Adalet Bakanlığı, cinsel dokunulmazlığa karşı suçlarda ‘uzman savcı’ görevlendirilmesine dair genelge yayınladı. Avukatlar ise davalarda yaşanan sorunların uygulayıcılardan kaynaklandığını söylüyor.

Cinsel saldırı suçlarına ‘uzman savcı’: Hangi kritere göre belirlenecek?

Adalet Bakanı Bekir Bozdağ’ın imzasıyla yayımlanan genelgede cinsel dokunulmazlığa karşı suçlarla ilgili soruşturma işlemlerinde ‘özel bir savcının’ görevlendirilmesi ve bu suçlara ilişkin soruşturmalarda daha fazla özen ve titizlik gösterilmesi istendi. Avukatlar ise sorunun sadece savcının uzmanlaşmasıyla çözülemeyeceğini savunuyor.

‘SIKINTILAR NE YAZIK Kİ UYGULAYICILARDAN KAYNAKLANIYOR’

Başsavcılıklara gönderilen 13 maddelik genelgeye göre, cinsel dokunulmazlığa karşı suçlara ilişkin soruşturma işlemleri, cumhuriyet başsavcılıklarınca yapılacak işbölümü ile her adliyede belirli cumhuriyet savcıları tarafından takip edilecek. Zorunlu olmadıkça iş bölümü değişikliği yapılmayarak savcının bu konuda uzmanlaşması sağlanacak. Cinsel dokunulmazlığa karşı bir suç işlendiği iddiası ile soruşturmaya başlayan cumhuriyet savcısı cumhuriyet başsavcısına bilgi verecek. Soruşturmayı yürüten cumhuriyet savcısı, eylemin niteliği gözetilerek kolluk birimlerine ayrıntılı bir şekilde gereken talimatları verecek. Ayrıca ‘olumsuz etkiler bırakmasının önüne geçilebilmesi’ ve ‘masumiyet karinesinin korunabilmesi’ açısından soruşturmanın gizliliği ilkesine riayet edilecek.

GİZAY DULKADİR: KIYMETLİ AMA YETERLİ DEĞİL

Avukat Gizay Dulkadir, bu konudaki soruşturmaların hassasiyetine vurgu yaparak şunları söyledi: “Genelge bu yönüyle kıymetli olmakla beraber genelgeye konu edilen cinsel suçlar alanında sürekli çalışan, uzmanlaşan savcı kavramı esasen uygulanan bir durum. Örneğin Ankara Adliyesi’nde ayrımcılık ve cinsel dokunulmazlığa karşı işlenen suçlar bürosu mevcut. Bu büroda çalışan cumhuriyet savcıları genelgede hedeflendiği şekilde daimi olarak cinsel suçlar kapsamındaki soruşturmaları yürütüyor. Diğer büyükşehirlerde de bu uygulamanın mevcut olduğu bilinmekte. Hal böyle olmasına rağmen Adalet Bakanlığı’nın böyle bir genelge yayımlayarak, bilhassa ifade alma ve delil toplama aşamalarına ilişkin detaylar üzerinde durmuş olması uygulamada hala pek çok sıkıntının yaşandığına dair önemli bir işaret. Esasen kanunlarımızda, genelgede sözü edilen ifade alma ve delil toplama sırasında mağduru koruyacak, delillerin yok olmamasını sağlayacak düzenlemeler mevcut. Uygulamada yaşanan sıkıntılar ne yazık ki uygulayıcılardan kaynaklanıyor. Bu nedenle ‘uzmanlaşmak’ kavramının tam manasıyla uygulanması gerekliliği aşikardır.”

‘HANGİ KRİTERLERE GÖRE BELİRLENECEK?’

“Genelgeler uygulamadaki sorunun çözümünde ancak bir başlangıç noktası olabilir” diyen Dulkadir sözlerine şöyle devam etti: “Adalet Bakanlığı’nın yayımladığı bir genelge ile direktifler vermesi neticesinde tüm sorunun ortadan kalkacağı ya da bu direktifleri okuyan her cumhuriyet savcısının uzman kabul edilemeyeceği aşikar. Eğer gerçek manada bir uzmanlıktan söz ediyorsak, önce ilgili cumhuriyet savcılarının hangi kriterlere göre belirleneceğini tartışmak gerekir. Şüphesiz ki bu savcıların seçiminde evvelce bu suçlar bakımından deneyim sahibi olanlar öncelikli kabul edilmeli. Yine ilgili savcıların doğrudan soruşturmalarda görevlendirilmeleri halinde alanında uzman bir cumhuriyet savcısından ziyade, zaman için uzmanlaşacak bir cumhuriyet savcısından bahsedilecektir ki, böyle bir durumda geçen zamanda yürütülen soruşturmalar bakımından telafisi imkansız hatalar yapılacağı aşikardır. Bu nedenle Adalet Bakanlığı uygulamadaki sorunları çözmek noktasında samimi ise ilgili savcıların mutlaka özel bir eğitime tabii tutulmaları ve bakış açılarının bu doğrultuda genişletilmesi gerekmekte. Bu eğitim psikolojik ve pedagojik tutumdan, delilin sağlıklı elde edilebilmesi için gereken tıbbi bilgiye kadar geniş bir çerçevede olmalı. Elbette böyle bir alanda uzman kabul edilecek bir savcının toplumsal cinsiyet eşitliği anlayışına sahip olması ve bilhassa mağdur ile olan tüm irtibatını bu bakış açısıyla kurması gerektiği aşikardır. Bu süreç uygulamadaki bir sorunu çözmenin, mevzuattaki bir yanlışı düzeltmekten çok daha zor ve emek gerektiren bir iş olduğu gerçeği gözetilmeden yürütülmeli.”

ESİN YEŞİLIRMAK: OLUMLU BİR GELİŞME ANCAK…

Avukat Esin Yeşilırmak ise bu sorunun sadece savcıların uzmanlaşmasıyla çözülemeyeceğini söylüyor. Yeşilırmak söz konusu genelgeyle ilgili şu açıklamayı yaptı: “Genelgeyle yenilik olarak sayılan maddeler, zaten uygulamada olan ancak eksik aksak yürüyen veya yürümeyen sistemlerin aktifleştirilmesi hedeflenmiş. Zira cumhuriyet savcıları arasında iş bölümü yapıldığını ve basın savcısı, aile içi şiddet savcısı . vs. gibi bölümlere ayrıldığını biliyoruz. Yine AGO (Adli görüşme odaları) ve ÇİM (Çocuk İzleme Merkezleri) mevzuatta olan uygulamalar. Ancak ne yazık ki ülkemizde uygulama alanları çok kısıtlı. Ya fiziki yetersizlik ya da mahkemelerin keyfi uygulamaları nedeniyle çoğunlukla bu odaların kullanılmadığını görüyoruz.

Örneğin bir cinsel saldırı dosyasında mağdurun adli görüşme odasında dinlenmesi talebi 12 celse hiçbir gerekçe ileri sürülmeksizin reddedildi. Bu nedenle mağdurlarda, mahkeme aşamaları genellikle ikinci bir travmaya yol açmakta. Fail ile yüz yüze gelmek zorunda kalınmakta veya 3-4 kere adli tıpta muayeneye gönderilmek istenmekte. Genelge bu durumların yaşanmasını engellemek için olumlu bir gelişme ancak yeterli değil. Zira bu sorumluluk tek başına cumhuriyet savcısının uzmanlaşması ile çözülemez. Soruşturma ve kovuşturmada yer alan tüm görevlilerin genelgede hedeflenen konular açısından düzenli eğitim alması gerekli.”

Kaynak: DUVAR – Hacı Bişkin

  • Hakkımızda
  • Künye

 

Başka Bir Denizli… Başka Bir Ülke… Başka Bir Dünya… MÜMKÜN…