuran birçok insan bu eğitimlerden faydalanabilir. Lisans mezunlarından çocuk gelişimi, sosyal hizmet, sınıf öğretmenliği vb. bölümlerde okuyanlar, sivil toplum kuruluşları, eğitim alanında çalışanlar, çocuk kütüphanelerinde, sağlık kuruluşlarında çalışanlar başta olmak üzere tüm yetişkinler eğitimlerden yararlanabilir. Atölyeye katılım süreci insanlar için çok mutlu bir süreç olmayabilir. Çok iyi hissedip onaylanma durumu  ortaya çıkmıyor genelde. Katılacak yetişkinlerin yüzleşmeye açık olmaları gerekiyor. Kendi duygu ve ihtiyaçlarımızı fark edip daha sonra çocuklarla bu şekilde iletişim kuracağızı aktarıyoruz.

‘TRANS ÇOCUKLARIN DESTEKLENMESİ GEREKTİĞİ VURGULANIYOR’

Ayşegül Özman: Öte yandan çok konuşulmayan bir konu olarak trans çocuklardan bahsediyoruz örneğin. Toplumsal cinsiyet atölyelerini heteroseksist bir yerden götürmemeyi amaçlıyoruz. Türkiye’de hiç konuşulmayan konulardan birisi olarak trans çocukları anlatıyoruz. Yurt dışındaki örnekleri verip trans çocukların desteklenmesi gerektiğini vurguluyoruz. Eğitimcilerin bu duruma nasıl tepkiler verdiğini aktarıyoruz. Bu tarz konular aracılığıyla insanların alışılmış kalıpları esniyor.

‘YETİŞKİNLERİN YÜZLEŞME HALİ ORTAYA ÇIKIYOR’

Atölyelerde çocuklarla yakın temas kuran insanlarla çalışma fırsatı buluyorsunuz. Ne tür geri dönüşler oluyor katılanlardan? 

Hüner Aydın: Geleneksel öğretilerin dışında olduğu dönüşünü alıyoruz insanlardan. Örneğin çocuk hakları konusundaki atölyemizde katılanların bir yüzleşme hali ortaya çıktı ve çok sık, “evet bunları bilmiyorduk” dediler. Bunları bildikten sonra yapacağımız şeyler üzerine konuştuğumuzda kendi deneyimlerini aktardılar. Dokunsal iletişim konusunda çocuklardan izin almak gerekliliğini öğrendikten sonra örneğin bir özel eğitimciyi düşünmeye sevk etmişiz. Bunu paylaştı. Atölyelerde sonuçtan çok sürece odaklanıp insanların çocuklarla iletişim kurarken bazı şeylerin farkında olarak hareket etmeleri gerektiğini aktarıyoruz. Kulağa kaçan sudan sonra küçük de olsa düşünsel bir süreci başlatabilirsek kârdır diye düşünüyoruz.

‘ÇOCUKLAR İKONA DÖNÜŞTÜRÜLÜYORLAR’

                           Ayşegül Özman çocuklarla kurulan ilişkilerde farkında olmadan yapılan hak ihlallerini anlattı.

Çocuklarla kurulan ilişkide doğru bildiğimiz yanlışlar neler?

Ayşegül Özman: Çocuklarla kurulan ilişkide farkında olmadan yapılan birçok ihlal söz konusu. Örneğin fotoğraf konusu… Çocukların fotoğraflarının çekilip yayınlanmasıyla ilgili insanlar hiçbir rahatsızlık duymuyorlar. Bu fotoğrafların çoğu çocukların izni alınmadan paylaşılıyor. Örneğin atölyelerde küçükken denizde çıplak fotoğrafı çekilmiş bir çocuğun büyüdüğünde anne ve babasına dava açabilme hakkının olduğunu anlatıyoruz. Yurt dışında yaşanan bir olay bu örneğin. Çocuklar araçsallaştırılmış bir halde yine yetişkinlerin ihtiyaçlarını karşılamak üzere bir ikona dönüştürülüyorlar. Bunu aileden eğitimciye herkes farkında olmadan yapıyor.

‘ÇOCUĞU SEVERKEN ONA DOKUNMAMAK ZORUNDA MIYIM?’

Bir diğer örnek ise dokunmak… Son zamanlarda çevremizdeki insanlardan, “Bir çocuk gördük yolda çok tatlı olduğunu düşündük ve onu sevmek istedik. Bu  isteğimiz yanlış mı, hak ihlali mi?” sorularını duyuyoruz. Evet burada hak ihlal ediyoruz. Çünkü burada çocuğu gerçekten çok sempatik olarak algılayıp bencil bir dürtüyle kendi ihtiyacımızı karşılamak üzere bir eylemlilikte bulunuyoruz. Gidip yanaklarını sıkıyoruz, başını okşuyoruz vs. İnsanlar son dönemde çocuk istismarlarını artmasından kaynaklı, “Ben öyle birisi değilim ama çocuk severken ona dokunmamak zorunda mıyım” diyor. Atölyelerde de bunu açık yüreklilikle konuşuyoruz.  Kendi ihtiyacımızı gidermek için başka bir insanı kullanmamamız gerekiyor. Yolda çok beğendiğimiz yetişkin birinin başını okşuyor muyuz? Hayır. Bu duruma direkt olarak taciz diyoruz.

‘ÇOCUK KAVRAMI DİLDE, KÜÇÜMSEMEYİ  VURGULAMAK İÇİN KULLANILIYOR’

Hüner Aydın: İnsanların çocuklarla eşit bir zeminde iletişim kurması gerekiyor ama hayatın birçok noktasında bunu yapmıyorlar. Çocuklarla göz hizasına gelerek iletişim kurmak yeterli değil. Biz bunun fiziksel olarak değil daha maneviyatına odaklanıyoruz. Çocukla kurulan ilişkide ast-üst ilişkisinin olmadığı bir alan yaratmaya çalışıyoruz. Atölyelerde dile çok daha fazla yer ayırıyoruz. Bazı cümle kalıpları var örneğin, “Çocuk muyum ben”, “Çocuk işte”, “Çocuk aklı”, gibi cümleleri açıyoruz. Bu cümleleri kullanıyor muyuz, duyduğumuzda ne hissediyoruz? Çocuk kavramı dilde aşağılamayı ve küçümsemeyi vurgulamak için kullanılıyor. Böyle örtük anlamlar yatıyor kurduğumuz cümlelerde. Bu cümleleri tespit edip bunların kullanımının nereye denk düştüğünü farkına vardırıyoruz.

‘ÇOCUK MUSUN SEN, TEPKİSİ GÖSTERİYORUZ’

Ayşegül Özman: Örneğin bir romantik ilişkideyiz ve partnerimiz bize olgun gelmeyen bir davranışta bulundu. “Çocuk musun sen” gibi bir tepki gösteriyoruz. “Çocuk musun sen” gibi bir tepki neyi ifade ediyor bize? Aslında bu örtük olarak bütün bir çocuk algısını ortaya çıkarıyor. Çocuklar bunu yapamaz, bunları düşünemez, yetersizler, kendi başlarına karar alamazlar gibi anlamlara denk düşüyor. Biz bunun farkına vardırarak insanlarda çatlakların ortaya çıkmasını istiyoruz. Toplumsal olarak isteklerimizi tam anlamıyla yapamamamızın altında sürekli engellenmemiz yatıyor. Özellikle eğitim alanında bunları çok fazla görüyoruz.  Çocuklara çok sevimli, bir şeyleri beceremeyen, tuhaf şeyler yapan küçük insanlar olarak bakmaktan ziyade, yaşamaları gereken bu süreci iyi geçirmeleri için onlara yardımcı olan yetişkinlerin sayısını arttırmayı hedefliyoruz.

‘İYİ BİR ŞEY YAPIYORUZ HİSSİYATI  ÇOCUKLARI GÖRÜNMEZ KILIYOR’

Toplumda çocuklara karşı nasıl bir algı var? 

Hüner Aydın: Türkiye’de ve başka birçok ülkede çocuklara dair şöyle bir bakış açısı var, çocuklarla birlikte, çocukların adına ama çocuklara rağmen  bir şeyler yapmaya başlıyoruz. Bu nedir? Bir iyi niyet var ortada ama yeterince eleştirel düşünme ve işbirliği yok. Çocuklarla ilgili bir şeyler yapmaya çalışan yetişkinlerin en büyük problemi kendi otoritesini orada sağlama ve bütün süreçte kendi sözünün hakimiyetini önemseme. Fakat iyi niyete kapıldıktan sonra bunun farkına varmak çok da mümkün olmuyor. Birçok gönüllü çalışmada gözlemlediğimiz şey bu. Çocuklar için iyi bir şey yapıyoruz hissiyatı orada çocukları bir noktada görünmez kılıyor. Bunu da çocukların deneyimsiz olduğunu, olgun olmadığını düşünmek neden oluyor. Örneğin küçük örnekler var atölyelerde çok sık verdiğimiz: Bir çocuğu yaramaz olarak etiketledikten sonra o çocuğun kim olduğunu anlamak ve tanışmak çok zor hale geliyor. Yaramaz olarak etiketlenen bir çocuk bir noktadan sonra o yaramaz olma hali dışında başka bir şey olamıyor. Bu en basit ve her noktada görebileceğimiz bir ayrımcılık örneği. Bu ayrımcılığın bir şeyleri katletme noktasında büyük bir etkisi var. İletişim atölyelerinde özellikle tek hikayeden bahsediyoruz. İnsanlar iyi ki bunu yaptık ve bunu buradan kurduk diyorlar.

‘EĞİTİMLER YAYGINLAŞIRSA YETİŞKİNLER RAHATLAR’

Bu konudaki eğitimler atölyelerle sınırlı olmaktan çok nasıl yaygınlaştırılmalı?

Hüner Aydın: Özellikle lisans eğitimlerinde çocuklarla hak temelli ilişki kurmak üzerine muhakkak harekete geçilmesi gerekiyor. Bu eğitimlerin yaygınlaştığında yetişkinlerin çok rahatlayacağını düşünüyorum. Çocukların kendilerine güvenerek ve desteklenerek büyüdüğü bir toplumsal dönüşüme sebep olabilir bu.

Kaynak: Gazete Duvar

İlginizi çekebilir