Cemaatler AKP iktidarıyla dünyevileşme sürecine girdi – Onur Dalar

Bir dönem Nurcuların bir kolu olan Meşveret grubunda bulunan 30 yaşındaki öğretmen, cemaate girdiği günden ayrılana kadar yaşadığı süreci anlattı.

Tartışma devletin de gündeminde. Diyanet İşleri Başkanlığı’nın hazırladığı ‘Dini–Sosyal Teşekküller, Geleneksel Dini Kültürel Oluşumlar ve Dini Yönelişler’ isimli gizli rapor da cemaatler meselesini bir üst yapı sorunu olarak ele alıyor. Türkiye’deki cemaatleri tek tek ele alan rapor Fethullah Gülen cemaatini istisna olarak tanımlarken raporun 13. sayfasındaki “FETÖ İhanet olayı bazı uluslar arası istihbarat örgütlerinin bir devleti içeriden manipüle edebilmek için buldukları işbirlikçileri kullanma problemidir” cümlesi meselenin daha da ileri gidilerek bir istihbarat sorunu olarak ele alındığını gösteriyor. Diğer cemaatler de raporda benzer şekilde ‘vatansever’ ya da ‘FETÖ destekçisi’ gibi kavramlarla değerlendiriliyor. Raporun sonundaki çözüm kısmında Osmanlı zamanındaki Meclis-i Mesayıh ( Şeyhler Meclisi) örneği verilerek cemaatlerin yasal zemine çekilmeleri ve denetlenmeleri gerektiğini söyleniyor. Rapor insanların cemaatlere neden katıldıklarına, cemaatlerin toplumsal olarak nereye denk düştüğüne dair pek bir şey söylemiyor.

Bir dönem cemaatler bulunmuş ya da halen bulunan insanlarla konuşarak, hem basında cemaatler hakkında konuşulan meseleleri nasıl karşıladıkları, hem AKP iktidarı ile beraber cemaatlerin yaşadıkları değişimi, hem de kendi yaşadıkları süreçleri kendilerinden dinledik.

V. 30 yaşında bir öğretmen ve erkek. (Devlet memuru olduğundan dolayı ismini vermek istemediği için kendisine V. diyeceğiz.) Lise yıllarının başından 24 yaşına kadar Nurcuların bir kolu olan Meşveret* cemaatine bağlı olarak yaşamış.

Şu an cemaatten ayrılmış olsa da V.’nin söyledikleri ‘Bir insan bir cemaate bağlı olarak nasıl yaşar, cemaat kişisel hayatının ne kadarını kaplar’ sorusuna bir cevap vermek adına önemli. Ayrıca V. 17 yıllık AKP iktidarında cemaatlerin nasıl bir değişim yaşadığına dair de çarpıcı şeyler söyledi.

Kendisine cemaat ile nasıl tanıştığını sorduğumda ailesinin çoğunluğunun meşveret cemaatine intisap etmiş (bağlanmış) kişiler olduğunu, geleneksel olarak bir yakınlıkları olduğunu ve cemaate 2000’li yılların başlarında yaz tatillerinde gidip gelmeye başladığını söyledi. V. ilk başlarda arkadaşlarıyla beraber sosyalleştikleri ve herkesin birbirine iyi davrandığı bir yer olarak gördüğü cemaatin, seneler geçtikçe kendisine kişiliği ve yaşayış tarzı için bir rol model oluşturmaya başladığını anlattı. Cemaatten kopuş sürecini anlatırken ise AKP’nin iktidar olmasıyla başlayan cemaatlerdeki değişimden ve bununla paralel giden kendi iç dünyasındaki değişim sürecinden bahsetti:

“Ayrılmama kendi içinde yaşadığım sessiz sedasız süreçler sebep oldu. Kişiliğime direk olarak bir saldırı olduğu için ayrıldığımı söyleyemem, böyle bir şey olmadı. Hatta ayrıldıktan sonra kimse de sohbetlere katılmam yani bağlılığımı eskisi gibi devam ettirmem için ısrar etmedi. Ben artık cemaat ya da STK, örgüt benzeri yapıları insanların kişiliğini erittiğinden dolayı sevmiyorum. Düşünsel olarak cemaat yapısını artık kendime uygun bulmuyorum.”

‘O ZAMAN TANIDIĞIM İNSANLARDA MAZLUMUN GURURU VE AHLAKI VARDI’

“Yine de onlara karşı saygımı kaybetmedim. Benim o zaman tanıdığım cemaat ağabeyleri siyasal İslam’ın henüz iktidara gelmediği ya da iktidar kanalıyla kendini ifade edemediği günlerden kalma insanlardı. O zaman tanıdığım insanlarda mazlumun gururu ve ahlakı vardı. Siyasi konuların konuşulması pek hoş karşılanmazdı. Elbette herkesin cumhuriyetin kuruluş sürecine ve ilk kadrolarına Said-i Nursi ve öğrencilerine yapılanlardan dolayı bir antipatisi vardı. Ancak bu fiiliyata dökülmüyordu, Allah’a havale ediliyordu. Nurculuğun kolları içinde de AKP ekonomik ve siyasi alana giriş için bir milat oldu. Çünkü Nurculuk aslında sivil ve korkak bir muhalefet ile oluşmuş bir cemaattir.”

‘İKTİDAR CEMAATLERE DÜNYADA YER AÇTIKÇA ONLAR DA DÜNYEVİLEŞTİ’

– Bahsettiğiniz bu ‘sivil ve korkak muhalefet’ nasıl bu kadar kuvvetlenebildi?

Said-i Nursi’nin hayatına bakmadan, öğrencilerinin statü ve profillerini iyi anlamadan bu konuda söylenecek şeyler çok eksik kalır, çok kestirme olur ve oluşumun dinamikleri anlaşılamaz. Değişim de net olarak görülemez. Dediğim gibi AKP iktidarı ile birlikte özellikle AKP’nin fazla oy aldığı muhafazakâr Türk illerinde Nurcu cemaat önce gidip gelenlerin tavırlarıyla sonra da cemaatin çekirdeğini oluşturan vakıf ve büyük ağabeylerin meyliyle enteresan bir değişime girdi. İktidar cemaatlere dünyada yer açtıkça onlar da dünyevileştiler.

‘AKP İKTİDARI CEMAATLERİN DEVLETLE KAN UYUŞMAZLIĞINI GİDERMİŞ OLDU’

Bu süreçte aslında AKP iktidarı cemaatlerin devletle olan kan uyuşmazlığını gidermiş oldu. Nurcular için sivil ve korkak bir muhalefet demiştim. Bu süreç olunca cemaatler aktif siyaset ile daha korkusuzca ilgilenmeye başladılar. Tabii olayın ekonomik boyutu da var. Bu iki sebep AKP’ye karşı olumlu hisler oluşturdu.

Siyasi kadroların cemaatleri oy depoları olarak görmeleri, cemaatlerdeki kanat önderlerinin partilerle çoğu kez gizli ama özellikle seçim dönemleri siyasi partileri açıkça desteklemeleri orada kalan öğrencilere, gidip gelen sohbet gruplarına da etki etti. Profil değişmeye başladı. Tabi bu olayın birçok yönü var. AKP iktidarı ile Kemalist kurumların gerilemesi o sivil ve korkak muhalefetin sesini yükseltmeden tatmin olmasına sebep oldu. Çünkü Kemalizm bir nevi antitez olarak görülüyordu.

– Değişimin sohbet gruplarına etki ettiğini söylediniz. ‘Dünyevileşme süreci’ Nurcular içinde nasıl karşılandı? Sonuç olarak ana akım Nurculuğu düşünürsek; Said Nursi hayatını kaybettikten sonra çıkardıkları Yeni Asya gazetesi için ‘Banka reklamlarına kesinlikle yer verilmeyecek’ prensibini koyan bir gelenekten bahsediyoruz. AKP ile bu süreç en tepe noktasına ulaştı. Maddi çıkar kaygıları ile cemaate yaklaşanlar insanların çoğalması tepki çekti mi mesela? Sizin ayrılmanızda etkili oldu mu?

Benim kendi sürecime paralel olarak cemaat de az önce bahsettiğim değişimi yaşamaya başladı. Tam bu zamanlarda üniversite okuyordum ve meşveret cemaatinde kalıyordum. Belki benim kanaati ve tevazu seven yapımdan belki de çocukluktan beri kanıksadığım bir düzene sahip olmasından dolayı üniversiteye kaydımı yapmadan önce cemaate gidip dershanede (Dershaneler meşveret cemaati içinde sohbetler yapılan evler anlamında kullanılıyor) kalmak istediğimi söyledim. İlk iki yıl hem okul başarım iyiydi hem de cemaatin kitap okumalarına, yeni gelen öğrencilerle ilgilenmeye tam bir fedakârlıkla katılıyordum. Daha sonra benim farklı okumalarım, kolektif yapının kişiliği eritmeye çalışan yapısı ve siyasi olarak Kürt davasına yakınlaşmam cemaatin benim gönlümde olan yerini yavaş yavaş yıkmaya başladı. Öyle ki 4. sınıfa geldiğimde zihinsel olarak tamamen kopmuş, kendimi ait hissetmediğim bir ortamda konfor ve ekonomik gerçeklikten dolayı kalıyor bulmuştum. Yaklaşık 6 yıldır hiç gitmedim, bu bitişik süreç beni kopardı.

‘ANA AKIM NURCULAR GÜLEN CEMAATİ GİBİ PLANLANMIŞ BİR KADROLAŞMA SÜRECİ YAŞAMADI’

Aslında bu soruyu sormanızın temel sebebi Nurcuları Türkiye’nin Gülen Cemaati üzerinden tanınmasıdır. Normalde geleneksel Nurcu damardan gelen gruplar için AKP iktidarına kadar çok abes bir soruydu. Nurculuk dediğimiz şey esnaf ve vasat memur tabakasından müteşekkil bir topluluktur. Bu topluluğun üyelerinin sorduğunuz soruya dair toplumun diğer kesimlerinden çok da farklı olmayan cevapları vardı. AKP iktidarının eski devlet kadrolarını tasfiyesiyle Meşveret cemaati için planlı olmayan bir işe alınma dönemi başladı. Ana akım Nurcular, Gülen Cemaati gibi önceden planlanmış bir kadrolaşma süreci yaşamadılar. Geleneksel Nurculuk basit vatandaşın dini ihtiyaçlarından oluşmuştu. Son dönemlerinde cemaatin iş kapısı olarak kullanıldığını gördüm ama geleneksel Nurcu damar böyle dünyevi işleri pek beceremezdi. Hatta bu yüzden bizim içimizde biraz da istihza ile karışık Gülencilerin geleneksel Nurculardan ayrı olduğu söylenirdi. Planlı kadrolaşma konusunda belki akademiyi istisna olarak gösterebiliriz. AKP döneminde akademiye yönelik bir teşvik etme başlamıştı. ‘Tepki çekti mi’ sorusuna cevap olarak evet diyebilirim.

‘HAYATIN BÜTÜN KALEMLERİNDE KENDİ KURUMLARI VAR’

– Cemaate bağlı bir insan nasıl yaşar? Cemaatin kuralları hayatının ne kadarını kapsar?

Neredeyse tamamını… Aslında bu soruyu siz ailenizle beraberken aileniz ne kadar zamanınızı kaplıyor diyerek cevaplayabilirim. Cemaatte kalan ve dışarıdan gidip gelenleri ikiye ayırmak gerekiyor. Sürekli orada kalan bir insanın ister istemez bütün gününü alan hatta bazen ailesinden bile uzak düşmesine neden olan yapısı var. Tabi orada kalan için bunu yapmak dini olarak onun bir çeşit görevi. Gidip gelenlere gelirsek onların da belki sosyal çevrelerinin de cemaatle ilgili olması onların yaşantılarının mekân ve içerik olarak cemaatle ilgili yerlere kayması dolayısıyla vakitlerinin önemli bir kısmını kaplaması söz konusu. Bu aslında kitle içinde yabancılaşmaya örnek olarak verilebilir. Geçen vaktinin farkında değildir büyük ihtimalle. Diğer önemli parametre cemaatin insanların sosyal hayatlarına ne kadar girmek istemesiyle ilgili tabi. Küçük cemaatlerin pek böyle gücü yok ama diyelim Gülenciler kendisinde kalan adamı yutan bir alan gibiydi. Hayatın bütün kalemlerinde kendi kurumları vardı. TV, radyo, market, giyim kırtasiye hatta banka, okul vs. bildiğimiz şeyler. Böyle olunca her halde artık başka fikir bile akıllarının ucundan geçmez olmuştur. Yine gazetesi olan yeni Asya gibi cemaatler, kanalı olan İhlas cemati. İşi abartıp kola çikolata üreten Yazıcılar cemaati. Bu dediklerim basit gelebilir ama bir noktadan sonra zaten kalbini ve aklını verdiği cemaate bütün vaktini de vermeye başlayan insanın tek vasfı dekan cemaate bağlı olmak oluyor. Ya da Said-i Nursi’nin deyişiyle bir buz parçası olan nefsini büyük bir havuzda eritiyor. Yani var yok arası, büyük bir vücudun parçası oluyor. Artık o vücudun beyninden gelen her şeyi istisnasız yerine getiriyor.

‘KİTAP OKUYARAK HAYATIMA ŞEKİL VERME BENDE TAKINTI OLARAK KALDI’

– Böyle bir durumda bir süre sonra kişinin cemaat dışında bir hayata uyum göstermesi zorlaşıyor mu? Aslında cemaatler kendilerine bağlı insanlara bir yaşam reçetesi ya da yaşam doktrini sunuyorlar diyebilir miyiz?

Tabii kişinin neden ayrıldığı da önemli. Yani ekonomik mi, siyasi mi, başka dini yorumlara yakınlık mı, felsefi mi? Bunların hepsinin sonucu farklı olur elbette. Steril bir yaşamdan hayatın gerçeklerine maruz kalmak zor. Dışarı çıktığınızda hazırlıksız yakalanmış gibi oluyorsunuz. Bütün hayatına şekil veren bir sürecin içinden çıkıyorsun. Ayrılmama rağmen kendi yaşayışımda etkilerini görüyorum. Filan şehrin insanı böyledir derler ya, ona benziyor. Mesela kitap okuyarak hayatıma şekil verme bende takıntı olarak kaldı. Cemaat yıllarındaki Risale-i Nur okumalarından kaynaklı bir takıntı. Doktrin meselesi de yine kişiye has bir durum. Ben kendimce anlamlar peşine düştüm elbette, neden varız ne yapmalıyız gibi ama başka insanlar ne yaşıyor pek bilmiyorum. Belki siz daha iyi biliyorsunuz.

– Ana akım Nurcuların içinde bulunmuş bir kişi olarak Gülen Cemaatini bu gün nasıl yorumluyorsunuz? 15 Temmuz darbe kalkışması cemaatler için nasıl etkiler yarattı?

Biz Gülencileri rakip cemaat olarak görüyorduk. En net hatırladığım polis ve asker olmak isteyenlerin oraya gittiği. Darbeye kalkışacakları aklımızın ucundan bile geçmezdi. Eski bir Nurcu olarak buna nasıl cesaret ettiklerine akıl erdiremedim. 15 Temmuz’dan sonra Nurcular çok zor duruma girdi. Belki başka cemaatler bunu daha az yaşamıştır. Geçmişimden dolayı bana bile değişik bakanlar oldu.

* Meşveret grubu Nurcular içindeki siyasi bir ayrılıktan doğuyor. Adalet Partisi’nde bir dönem Çalışma Bakanlığı yapmış olan Tevfik Paksu ve Adalet Partisi milletvekillerinden Hüsamettin Aksu’nun İslamcı ideolojiye sahip bir parti kurmak için girişimde bulunmasından sonra o dönem Nurcuların lideri olarak görülen Zübeyir Gündüzalp yeni parti fikrine karşı çıkıyor. Said-i Nursi’nin Adnan Menderes’in Demokrat Partisi’ne verdiği destekten dolayı Zübeyir Gündüzalp, Menderes’in devamı olarak gördüğü Süleyman Demirel’in desteklenmesini doğru buluyor. İslamcı Parti’yi kurmak isteyenler ayrı bir cemaatleşmeye gidiyorlar. ‘Meşveret grubu’ olarak anılmaya başlayan cemaat Nakşibendi olan İskender Paşa Dergahına bağlı olduğu halde Necmettin Erbakan’a partinin lideri olmasın için teklif götürüyor. Tekvik Paksu, Erbakan’ın ricası ile İskender Paşa Dergahı şeyhi Mehmet Zahid Kotku ile görüşüp kendisinden izin aldıktan sonra Milli Nizam Partisi kuruluyor. Meşveret grubu hakkında bu söylediklerim çok bilinmedik şeyler değil; kendi yayınlarında da bu bilgilere ulaşılabiliyor.

Kaynak: Artı Gerçek

İlginizi çekebilir